Konusunu Oylayın.: Dinimizde Hoşgörü ve İnsan Sevgisi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Dinimizde Hoşgörü ve İnsan Sevgisi
  1. 20.Mart.2012, 20:02
    1
    Misafir

    Dinimizde Hoşgörü ve İnsan Sevgisi






    Dinimizde Hoşgörü ve İnsan Sevgisi Mumsema lütfen acil bilgi lazım az da olsa bir metin yazın.(


  2. 20.Mart.2012, 20:02
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 20.Mart.2012, 20:45
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Dinimizde Hoşgörü ve İnsan Sevgisi




    İnsan, insan içinde doğar insan içinde büyür ve her zaman in¬ sanlarla birlikte yaşar.

    Bu onun tabiatının gereğidir. Mademki diğer insanlarla birlikte bulunmak, birlikte yaşamak zorundayız. Bir başka deyişle mademki hayatımızı yalnız başımıza değil. Toplum içinde sür¬ dürmeye mecburuz. Öyleyse etrafımızdakilerle anlaşmak, onlarla iyi geçinmek iyi ilişkiler içinde bulunmak onların haklarına saygılı ol¬mak, zorundayız. Bu dünyada huzurlu ve mutlu yaşamanın en başta gelen şartıdır. Önce anamız babamız ve yakın çevremizle daha sonra komşularımızla ve arkadaşlarımızla, aile yuvası kurunca eşimizle, çocuklarımızla ve diğer insanlarla, hayatımızın sonuna kadar ilişkile¬rimiz sürüp gider. Hayatın tatlı ve acı olaylarıyla günlerimiz bazen neşe ve sevinçle aydınlanır, bezende elem ve kederle kapkaranlık olur.

    Her insanın düşünce ve davranışları farklıdır. Bu gerçeği bilirsek onlara karşı düşünce ve davranışlarımızda daha ölçülü ve müsama¬halı oluruz. Aile ve iş hayatımızda beraber ve devamlı ilişkide bulun¬duğumuz kimselere karşı, anlayışlı ve hoşgörü içinde bulunmamız, sevilip sayılmamıza, karşılıklı güven duygularımızın güçlenmesine se¬bep olur. Evinde, eşine, çocuklarına; işyerinde, arkadaşlarına; otur¬duğu evde veya köyde komşularına sokakta ilişki kurduğu diğer in¬sanlara karşı, anlayışlı ve hoşgörü ile davranmayan kimseler; kendi¬leri de huzursuz ve mutsuz olurlar.

    Hayatımızın her safhasında, her zaman, geniş bir sabır ve an¬layışa ihtiyacımız vardır. Çünkü olaylar hemen hemen hiçbir zaman istediğimiz ve sevdiğimiz doğrultuda gelişmez. Çeşitli terslikler, sı¬kıntılar ve ızdıraplar, bizi hayli tedirgin eder, üzer. Canımızı sıkan bir olay karşısında, göstereceğimiz öfke ve hırçınlık işlerimizi daha da zorlaştım, Canımızın yanmasına, hatta başımıza büyük felaketlerin gelmesine yol açar. Olayları anlayış ve hoşgörü ile karşılama¬mız, işlerin düzelmesini belki hemen sağlamayabilir; fakat en azından sıkıntılarımızın çoğalmasını önler. Yüce Mevla, Kuran-ı Kerim'¬ de, gerçek müminleri överken : "Öfkelerini yenenler, insanların ku¬surlarını bağışlayanlar" diye vasıflandırmış, insanlarla olan ilişkilerin¬ de nasıl davranacaklarını, onlara öğretmiştir.

    Hoşgörü ve anlayış, karşılaştığımız her türlü kötülüğe, haksızlı¬ğa ve kabalığa, göz yummak değildir. Kasıtlı ve kötü niyetle yapılan davranışla, yaratılış ve bilgisizlik neticesinde ortaya çıkan davranış¬ları, birbirinden ayırmak gerekir. Burada bize yol gösteren en önemli ışık, sevgidir. Bu dünyada Cenab-ı Hak'tan sonra sevgiye en layık varlık, Mahlûkatın en şereflisi olan insandır. "Habibullah", yani Al¬lah'ın sevgilisi vasfı, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muham¬med'e (s.a.v.) verilmiştir. Gönlü insan sevgisi ile dolu, olgun insan¬lar, hatalı bir davranışın, bilgisizlikten mi, yoksa kasıtlı mı olduğunu, hemen anlarlar. Enes bin Malik "On yıl müddetle Resul-ü Ekrem'in hizmetinde bulundum, bana bir defa bile "öf" dediğini duymadım," buyuruyor. Beşer olarak Hz. Enes de belki ufak tefek bir takım ha¬talar yapmıştır. Fakat onu yakından tanıyan ve seven Allah Resulü, her seferinde anlayış ve hoşgörü ile karşılamış, hiçbir zaman kendisini incitecek bir davranışta bulunmamıştır.

    Sevgili Peygamberimiz Uhud harbinde, hatalı davranışlarıyla bü¬yük bir faciaya sebep olan arkadaşlarını bağışlamış, onun bu anla¬yışı ve hoşgörüsü Kur'an-ı Kerim'de: "O vakit Sen, Allah'tan gelen bir bağışlama He onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli ol¬ saydın, onlar etrafından dağılıp gitmiş olurlardır." buyrulmuş ve övülmüştür. Yine Uhud Harbinde; kendisine okla, taşla saldıranların bu çılgınlıkları karşısında: öfkeleneceği yerde, onlara acımış, "Allah'ım kavmime doğru yolu göster! Onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar." buyurarak, insanlığa nasıl bir müsamaha ve büyük bir şefkatle baktı¬ğını göstermiştir.

    Müslümanlar, kendi dindaşları şöyle dursun, başka dinlerden ve ırklardan olanlara karşı da, tarihte görülmedik bir anlayış ve ada¬let örneği vermişlerdir. Avrupa Hıristiyan âlemi, asırlarca taassup ve katılığın etkisiyle kendi inançlarından olmayanlara karşı, akla haya¬le gelmeyen zulüm ve işkenceler yapmışlar, aralarında yıllarca süren
    Mezhep harplerini devam ettirmişlerdir. ,Tarih şahittir ki, Avrupalılar, aralarında bir tek Müslüman’ın yaşamasına müsamaha etmediler. Özellikle Müslümanlardan aldıkları ülke ahalisine hemen Hıristiyan olmalarını, aksi takdirde ya ölümü veya göçü, seçmelerini söyledi¬ler. Hâlbuki İslam Âleminde yaşayan kadim cemaatler, Nesturiler, Babiilier, Kaldaniler ve daha nice kavimler, asırlarca Müslümanlarla yan yana eşit ve hür bir hava teneffüs ederek yaşadılar. Herhangi bir zulüm ve işkenceye maruz bırakılmadılar. Müslümanlar hoşgörü ve toleransı, böylece, sözle değil, davranışlarla bütün dünyaya göster¬ diler. Milletimiz dün olduğu gibi, bugün de böyle bir olgunluk için¬dedir.

    Ali Rıza YAVUZ /İmam Hatip



  4. 20.Mart.2012, 20:45
    2
    Silent and lonely rains



    İnsan, insan içinde doğar insan içinde büyür ve her zaman in¬ sanlarla birlikte yaşar.

    Bu onun tabiatının gereğidir. Mademki diğer insanlarla birlikte bulunmak, birlikte yaşamak zorundayız. Bir başka deyişle mademki hayatımızı yalnız başımıza değil. Toplum içinde sür¬ dürmeye mecburuz. Öyleyse etrafımızdakilerle anlaşmak, onlarla iyi geçinmek iyi ilişkiler içinde bulunmak onların haklarına saygılı ol¬mak, zorundayız. Bu dünyada huzurlu ve mutlu yaşamanın en başta gelen şartıdır. Önce anamız babamız ve yakın çevremizle daha sonra komşularımızla ve arkadaşlarımızla, aile yuvası kurunca eşimizle, çocuklarımızla ve diğer insanlarla, hayatımızın sonuna kadar ilişkile¬rimiz sürüp gider. Hayatın tatlı ve acı olaylarıyla günlerimiz bazen neşe ve sevinçle aydınlanır, bezende elem ve kederle kapkaranlık olur.

    Her insanın düşünce ve davranışları farklıdır. Bu gerçeği bilirsek onlara karşı düşünce ve davranışlarımızda daha ölçülü ve müsama¬halı oluruz. Aile ve iş hayatımızda beraber ve devamlı ilişkide bulun¬duğumuz kimselere karşı, anlayışlı ve hoşgörü içinde bulunmamız, sevilip sayılmamıza, karşılıklı güven duygularımızın güçlenmesine se¬bep olur. Evinde, eşine, çocuklarına; işyerinde, arkadaşlarına; otur¬duğu evde veya köyde komşularına sokakta ilişki kurduğu diğer in¬sanlara karşı, anlayışlı ve hoşgörü ile davranmayan kimseler; kendi¬leri de huzursuz ve mutsuz olurlar.

    Hayatımızın her safhasında, her zaman, geniş bir sabır ve an¬layışa ihtiyacımız vardır. Çünkü olaylar hemen hemen hiçbir zaman istediğimiz ve sevdiğimiz doğrultuda gelişmez. Çeşitli terslikler, sı¬kıntılar ve ızdıraplar, bizi hayli tedirgin eder, üzer. Canımızı sıkan bir olay karşısında, göstereceğimiz öfke ve hırçınlık işlerimizi daha da zorlaştım, Canımızın yanmasına, hatta başımıza büyük felaketlerin gelmesine yol açar. Olayları anlayış ve hoşgörü ile karşılama¬mız, işlerin düzelmesini belki hemen sağlamayabilir; fakat en azından sıkıntılarımızın çoğalmasını önler. Yüce Mevla, Kuran-ı Kerim'¬ de, gerçek müminleri överken : "Öfkelerini yenenler, insanların ku¬surlarını bağışlayanlar" diye vasıflandırmış, insanlarla olan ilişkilerin¬ de nasıl davranacaklarını, onlara öğretmiştir.

    Hoşgörü ve anlayış, karşılaştığımız her türlü kötülüğe, haksızlı¬ğa ve kabalığa, göz yummak değildir. Kasıtlı ve kötü niyetle yapılan davranışla, yaratılış ve bilgisizlik neticesinde ortaya çıkan davranış¬ları, birbirinden ayırmak gerekir. Burada bize yol gösteren en önemli ışık, sevgidir. Bu dünyada Cenab-ı Hak'tan sonra sevgiye en layık varlık, Mahlûkatın en şereflisi olan insandır. "Habibullah", yani Al¬lah'ın sevgilisi vasfı, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muham¬med'e (s.a.v.) verilmiştir. Gönlü insan sevgisi ile dolu, olgun insan¬lar, hatalı bir davranışın, bilgisizlikten mi, yoksa kasıtlı mı olduğunu, hemen anlarlar. Enes bin Malik "On yıl müddetle Resul-ü Ekrem'in hizmetinde bulundum, bana bir defa bile "öf" dediğini duymadım," buyuruyor. Beşer olarak Hz. Enes de belki ufak tefek bir takım ha¬talar yapmıştır. Fakat onu yakından tanıyan ve seven Allah Resulü, her seferinde anlayış ve hoşgörü ile karşılamış, hiçbir zaman kendisini incitecek bir davranışta bulunmamıştır.

    Sevgili Peygamberimiz Uhud harbinde, hatalı davranışlarıyla bü¬yük bir faciaya sebep olan arkadaşlarını bağışlamış, onun bu anla¬yışı ve hoşgörüsü Kur'an-ı Kerim'de: "O vakit Sen, Allah'tan gelen bir bağışlama He onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli ol¬ saydın, onlar etrafından dağılıp gitmiş olurlardır." buyrulmuş ve övülmüştür. Yine Uhud Harbinde; kendisine okla, taşla saldıranların bu çılgınlıkları karşısında: öfkeleneceği yerde, onlara acımış, "Allah'ım kavmime doğru yolu göster! Onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar." buyurarak, insanlığa nasıl bir müsamaha ve büyük bir şefkatle baktı¬ğını göstermiştir.

    Müslümanlar, kendi dindaşları şöyle dursun, başka dinlerden ve ırklardan olanlara karşı da, tarihte görülmedik bir anlayış ve ada¬let örneği vermişlerdir. Avrupa Hıristiyan âlemi, asırlarca taassup ve katılığın etkisiyle kendi inançlarından olmayanlara karşı, akla haya¬le gelmeyen zulüm ve işkenceler yapmışlar, aralarında yıllarca süren
    Mezhep harplerini devam ettirmişlerdir. ,Tarih şahittir ki, Avrupalılar, aralarında bir tek Müslüman’ın yaşamasına müsamaha etmediler. Özellikle Müslümanlardan aldıkları ülke ahalisine hemen Hıristiyan olmalarını, aksi takdirde ya ölümü veya göçü, seçmelerini söyledi¬ler. Hâlbuki İslam Âleminde yaşayan kadim cemaatler, Nesturiler, Babiilier, Kaldaniler ve daha nice kavimler, asırlarca Müslümanlarla yan yana eşit ve hür bir hava teneffüs ederek yaşadılar. Herhangi bir zulüm ve işkenceye maruz bırakılmadılar. Müslümanlar hoşgörü ve toleransı, böylece, sözle değil, davranışlarla bütün dünyaya göster¬ diler. Milletimiz dün olduğu gibi, bugün de böyle bir olgunluk için¬dedir.

    Ali Rıza YAVUZ /İmam Hatip






+ Yorum Gönder