Konusunu Oylayın.: DNA’mızda virüs fosilleri mi var? Virüsler, insan ve şempanze viral fosillerinde aynı yere yapışmış. Bu da, insanla maymunun ortak ataya sahip olduğunu göstermez mi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
DNA’mızda virüs fosilleri mi var? Virüsler, insan ve şempanze viral fosillerinde aynı yere yapışmış. Bu da, insanla maymunun ortak ataya sahip olduğunu göstermez mi?
  1. 17.Mart.2012, 15:11
    1
    Misafir

    DNA’mızda virüs fosilleri mi var? Virüsler, insan ve şempanze viral fosillerinde aynı yere yapışmış. Bu da, insanla maymunun ortak ataya sahip olduğunu göstermez mi?






    DNA’mızda virüs fosilleri mi var? Virüsler, insan ve şempanze viral fosillerinde aynı yere yapışmış. Bu da, insanla maymunun ortak ataya sahip olduğunu göstermez mi? Mumsema DNA’mızda virüs fosilleri mi var? Virüsler, insan ve şempanze viral fosillerinde aynı yere yapışmış. Bu da, insanla maymunun ortak ataya sahip olduğunu göstermez mi?


  2. 17.Mart.2012, 15:11
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 17.Mart.2012, 17:48
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,581
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: DNA’mızda virüs fosilleri mi var? Virüsler, insan ve şempanze viral fosillerinde aynı yere yapışmış. Bu da, insanla maymunun ortak ataya sahip olduğunu göstermez mi?




    İnsanın genetik yapısında 46 kromozom bulunur. Her bir kromozom çift DNA zincirinden meydana gelmektedir. DNA zincirleri, bazlardan ve proteinlerden teşekkül etmiştir. İnsanda yaklaşık 6 milyar bazın varlığından söz edilmektedir. Dört çeşit baz vardır. Bu dört çeşit baz, farklı şekillerde birleşerek 6 milyara ulaşmaktadır. Bu bazlar; karbon, hidrojen, oksijen, azot ve fosfor atomlarından teşekkül etmiştir. Bütün canlıların genetik yapısı, bu dört çeşit bazdan teşekkül etmiştir. Ateist evrimciler, bu benzerliği, canlıların silsile halinde birbirinden tesadüfen meydana geldiğine, yaratışçılar da yaratıcının aynı kanunla bütün canlıları yarattığına delil olarak almaktadırlar.

    Virüsler, çok küçük RNA veya DNA moleküllerinden meydana gelirler. Bu virüsler, bazen bir canlı hücresine tutunup, onun genetik yapısını bozabilir. İnsan vücudundaki savunma hücreleri, her hangi bir hücreye girmiş olan virüsü hemen imha eder. Ancak, bazen bu mücadeleyi virüs kazanır ve o hücrenin genetik yapısını bozar.

    İnsandaki uzun DNA zincirinin bazı yerlerindeki baz dizilişinin, virüslerde görülen genetik dizilişe benzediği, dolayısıyla insanda görülen bu bazların virüslerden insana geçtiğini iddia eden ateist bilim adamları, bir adım daha ileri giderek, bu iddialarının doğruluğunu kabul edip, canlıların birbirinden evrimleştiğine delil olarak ileriye sürmektedirler. Yani, önce bir takım felsefî iddialar ileri sürülmekte, daha sonra bu felsefî düşünce, evrim düşüncesine bilimsel delil olarak değerlendirilmektedir.

    Bilimsel sahasında elde edilen sonuçlar kadar, bu sonuçların yorumlanması da önemlidir. Bir yaratıcıyı kabul etmeyen, bütün canlıların birbirinden tesadüfen meydana geldiği peşin hükmüyle bilimsel sonuçları yorumlayan bir bilim adamının bu konudaki değerlendirmesi bizim için ölçü olamaz.

    Ateizmi esas alan pozitivist felsefeye inananların, canlıların ortaya çıkışıyla ilgili bilimsel verileri yorumlamaları, gece karanlığından korkan ve gözüne ilişen her şeyi yılan veya bir canavara benzeten kimsenin hali gibidir. Onların, geceye benzeyen âlemlerindeki karanlık ve bilinmezlerin içinde doğru yolu bulmaları mümkün değildir. Kalıplaşmış peşin hükümleriyle, önlerine gelen her meseleyi, güya maymunla insanın ortak atasına delil olarak felsefî düşüncelerini bilim kılıfıyla ileriye sürmektedirler.

    Bir yaratıcıya inanan ve her şeyin Allah’ın ilim ve kudretiyle şekillendiğini bilenlerin durumu ise, gündüz güneşi aydınlığında etrafta olup bitenleri görüp anlayan birisinin durumu gibidir. O, gecede korkutucu görünen şeylerin aslında bilinen varlıklar olduğunu, doğru yolun nereden gelip nereye gittiğini kolaylıkla anlarlar.

    Prof. Dr. Adem Tatlı


  4. 17.Mart.2012, 17:48
    2
    Moderatör



    İnsanın genetik yapısında 46 kromozom bulunur. Her bir kromozom çift DNA zincirinden meydana gelmektedir. DNA zincirleri, bazlardan ve proteinlerden teşekkül etmiştir. İnsanda yaklaşık 6 milyar bazın varlığından söz edilmektedir. Dört çeşit baz vardır. Bu dört çeşit baz, farklı şekillerde birleşerek 6 milyara ulaşmaktadır. Bu bazlar; karbon, hidrojen, oksijen, azot ve fosfor atomlarından teşekkül etmiştir. Bütün canlıların genetik yapısı, bu dört çeşit bazdan teşekkül etmiştir. Ateist evrimciler, bu benzerliği, canlıların silsile halinde birbirinden tesadüfen meydana geldiğine, yaratışçılar da yaratıcının aynı kanunla bütün canlıları yarattığına delil olarak almaktadırlar.

    Virüsler, çok küçük RNA veya DNA moleküllerinden meydana gelirler. Bu virüsler, bazen bir canlı hücresine tutunup, onun genetik yapısını bozabilir. İnsan vücudundaki savunma hücreleri, her hangi bir hücreye girmiş olan virüsü hemen imha eder. Ancak, bazen bu mücadeleyi virüs kazanır ve o hücrenin genetik yapısını bozar.

    İnsandaki uzun DNA zincirinin bazı yerlerindeki baz dizilişinin, virüslerde görülen genetik dizilişe benzediği, dolayısıyla insanda görülen bu bazların virüslerden insana geçtiğini iddia eden ateist bilim adamları, bir adım daha ileri giderek, bu iddialarının doğruluğunu kabul edip, canlıların birbirinden evrimleştiğine delil olarak ileriye sürmektedirler. Yani, önce bir takım felsefî iddialar ileri sürülmekte, daha sonra bu felsefî düşünce, evrim düşüncesine bilimsel delil olarak değerlendirilmektedir.

    Bilimsel sahasında elde edilen sonuçlar kadar, bu sonuçların yorumlanması da önemlidir. Bir yaratıcıyı kabul etmeyen, bütün canlıların birbirinden tesadüfen meydana geldiği peşin hükmüyle bilimsel sonuçları yorumlayan bir bilim adamının bu konudaki değerlendirmesi bizim için ölçü olamaz.

    Ateizmi esas alan pozitivist felsefeye inananların, canlıların ortaya çıkışıyla ilgili bilimsel verileri yorumlamaları, gece karanlığından korkan ve gözüne ilişen her şeyi yılan veya bir canavara benzeten kimsenin hali gibidir. Onların, geceye benzeyen âlemlerindeki karanlık ve bilinmezlerin içinde doğru yolu bulmaları mümkün değildir. Kalıplaşmış peşin hükümleriyle, önlerine gelen her meseleyi, güya maymunla insanın ortak atasına delil olarak felsefî düşüncelerini bilim kılıfıyla ileriye sürmektedirler.

    Bir yaratıcıya inanan ve her şeyin Allah’ın ilim ve kudretiyle şekillendiğini bilenlerin durumu ise, gündüz güneşi aydınlığında etrafta olup bitenleri görüp anlayan birisinin durumu gibidir. O, gecede korkutucu görünen şeylerin aslında bilinen varlıklar olduğunu, doğru yolun nereden gelip nereye gittiğini kolaylıkla anlarlar.

    Prof. Dr. Adem Tatlı





+ Yorum Gönder