Konusunu Oylayın.: Şia (rafızi) itikadinden örnekler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Şia (rafızi) itikadinden örnekler
  1. 13.Mart.2012, 16:21
    1
    Misafir

    Şia (rafızi) itikadinden örnekler






    Şia (rafızi) itikadinden örnekler Mumsema şia (rafızi) itikadinden örnekler


  2. 13.Mart.2012, 17:54
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: şia (rafızi) itikadinden örnekler




    Rafızi, Rafizilik nedir?

    RÂFIZÎ
    Sözlükte "reddetmek, kabul etmemek, kumandanını terkeden bir ordu veya askeri birlik" anlamına gelen rafızî, mezhepler tarihinde, yaygın şekliyle Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'in hilafetlerini kabul etmeyip reddedenler için kullanılan bir kavramdır. Bu yönüyle Şia'ya yakınlığı söz konusudur. Çoğulu revâfızdır. Kendi iddialarına göre râfıza, kötülüğü terk edenler demektir. Buna göre Hz. Muhammed vefat edince Müslümanların bir kısmı İslâm'dan uzaklaşmaya başladılar; sadece Şiîler kötülüğü reddettiler ve Hz. Musa'ya nisbetle Harun ne ise, Hz. Muhammed katında aynı olan Ali'ye bağlandılar. Böylece Şiîler râfıza adını kendileri için bir iftihar vesilesi yaptılar.
    Tarihi yönden ise Râfıza akımı ilk kez Hz. Hüseyin'in torunu Zeyd ibn Ali zamanında Kûfe'de ortaya çıkmıştır. Emevîlere karşı bir ayaklanma anında kendisine ilk iki halife hakkındaki kanaatı sorulunca Zeyd; onlar hakkında hayır ve iyilikten başka bir şey bilmediğini ve cedlerinden de farklı bir şey işitmediğini söyleyince O'nu terketmişler ve bunlardan dolayı da onlara râfıza denmiştir. Böylece bu kelime, Zeydiyye tarafından, Zeyd'i terk edenler; ehl-i sünnet tarafından ise ilk iki halifeyi reddedenler anlamında kullanılmıştır.



  3. 13.Mart.2012, 17:54
    2
    Moderatör



    Rafızi, Rafizilik nedir?

    RÂFIZÎ
    Sözlükte "reddetmek, kabul etmemek, kumandanını terkeden bir ordu veya askeri birlik" anlamına gelen rafızî, mezhepler tarihinde, yaygın şekliyle Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'in hilafetlerini kabul etmeyip reddedenler için kullanılan bir kavramdır. Bu yönüyle Şia'ya yakınlığı söz konusudur. Çoğulu revâfızdır. Kendi iddialarına göre râfıza, kötülüğü terk edenler demektir. Buna göre Hz. Muhammed vefat edince Müslümanların bir kısmı İslâm'dan uzaklaşmaya başladılar; sadece Şiîler kötülüğü reddettiler ve Hz. Musa'ya nisbetle Harun ne ise, Hz. Muhammed katında aynı olan Ali'ye bağlandılar. Böylece Şiîler râfıza adını kendileri için bir iftihar vesilesi yaptılar.
    Tarihi yönden ise Râfıza akımı ilk kez Hz. Hüseyin'in torunu Zeyd ibn Ali zamanında Kûfe'de ortaya çıkmıştır. Emevîlere karşı bir ayaklanma anında kendisine ilk iki halife hakkındaki kanaatı sorulunca Zeyd; onlar hakkında hayır ve iyilikten başka bir şey bilmediğini ve cedlerinden de farklı bir şey işitmediğini söyleyince O'nu terketmişler ve bunlardan dolayı da onlara râfıza denmiştir. Böylece bu kelime, Zeydiyye tarafından, Zeyd'i terk edenler; ehl-i sünnet tarafından ise ilk iki halifeyi reddedenler anlamında kullanılmıştır.



  4. 13.Mart.2012, 17:55
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: şia (rafızi) itikadinden örnekler



    İmamlardaki Aşırılıkları ve Onlara Masum Demeleri Yönünden Küfürleri



    Şia On iki imam da o kadar aşırıya gitmiştir ki; ta ki Onları mertebe olarak enbiyaların ve resullerin üstünde tutmuşlar ve o imamları dünyayı ve onun zerre tanelerini bile yöneten, olanları ve olacakları bilen insanlar olarak görmüşlerdir İnşaAllah bu saydıklarımızla ilgili onların kendi delillerini sıralayacağız

    el-Kafi’de geçen, Ebu Ca’fer (as)’dan gelen hadiste: “dedim ki: Sana feda olayım sizler (imamlar) ne siziniz ? Dedi ki:Bizler Allah’ın ilminin hazineleriyiz Bizler Allah’ın vahyinin tercümeleriyiz, bizler sema hariç, yeryüzüne ulaşmış birer hüccetiz[5]

    Ve düşün ki onlar Allah’ın tüm ilminin kendilerine ulaştığı hazineler! Onlar Allah’ı kuşatan hazineler, onlar kulların üzerinde ki hüccetler! Yani onlar, Kur’an ı Kerim hüccetinden, enbiya ve resullerin hüccetinden, yerin ve göğün hüccetinden, dağların ve denizlerin hüccetinden daha üstünler!
    Allah buyurdu ki: “Ben size, Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum” [6] Yine Allah buyurdu ki: “Yoksa Rabbi’nin hazineleri onların yanında mıdır?”[7]

    Şiaların başka bir hadisinde:” İmamlar Allah’a gelinen kapıların ta kendileridir Eğer Onlar (imamlar) olmasaydı Allah bilinemezdi Allah Onlarla yarattığı kullarının hüccetini ikame etmiştir “ [8]

    Bende diyorum ki: Nebiler ve Resuller nerede kaldı?? Eğer Allah o imamlar olmadan tanınamazsa O Nebi ve Resulleri göndermenin ne anlamı kalıyor? Aynı şekilde kulların hüccetinin ikame olması da onlar sayesinde oluyor? (!)

    Aynı şekilde “el-Kafi” de Ebu Abdullah (as)’dan şöyle dediği rivayet ediliyor: “Ali (as)’ın getirdiğini alır, nehyettiğinden de sakınırım O’nun üstünlüğünde Muhammed (sav) üstünlüğü vardır Verdiği hükümler de Ali (as)’i takip edenler, Allah’a ve Rasulüne uyup takip edenler gibidir Büyük yada küçük herhangi bir meselede onu reddedenler Allah’a şirk sınırındadırlar Mü’minlerin emiri Ali (as) ancak Allah tarafından verilmiş bir Allah kapısıdır Aynı zamanda onun yolu dışında başka bir yola girildiğinde helak olunan bir Allah yoludur Hidayet imamları için de tek tek aynı şey söz konusudur Allah teala imamlarını yeryüzü ehli onlara dayansın diye arzın direkleri yapmış, apaçık hüccet eylemiştir Mü’minlerin emiri, Allah’ın salâtı onun üzerine olsun çoğunlukla şöyle derdi:

    “Ben cennet ve cehennem arasında taşanları taksim ederim Ben en büyük Faruk (ayırıcıyım) Ben Musa’nın asasının sahibiyim Muhammed (sav)’i melekler, ruh ve peygamberler nasıl kabul ve ikrar etmişlerse beni de kabul ve ikrar eylediler Muhammed (sav)’ e yüklenilen ilahi yük rabbani sorumluluk bana da yüklenmiştir Bana, daha önce kimsede bulunmayan özellikler verildi Ben bela ve musibetleri bilirim Nesepleri ve son kesin sözü bilirim Benden öncekilerden hiçbir şeyi bana uzak ve gizli kalmadı, hepsini bildim Gaybın bilgileri benden uzak değildir Allah’ın izni ile müjdeliyorum O’nun adına yapıyorum Hepsi Allah’tandır. İlmi ile bu konuda bana güç ve imkan verdi “ [9]

    Ben derim ki: Ali (ra) adına uydurulan bu hadisin her bir ibaresi büyük bir küfürdür Bunların batıl olduğu o kadar açık ki, âlimleri bırakın avamdan halk bile bunu anlar Şimdi onların şu “Ali’nin üstünlüğü Rasulullah’ın üstünlüğü gibidir Rasulullah da bütün mahlûkata üstündür.” Sözlerini ele alalım Bu şu anlama geliyor; Ali (ra)’da peygamberimiz gibi bütün mahlûkata üstündür Tamam, bu Ali (ra) için söyleniyor, bir de tek tek diğer imamlarında böyle olduğuna inanılıyor
    Ali (ra)’nin, hadisin sonunda peygamberimizle fazilette müsavi olduğu tespit edildikten sonra Ali (ra)’nin Rasullullah’dan ve diğer peygamberlerimizden ayrıldığı, sadece onda var olan vasıflar ele alınıyor Daha önce hiç kimseye verilmeyen sadece Ali (ra)’ye verilen vasıflar şöyle sıralanıyor:

    Gaybı bilir, belaları ve musibetleri bilir, kendisinden önce gelmiş geçmiş ilimlerden hiçbir tanesinin ondan gizli kalmaz Oysaki olanı ve olacağı bilmek Allah’ın en has özelliklerinden bir tanesidir Tıpkı Allah’ın buyurduğu gibi: “Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır. “[10]

    Başka bir ayette: “De ki: Ben size, Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?”[11]

    Gaybı bilmek Peygamberlerde dahi söz konusu değilse, o halde sizi bunu nasıl imamlarınıza yakıştırıyor ve vasıflandırıyorsunuz!

    Allah diyor ki: “De ki: "Ben, Allah'ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı.Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim."[12]

    Yine Allah buyurdu ki: “(Resulüm!) İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü iyi sonuç (sabredip) sakınanlarındır.”
    [13]

    Ayeti kerimenin de ifade ettiği gibi o haberleri önceden ne peygamber ne kavmi ne Ali bin Ebi Talib ne de O’nun kavmi biliyordu. O halde nasıl O’nun hakkında kendisinden önce geçenlerin onda gizli saklı kalmayacağını söylüyorsunuz? Allah buyurdu ki: “O, gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir söz mü aldı?”[14]

    “De ki: Göklerde ve yerde, Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ve onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.”[15] başka bir ayette: “Acaba gaybın bilgisi kendi yanındadır da o görüyor mu?”[16]

    “O bütün görülmeyenleri bilir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz; Ancak, (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır. Çünkü O, bunun önünden ve ardından gözcüler salar”[17]

    Ali (r.a) da imamlarda birer peygamber değillerdir. Sonra şunu soruyoruz:

    Eğer Ali bin Ebi Talib (r.a) gelmişi geçmişi, gaybı, gelecek bela ve musibetleri biliyorsa; niçin içinde tüm gaybi bilgilerin yer aldığı “Fatıma’nın mushafı”nı yazsın ki?? !! Eğer Ali (r.a) gaybı biliyorsa onu yazmaya neden gerek duyuyor!!!

    Yine el-Kafi de: Rıza (a.s)’dan gelen uzun bir hadiste dedi ki: “Ümmetten hiç kimse “imamet” in değerini, ölçüsünü ve yerini bilebilir mi? Muhakkak ki imamet ölçü olarak en uygun, şan olarak en yüce, yer olarak en yüksek, insanların ona akıllarıyla, fikirleriyle ona nail olma yada kendi tercihleriyle imam tayin etme konusunda da en uzak olanıdır!

    Muhakkak ki imamet; peygamberlerin menzilidir, vasiyet sahiplerinin mirasıdır. Muhakkak ki imamet; Allah’ın ve Rasulunun hilafetidir. Mü’minlerin emirinin makamıdır. Hasan ve Hüseyin (a.s)’ın mirasıdır. İmam günahlardan temizlenmiş, ayıplardan, eksikliklerden beri kılınmıştır. İlim ona mahsustur, O dinin nizamı, Müslümanların izzetidir. Münafıkların öfkesi ve kâfirlerin helakıdır. İmam çağının tekidir, kimse ona yaklaşamaz, hiçbir âlim ona denk gelemez. O’nun yerine hiçbir şey bulunmaz. Onu anlatmak için verilebilecek hiç bir misal yoktur. Hiç bir şey O’nun gibi değildir, benzeri yoktur. Tüm bu faziletler istemeksizin O’na mahsus kılınmıştır.Tüm bu ayrıcalıklar istediğinin faziletini arttırandan, çok çok bağışlayan (Allah)’tandır. O halde imamı tanımaya, bilmeye ya da Onlardan bir tanesini diğerine tercih etmeye kim güç yetirebilir? Ne kadar da yanlış, ne kadar da yanlış !!!

    İmamın bir şeyini tanımlamaktan dolayı akıllar sapar, hoş görüler ortadan kalkar, akıllar hayret eder, gözler perişan olur, hekimler hayretler içinde kalır, akıllılar cahilleşir, şairler anlamsızlaşır, belagatçiler ise ayıplanırdı.Bundan ötürü (insan) tüm acizliğini ve kusurunu kabul eder. Bu sadece bir imam için geçerli ve peki tüm imamlar nasıl vasıflandırılır ya da özleri nitelendirilir, tanımlanır? Veya O’nun herhangi bir işi nasıl anlaşılabilir? Onun makamında ve zenginliğinde kim bulunabilir? İmam âlimdir, cahillik yapmaz. Gözeticidir, yaptığından vazgeçmez. Mukaddes ve temiz bir madendir. O günahsız olup desteklenmektedir. Muvaffak edilmiş, hatalardan


    [1] el-Kafi 242 / 1
    [2] Mafharatu’l İslam
    [3] En’am Suresi / 93. ayet
    [4] Maide Suresi / 3. ayet
    [5] el-Kafi 192 / 1
    [6] En’am Suresi / 50. ayet
    [7] Tur Suresi / 37. ayet
    [8] el-Kafi: 193 / 1
    [9] el-Kafi: 196 / 1
    [10] En’am suresi / 59. ayet
    [11] En’am suresi / 50. ayet
    [12] Ar’af suresi / 188. ayet
    [13] Hud suresi / 49. ayet
    [14] Meryem suresi / 78. ayet
    [15] Neml suresi / 65. ayet
    [16] Necm suresi / 35. ayet
    [17] Cin suresi / 26, 27. ayetle



    Fatıma’ya İndirilen Kur’an ve O’na Vahiy İndirildiğini Söylemeleri Yönünden Küfürleri




    Şüphesiz ki Şia’nın iddia ettiği bu Kur’an hakkında rivayetler oldukça çoktur. Bu kitabın içinde birçok ilimin olması hatta Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’de olmayan ilimlerin olmadığı söylenmiştir.

    El-Kafi’nin, Ebu Abdullah (a.s)’dan rivayet ettiği hadiste: “Andolsun ki biz de Fatıma (a.s)’ın Kur’an’ı vardır. Fatıma (a.s)’ın Kur’an’ını onlara bildiren de nedir dedi. Bende: Fatıma (a.s)’ın kur’anı da nedir dedim ve O’da dedi ki: “Sizin şu Kur’an’ınız gibi üç misli (büyük bir) Kur’andır. Allah'a yemin ederim ki onda sizin şu Kur'an'ın’ızdan bir harf bile yoktur”.[11]

    Aynı şekilde başka bir hadiste: “Hamad bin Osman dedi ki: Ebu Abdullah (a.s) diyor ki: “Şüphesiz ki ben Fatıma (a.s)’ın Kur’an’ına baktım ve gördüm ki; yüz yirmi sekiz yıllarında zındıklar ortaya çıkacak dedi ve bende: “Fatıma (a.s)’ın Kur’an’ı da nedir?” dedim.

    O’da dedi ki: Şüphesiz ki Allah Nebi (s.a.v)’in canını aldıktan sonra Fatıma (a.s)’ı Allah’tan başkasının bilmediği bir hüzün sardı. Allah’da Fatıma (a.s)’a onu teselli etmesi için ve onunla konuşması için bir melek gönderdi. Sonra Fatıma (a.s) bu olayı Mü’minlerin emiri Ali (a.s)’a şikâyet etti. Ali (a.s)’da dedi ki: “Eğer bunu gerçekten hissettiysen ve eğer bir şeyler duyarsan bunu bana haber ver”

    Ve Fatıma (a.s)’da bunu O’na haber verdi. Ve O bütün duyduklarını Mü’minlerin emirine haber verdi. [12] İşte bu şekilde bir Kur’an oluştu dedi. O Kur’an da helallerden ve haramlardan bir şeyler yok, fakat içinde ileride olacak şeylerden bahseden bir ilim var.” [13]

    Aynı şekilde el-Kâfi’de ki bir hadiste: Hüseyin bin Ebi A’la dedi ki: Ebu Abdullah (a.s) diyor ki: Benim beyaz bir cifr’im[14] var. Bende onda ne var dedim. O’da onda Davud’un Zebur’u, Musa’nın Tevrat’ı, İsa’nın İncili, İbrahim’in Sahifeleri, Helaller, Haramlar ve Fatıma’nın (a.s) sahifeleri var, içinde Kur’an olduğunu iddia etmiyorum. Onun içinde insanların bize ihtiyaç duyacağı şeyler var. Böylece biz onunla hiç bir insana ihtiyaç duymayız. O kitapta bir cilt vardır ve yarım cilt vardır ve bir cildin dörtte biri var.” [15]

    El-Kâfi’de geçen başka bir hadiste: Ebu Ubeyde’den: Bazı arkadaşlarımız Ebu Abdullah (a.s) ’a Fatıma (a.s)’ın Kur’anı hakkında sordu?

    O’da uzun bir süre sustu ve dedi ki: muhakkak ki sizler istediklerinizi ve istemediklerinizi arıyorsunuz. Fatıma (a.s) Nebi (s.a.v)’den sonra yetmiş beş gün tek kaldı, babasından dolayı O’nu çok şiddetli bir hüzün sardı. O zamanlar Cibril ona geliyordu ve hüznünü yatıştırıyordu, iyileştiriyordu. O’na babasından ve babasının mekânından haber veriyordu. Kendisinden (yani Fatıma’dan) sonra zürriyetinde neler olacağından haber veriyordu Tüm bunları da Ali (a.s) bir yere yazıyordu İşte Fatıma (a.s)’ın Kur’anı budur! “ [16]

    [1] Hicr Suresi / 92. ayet
    [2] el-Kafi: 243
    [3] Hicr Suresi / 9. ayet
    [4] Maide Suresi / 3. ayet
    [5] Maide suresi / 67. ayet
    [6] En’am Suresi 21
    [7] A’raf Suresi / 37. ayet
    [8] Yunus Suresi / 17. ayet
    [9] Ankebut Suresi / 68. ayet
    [10] En’am Suresi / 93. ayet
    [11] el-Kafi: 239 / 1
    [12] Oysa ki tıpkı biraz sonra okuyacağınız gibi Şia, Ali bin Ebu Talib (r.a)’in gaybı bildiğini iddia etmektedir, peki soruyoruz; eğer gaybı biliyorsa neden, bu kitabı yazma ihtiyacı hissediyor!
    [13] el-Kafi 240 / 1
    [14] Cifr; arap dilinde içinde bir şeyleri saklamak için kullanılan eşyalara denir, Türkçesiyle “kap” denilebilir.
    [15]el-Kafi: 240 / 1
    [16] el-Kafi: 241
    arşivden





  5. 13.Mart.2012, 17:55
    3
    Silent and lonely rains


    İmamlardaki Aşırılıkları ve Onlara Masum Demeleri Yönünden Küfürleri



    Şia On iki imam da o kadar aşırıya gitmiştir ki; ta ki Onları mertebe olarak enbiyaların ve resullerin üstünde tutmuşlar ve o imamları dünyayı ve onun zerre tanelerini bile yöneten, olanları ve olacakları bilen insanlar olarak görmüşlerdir İnşaAllah bu saydıklarımızla ilgili onların kendi delillerini sıralayacağız

    el-Kafi’de geçen, Ebu Ca’fer (as)’dan gelen hadiste: “dedim ki: Sana feda olayım sizler (imamlar) ne siziniz ? Dedi ki:Bizler Allah’ın ilminin hazineleriyiz Bizler Allah’ın vahyinin tercümeleriyiz, bizler sema hariç, yeryüzüne ulaşmış birer hüccetiz[5]

    Ve düşün ki onlar Allah’ın tüm ilminin kendilerine ulaştığı hazineler! Onlar Allah’ı kuşatan hazineler, onlar kulların üzerinde ki hüccetler! Yani onlar, Kur’an ı Kerim hüccetinden, enbiya ve resullerin hüccetinden, yerin ve göğün hüccetinden, dağların ve denizlerin hüccetinden daha üstünler!
    Allah buyurdu ki: “Ben size, Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum” [6] Yine Allah buyurdu ki: “Yoksa Rabbi’nin hazineleri onların yanında mıdır?”[7]

    Şiaların başka bir hadisinde:” İmamlar Allah’a gelinen kapıların ta kendileridir Eğer Onlar (imamlar) olmasaydı Allah bilinemezdi Allah Onlarla yarattığı kullarının hüccetini ikame etmiştir “ [8]

    Bende diyorum ki: Nebiler ve Resuller nerede kaldı?? Eğer Allah o imamlar olmadan tanınamazsa O Nebi ve Resulleri göndermenin ne anlamı kalıyor? Aynı şekilde kulların hüccetinin ikame olması da onlar sayesinde oluyor? (!)

    Aynı şekilde “el-Kafi” de Ebu Abdullah (as)’dan şöyle dediği rivayet ediliyor: “Ali (as)’ın getirdiğini alır, nehyettiğinden de sakınırım O’nun üstünlüğünde Muhammed (sav) üstünlüğü vardır Verdiği hükümler de Ali (as)’i takip edenler, Allah’a ve Rasulüne uyup takip edenler gibidir Büyük yada küçük herhangi bir meselede onu reddedenler Allah’a şirk sınırındadırlar Mü’minlerin emiri Ali (as) ancak Allah tarafından verilmiş bir Allah kapısıdır Aynı zamanda onun yolu dışında başka bir yola girildiğinde helak olunan bir Allah yoludur Hidayet imamları için de tek tek aynı şey söz konusudur Allah teala imamlarını yeryüzü ehli onlara dayansın diye arzın direkleri yapmış, apaçık hüccet eylemiştir Mü’minlerin emiri, Allah’ın salâtı onun üzerine olsun çoğunlukla şöyle derdi:

    “Ben cennet ve cehennem arasında taşanları taksim ederim Ben en büyük Faruk (ayırıcıyım) Ben Musa’nın asasının sahibiyim Muhammed (sav)’i melekler, ruh ve peygamberler nasıl kabul ve ikrar etmişlerse beni de kabul ve ikrar eylediler Muhammed (sav)’ e yüklenilen ilahi yük rabbani sorumluluk bana da yüklenmiştir Bana, daha önce kimsede bulunmayan özellikler verildi Ben bela ve musibetleri bilirim Nesepleri ve son kesin sözü bilirim Benden öncekilerden hiçbir şeyi bana uzak ve gizli kalmadı, hepsini bildim Gaybın bilgileri benden uzak değildir Allah’ın izni ile müjdeliyorum O’nun adına yapıyorum Hepsi Allah’tandır. İlmi ile bu konuda bana güç ve imkan verdi “ [9]

    Ben derim ki: Ali (ra) adına uydurulan bu hadisin her bir ibaresi büyük bir küfürdür Bunların batıl olduğu o kadar açık ki, âlimleri bırakın avamdan halk bile bunu anlar Şimdi onların şu “Ali’nin üstünlüğü Rasulullah’ın üstünlüğü gibidir Rasulullah da bütün mahlûkata üstündür.” Sözlerini ele alalım Bu şu anlama geliyor; Ali (ra)’da peygamberimiz gibi bütün mahlûkata üstündür Tamam, bu Ali (ra) için söyleniyor, bir de tek tek diğer imamlarında böyle olduğuna inanılıyor
    Ali (ra)’nin, hadisin sonunda peygamberimizle fazilette müsavi olduğu tespit edildikten sonra Ali (ra)’nin Rasullullah’dan ve diğer peygamberlerimizden ayrıldığı, sadece onda var olan vasıflar ele alınıyor Daha önce hiç kimseye verilmeyen sadece Ali (ra)’ye verilen vasıflar şöyle sıralanıyor:

    Gaybı bilir, belaları ve musibetleri bilir, kendisinden önce gelmiş geçmiş ilimlerden hiçbir tanesinin ondan gizli kalmaz Oysaki olanı ve olacağı bilmek Allah’ın en has özelliklerinden bir tanesidir Tıpkı Allah’ın buyurduğu gibi: “Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır. “[10]

    Başka bir ayette: “De ki: Ben size, Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?”[11]

    Gaybı bilmek Peygamberlerde dahi söz konusu değilse, o halde sizi bunu nasıl imamlarınıza yakıştırıyor ve vasıflandırıyorsunuz!

    Allah diyor ki: “De ki: "Ben, Allah'ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı.Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim."[12]

    Yine Allah buyurdu ki: “(Resulüm!) İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü iyi sonuç (sabredip) sakınanlarındır.”
    [13]

    Ayeti kerimenin de ifade ettiği gibi o haberleri önceden ne peygamber ne kavmi ne Ali bin Ebi Talib ne de O’nun kavmi biliyordu. O halde nasıl O’nun hakkında kendisinden önce geçenlerin onda gizli saklı kalmayacağını söylüyorsunuz? Allah buyurdu ki: “O, gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir söz mü aldı?”[14]

    “De ki: Göklerde ve yerde, Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ve onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.”[15] başka bir ayette: “Acaba gaybın bilgisi kendi yanındadır da o görüyor mu?”[16]

    “O bütün görülmeyenleri bilir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz; Ancak, (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır. Çünkü O, bunun önünden ve ardından gözcüler salar”[17]

    Ali (r.a) da imamlarda birer peygamber değillerdir. Sonra şunu soruyoruz:

    Eğer Ali bin Ebi Talib (r.a) gelmişi geçmişi, gaybı, gelecek bela ve musibetleri biliyorsa; niçin içinde tüm gaybi bilgilerin yer aldığı “Fatıma’nın mushafı”nı yazsın ki?? !! Eğer Ali (r.a) gaybı biliyorsa onu yazmaya neden gerek duyuyor!!!

    Yine el-Kafi de: Rıza (a.s)’dan gelen uzun bir hadiste dedi ki: “Ümmetten hiç kimse “imamet” in değerini, ölçüsünü ve yerini bilebilir mi? Muhakkak ki imamet ölçü olarak en uygun, şan olarak en yüce, yer olarak en yüksek, insanların ona akıllarıyla, fikirleriyle ona nail olma yada kendi tercihleriyle imam tayin etme konusunda da en uzak olanıdır!

    Muhakkak ki imamet; peygamberlerin menzilidir, vasiyet sahiplerinin mirasıdır. Muhakkak ki imamet; Allah’ın ve Rasulunun hilafetidir. Mü’minlerin emirinin makamıdır. Hasan ve Hüseyin (a.s)’ın mirasıdır. İmam günahlardan temizlenmiş, ayıplardan, eksikliklerden beri kılınmıştır. İlim ona mahsustur, O dinin nizamı, Müslümanların izzetidir. Münafıkların öfkesi ve kâfirlerin helakıdır. İmam çağının tekidir, kimse ona yaklaşamaz, hiçbir âlim ona denk gelemez. O’nun yerine hiçbir şey bulunmaz. Onu anlatmak için verilebilecek hiç bir misal yoktur. Hiç bir şey O’nun gibi değildir, benzeri yoktur. Tüm bu faziletler istemeksizin O’na mahsus kılınmıştır.Tüm bu ayrıcalıklar istediğinin faziletini arttırandan, çok çok bağışlayan (Allah)’tandır. O halde imamı tanımaya, bilmeye ya da Onlardan bir tanesini diğerine tercih etmeye kim güç yetirebilir? Ne kadar da yanlış, ne kadar da yanlış !!!

    İmamın bir şeyini tanımlamaktan dolayı akıllar sapar, hoş görüler ortadan kalkar, akıllar hayret eder, gözler perişan olur, hekimler hayretler içinde kalır, akıllılar cahilleşir, şairler anlamsızlaşır, belagatçiler ise ayıplanırdı.Bundan ötürü (insan) tüm acizliğini ve kusurunu kabul eder. Bu sadece bir imam için geçerli ve peki tüm imamlar nasıl vasıflandırılır ya da özleri nitelendirilir, tanımlanır? Veya O’nun herhangi bir işi nasıl anlaşılabilir? Onun makamında ve zenginliğinde kim bulunabilir? İmam âlimdir, cahillik yapmaz. Gözeticidir, yaptığından vazgeçmez. Mukaddes ve temiz bir madendir. O günahsız olup desteklenmektedir. Muvaffak edilmiş, hatalardan


    [1] el-Kafi 242 / 1
    [2] Mafharatu’l İslam
    [3] En’am Suresi / 93. ayet
    [4] Maide Suresi / 3. ayet
    [5] el-Kafi 192 / 1
    [6] En’am Suresi / 50. ayet
    [7] Tur Suresi / 37. ayet
    [8] el-Kafi: 193 / 1
    [9] el-Kafi: 196 / 1
    [10] En’am suresi / 59. ayet
    [11] En’am suresi / 50. ayet
    [12] Ar’af suresi / 188. ayet
    [13] Hud suresi / 49. ayet
    [14] Meryem suresi / 78. ayet
    [15] Neml suresi / 65. ayet
    [16] Necm suresi / 35. ayet
    [17] Cin suresi / 26, 27. ayetle



    Fatıma’ya İndirilen Kur’an ve O’na Vahiy İndirildiğini Söylemeleri Yönünden Küfürleri




    Şüphesiz ki Şia’nın iddia ettiği bu Kur’an hakkında rivayetler oldukça çoktur. Bu kitabın içinde birçok ilimin olması hatta Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’de olmayan ilimlerin olmadığı söylenmiştir.

    El-Kafi’nin, Ebu Abdullah (a.s)’dan rivayet ettiği hadiste: “Andolsun ki biz de Fatıma (a.s)’ın Kur’an’ı vardır. Fatıma (a.s)’ın Kur’an’ını onlara bildiren de nedir dedi. Bende: Fatıma (a.s)’ın kur’anı da nedir dedim ve O’da dedi ki: “Sizin şu Kur’an’ınız gibi üç misli (büyük bir) Kur’andır. Allah'a yemin ederim ki onda sizin şu Kur'an'ın’ızdan bir harf bile yoktur”.[11]

    Aynı şekilde başka bir hadiste: “Hamad bin Osman dedi ki: Ebu Abdullah (a.s) diyor ki: “Şüphesiz ki ben Fatıma (a.s)’ın Kur’an’ına baktım ve gördüm ki; yüz yirmi sekiz yıllarında zındıklar ortaya çıkacak dedi ve bende: “Fatıma (a.s)’ın Kur’an’ı da nedir?” dedim.

    O’da dedi ki: Şüphesiz ki Allah Nebi (s.a.v)’in canını aldıktan sonra Fatıma (a.s)’ı Allah’tan başkasının bilmediği bir hüzün sardı. Allah’da Fatıma (a.s)’a onu teselli etmesi için ve onunla konuşması için bir melek gönderdi. Sonra Fatıma (a.s) bu olayı Mü’minlerin emiri Ali (a.s)’a şikâyet etti. Ali (a.s)’da dedi ki: “Eğer bunu gerçekten hissettiysen ve eğer bir şeyler duyarsan bunu bana haber ver”

    Ve Fatıma (a.s)’da bunu O’na haber verdi. Ve O bütün duyduklarını Mü’minlerin emirine haber verdi. [12] İşte bu şekilde bir Kur’an oluştu dedi. O Kur’an da helallerden ve haramlardan bir şeyler yok, fakat içinde ileride olacak şeylerden bahseden bir ilim var.” [13]

    Aynı şekilde el-Kâfi’de ki bir hadiste: Hüseyin bin Ebi A’la dedi ki: Ebu Abdullah (a.s) diyor ki: Benim beyaz bir cifr’im[14] var. Bende onda ne var dedim. O’da onda Davud’un Zebur’u, Musa’nın Tevrat’ı, İsa’nın İncili, İbrahim’in Sahifeleri, Helaller, Haramlar ve Fatıma’nın (a.s) sahifeleri var, içinde Kur’an olduğunu iddia etmiyorum. Onun içinde insanların bize ihtiyaç duyacağı şeyler var. Böylece biz onunla hiç bir insana ihtiyaç duymayız. O kitapta bir cilt vardır ve yarım cilt vardır ve bir cildin dörtte biri var.” [15]

    El-Kâfi’de geçen başka bir hadiste: Ebu Ubeyde’den: Bazı arkadaşlarımız Ebu Abdullah (a.s) ’a Fatıma (a.s)’ın Kur’anı hakkında sordu?

    O’da uzun bir süre sustu ve dedi ki: muhakkak ki sizler istediklerinizi ve istemediklerinizi arıyorsunuz. Fatıma (a.s) Nebi (s.a.v)’den sonra yetmiş beş gün tek kaldı, babasından dolayı O’nu çok şiddetli bir hüzün sardı. O zamanlar Cibril ona geliyordu ve hüznünü yatıştırıyordu, iyileştiriyordu. O’na babasından ve babasının mekânından haber veriyordu. Kendisinden (yani Fatıma’dan) sonra zürriyetinde neler olacağından haber veriyordu Tüm bunları da Ali (a.s) bir yere yazıyordu İşte Fatıma (a.s)’ın Kur’anı budur! “ [16]

    [1] Hicr Suresi / 92. ayet
    [2] el-Kafi: 243
    [3] Hicr Suresi / 9. ayet
    [4] Maide Suresi / 3. ayet
    [5] Maide suresi / 67. ayet
    [6] En’am Suresi 21
    [7] A’raf Suresi / 37. ayet
    [8] Yunus Suresi / 17. ayet
    [9] Ankebut Suresi / 68. ayet
    [10] En’am Suresi / 93. ayet
    [11] el-Kafi: 239 / 1
    [12] Oysa ki tıpkı biraz sonra okuyacağınız gibi Şia, Ali bin Ebu Talib (r.a)’in gaybı bildiğini iddia etmektedir, peki soruyoruz; eğer gaybı biliyorsa neden, bu kitabı yazma ihtiyacı hissediyor!
    [13] el-Kafi 240 / 1
    [14] Cifr; arap dilinde içinde bir şeyleri saklamak için kullanılan eşyalara denir, Türkçesiyle “kap” denilebilir.
    [15]el-Kafi: 240 / 1
    [16] el-Kafi: 241
    arşivden








+ Yorum Gönder