Konusunu Oylayın.: İstiklâl Marşı kaç günde yazıldı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İstiklâl Marşı kaç günde yazıldı?
  1. 15.Mart.2012, 10:04
    1
    Misafir

    İstiklâl Marşı kaç günde yazıldı?

  2. 15.Mart.2012, 10:09
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: İstiklâl Marşı kaç günde yazıldı?




    12 Mart, İstiklâl Marşı'nın Büyük Millet Meclisi'nde millî marş olarak kabul edilişinin 91. yıldönümüydü; bu vesileyle her yıl olduğu gibi Türkiye'nin hemen her yerinde toplantılar düzenlendi ve Mehmed Âkif saygıyla anıldı.


    İstiklâl Marşı'nın problemli bestesine rağmen böylesine sevilip benimsenmesi, herhalde Millî Mücadele'nin ruhunu çok iyi yansıtan bir mutabakat metni olmasındandır.

    Bilindiği gibi, savaş cephelerde bütün hızıyla devam ederken askeri şevklendirecek bir millî marşa ihtiyaç duyulmuş ve Maarif Vekâleti tarafından bir yarışma açılmıştı. Yarışmaya katılan şairler arasında, Âkif dâhil, tanınmış hiçbir şair olmadığı gibi ön elemeyi geçen şiirler de her bakımdan kötüydü. Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey, bu marşı sadece Mehmed Âkif'in yazabileceğini biliyordu; kendisinin de hatırı sayılır bir edebî geçmişi vardı; şiirden iyi anlıyordu ve hiç şüphesiz Âkif'in Balkan Harbi'nden beri yazdıklarını yakından takip etmişti. Meclis'te birlikte görev yaptıkları halde, yarışmaya niçin katılmadığını bizzat sormaya cesaret edememiş olmalı ki, şairin yakın dostlarından Balıkesir mebusu Hasan Basri (Çantay) Bey'in ağzını yoklamış, şairin yarışmaya para ödülü konulduğu için katılmadığını öğrenmişti.

    Hasan Basri Bey, Âkifname adlı eserinde, Maarif Vekili'nin bu görüşmeden sonra Âkif'e verilmek üzere kısa bir mektup yazdığını belirterek "Pek aziz ve muhterem efendim" hitabıyla başlayan ve 5 Şubat 1337(1921) tarihini taşıyan bu mektubun metnini yayımlamıştır:

    "İstiklâl Marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmamalarındaki sebebin izâlesi için pek çok tedbirler vardır. Zât-ı üstâdânelerinin matlûb şiiri vü­cuda getirmeleri maksadın husûlü için son çare olarak kalmıştır. Asîl endişenizin icab ettiği ne varsa hepsini yapa­rız. Memleketi bu müessir telkin ve tehyîc vâsıtasından mahrum bı­rakmamanızı rica ve bu vesîle ile en derin hürmet ve muhabbetimi arz ve tekrar eylerim efendim."

    Hasan Basri Bey, adı geçen kitabında, Âkif'i İstiklâl Marşı'nı yazmaya kendisinin ikna ettiğini, Hamdullah Suphi Bey'in mektubunu ise marş yazılıp bittikten sonra gös­terdiğini söyler.

    Âkif'in hemen o gün Tâceddin Dergâhı'na kapanıp İstiklâl Marşı'nı yazmaya başladığı anlaşılıyor. Dostları onun evde, sokakta, camide, Meclis'te, uyurken, yü­rürken, yemek yer­ken âdeta bütün hücreleriyle İstiklâl Marşı'nı dü­şündüğünü ve yazıp bitirinceye kadar tam bir istiğrak halini yaşadığını söylerler. Hatta bir gece Tâceddin Dergâhı'nda uyanmış, kâğıt aramış, bulamayınca kur­şunkalemiyle yer yatağının sağındaki duvara marşın "Ben ezelden beridir hür yaşa­dım hür yaşarım" mısraını yazmıştır.

    İstiklâl Marşı'nın tamamlanıp imzasız olarak Maarif Vekâleti'ne teslim edildiğinde tarih 7 Şubat'tır; bu da iki günde yazıldığı anlamına gelmektedir.

    On kıt'alık uzun ve muhkem bir şiir iki günde nasıl yazılabilmiştir? Bu soruya verilebilecek en mantıklı cevap şu olabilir: Âkif, aslında yarışma ilan edildikten sonra şiiri kafasında büyük ölçüde şekillendirmişti. Balkan Harbi felaketi yaşanırken duyduğu büyük acının ifadesi olan ve daha sonra Hakkın Sesleri adıyla bir araya getirilen şiirleri yazarken İstiklâl Marşı'nın sesini bulduğu bile söylenebilir. Bu ses, Birinci Dünya Harbi sırasında, Berlin'de Çanakkale cephesinden müjdeli haberler beklerken ete kemiğe bürünmeye başlamıştır. Hakkın Sesleri'ndeki birçok manzume ve Berlin Hatıraları'ndaki şu mısralar, İstiklâl Marşı'yla daha sonra Âsım'da Köse İmam'ın tiradı olarak yazılacak olan Çanakkale Şehitleri'nin ilk etüdleri sayılabilir:

    Korkma!

    Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz;

    Bu yol ki hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz:

    Düşer mi tek taşı, sandın, harîm-i namusun?

    Meğer ki harbe giren son nefer şehid olsun.

    Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa;

    Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa;

    Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar,

    Taşıp da kaplasa âfâkı bir kızıl sarsar,

    Değil mi cephemizin sinesinde iman bir,

    Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;

    Değil mi sinede birdir vuran yürek... Yılmaz!

    Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz!

    Milletin en zor zamanında yazılacak millî marş için büyük bir para ödülü konulması Âkif'in havsalasına sığmamıştı; bu konuda son derece hassastı ve en büyük korkusu para için yazdığının zannedilmesiydi. Hâlbuki o günlerde maddî bakımdan bir hayli sı­kıntıdaydı; palto alacak parası olmadığı için kışları ceketle geziyordu. Çok soğuk günlerde Meclis'e giderken paltosunu ödünç aldığı Baytar Şefik (Kolaylı) Bey bir gün "Âkif Bey, şu ödülü reddetmeyip de bir palto alsaydınız daha iyi olmaz mıydı?" deyince öfkeden kıpkırmızı kesilmiş, çok sevdiği bu dostuyla tam iki ay konuşmamıştı.

    İstiklâl Marşı, asıl sesini hakikaten 1912 yılında başlayıp aşağı yukarı on yıl süren altüst oluşun acılarında bulmuş, imparatorluğun küllerinden yeni bir devletin doğmasına yol açan Millî Mücadele sırasında şekillenmiş bir metindir. İki günde değil, on yılda yazılmıştır. Aziz şairin dediği gibi, "Allah, bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın!"

    Beşir Ayvazoğlu / ZAMAN


  3. 15.Mart.2012, 10:09
    2
    Moderatör



    12 Mart, İstiklâl Marşı'nın Büyük Millet Meclisi'nde millî marş olarak kabul edilişinin 91. yıldönümüydü; bu vesileyle her yıl olduğu gibi Türkiye'nin hemen her yerinde toplantılar düzenlendi ve Mehmed Âkif saygıyla anıldı.


    İstiklâl Marşı'nın problemli bestesine rağmen böylesine sevilip benimsenmesi, herhalde Millî Mücadele'nin ruhunu çok iyi yansıtan bir mutabakat metni olmasındandır.

    Bilindiği gibi, savaş cephelerde bütün hızıyla devam ederken askeri şevklendirecek bir millî marşa ihtiyaç duyulmuş ve Maarif Vekâleti tarafından bir yarışma açılmıştı. Yarışmaya katılan şairler arasında, Âkif dâhil, tanınmış hiçbir şair olmadığı gibi ön elemeyi geçen şiirler de her bakımdan kötüydü. Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey, bu marşı sadece Mehmed Âkif'in yazabileceğini biliyordu; kendisinin de hatırı sayılır bir edebî geçmişi vardı; şiirden iyi anlıyordu ve hiç şüphesiz Âkif'in Balkan Harbi'nden beri yazdıklarını yakından takip etmişti. Meclis'te birlikte görev yaptıkları halde, yarışmaya niçin katılmadığını bizzat sormaya cesaret edememiş olmalı ki, şairin yakın dostlarından Balıkesir mebusu Hasan Basri (Çantay) Bey'in ağzını yoklamış, şairin yarışmaya para ödülü konulduğu için katılmadığını öğrenmişti.

    Hasan Basri Bey, Âkifname adlı eserinde, Maarif Vekili'nin bu görüşmeden sonra Âkif'e verilmek üzere kısa bir mektup yazdığını belirterek "Pek aziz ve muhterem efendim" hitabıyla başlayan ve 5 Şubat 1337(1921) tarihini taşıyan bu mektubun metnini yayımlamıştır:

    "İstiklâl Marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmamalarındaki sebebin izâlesi için pek çok tedbirler vardır. Zât-ı üstâdânelerinin matlûb şiiri vü­cuda getirmeleri maksadın husûlü için son çare olarak kalmıştır. Asîl endişenizin icab ettiği ne varsa hepsini yapa­rız. Memleketi bu müessir telkin ve tehyîc vâsıtasından mahrum bı­rakmamanızı rica ve bu vesîle ile en derin hürmet ve muhabbetimi arz ve tekrar eylerim efendim."

    Hasan Basri Bey, adı geçen kitabında, Âkif'i İstiklâl Marşı'nı yazmaya kendisinin ikna ettiğini, Hamdullah Suphi Bey'in mektubunu ise marş yazılıp bittikten sonra gös­terdiğini söyler.

    Âkif'in hemen o gün Tâceddin Dergâhı'na kapanıp İstiklâl Marşı'nı yazmaya başladığı anlaşılıyor. Dostları onun evde, sokakta, camide, Meclis'te, uyurken, yü­rürken, yemek yer­ken âdeta bütün hücreleriyle İstiklâl Marşı'nı dü­şündüğünü ve yazıp bitirinceye kadar tam bir istiğrak halini yaşadığını söylerler. Hatta bir gece Tâceddin Dergâhı'nda uyanmış, kâğıt aramış, bulamayınca kur­şunkalemiyle yer yatağının sağındaki duvara marşın "Ben ezelden beridir hür yaşa­dım hür yaşarım" mısraını yazmıştır.

    İstiklâl Marşı'nın tamamlanıp imzasız olarak Maarif Vekâleti'ne teslim edildiğinde tarih 7 Şubat'tır; bu da iki günde yazıldığı anlamına gelmektedir.

    On kıt'alık uzun ve muhkem bir şiir iki günde nasıl yazılabilmiştir? Bu soruya verilebilecek en mantıklı cevap şu olabilir: Âkif, aslında yarışma ilan edildikten sonra şiiri kafasında büyük ölçüde şekillendirmişti. Balkan Harbi felaketi yaşanırken duyduğu büyük acının ifadesi olan ve daha sonra Hakkın Sesleri adıyla bir araya getirilen şiirleri yazarken İstiklâl Marşı'nın sesini bulduğu bile söylenebilir. Bu ses, Birinci Dünya Harbi sırasında, Berlin'de Çanakkale cephesinden müjdeli haberler beklerken ete kemiğe bürünmeye başlamıştır. Hakkın Sesleri'ndeki birçok manzume ve Berlin Hatıraları'ndaki şu mısralar, İstiklâl Marşı'yla daha sonra Âsım'da Köse İmam'ın tiradı olarak yazılacak olan Çanakkale Şehitleri'nin ilk etüdleri sayılabilir:

    Korkma!

    Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz;

    Bu yol ki hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz:

    Düşer mi tek taşı, sandın, harîm-i namusun?

    Meğer ki harbe giren son nefer şehid olsun.

    Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa;

    Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa;

    Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar,

    Taşıp da kaplasa âfâkı bir kızıl sarsar,

    Değil mi cephemizin sinesinde iman bir,

    Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;

    Değil mi sinede birdir vuran yürek... Yılmaz!

    Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz!

    Milletin en zor zamanında yazılacak millî marş için büyük bir para ödülü konulması Âkif'in havsalasına sığmamıştı; bu konuda son derece hassastı ve en büyük korkusu para için yazdığının zannedilmesiydi. Hâlbuki o günlerde maddî bakımdan bir hayli sı­kıntıdaydı; palto alacak parası olmadığı için kışları ceketle geziyordu. Çok soğuk günlerde Meclis'e giderken paltosunu ödünç aldığı Baytar Şefik (Kolaylı) Bey bir gün "Âkif Bey, şu ödülü reddetmeyip de bir palto alsaydınız daha iyi olmaz mıydı?" deyince öfkeden kıpkırmızı kesilmiş, çok sevdiği bu dostuyla tam iki ay konuşmamıştı.

    İstiklâl Marşı, asıl sesini hakikaten 1912 yılında başlayıp aşağı yukarı on yıl süren altüst oluşun acılarında bulmuş, imparatorluğun küllerinden yeni bir devletin doğmasına yol açan Millî Mücadele sırasında şekillenmiş bir metindir. İki günde değil, on yılda yazılmıştır. Aziz şairin dediği gibi, "Allah, bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın!"

    Beşir Ayvazoğlu / ZAMAN





+ Yorum Gönder