Konusunu Oylayın.: Tövbe Kapısının Kapanması Kıyametin Bir Alameti Midir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Tövbe Kapısının Kapanması Kıyametin Bir Alameti Midir?
  1. 21.Mart.2012, 19:35
    1
    Misafir

    Tövbe Kapısının Kapanması Kıyametin Bir Alameti Midir?






    Tövbe Kapısının Kapanması Kıyametin Bir Alameti Midir? Mumsema Tövbe Kapısının Kapanması Kıyametin Bir Alameti Midir?


  2. 21.Mart.2012, 19:41
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Tövbe Kapısının Kapanması Kıyametin Bir Alameti Midir?




    Tövbe kapısının kapanması kıyametin bir alameti midir?

    Kaynaklarda yer alan bir takım rivâyetlerde güneşin batıdan doğmasından sonra, uzunluğu yetmiş yıllık bir yol olan tevbe kapısının kapanacağından söz edilmekte, bunun ise “kıyâmetin alâmeti" olduğu belirtilmekte ve arkasından En’âm sûresinin 158. ayetine işaret edilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de ise ne böyle bir tevbe kapısından, ne de onun “kıyâmet alâmeti” olduğundan bahsedilmektedir.
    Bu rivâyetler sahih kabul edilecek olursa, sembolik bir anlatımından söz edilebilir. Hz. Peygamber, ansızın kopacak kıyâmete insanları hazırlarken, güneşin batıdan doğmasıyla tövbe kapısının da kapanacağını bu şekilde ifâde etmiş olmalıdır. Zîra, böyle bir anda yapılacak tövbenin geçerli olmayacağı konusunu insanlara bu şekilde temsîlî bir unsur ile anlatması hem daha kolay, hem de anlaşılırdır. Bu mecazî anlatımı hakikat gibi algılayıp, bunun kıyâmetin bir alâmeti olduğunu düşünmek doğru değildir.

    Nitekim Taberî Tarih’inde naklettiği uzunca bir rivâyette Ömer b. Hattab’ın: “tövbe kapısı nedir?” şeklindeki sorusuna Hz. Peygamber’in verdiği cevaptan bahsedilirken bu husus şu şekilde ortaya konulmaktadır: “…Ey Ömer! Allah Teâlâ mağribin arkasında iki kanadı olan bir tövbe kapısı yaratmıştır. Bu kapı altından olup inci ve diğer mücevherlerle bezenmiştir. Bu kapının bir kanadından diğer kanadına uzunluğu, süratli giden bir süvâri için kırk yıllık yoldur. Bu kapı Allah’ın mahlûkâtı yarattığı günden o gecenin sabahına kadar açık kalacaktır. Daha sonra güneş ve ay batıdan doğacak ve bundan sonra Hz. Âdem’den o gecenin sabahına kadar gelmiş geçmiş Allah’ın kullarından hiçbir kulun tevbe-i nasûhu asla kabul edilmeyecektir. Ancak eğer bu tövbe önceden bu kapıdan girmişse o mutlaka Allah’a (c.c.) ulaşacaktır.” Bunun üzerine Muaz b. Cebel Hz. Peygamber’e şöyle bir soru sordu: ‘Ey Allah’ın Rasûlü, anam babam sana fedâ olsun tevbe-i nasuh nedir?’ Hz. Peygamber şöyle dedi: “Günahkarın günahına pişman olması, Allah’tan özür dilemesi sonra da o günaha bir daha asla dönmemesidir. Tıpkı sağılan sütün memeye dönmediği gibi…” Taberî’nin naklettiği rivâyet bu şekilde devam etmekte olup, araştırmalarımıza rağmen temel hadis kaynaklarında tespit edilememiştir. Dolayısıyla bu rivâyetin uydurma olması kuvvetle muhtemeldir.

    Diğer taraftan hadis kaynaklarında tövbe kapısıyla ilgili şöyle bir rivâyet bulunmaktadır. “Mağribte bulunan tövbe kapısı açıktır. (Bir kanadından diğer kanadına) uzunluğu yetmiş yıllık yoldur. Bu kapı tövbe için açık kalmaya devam etmektedir. Güneş batıdan doğuncaya kadar da bu kapı kapanmayacaktır.” Bu rivâyeti Safvân b. Assâl el-Mürâdî’den; Tirmîzî, İbn Mâce, Nesâî, İbn Hanbel, Tayâlisî, Abdurrezâk b. Hemmâm, Humeydî, Said b. Mansur, Osman b. Said, Nuaym b. Hammad, Taberânî, İbn Huzeyme, Dârekutnî ve Beyhakî tahric etmişlerdir. Tirmîzî rivâyete “hasen-sahih” hükmünü vermiştir. Bütün rivâyetlerde uzunluğun yetmiş yıllık yol olduğundan bahsedilirken, Tirmîzî, Nuaym b. Hammad ve Humeydî’nin tahriclerinde kırk veya yetmiş yıllık, Osman b. Said’in naklettiği rivâyette ise uzunluğun beş yüz yıllık yol olduğundan bahsedilmektedir. Safvân b. Assâl el-Mürâdî, Hz. Peygamber ile 12 gazveye iştirak eden ve daha sonra Kûfe’ye yerleşen bir sahâbîdir. Buhârî, bu rivâyetin senedinde yer alan râvîlerden Abdurrahman b. Merzuk’un, Zirr b. Hubeyş’ten duyup duymadığının bilinmediğini söylemiştir. Ayrıca senedde yer alan diğer râvî Âsım hakkında İbn Hanbel, Ebû Zür’a, Muhammed b. Sa’d, Ahmed b. Abdillah el-İclî ve başkaları “sika” hükmünü vermişlerdir. Bununla birlikte Kur’an ve Sünnet’e bağlı bir kimse olmasına rağmen hıfzının iyi olmadığı da ifade edilmiştir. Dârekutnî, bu kimsenin hıfzı hakkında konuşulduğunu belirtmiş, İbn Maîn “lâ be’se bih”, Ebû Hâtim “mahalluhu’s-sıdk”, Nesâî ise “leyse bihî be’s” demişlerdir.

    Ebû Nuaym el-Isfahânî ise, “Mağribte tövbe kapısını Allah açmıştır. Uzunluğu yetmiş yıllık yoldur. Güneş batıdan doğuncaya kadar da bu kapı kapanmayacaktır” şeklindeki rivâyeti Safvân b. Assâl el-Mürâdî’den; İbn Hanbel, İshak b. Râhaveyh ve İbn Ebî Şeybe’nin tahric ettiğini, rivâyetin senedinde yer alan Abdurrahman b. Merzuk ed-Dimeşkî’nin rivâyetinde tek kaldığını ve ondan da Said b. Ebî Eyyüb’ün naklettiğini ifade etmiştir. Ele alınan rivâyetlerde belirtilen tövbe kapısının bir kanadından diğer kanadına olan uzunluk konusundaki farklılığın mânâ ile rivâyetten kaynaklanmış olma ihtimali vardır. Zîra insanlara tövbe kapısının açık olduğunu anlatmak maksadıyla bu tarz bir sembolik anlatımların yapılması normal olup, kesretten kinaye olan bu sayıların her zaman akılda kalması mümkün olmayabilir. Sonuç olarak, Safvân b. Assâl el-Mürâdî’den nakledilen her iki rivâyetin de senedinde zayıf râvîler olup, bunların tenkîde uğramaları söz konusu olmakla birlikte bu rivâyetlerin hasen olmaları mümkündür.

    Tövbe kapısının kapanmasının kıyâmetin bir alâmeti olduğu konusunda müfessir ve şârihlerden bir kısmının ortak kanaatinin de olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte temel hadis kaynaklarında yer almayıp sadece zayıf ve uydurma haberleri içerdiği bilinen Deylemî’nin Firdevs’inde kendine yer bulabilen şu rivâyetlerle, Envâru’l-Âşikîn’de tövbe kapısıyla ilgili nakledilen rivâyet arasındaki benzerlikte dikkatleri çekmektedir. İbn Ömer’den nakledilen rivâyet şu şekildedir: “Mağribte bulunan tövbe kapısı açıktır. Uzunluğu kırk yıllık yoldur. Bu kapıda bir melek durmaktadır ve insanları tövbeye davet etmektedir. İblis, Kâbil ve nebî öldüren kimsenin dışında herkesin tövbesi makbûldür. Güneş, bu kapıdan siyah bir şekilde ve ışığı olmaksızın doğduğu, gökyüzünün ortasına geldiği ve tekrar geriye döndüğü zaman bu kapı kapanır ve bundan sonra artık tövbeler kabul edilmez.” Ali b. Ebî Talib’ten nakledilen diğer rivâyet ise şöyledir: “Fakirler Allah’ın arkadaşlarıdır. Hastalar Allah’ın dostlarıdır. Kim tövbe ederek ölürse ona cennet vardır. Öyleyse tövbe edin ve ümitsizliğe kapılmayın. Çünkü mağribteki tövbe kapısı açıktır ve güneş batıdan doğuncaya kadar kapanmayacaktır.” Bu rivâyetlerin ikisinin de uydurma olmaları kuvvetle muhtemeldir.

    Netice olarak, Ahmed Bîcan’ın naklettiği rivâyetin temel hadis kaynaklarından ziyâde zayıf ve uydurma rivâyetler içeren tefsir ve tarih kitaplarında yer alması, rivâyetin metninde artık tövbe kapısının kapandığına ve gayba îmânın olmadığına özellikle vurgu yapılmasına rağmen, Îsâ’nın Medîne’ye gittiği, evlendiği ve kızlarının olduğundan bahsedilmesi, sonra da onun kırk yıl daha yaşadığının ifade edilmesi bu rivâyetin çelişkilerle dolu olduğunu akıllara getirmektedir. Zîra tövbe kapısı kapandıktan, îman etmenin de bir anlamı kalmadıktan sonra dünyadaki hayatı kırk yıl daha devam ettirmenin hiçbir mânâsı yoktur. Diğer yandan Hz. Îsâ’nın Arap bir kadınla evleneceğinin belirtilmesi, bu rivâyetin oluşturulma sürecinde kimlerin ve nasıl bir anlayışın egemen olduğu konusunda yeterince fikir vermektedir.

    Netice îtibârıyla kıssacıların üslûbunu yansıtan, bir takım tenâkuzlar barındıran ve bu şekliyle de temel hadis kaynaklarında zaten yer almayan Bîcan’ın naklettiği rivâyetin uydurma olduğunu ifade etmek yanlış olmasa gerektir. Özetle tövbe kapısının kapanmasıyla kastedilen, güneşin batıdan doğmasıyla yapılacak tövbelerin artık geçerli olmadığını anlatmaya yarayan temsîlî bir unsurdur. Hz. Peygamber, bir takım sahih hadislerinde Müslümanları bu şekilde uyarmakta ve tövbe konusunda erken davranmaya çağırmaktadır.
    ( Dr. Ahmet Emin SEYHAN, Hadislerde Kıyamet Alametleri, s. 223-226, MORALİTE Yay. İstanbul, 2006]
    alıntı.



  3. 21.Mart.2012, 19:41
    2
    Silent and lonely rains



    Tövbe kapısının kapanması kıyametin bir alameti midir?

    Kaynaklarda yer alan bir takım rivâyetlerde güneşin batıdan doğmasından sonra, uzunluğu yetmiş yıllık bir yol olan tevbe kapısının kapanacağından söz edilmekte, bunun ise “kıyâmetin alâmeti" olduğu belirtilmekte ve arkasından En’âm sûresinin 158. ayetine işaret edilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de ise ne böyle bir tevbe kapısından, ne de onun “kıyâmet alâmeti” olduğundan bahsedilmektedir.
    Bu rivâyetler sahih kabul edilecek olursa, sembolik bir anlatımından söz edilebilir. Hz. Peygamber, ansızın kopacak kıyâmete insanları hazırlarken, güneşin batıdan doğmasıyla tövbe kapısının da kapanacağını bu şekilde ifâde etmiş olmalıdır. Zîra, böyle bir anda yapılacak tövbenin geçerli olmayacağı konusunu insanlara bu şekilde temsîlî bir unsur ile anlatması hem daha kolay, hem de anlaşılırdır. Bu mecazî anlatımı hakikat gibi algılayıp, bunun kıyâmetin bir alâmeti olduğunu düşünmek doğru değildir.

    Nitekim Taberî Tarih’inde naklettiği uzunca bir rivâyette Ömer b. Hattab’ın: “tövbe kapısı nedir?” şeklindeki sorusuna Hz. Peygamber’in verdiği cevaptan bahsedilirken bu husus şu şekilde ortaya konulmaktadır: “…Ey Ömer! Allah Teâlâ mağribin arkasında iki kanadı olan bir tövbe kapısı yaratmıştır. Bu kapı altından olup inci ve diğer mücevherlerle bezenmiştir. Bu kapının bir kanadından diğer kanadına uzunluğu, süratli giden bir süvâri için kırk yıllık yoldur. Bu kapı Allah’ın mahlûkâtı yarattığı günden o gecenin sabahına kadar açık kalacaktır. Daha sonra güneş ve ay batıdan doğacak ve bundan sonra Hz. Âdem’den o gecenin sabahına kadar gelmiş geçmiş Allah’ın kullarından hiçbir kulun tevbe-i nasûhu asla kabul edilmeyecektir. Ancak eğer bu tövbe önceden bu kapıdan girmişse o mutlaka Allah’a (c.c.) ulaşacaktır.” Bunun üzerine Muaz b. Cebel Hz. Peygamber’e şöyle bir soru sordu: ‘Ey Allah’ın Rasûlü, anam babam sana fedâ olsun tevbe-i nasuh nedir?’ Hz. Peygamber şöyle dedi: “Günahkarın günahına pişman olması, Allah’tan özür dilemesi sonra da o günaha bir daha asla dönmemesidir. Tıpkı sağılan sütün memeye dönmediği gibi…” Taberî’nin naklettiği rivâyet bu şekilde devam etmekte olup, araştırmalarımıza rağmen temel hadis kaynaklarında tespit edilememiştir. Dolayısıyla bu rivâyetin uydurma olması kuvvetle muhtemeldir.

    Diğer taraftan hadis kaynaklarında tövbe kapısıyla ilgili şöyle bir rivâyet bulunmaktadır. “Mağribte bulunan tövbe kapısı açıktır. (Bir kanadından diğer kanadına) uzunluğu yetmiş yıllık yoldur. Bu kapı tövbe için açık kalmaya devam etmektedir. Güneş batıdan doğuncaya kadar da bu kapı kapanmayacaktır.” Bu rivâyeti Safvân b. Assâl el-Mürâdî’den; Tirmîzî, İbn Mâce, Nesâî, İbn Hanbel, Tayâlisî, Abdurrezâk b. Hemmâm, Humeydî, Said b. Mansur, Osman b. Said, Nuaym b. Hammad, Taberânî, İbn Huzeyme, Dârekutnî ve Beyhakî tahric etmişlerdir. Tirmîzî rivâyete “hasen-sahih” hükmünü vermiştir. Bütün rivâyetlerde uzunluğun yetmiş yıllık yol olduğundan bahsedilirken, Tirmîzî, Nuaym b. Hammad ve Humeydî’nin tahriclerinde kırk veya yetmiş yıllık, Osman b. Said’in naklettiği rivâyette ise uzunluğun beş yüz yıllık yol olduğundan bahsedilmektedir. Safvân b. Assâl el-Mürâdî, Hz. Peygamber ile 12 gazveye iştirak eden ve daha sonra Kûfe’ye yerleşen bir sahâbîdir. Buhârî, bu rivâyetin senedinde yer alan râvîlerden Abdurrahman b. Merzuk’un, Zirr b. Hubeyş’ten duyup duymadığının bilinmediğini söylemiştir. Ayrıca senedde yer alan diğer râvî Âsım hakkında İbn Hanbel, Ebû Zür’a, Muhammed b. Sa’d, Ahmed b. Abdillah el-İclî ve başkaları “sika” hükmünü vermişlerdir. Bununla birlikte Kur’an ve Sünnet’e bağlı bir kimse olmasına rağmen hıfzının iyi olmadığı da ifade edilmiştir. Dârekutnî, bu kimsenin hıfzı hakkında konuşulduğunu belirtmiş, İbn Maîn “lâ be’se bih”, Ebû Hâtim “mahalluhu’s-sıdk”, Nesâî ise “leyse bihî be’s” demişlerdir.

    Ebû Nuaym el-Isfahânî ise, “Mağribte tövbe kapısını Allah açmıştır. Uzunluğu yetmiş yıllık yoldur. Güneş batıdan doğuncaya kadar da bu kapı kapanmayacaktır” şeklindeki rivâyeti Safvân b. Assâl el-Mürâdî’den; İbn Hanbel, İshak b. Râhaveyh ve İbn Ebî Şeybe’nin tahric ettiğini, rivâyetin senedinde yer alan Abdurrahman b. Merzuk ed-Dimeşkî’nin rivâyetinde tek kaldığını ve ondan da Said b. Ebî Eyyüb’ün naklettiğini ifade etmiştir. Ele alınan rivâyetlerde belirtilen tövbe kapısının bir kanadından diğer kanadına olan uzunluk konusundaki farklılığın mânâ ile rivâyetten kaynaklanmış olma ihtimali vardır. Zîra insanlara tövbe kapısının açık olduğunu anlatmak maksadıyla bu tarz bir sembolik anlatımların yapılması normal olup, kesretten kinaye olan bu sayıların her zaman akılda kalması mümkün olmayabilir. Sonuç olarak, Safvân b. Assâl el-Mürâdî’den nakledilen her iki rivâyetin de senedinde zayıf râvîler olup, bunların tenkîde uğramaları söz konusu olmakla birlikte bu rivâyetlerin hasen olmaları mümkündür.

    Tövbe kapısının kapanmasının kıyâmetin bir alâmeti olduğu konusunda müfessir ve şârihlerden bir kısmının ortak kanaatinin de olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte temel hadis kaynaklarında yer almayıp sadece zayıf ve uydurma haberleri içerdiği bilinen Deylemî’nin Firdevs’inde kendine yer bulabilen şu rivâyetlerle, Envâru’l-Âşikîn’de tövbe kapısıyla ilgili nakledilen rivâyet arasındaki benzerlikte dikkatleri çekmektedir. İbn Ömer’den nakledilen rivâyet şu şekildedir: “Mağribte bulunan tövbe kapısı açıktır. Uzunluğu kırk yıllık yoldur. Bu kapıda bir melek durmaktadır ve insanları tövbeye davet etmektedir. İblis, Kâbil ve nebî öldüren kimsenin dışında herkesin tövbesi makbûldür. Güneş, bu kapıdan siyah bir şekilde ve ışığı olmaksızın doğduğu, gökyüzünün ortasına geldiği ve tekrar geriye döndüğü zaman bu kapı kapanır ve bundan sonra artık tövbeler kabul edilmez.” Ali b. Ebî Talib’ten nakledilen diğer rivâyet ise şöyledir: “Fakirler Allah’ın arkadaşlarıdır. Hastalar Allah’ın dostlarıdır. Kim tövbe ederek ölürse ona cennet vardır. Öyleyse tövbe edin ve ümitsizliğe kapılmayın. Çünkü mağribteki tövbe kapısı açıktır ve güneş batıdan doğuncaya kadar kapanmayacaktır.” Bu rivâyetlerin ikisinin de uydurma olmaları kuvvetle muhtemeldir.

    Netice olarak, Ahmed Bîcan’ın naklettiği rivâyetin temel hadis kaynaklarından ziyâde zayıf ve uydurma rivâyetler içeren tefsir ve tarih kitaplarında yer alması, rivâyetin metninde artık tövbe kapısının kapandığına ve gayba îmânın olmadığına özellikle vurgu yapılmasına rağmen, Îsâ’nın Medîne’ye gittiği, evlendiği ve kızlarının olduğundan bahsedilmesi, sonra da onun kırk yıl daha yaşadığının ifade edilmesi bu rivâyetin çelişkilerle dolu olduğunu akıllara getirmektedir. Zîra tövbe kapısı kapandıktan, îman etmenin de bir anlamı kalmadıktan sonra dünyadaki hayatı kırk yıl daha devam ettirmenin hiçbir mânâsı yoktur. Diğer yandan Hz. Îsâ’nın Arap bir kadınla evleneceğinin belirtilmesi, bu rivâyetin oluşturulma sürecinde kimlerin ve nasıl bir anlayışın egemen olduğu konusunda yeterince fikir vermektedir.

    Netice îtibârıyla kıssacıların üslûbunu yansıtan, bir takım tenâkuzlar barındıran ve bu şekliyle de temel hadis kaynaklarında zaten yer almayan Bîcan’ın naklettiği rivâyetin uydurma olduğunu ifade etmek yanlış olmasa gerektir. Özetle tövbe kapısının kapanmasıyla kastedilen, güneşin batıdan doğmasıyla yapılacak tövbelerin artık geçerli olmadığını anlatmaya yarayan temsîlî bir unsurdur. Hz. Peygamber, bir takım sahih hadislerinde Müslümanları bu şekilde uyarmakta ve tövbe konusunda erken davranmaya çağırmaktadır.
    ( Dr. Ahmet Emin SEYHAN, Hadislerde Kıyamet Alametleri, s. 223-226, MORALİTE Yay. İstanbul, 2006]
    alıntı.






+ Yorum Gönder