Konusunu Oylayın.: Şiirlerle Çanakkale Destanı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Şiirlerle Çanakkale Destanı
  1. 15.Mart.2012, 10:23
    1
    Misafir

    Şiirlerle Çanakkale Destanı






    Şiirlerle Çanakkale Destanı Mumsema Şiirlerle Çanakkale Destanı


  2. 15.Mart.2012, 10:23
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 15.Mart.2012, 11:09
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Şiirlerle Çanakkale Destanı




    ÇANAKKALE GEÇiLMEZ
    Çanakkale destanı On Sekiz Mart’la başlar Bütün dünya Nusrat’ı saygı ile alkışlar Denizler tanır bizi, bilirler o seferi Çanakkale geçilmez, düşman dönsene geri. Kalkan koludur her koya bir başka şehidin Koldur, fakat azminde kanatlardaki hız var. Etlerle, kemiklerle örülmüştür ufuklar Ey Akdeniz; insan ölüsünden kapımız var. Ejdersen eğer; yerleri yık, gökleri yık ez Fakat şunu bilmelisin:Uğrunda öldüğümüz nokta: Çanakkale geçilmez. Uzanan bütün sırtlarda, kanım, kemiğim vardır benim Çanakkale'dir burası kuru dikenlerde bile Mehmed’im vardır benim. O Mehmetçik ki; kahramanlııın şâhikasını aştı burada Çanakkale geçilmez diye: destan destan destanlaştı burada. Bütün dev silahların üzerime kan kussa şurda tekbir sesleri birer birer hep sussa Değil müttefiklerin, bütün dünya kudursa Bizlerden akan her damla sizlere şelâledir Geçemezsiniz beyler... Bura Çanakkale'dir. Yurdumuza göz koyanlar gidin... Burası Türk elidir, Buradan kuş bile uçmaz, kâinat bilmelidir. Hangi sapık dedi ki "boğaz geçilmelidir" Gelsin kendisi geçsin... ve göstersin soyunu Ona da öğretelim asil Türk'ün soyunu Boğazı geçmek için toplansa da bütün cihan Toplanın efendiler... Bu pınardan içilmez Yalnış kapıyı çaldınız Çanakkale geçilmez.




    Gece çoktan başlamıştı… Silinmişti ovalarGökler bulut, yerler duman… Ne ışık var ne yol var…
    Yalnız derin bir karanlık ufukları sarardı,
    Yerler göğü soruyordu, gök yerleri arardı,
    Deniz taşkın, rüzgâr çoşkun, kasırgalı bir gece…
    Cenk yolunda gidenlere fırtınalar eğlence
    şimşek çakar: yol gösterir, dalga derdi ileri!.
    Haydi yürü Ey Türk genci, koş kucakla zaferi,
    Rüzgarlardan yükselirdi bir muhteşem uğultu:
    Kahramanlar yürüyünüz işte - derdi - şan yolu!.
    Yürüyünüz Türk'ün yolu zaferle doludur.
    Bu yol sizin yolunuzdur. Bu yol zafer yoludur.
    Evet yolum zafer yolu, bu geniş yol, bu meydan,
    Benim şanlı tarihime şeref vermiş bir destan
    Ertuğrul'un evlâtları bu yollara basmıştı,
    Bu muhteşem tepelere sancaıını asmıştı…
    Bu yollarda mâzi ile o kadar çok nisbet var,
    Ki her geçen Türk mutlaka onu görür hatırlar
    işte ben de görüyorum sanki mâzi canlandı,
    Ufuk sanki parçalandı, semâ sanki kanlandı,
    Gündüz gibi bir parıltı, güneş gibi bir yanış.
    Zulmetleri eziyordu bu semâvi uyanış…
    Eski günler geçiyordu birer birer önümden
    Milletimin tarihini okuyordum sanki ben:
    Bulutların arasından yere indi bir alay,
    Her neferi bir kahraman… Belde kılıç elde yay.
    Geçiyordu sular durmuş, dağlar sanki eğilmiş
    Ufukları, hülyâları titretiyordu bu geçiş.
    Geçiyordu Ummanlardan; derelerden, dağlardan
    Her tarafta bir uğultu, bir kahkaha, bir figan…
    Bir an oldu dumanlarla hep örtüldü gökyüzü,
    Ateş, barut, bulut, duman… Görmüyordu göz gözü
    Ertuğrul evlatları, ateş, hücum, ileri!.
    işte düşman kaçışıyor bizim oldu her biri…
    Zafer, zafer, ileriye!.. Hep çekilsin süngüler,
    Biz galibiz, mağlup olan galiplere baş eğer!..
    Yürüyorlar: hilâl önde, hep düşmanlar eğilmiş
    Her tarafta ay yıldızlı al bayraklar çekilmiş
    Koşuyorlar. dağlar bile sarsılıyor, inliyor
    "Allah, Allah!" nidâsını yer gök bütün dinliyor.
    Geçiyorlar, geçiyorlar… ateş, barut, toz, yangın,
    Bakıyordu bu zafere semâ dalgın, yer dalgın…
    Fakat birden yer göklere, gök yerlere karıştı.
    Bir ses duydum: bir boğucu "Geri geri!" feryâdı
    Geri geri… zafer bizim, yere hilâl eğilsin
    indiriniz al bayraıı bizim bayrak çekilsin
    Tuna bizim, Balkan bizim… ileriye askerler…
    Biz gâlibiz, gâlip olan mağlublara "Geri!" der!
    Dönüyorlar.. başlar eğik, kollar düşük, renk solmuş
    Benizlere mâtem inmiş, nazarlara yaş dolmuş
    Yine dönüyorlar: kılıç kında… hep kırılmış süngüler
    Yine dönüyorlar: hayâl olmuş dünkü şeref, şan, zafer…
    Dönüyorlar, geçiyorlar Ummanlardan, dağlardan
    için için ağlıyordu bu ric'ate âsumân…
    Bende ağlıyordum, kararmıştı gözlerim,
    Saçlarımdan çekiliyor, titriyordu her yerim.
    Bu rüyadan silkinerek baş kaldırdım, diz çöktüm,
    Hazin hazin ağlayarak birkaç damla yaş döktüm:
    Türk'e zafer ulu Tanrım, biraz ümit, aydınlık.
    Bize yol ver geçeceğiz, şâh yolunda geç kaldık!
    Artık sabah başlamıştı… Yeşil dağlar arkasında
    Hakikâtin pembe yüzü tebessümler saçıyordu,
    ilk güneşin demet demet ışıkları yorulmayan
    Bu korkusuz yolculara zafer yolu açıyordu…
    Gidiyordu yolum Gâzi Ertuğrul'un evlâtları
    Cenge giden kahramanlar, yiğitlerle bütün dolu
    Onlar geçip gidiyorlar gözler keskin baş yukarı
    Geçiyorlar titreyerek daıı taşı, saıı solu
    Geçiyorlar: önlerinde ay yıldızlı bir al bayrak
    Geçiyorlar yüzlerinde hayat almış bir güneş var,
    Geçiyorlar süngüleri bir alevden daha parlak
    Geçiyorlar gözlerinde ümit olmuş bir alev var
    Diyorlar ki bu mavi gök, bu yeşil daı, bu dereler
    şâhit olsun, ah ey düşman, seni kanla boğacaıız,
    Yemin ettik and içtik biz, sana ölüm bize zafer
    Seni değil bu topraktan, yeryüzünden kovacaıız
    Bırakarak izlerinde tarihime yeni bir şan,
    Aıır aıır uzaklaştı, bu kahraman asil ordu
    Onlar geçti, fakat hâlâ derinlerden uzaklardan
    Kulaııma onun ulvî cenk türküsü geliyordu:

    "Biz tarihin söylediği büyük Turân alayı
    Cenk yolunda şan arayan hiç yenilmez şehitler
    Vatan için ölüm yeri biz Türk'lerin sarayı…
    Başımızda bayraıımız ileriye yürü!" der…
    Geçtiğimiz her yola biz ölüm, korku saçarız
    Yol bulmasak daıı deler, yine bir yol açarız.
    Biz Oğuz Han evladıyız; ölüm, sanma kaçarız
    Biz geldik mi düşman kaçar, yerlerinde yel eser.
    Bayraıımız yere düşmez semâlardan almadır,
    Kılıcımız Oğuzlardan, Yavuzlardan kalmadır,
    ilk işimiz cenk günleri ateşlere dalmadır,
    Bu orduda korku olmaz, bir aslandır her nefer.
    Biz kahraman ordusuyuz, bükülemez kolumuz,
    Biz geçerken selâm durur hep saıımız solumuz
    ileriye! Ateş olsa tufan olsa yolumuz
    Haydi! Cenge gelin arkadaşlar, bizi bekler şan zafer…
    HIFZI TEVFiK

    ÇANAKKALE'YE GiDERKEN



  4. 15.Mart.2012, 11:09
    2
    Moderatör



    ÇANAKKALE GEÇiLMEZ
    Çanakkale destanı On Sekiz Mart’la başlar Bütün dünya Nusrat’ı saygı ile alkışlar Denizler tanır bizi, bilirler o seferi Çanakkale geçilmez, düşman dönsene geri. Kalkan koludur her koya bir başka şehidin Koldur, fakat azminde kanatlardaki hız var. Etlerle, kemiklerle örülmüştür ufuklar Ey Akdeniz; insan ölüsünden kapımız var. Ejdersen eğer; yerleri yık, gökleri yık ez Fakat şunu bilmelisin:Uğrunda öldüğümüz nokta: Çanakkale geçilmez. Uzanan bütün sırtlarda, kanım, kemiğim vardır benim Çanakkale'dir burası kuru dikenlerde bile Mehmed’im vardır benim. O Mehmetçik ki; kahramanlııın şâhikasını aştı burada Çanakkale geçilmez diye: destan destan destanlaştı burada. Bütün dev silahların üzerime kan kussa şurda tekbir sesleri birer birer hep sussa Değil müttefiklerin, bütün dünya kudursa Bizlerden akan her damla sizlere şelâledir Geçemezsiniz beyler... Bura Çanakkale'dir. Yurdumuza göz koyanlar gidin... Burası Türk elidir, Buradan kuş bile uçmaz, kâinat bilmelidir. Hangi sapık dedi ki "boğaz geçilmelidir" Gelsin kendisi geçsin... ve göstersin soyunu Ona da öğretelim asil Türk'ün soyunu Boğazı geçmek için toplansa da bütün cihan Toplanın efendiler... Bu pınardan içilmez Yalnış kapıyı çaldınız Çanakkale geçilmez.




    Gece çoktan başlamıştı… Silinmişti ovalarGökler bulut, yerler duman… Ne ışık var ne yol var…
    Yalnız derin bir karanlık ufukları sarardı,
    Yerler göğü soruyordu, gök yerleri arardı,
    Deniz taşkın, rüzgâr çoşkun, kasırgalı bir gece…
    Cenk yolunda gidenlere fırtınalar eğlence
    şimşek çakar: yol gösterir, dalga derdi ileri!.
    Haydi yürü Ey Türk genci, koş kucakla zaferi,
    Rüzgarlardan yükselirdi bir muhteşem uğultu:
    Kahramanlar yürüyünüz işte - derdi - şan yolu!.
    Yürüyünüz Türk'ün yolu zaferle doludur.
    Bu yol sizin yolunuzdur. Bu yol zafer yoludur.
    Evet yolum zafer yolu, bu geniş yol, bu meydan,
    Benim şanlı tarihime şeref vermiş bir destan
    Ertuğrul'un evlâtları bu yollara basmıştı,
    Bu muhteşem tepelere sancaıını asmıştı…
    Bu yollarda mâzi ile o kadar çok nisbet var,
    Ki her geçen Türk mutlaka onu görür hatırlar
    işte ben de görüyorum sanki mâzi canlandı,
    Ufuk sanki parçalandı, semâ sanki kanlandı,
    Gündüz gibi bir parıltı, güneş gibi bir yanış.
    Zulmetleri eziyordu bu semâvi uyanış…
    Eski günler geçiyordu birer birer önümden
    Milletimin tarihini okuyordum sanki ben:
    Bulutların arasından yere indi bir alay,
    Her neferi bir kahraman… Belde kılıç elde yay.
    Geçiyordu sular durmuş, dağlar sanki eğilmiş
    Ufukları, hülyâları titretiyordu bu geçiş.
    Geçiyordu Ummanlardan; derelerden, dağlardan
    Her tarafta bir uğultu, bir kahkaha, bir figan…
    Bir an oldu dumanlarla hep örtüldü gökyüzü,
    Ateş, barut, bulut, duman… Görmüyordu göz gözü
    Ertuğrul evlatları, ateş, hücum, ileri!.
    işte düşman kaçışıyor bizim oldu her biri…
    Zafer, zafer, ileriye!.. Hep çekilsin süngüler,
    Biz galibiz, mağlup olan galiplere baş eğer!..
    Yürüyorlar: hilâl önde, hep düşmanlar eğilmiş
    Her tarafta ay yıldızlı al bayraklar çekilmiş
    Koşuyorlar. dağlar bile sarsılıyor, inliyor
    "Allah, Allah!" nidâsını yer gök bütün dinliyor.
    Geçiyorlar, geçiyorlar… ateş, barut, toz, yangın,
    Bakıyordu bu zafere semâ dalgın, yer dalgın…
    Fakat birden yer göklere, gök yerlere karıştı.
    Bir ses duydum: bir boğucu "Geri geri!" feryâdı
    Geri geri… zafer bizim, yere hilâl eğilsin
    indiriniz al bayraıı bizim bayrak çekilsin
    Tuna bizim, Balkan bizim… ileriye askerler…
    Biz gâlibiz, gâlip olan mağlublara "Geri!" der!
    Dönüyorlar.. başlar eğik, kollar düşük, renk solmuş
    Benizlere mâtem inmiş, nazarlara yaş dolmuş
    Yine dönüyorlar: kılıç kında… hep kırılmış süngüler
    Yine dönüyorlar: hayâl olmuş dünkü şeref, şan, zafer…
    Dönüyorlar, geçiyorlar Ummanlardan, dağlardan
    için için ağlıyordu bu ric'ate âsumân…
    Bende ağlıyordum, kararmıştı gözlerim,
    Saçlarımdan çekiliyor, titriyordu her yerim.
    Bu rüyadan silkinerek baş kaldırdım, diz çöktüm,
    Hazin hazin ağlayarak birkaç damla yaş döktüm:
    Türk'e zafer ulu Tanrım, biraz ümit, aydınlık.
    Bize yol ver geçeceğiz, şâh yolunda geç kaldık!
    Artık sabah başlamıştı… Yeşil dağlar arkasında
    Hakikâtin pembe yüzü tebessümler saçıyordu,
    ilk güneşin demet demet ışıkları yorulmayan
    Bu korkusuz yolculara zafer yolu açıyordu…
    Gidiyordu yolum Gâzi Ertuğrul'un evlâtları
    Cenge giden kahramanlar, yiğitlerle bütün dolu
    Onlar geçip gidiyorlar gözler keskin baş yukarı
    Geçiyorlar titreyerek daıı taşı, saıı solu
    Geçiyorlar: önlerinde ay yıldızlı bir al bayrak
    Geçiyorlar yüzlerinde hayat almış bir güneş var,
    Geçiyorlar süngüleri bir alevden daha parlak
    Geçiyorlar gözlerinde ümit olmuş bir alev var
    Diyorlar ki bu mavi gök, bu yeşil daı, bu dereler
    şâhit olsun, ah ey düşman, seni kanla boğacaıız,
    Yemin ettik and içtik biz, sana ölüm bize zafer
    Seni değil bu topraktan, yeryüzünden kovacaıız
    Bırakarak izlerinde tarihime yeni bir şan,
    Aıır aıır uzaklaştı, bu kahraman asil ordu
    Onlar geçti, fakat hâlâ derinlerden uzaklardan
    Kulaııma onun ulvî cenk türküsü geliyordu:

    "Biz tarihin söylediği büyük Turân alayı
    Cenk yolunda şan arayan hiç yenilmez şehitler
    Vatan için ölüm yeri biz Türk'lerin sarayı…
    Başımızda bayraıımız ileriye yürü!" der…
    Geçtiğimiz her yola biz ölüm, korku saçarız
    Yol bulmasak daıı deler, yine bir yol açarız.
    Biz Oğuz Han evladıyız; ölüm, sanma kaçarız
    Biz geldik mi düşman kaçar, yerlerinde yel eser.
    Bayraıımız yere düşmez semâlardan almadır,
    Kılıcımız Oğuzlardan, Yavuzlardan kalmadır,
    ilk işimiz cenk günleri ateşlere dalmadır,
    Bu orduda korku olmaz, bir aslandır her nefer.
    Biz kahraman ordusuyuz, bükülemez kolumuz,
    Biz geçerken selâm durur hep saıımız solumuz
    ileriye! Ateş olsa tufan olsa yolumuz
    Haydi! Cenge gelin arkadaşlar, bizi bekler şan zafer…
    HIFZI TEVFiK

    ÇANAKKALE'YE GiDERKEN






+ Yorum Gönder