Konusunu Oylayın.: Kuran-ı kerimde kardeşlik hukuku nedir bana anlamlı bir şekilde sunmanızı arz ederim

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kuran-ı kerimde kardeşlik hukuku nedir bana anlamlı bir şekilde sunmanızı arz ederim
  1. 13.Mart.2012, 21:54
    1
    Misafir

    Kuran-ı kerimde kardeşlik hukuku nedir bana anlamlı bir şekilde sunmanızı arz ederim






    Kuran-ı kerimde kardeşlik hukuku nedir bana anlamlı bir şekilde sunmanızı arz ederim Mumsema kuran-ı kerimde kardeşlik hukuku nedir bana anlamlı bir şekilde sunmanızı arz ederim.


  2. 14.Mart.2012, 08:30
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: kuran-ı kerimde kardeşlik hukuku nedir bana anlamlı bir şekilde sunmanızı arz ederim




    İslam’da kardeşli hukuku; soy, sop, hısım birlikteliğinden çok akide temeline dayanır. İnsanların renkleri, dilleri, ırkları ve yaşadığı bölgeler farklı olsa da aynı dinî inanca sahip oldukları sürece kardeş olarak kabul edilmişlerdir. Allah (c.c), Kuran-i Kerim'de şöyle buyurmaktadır "Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah'tan korkup sakının umulur ki onun merhametine nail olasınız" (Hucurat:10)

    Allah’ın emri gereği, ancak akide bağıyla bir araya gelenler gerçek manada kardeş kabul edilmektedir. Çünkü Allah (c.c) Hz Nuh’un eşini ve oğlunu, Hz. Lut’un eşini tevhit akidesini kabul etmemelerinden ötürü onları peygamberlerin ailelerinden saymamıştır.


    Şüphesiz Allah’ın müminlere bahşettiği en güzel nimet iman ve takva ekseninden kaynaklanan kardeşlik bağıdır. İslam’da kardeşlik hukuku Kuranî kaidelere dayanır. Bu yüzden, Müslümanların arasını bozacak her türlü yapay ihtilaflar ve kibirlenme yasaklanmıştır. İslam insanları; renk, ırk, soy-sop, cins vb. türden cahilî kavramlar yerine takva kriteri getirerek islami temele dayalı kardeşlik bağının günümüze kadar bozulmadan gelmesini sağlamıştır.

    "Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, kavimlere ayırdık. Hiç kuskusuz, Allah katında en değerli olanınız, takvaca en üstün olanınızdır."(Hucurat:13).

    İslam: şahsi çıkarlarını, ırki ihtiraslarını, kişisel menfaatlerini ve sembol edindikleri taassuplarını bir kenara bırakıp akide temelinde kardeşlik prensibiyle tüm Müslümanları birleştirmiştir.

    Sihrî kardeşlik İslâm’ın değer verdiği önemli akrabalık müesseselerinden biridir. Kardeşlerin birbirleri üzerinde İslami ve insani hakları vardır. Fakat yeryüzünün neresinde yaşıyorlarsa, hangi dili konuşuyorsa, hangi kavme mensup olurlarsa olsun ve hangi ten rengine sahip olurlarsa olsunlar bütün müminleri yekdiğerine kardeş sayar. Bu kardeşler kendi aralarında apayrı bir topluluk oluştururlar. Kendi akidelerine saldıran veya imana karşı küfrü tercih eden kimseleri, kendilerine ne kadar yakın olurlarsa olsun asla muhabbet beslemezler; bu anlamda sihri değil sadece din kardeşliğini qale alırlar.

    Yüce Rabbimizin Kuran’daki şu mealdeki ayetleri bunun böyle olması gerektiğini bize bildirmektedir.

    "Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluk bulamazsın ki onlar Allah'a ve Resûlüne karşı başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar bunlar ister, babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir" (Mücadele 22).
    "Ey iman edenler, eğer imana karşı küfrü sevip tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. Sizden kim onları veli edinirse, iste zulme sapanlar bunlardır." (Tevbe:23).

    Günümüzde akide bağı zayıfladığından müminler arasındaki bağ olması gerektiğinin dışında bir seyir izlemektedir. Mezhep, meşrep, ırk, renk ve vatan… gibi görüş farklılıklarının taassup ve fanatizm derecesine varmasından da ümmet fertleri arasında ayrılıklar baş göstermektedir. Ümmet bilincini tekrar canlandırmak ve din kardeşliğinin yeniden ihdası için Allah Resûlünün Mescid-i Nebevî'nin inşasından sonra Muhâcirler ile Ensardan oluşan sahabeler arasında çifter çifter kardeşlik akdetmesi ve kendisine de Hz. Ali'yi kardeş edinmesi İslam kardeşlik hukukunun akide temelinde tekrar canlandırılmasına güzel bir misal teşkil etmektedir.

    Medine’deki devrim niteliğindeki kardeşlik akdinden sonra Muhacirlerden Abdurrahman bin Avf, Ensardan Sa'd bin Rebi ile kardeşleştirilmişti. Sa’d b. Rebi kardeşi A.bin Avf’a; "Kardeşim! İşte evim, yarısı senin, işte mülküm, yarısı senin, işte eşlerim, birisini boşayıp seninle nikâhlayayım." diyerek tarihte ender rastlanacak fedakârlıkta bulunmuştur. Ancak Abdurrahman bin Avf, bunu kabul etmemiş Sa’d bin Rebi’ye, "Sağol Kardeşim, sen bana çarşının yolunu göster, bu bana yeter." karşılığını vermiş, çalışmış ve kısa zamanda Medine’nin en zenginlerinden olmuştur.


  3. 14.Mart.2012, 08:30
    2
    Editör



    İslam’da kardeşli hukuku; soy, sop, hısım birlikteliğinden çok akide temeline dayanır. İnsanların renkleri, dilleri, ırkları ve yaşadığı bölgeler farklı olsa da aynı dinî inanca sahip oldukları sürece kardeş olarak kabul edilmişlerdir. Allah (c.c), Kuran-i Kerim'de şöyle buyurmaktadır "Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah'tan korkup sakının umulur ki onun merhametine nail olasınız" (Hucurat:10)

    Allah’ın emri gereği, ancak akide bağıyla bir araya gelenler gerçek manada kardeş kabul edilmektedir. Çünkü Allah (c.c) Hz Nuh’un eşini ve oğlunu, Hz. Lut’un eşini tevhit akidesini kabul etmemelerinden ötürü onları peygamberlerin ailelerinden saymamıştır.


    Şüphesiz Allah’ın müminlere bahşettiği en güzel nimet iman ve takva ekseninden kaynaklanan kardeşlik bağıdır. İslam’da kardeşlik hukuku Kuranî kaidelere dayanır. Bu yüzden, Müslümanların arasını bozacak her türlü yapay ihtilaflar ve kibirlenme yasaklanmıştır. İslam insanları; renk, ırk, soy-sop, cins vb. türden cahilî kavramlar yerine takva kriteri getirerek islami temele dayalı kardeşlik bağının günümüze kadar bozulmadan gelmesini sağlamıştır.

    "Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, kavimlere ayırdık. Hiç kuskusuz, Allah katında en değerli olanınız, takvaca en üstün olanınızdır."(Hucurat:13).

    İslam: şahsi çıkarlarını, ırki ihtiraslarını, kişisel menfaatlerini ve sembol edindikleri taassuplarını bir kenara bırakıp akide temelinde kardeşlik prensibiyle tüm Müslümanları birleştirmiştir.

    Sihrî kardeşlik İslâm’ın değer verdiği önemli akrabalık müesseselerinden biridir. Kardeşlerin birbirleri üzerinde İslami ve insani hakları vardır. Fakat yeryüzünün neresinde yaşıyorlarsa, hangi dili konuşuyorsa, hangi kavme mensup olurlarsa olsun ve hangi ten rengine sahip olurlarsa olsunlar bütün müminleri yekdiğerine kardeş sayar. Bu kardeşler kendi aralarında apayrı bir topluluk oluştururlar. Kendi akidelerine saldıran veya imana karşı küfrü tercih eden kimseleri, kendilerine ne kadar yakın olurlarsa olsun asla muhabbet beslemezler; bu anlamda sihri değil sadece din kardeşliğini qale alırlar.

    Yüce Rabbimizin Kuran’daki şu mealdeki ayetleri bunun böyle olması gerektiğini bize bildirmektedir.

    "Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluk bulamazsın ki onlar Allah'a ve Resûlüne karşı başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar bunlar ister, babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir" (Mücadele 22).
    "Ey iman edenler, eğer imana karşı küfrü sevip tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. Sizden kim onları veli edinirse, iste zulme sapanlar bunlardır." (Tevbe:23).

    Günümüzde akide bağı zayıfladığından müminler arasındaki bağ olması gerektiğinin dışında bir seyir izlemektedir. Mezhep, meşrep, ırk, renk ve vatan… gibi görüş farklılıklarının taassup ve fanatizm derecesine varmasından da ümmet fertleri arasında ayrılıklar baş göstermektedir. Ümmet bilincini tekrar canlandırmak ve din kardeşliğinin yeniden ihdası için Allah Resûlünün Mescid-i Nebevî'nin inşasından sonra Muhâcirler ile Ensardan oluşan sahabeler arasında çifter çifter kardeşlik akdetmesi ve kendisine de Hz. Ali'yi kardeş edinmesi İslam kardeşlik hukukunun akide temelinde tekrar canlandırılmasına güzel bir misal teşkil etmektedir.

    Medine’deki devrim niteliğindeki kardeşlik akdinden sonra Muhacirlerden Abdurrahman bin Avf, Ensardan Sa'd bin Rebi ile kardeşleştirilmişti. Sa’d b. Rebi kardeşi A.bin Avf’a; "Kardeşim! İşte evim, yarısı senin, işte mülküm, yarısı senin, işte eşlerim, birisini boşayıp seninle nikâhlayayım." diyerek tarihte ender rastlanacak fedakârlıkta bulunmuştur. Ancak Abdurrahman bin Avf, bunu kabul etmemiş Sa’d bin Rebi’ye, "Sağol Kardeşim, sen bana çarşının yolunu göster, bu bana yeter." karşılığını vermiş, çalışmış ve kısa zamanda Medine’nin en zenginlerinden olmuştur.


  4. 14.Mart.2012, 08:31
    3
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: kuran-ı kerimde kardeşlik hukuku nedir bana anlamlı bir şekilde sunmanızı arz ederim

    Ensar’ın bu fedakârlığı Allah tarafından şöyle övülmüştür "O kimseler ki iman edip hicret ettiler ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda mücadele ettiler. O Ensar ki Muhacirleri barındırdılar ve onlara yardım ettiler. Onlar birbirinin velileridirler" (Enfâl 72).
    Velayetten maksat; yardımlaşma, öğüt ve verâset olarak tefsir edilmiştir. Fakat Bedir savaşından sonra Muhacirlerin maddi durumlarının düzelmeye başlaması üzerine Muhacirlerin Ensar’a mirasçı olma hükmü su âyetle nesh edilmiştir:

    "Hısımlar Allah’ın kitabında birbirine daha yakındırlar" (Enfâl 75).

    Fakat buna rağmen Ensâr bazı mallarını Muhacir kardeşleriyle bölüşmüş, hurmalıklar üzerinde onlarla ziraat ortaklığı yapmışlardır (Buhârî, II, 71, 111)

    İslam’da akide kardeşliği hukukuna önemli bir örnek verildiğinde; cahilliye döneminde birbirlerine düşman olan Evs ve Hazreç kabilesinin iman bağıyla nasıl kardeşler haline getirdiğini zikr etmek gerekir. Birbirlerine kılıç çekip kanlarını dökmekten çekinmeyenlerin, İslam kardeşliğinin verdiği güçle dost olmaları insanlık âlemine bir ibret vesikasıdır

    Bunu yüce Allah (c.c) “Kitab-ı Mübinde” şöyle zikretmektedir:

    "Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı yapışın. Dağılıp ayrılmayın ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O kalplerinizin arasını uzlaştırıp, ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler oldunuz. Yine siz tam bir ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size âyetlerini iste böyle açıklar" (Ali İmrân:103).

    Müminlerin din kardeş ilan edilmesi, kardeşleşenlerin üzerlerine bazı sorumluluklar yükler. Kardeş olmak demek; sevinçte ve kederde birlikte olmayı göze almak demektir. Muhabbet beslemek, bir birini saymak, eline-diline itimat etmek, merhamet etmek, yardımlaşma ve dayanışmayı göze almak demektir. Bunlar olmadan İslam kardeşliği iddiasının bir anlamı olmaz. Kuran’ın öngördüğü kardeşlik, bütün bunları içeren bir muhtevaya sahiptir. İslâm’daki kardeşlik bir yaşam biçimidir. Din kardeşliğinin en güzel pratiği “Asr-ı Saadet” döneminde Peygamberle birlikte yaşayan seçkin sahabeler tarafından yaşanmıştır.

    Yüce Allah (c.c) Kuran-ı Kerim’de Medine de İslam kardeşliğini oluşturan seçkin sahabeyi şöyle övmüştür:

    "Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, kendilerine hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı da içlerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerin de bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa, iste onlar, felah bulanlardır." (Haşr: 9).

    Yine Hz Peygamber (a.s.) Müslümanların birbirine buğ¬z etmelerini, sırt çevirmelerini, haset ve birbirleriyle alay etmelerini yasaklamıştır. (Buhârî, Edep 57)

    Peygamber efendimiz "Bir kişinin kardeşini üç günden fazla küs bırakması helâl değ¬ildir. O iki mümin karşılaştıkları zaman birisi yüzünü şu tarafa, öbürü öte tarafa çevirir. Hâlbuki bu iki müminin hayırlısı önce selâm vermeye başlayandır." buyurmuştur. (Tecrid-i Sarih XII145)

    "Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulüm ve kötülük yapmaz, onu tehlikeye atmaz. Bir kimse kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman’ın bir sıkıntısını giderirse Allah da buna karşılık ondan kıyamet gününün sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslüman, kardeşinin bir ayıbını örterse kıyamet günü Allah da onun bir ayıbını örter." (Müslim, Birr,58).

    Yine ilim şehrinin kapısı Hz. Ali (r.a) söyle buyurmuştur: "Senin hakiki kardeşin seninle beraber olan sana menfaat versin diye, kendi nefsine zarar vermeye razı olan, zamanın felaketleri kapını çaldığı vakit, senin dağınık durumunu derlemek için kendi derli toplu öz durumunu dağıtandır.

    Yukarıdaki Ayet ve hadislerin ışığında İslam toplumunda akide bağıyla bağlı olanların oluşturmuş oldukları kardeşlik projesinde Müslümanların uyması gereken kuralları özetleyecek olursak

    1.Kardeşini Allah rızası için kendi nefsi gibi sevmek.

    2.Sevinç ve tasasını paylaşmak.

    3.Maddi ve manevi desteğini esirgememek.

    4.Renginden ve ırkından dolayı hor görmemek.

    5.Dili, eli ve davranışlarıyla kardeşine sıkıntı vermemek.

    6.Hata ve yanlışlarını görmezden gelmek

    7.Kardeşine vefakâr olmak.

    8.Gördüğünde kardeşine selam vermek

    9.Öldüğünde gerekli vecibeleri yerine getirmek

    Ve selam…

    HACI H. ŞEREF



  5. 14.Mart.2012, 08:31
    3
    Editör
    Ensar’ın bu fedakârlığı Allah tarafından şöyle övülmüştür "O kimseler ki iman edip hicret ettiler ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda mücadele ettiler. O Ensar ki Muhacirleri barındırdılar ve onlara yardım ettiler. Onlar birbirinin velileridirler" (Enfâl 72).
    Velayetten maksat; yardımlaşma, öğüt ve verâset olarak tefsir edilmiştir. Fakat Bedir savaşından sonra Muhacirlerin maddi durumlarının düzelmeye başlaması üzerine Muhacirlerin Ensar’a mirasçı olma hükmü su âyetle nesh edilmiştir:

    "Hısımlar Allah’ın kitabında birbirine daha yakındırlar" (Enfâl 75).

    Fakat buna rağmen Ensâr bazı mallarını Muhacir kardeşleriyle bölüşmüş, hurmalıklar üzerinde onlarla ziraat ortaklığı yapmışlardır (Buhârî, II, 71, 111)

    İslam’da akide kardeşliği hukukuna önemli bir örnek verildiğinde; cahilliye döneminde birbirlerine düşman olan Evs ve Hazreç kabilesinin iman bağıyla nasıl kardeşler haline getirdiğini zikr etmek gerekir. Birbirlerine kılıç çekip kanlarını dökmekten çekinmeyenlerin, İslam kardeşliğinin verdiği güçle dost olmaları insanlık âlemine bir ibret vesikasıdır

    Bunu yüce Allah (c.c) “Kitab-ı Mübinde” şöyle zikretmektedir:

    "Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı yapışın. Dağılıp ayrılmayın ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O kalplerinizin arasını uzlaştırıp, ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler oldunuz. Yine siz tam bir ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size âyetlerini iste böyle açıklar" (Ali İmrân:103).

    Müminlerin din kardeş ilan edilmesi, kardeşleşenlerin üzerlerine bazı sorumluluklar yükler. Kardeş olmak demek; sevinçte ve kederde birlikte olmayı göze almak demektir. Muhabbet beslemek, bir birini saymak, eline-diline itimat etmek, merhamet etmek, yardımlaşma ve dayanışmayı göze almak demektir. Bunlar olmadan İslam kardeşliği iddiasının bir anlamı olmaz. Kuran’ın öngördüğü kardeşlik, bütün bunları içeren bir muhtevaya sahiptir. İslâm’daki kardeşlik bir yaşam biçimidir. Din kardeşliğinin en güzel pratiği “Asr-ı Saadet” döneminde Peygamberle birlikte yaşayan seçkin sahabeler tarafından yaşanmıştır.

    Yüce Allah (c.c) Kuran-ı Kerim’de Medine de İslam kardeşliğini oluşturan seçkin sahabeyi şöyle övmüştür:

    "Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, kendilerine hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı da içlerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerin de bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa, iste onlar, felah bulanlardır." (Haşr: 9).

    Yine Hz Peygamber (a.s.) Müslümanların birbirine buğ¬z etmelerini, sırt çevirmelerini, haset ve birbirleriyle alay etmelerini yasaklamıştır. (Buhârî, Edep 57)

    Peygamber efendimiz "Bir kişinin kardeşini üç günden fazla küs bırakması helâl değ¬ildir. O iki mümin karşılaştıkları zaman birisi yüzünü şu tarafa, öbürü öte tarafa çevirir. Hâlbuki bu iki müminin hayırlısı önce selâm vermeye başlayandır." buyurmuştur. (Tecrid-i Sarih XII145)

    "Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulüm ve kötülük yapmaz, onu tehlikeye atmaz. Bir kimse kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman’ın bir sıkıntısını giderirse Allah da buna karşılık ondan kıyamet gününün sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslüman, kardeşinin bir ayıbını örterse kıyamet günü Allah da onun bir ayıbını örter." (Müslim, Birr,58).

    Yine ilim şehrinin kapısı Hz. Ali (r.a) söyle buyurmuştur: "Senin hakiki kardeşin seninle beraber olan sana menfaat versin diye, kendi nefsine zarar vermeye razı olan, zamanın felaketleri kapını çaldığı vakit, senin dağınık durumunu derlemek için kendi derli toplu öz durumunu dağıtandır.

    Yukarıdaki Ayet ve hadislerin ışığında İslam toplumunda akide bağıyla bağlı olanların oluşturmuş oldukları kardeşlik projesinde Müslümanların uyması gereken kuralları özetleyecek olursak

    1.Kardeşini Allah rızası için kendi nefsi gibi sevmek.

    2.Sevinç ve tasasını paylaşmak.

    3.Maddi ve manevi desteğini esirgememek.

    4.Renginden ve ırkından dolayı hor görmemek.

    5.Dili, eli ve davranışlarıyla kardeşine sıkıntı vermemek.

    6.Hata ve yanlışlarını görmezden gelmek

    7.Kardeşine vefakâr olmak.

    8.Gördüğünde kardeşine selam vermek

    9.Öldüğünde gerekli vecibeleri yerine getirmek

    Ve selam…

    HACI H. ŞEREF






+ Yorum Gönder