Konusunu Oylayın.: İslamda alışveriş ve ortaklık hakkında hutbe

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
İslamda alışveriş ve ortaklık hakkında hutbe
  1. 23.Mart.2012, 09:31
    1
    Misafir

    İslamda alışveriş ve ortaklık hakkında hutbe






    İslamda alışveriş ve ortaklık hakkında hutbe Mumsema islamda alışveriş ve ortaklık hakkında hutbe


  2. 23.Mart.2012, 09:31
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 30.Mart.2012, 22:14
    2
    ebuturab
    Site Doktoru

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Mart.2007
    Üye No: 74
    Mesaj Sayısı: 1,714
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 20
    Bulunduğu yer: vuslat-ı nur

    Cevap: islamda alışveriş ve ortaklık hakkında hutbe




    Ey şeref-i İman ile müşerref olan ehl-i İman,
    Hutbemiz, Ticaret Ahlakı hakkındadır.
    Malumdur ki, bütün sebeblerin hâlıkı olan Allâh-ü Teâlâ, Âhireti mükâfat ve cezâ yeri, dünyayı ise say-u gayret ve ebedi saadetimizi kazanmak, bu uğurda sıkıntı, mihnet, meşekkat, imtihan ve belâlara tahammül yeri olarak yaratmıştır.
    Dünyada yegâne gâyemiz Âhireti, Mevlâmızın Rızâsını, Cennet ve Cemâl-i İlâhiyi kazanmak, Allâh (cc)a hakîki kul olmaya çalışmaktır. Ancak dünyada yaşayan insanlar, Mevlamızın ilahi bir kanun olarak tensib ve takdir buyurduğu, yine kendisine kulluk yapmaya da bir vasıta kıldığı, yeme-içme, giyim-kuşam gibi zarûrî ihtiyaçları temin etmek durumuyla karşı karşıya kalmışlardır. İşte bunu temin edebilmek için muhtelif maişet yollarına tevessül etmek , bu yolda bir miktar gayret etmek, emek sarfetmek durumundadırlar. Bu maişet yollarından bir tanesi ve başlıcası da Ticarettir. İnsanlar, bu yolla maişet temin edip dünyevî zarurî ihtiyaçlarını gidermeye gayret ederler. Mensûbu olmakla şereflerin en yücesine mazhar olduğumuz İslam dinde, mensublarını ticarete teşvik etmiştir.
    Nitekim Âyet-i kerîmesinde Cenâb-ı Hakk: ...Ve gündüzleri, geçiminize elverişli kıldık buyuruyor.
    Diğer bir Âyet-i kerîmede de: Yerde sizin için maîşetler (geçim yolları) halkettik. Az şükrediyorsunuz buyuruluyor.
    Peygamber Efendimiz de hadîs-i şeriflerinde: Ticârete devam edin. Çünkü rızkın onda dokuzu ticârettedir buyuruyorlar.
    Diğer bir hadîs-i şerifte de: Çarşı ve pazarlar, Allah (cc)ın sofralarıdır. Oralara giden, bu sofralardan faydalanır buyuruluyor.
    İşte Ayet-i kerîme ve Hadîs-i şeriflerden de anlaşılacağı üzere ticaretin taşıdığı ehemmiyet, fazla bir izaha hâcet bırakmayacak derecede açıktır. Esasen üzerinde durulması icab eden husus, bilinmesi ve riâyet edilmesi gereken şey, Ticaret Ahlâkı dır. Yüce dinimiz her hususta olduğu gibi bu hususta da çok hassas hareket etmiştir. Zira kul hukuku bahis mevzuu olup, Peygamberler dahi bu hususta Allah (cc)a sığınmışlardır. Nitekim dinimiz riâyet edilmesi icab eden bazı ölçüler vaz etmiş ve Mevlâmıza kul olma arzusu taşıyanların da bütün bu hususlara azamî derece de riâyet etmelerini emretmiştir. Aksi halde elde edilen maîşete, helâl ve meşrû olmayan şeylerin karışma ihtimali olur ki, buda bir mümin için felâkettir.
    Alan yada satan bir tüccarın riâyet etmesi icab eden bazı hususları arz edecek olursak:
    1. Aldığı malda bir kusur yoksa o malı tenkîd etmemelidir.
    2. Ölçü ve tartılarda hîle yapmamalıdır. Büyüklerimizin de her fırsatta zihinlere nakşetmeye çalıştıkları Rasûlüllah Efendimizin şu hadîs-i şerîfi çok dikkat-i şayandır:
    “Kişinin namazına ve orucuna bakmayın. Onun dinar ve dirhemine bakın. (Yani bir kimsenin namaz kılması, oruç tutması sizi aldatmasın. Siz o kimsenin alışverişlerdeki doğruluğuna, dürüstlüğüne, kul hakkı hususundaki hassasiyetine bakın, ona göre değerlendirin) buyuruyor Fahr-i Kâinât Efendimiz.
    3. Satışa arz edilen bir malın kusurlu tarafı varsa , onu gizlemeye çalışmamalıdır. Bu hususta Rasûlüllah (sav) Efendimiz: Kim bir aybı (bulunan malı), o (kusuru) nu açıklamadan satarsa, Allahın dâimî gadabı içinde kalır ve melekler durmadan ona lanet eder buyuruyorlar. Asr-ı Saadette Rasûlüllah Efendimiz, halka hîle yoluyla yaş buğday satan bir kimseye rastladığında, ona icab eden ikazı yaparak İnsanların görebilmesi için onu açığa koymalı değilmiydin?” buyurdular ve şöyle devam ettiler: (Bizi) aldatan, bizden değildir
    4. Mala sürüm sağlayıp iyi satış yapmak için yemin etmemelidir.
    5. Başka bir kimsenin müşterisine kendi malını satmaya kalkışmamalıdır.
    6. Müşteri, dükkan veya tezgâhın önüne gelmeden onu çağırmamalıdır.
    7. Ticârî hayatında diğergâm olmalıdır. Yani komşularının da kazanmasını temin için müşterisinin bir kısmını onlara göndermelidir.
    8. Birde eğer iki kişi ortaklık yoluyla, beraberce ticaret yapıyorlarsa, birbirlerinin haklarını her zaman için gözetmeliler, birbirlerine asla ihânet etmemelidirler.
    Nitekim âyet-i kerîmesinde Mevlâmız: (Davud) dedi: Yemin olsun ki, o senin dişi koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana zulmetmiştir. Hakikaten ortaklardan birçoğu birbirlerine haksızlık eder, yalnız iman edip salih amel işleyenler müstesna. Ama onlar da pek azdır! buyuruyor.
    Muhterem Müminler!
    Yapılacak bir işte muvaffak olmanın sırrı; ahde vefâ, akde sadakat, kârda kanaat ve imâlâtta dürüstlük gibi ahlâk ölçülerine bağlı hareket etmekte gizlenmiştir. Bu sebepledir ki, bir mümin her işinde olduğu gibi, yaptığı ticârette de dinimizin koyduğu ölçüler istikâmetinde hareket etmelidir. Kâr uğrunda utanmayı, manfaat temin edeceğim diye merhameti, servet yolunda şeref ve haysiyeti asla fedâ etmemelidir. Ticaret ahlâkını ayaklar altına atarak kazanç elde etmeye kalkışan kimse, cevheri verip cam kırığı satın alan şahıs kadar müflistir.
    Rasûlüllah (sav) Efendimiz hadîs-i şeriflerinde buyuruyorlar ki: Doğru, güven duyulan bir tâcir, (kıyâmet günü) peygamberlerle, sıddıklar ve şehidlerle beraber (haşr) olacaktır



  4. 30.Mart.2012, 22:14
    2
    Site Doktoru



    Ey şeref-i İman ile müşerref olan ehl-i İman,
    Hutbemiz, Ticaret Ahlakı hakkındadır.
    Malumdur ki, bütün sebeblerin hâlıkı olan Allâh-ü Teâlâ, Âhireti mükâfat ve cezâ yeri, dünyayı ise say-u gayret ve ebedi saadetimizi kazanmak, bu uğurda sıkıntı, mihnet, meşekkat, imtihan ve belâlara tahammül yeri olarak yaratmıştır.
    Dünyada yegâne gâyemiz Âhireti, Mevlâmızın Rızâsını, Cennet ve Cemâl-i İlâhiyi kazanmak, Allâh (cc)a hakîki kul olmaya çalışmaktır. Ancak dünyada yaşayan insanlar, Mevlamızın ilahi bir kanun olarak tensib ve takdir buyurduğu, yine kendisine kulluk yapmaya da bir vasıta kıldığı, yeme-içme, giyim-kuşam gibi zarûrî ihtiyaçları temin etmek durumuyla karşı karşıya kalmışlardır. İşte bunu temin edebilmek için muhtelif maişet yollarına tevessül etmek , bu yolda bir miktar gayret etmek, emek sarfetmek durumundadırlar. Bu maişet yollarından bir tanesi ve başlıcası da Ticarettir. İnsanlar, bu yolla maişet temin edip dünyevî zarurî ihtiyaçlarını gidermeye gayret ederler. Mensûbu olmakla şereflerin en yücesine mazhar olduğumuz İslam dinde, mensublarını ticarete teşvik etmiştir.
    Nitekim Âyet-i kerîmesinde Cenâb-ı Hakk: ...Ve gündüzleri, geçiminize elverişli kıldık buyuruyor.
    Diğer bir Âyet-i kerîmede de: Yerde sizin için maîşetler (geçim yolları) halkettik. Az şükrediyorsunuz buyuruluyor.
    Peygamber Efendimiz de hadîs-i şeriflerinde: Ticârete devam edin. Çünkü rızkın onda dokuzu ticârettedir buyuruyorlar.
    Diğer bir hadîs-i şerifte de: Çarşı ve pazarlar, Allah (cc)ın sofralarıdır. Oralara giden, bu sofralardan faydalanır buyuruluyor.
    İşte Ayet-i kerîme ve Hadîs-i şeriflerden de anlaşılacağı üzere ticaretin taşıdığı ehemmiyet, fazla bir izaha hâcet bırakmayacak derecede açıktır. Esasen üzerinde durulması icab eden husus, bilinmesi ve riâyet edilmesi gereken şey, Ticaret Ahlâkı dır. Yüce dinimiz her hususta olduğu gibi bu hususta da çok hassas hareket etmiştir. Zira kul hukuku bahis mevzuu olup, Peygamberler dahi bu hususta Allah (cc)a sığınmışlardır. Nitekim dinimiz riâyet edilmesi icab eden bazı ölçüler vaz etmiş ve Mevlâmıza kul olma arzusu taşıyanların da bütün bu hususlara azamî derece de riâyet etmelerini emretmiştir. Aksi halde elde edilen maîşete, helâl ve meşrû olmayan şeylerin karışma ihtimali olur ki, buda bir mümin için felâkettir.
    Alan yada satan bir tüccarın riâyet etmesi icab eden bazı hususları arz edecek olursak:
    1. Aldığı malda bir kusur yoksa o malı tenkîd etmemelidir.
    2. Ölçü ve tartılarda hîle yapmamalıdır. Büyüklerimizin de her fırsatta zihinlere nakşetmeye çalıştıkları Rasûlüllah Efendimizin şu hadîs-i şerîfi çok dikkat-i şayandır:
    “Kişinin namazına ve orucuna bakmayın. Onun dinar ve dirhemine bakın. (Yani bir kimsenin namaz kılması, oruç tutması sizi aldatmasın. Siz o kimsenin alışverişlerdeki doğruluğuna, dürüstlüğüne, kul hakkı hususundaki hassasiyetine bakın, ona göre değerlendirin) buyuruyor Fahr-i Kâinât Efendimiz.
    3. Satışa arz edilen bir malın kusurlu tarafı varsa , onu gizlemeye çalışmamalıdır. Bu hususta Rasûlüllah (sav) Efendimiz: Kim bir aybı (bulunan malı), o (kusuru) nu açıklamadan satarsa, Allahın dâimî gadabı içinde kalır ve melekler durmadan ona lanet eder buyuruyorlar. Asr-ı Saadette Rasûlüllah Efendimiz, halka hîle yoluyla yaş buğday satan bir kimseye rastladığında, ona icab eden ikazı yaparak İnsanların görebilmesi için onu açığa koymalı değilmiydin?” buyurdular ve şöyle devam ettiler: (Bizi) aldatan, bizden değildir
    4. Mala sürüm sağlayıp iyi satış yapmak için yemin etmemelidir.
    5. Başka bir kimsenin müşterisine kendi malını satmaya kalkışmamalıdır.
    6. Müşteri, dükkan veya tezgâhın önüne gelmeden onu çağırmamalıdır.
    7. Ticârî hayatında diğergâm olmalıdır. Yani komşularının da kazanmasını temin için müşterisinin bir kısmını onlara göndermelidir.
    8. Birde eğer iki kişi ortaklık yoluyla, beraberce ticaret yapıyorlarsa, birbirlerinin haklarını her zaman için gözetmeliler, birbirlerine asla ihânet etmemelidirler.
    Nitekim âyet-i kerîmesinde Mevlâmız: (Davud) dedi: Yemin olsun ki, o senin dişi koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana zulmetmiştir. Hakikaten ortaklardan birçoğu birbirlerine haksızlık eder, yalnız iman edip salih amel işleyenler müstesna. Ama onlar da pek azdır! buyuruyor.
    Muhterem Müminler!
    Yapılacak bir işte muvaffak olmanın sırrı; ahde vefâ, akde sadakat, kârda kanaat ve imâlâtta dürüstlük gibi ahlâk ölçülerine bağlı hareket etmekte gizlenmiştir. Bu sebepledir ki, bir mümin her işinde olduğu gibi, yaptığı ticârette de dinimizin koyduğu ölçüler istikâmetinde hareket etmelidir. Kâr uğrunda utanmayı, manfaat temin edeceğim diye merhameti, servet yolunda şeref ve haysiyeti asla fedâ etmemelidir. Ticaret ahlâkını ayaklar altına atarak kazanç elde etmeye kalkışan kimse, cevheri verip cam kırığı satın alan şahıs kadar müflistir.
    Rasûlüllah (sav) Efendimiz hadîs-i şeriflerinde buyuruyorlar ki: Doğru, güven duyulan bir tâcir, (kıyâmet günü) peygamberlerle, sıddıklar ve şehidlerle beraber (haşr) olacaktır






+ Yorum Gönder