Konusunu Oylayın.: Rafızîler,Topyekün Kuran'ın Tahrif Edildiğini İleri Sürüyorlar

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Rafızîler,Topyekün Kuran'ın Tahrif Edildiğini İleri Sürüyorlar
  1. 13.Mart.2012, 16:18
    1
    Misafir

    Rafızîler,Topyekün Kuran'ın Tahrif Edildiğini İleri Sürüyorlar






    Rafızîler,Topyekün Kuran'ın Tahrif Edildiğini İleri Sürüyorlar Mumsema Rafızîler,Topyekün Kuran'ın Tahrif Edildiğini İleri Sürüyorlar ne dersiniz cevap olarak


  2. 13.Mart.2012, 17:57
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Rafızîler,Topyekün Kuran'ın Tahrif Edildiğini İleri Sürüyorlar




    RAFİZİLİK

    İslâm mezhebleri tarihinde ele alınan fırkaların biri. Rafizilik birden fazla isimle tanınmaktadır. Bunların başında da Şia ve kolları gelmektedir. Mesela, Şia'nın en yaygın kolu olan İmamiyye fırkası, inançlarının temeline "imam" anlayışını koymaları yönüyle İmamiyye adıyla tanınırken: On iki İmama inanmaları ve onları esas almaları yönüyle İsnâ Aşeriyye; On iki imamdan yedincisi olan Cafer-i Sadık'ı amelde ve itikatta esas almalarından dolayı da Caferiyye olarak bilinmektedirler. Rafizilik Fırkası da bunun örneklerinden birisidir. Bu fırkaya bu ismin verilmesi ve böyle bir fırkanın varlığı konusunda bazı farklı görüşlere rastlanmaktadır.
    Rafizilik ismi, bazı müelliflere göre Şiiler için kullanılan isimlerden birisidir. Ebû Hasan el-Eşarî'ye göre, Rafizilik, İmamiyye'nin başka bir adıdır. Zira O, Rafiziliği Zeydiler ve Gulat fırkalarıyla birlikte Şia'nın üç fırkasından birisi olarak göstermektedir. el-Eşarî bu ismin verilmesine sebep olarak da, Zeyd b. Ali'nin terk edilmesi olayını göstermektedir (Eşari, Mukalatül-İslamiyyin, İstanbul 1928, s. 10, 29).
    Malati de, Rafıza kelimesinin İmâmiyye ile aynı fırkaya işaret ettiğini belirtmekle beraber, Rafizileri, Zeydiyye'nin onsekiz fırkasının sonuncusu olarak saymaktadır (Malati, et-Tenbih ve'r-Redd, 1936, IX, 14).
    Mezhebler tarihinde önemli bir kaynak olarak bilinen el-Fark Beynel-Fırak'ın Müellifi Abdulkahir Bağdadi ise, Zeydiyye, İmamiyye ve Keysaniyye fırkalarını ve kollarını "Ravafız" başlığında ele almakta, yani bu üç fırkayı Rafizilerden saymaktadır. Bu tasnife göre Rafizilik bir anlamda Şiilik ile aynı fırka olarak görülmektedir. Zira, Bağdadi, eserinin tasnifinde "Ravafız" başlığının dışında ayrıca Şiilik ayrımına gitmemekte ve diğer Şii fırkalarını bu başlık altında ele almaktadır (Bağdadi, el-Fark Beynel-Fırak, Beyrut (t.y.), s. 29 vd.).
    Bu fırkaya Rafizilik isminin verilmesi ile ilgili olarak gösterilen olaya gelince;
    Bilindiği üzere, Emevilere karşı Ehli Beyt adına ilk ayaklanmayı yapan Hz. Hüseyin'in torunu Zeyd b. Ali (80-122/699-740) dir. Zeyd b. Ali, Ehl-i Beyt içinde gerçekten bilgili ve fakih bir zât idi. Devrin ileri gelen müslümanları gibi o da, Emeviler'in kötü idaresinden ve zulümlerinden şikayetçi idi. Sadece şikayetçi olmaktan öte, aynı zamanda bu durumu devrin hükümdarı olan Hişam b. Abdilmelik'e açıkça söyleyen birisiydi. Fakat ne yazık ki bu ikazları fazla etkili olmuyordu.
    Bu pasif ikazlarının etkili olmaması üzerine Zeyd b. Ali, Kufe'ye geçer ve Emevî hükümdarına isyan için zemin hazırlamaya başlar. Halkın nabzını yoklar, kardeşi Ebû Cafer Muhammed el-Bakır ile istişare eder. O kendisine, Kufelilere güvenilemeyeceğini söylerse de, onu dinlemez. Kufe'de kendisine bey'at eden onbeş bin kişi ile birlikte zamanın Kufe-Basra valisi Yusuf b. Ömer es-Sakafi (127/744) ye karşı H. 122/M. 740 yılında ayaklanır.
    Savaş devam ederken ve Zeyd b. Ali'nin üstünlüğü söz konusu iken, Hişam'ın casusları, Zeyd b. Ali'nin taraftarlarını o gün için güncel ve hassas olan bazı konularda tereddüde düşürürler. Bir taraftan eğer bu hareket devam ederse Hişam'ın Küfe halkının bütün mallarına el koyacağı sözünü yayarken, diğer taraftan da Zeyd b. Ali'den Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer hakkında görüşünü sormasını isterler. Bunun üzerine, onlardan bir grup, Zeyd'e gelerek, "Gerçek şu ki, biz düşmanlarına karşı, sana, atan Ali b. Ebî Talib'e haksızlık eden Ebû Bekir ve Ömer hakkında görüşünü söyledikten sonra yardım edeceğiz" derler. Bu soru karşısında Zeyd, "Bu ikisi hakkında iyilikten başka bir şey söyleyemem ve babamdan da onlar hakkında iyilikten başka bir şey söylediğini işitmedim. Ben, atam Hüseyin'i öldüren ve el-Harra gününde Medine'ye saldıran, sonra da Allah'ın evini (Kabe) mancınıkla taşa tutup ateşe veren Ümeyye oğullarına karşı ayaklandım" der. Bu cevap üzerine onlar, Zeyd'i terkederler. O da, onlara, "Beni bırakıp kaçtınız, terkettiniz" der. Bunun Arapçasında "Râfaztumunî" ifadesi geçmektedir. İşte bundan dolayı bunlara o günden beri "Rafızî" denmiştir. Sonuç olarak Zeyd'in yanında çok az sayıda insan kalmıştır. Zeyd ve çok az sayıdaki arkadaşları son nefeslerine kadar çarpışırlar. Zeyd şehit edilir. Sonra cesedi kabrinden çıkarılarak asılır ve daha sonra da yakılır (E. Ruhi Fığlalı, Çağımızda İtikadi İslam Mezhebleri, Ankara 1980, s. 92; Bağdadi, el-Fark Beynel-Fırak, Çev. E.Ruhi Fığlalı, s. 36-37).
    İşte burada sözü edilen Rafizilik fırkasının ismi ve ortaya çıkışı bu olay ile başlamıştır. Bu olaydan sonra Kufeliler vefasızlık ve cimrilikle vasıflandırılmıştır. O kadar ki, bu iki hususla ilgili olarak onlar hakkında "Kufeli'den daha cimri, Kufeli'den daha hain ve vefasız" deyimi söylenir olmuştur (Bağdadi, a.g.e., s. 37).
    Buna göre Rafizilik ismi, Şii olarak kabul edilen kimseler için yanlış olarak kullanılmış bir tabir şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Zira, bu isimde hiç bir müstakil fırkaya rastlayamıyoruz. Bu tabir Şii fırkalarının hiç birisi için müstakil olarak kullanılmamıştır. Yukarıda da izah edildiği üzere, böyle bir durum sadece bu isim için söz konusu olmuş değildir. Aynı durum, İmamiyye'nin diğer isimleri için de geçerli olmuştur. Bu durumun başka örneklerini de görmek mümkündür. Esas itibariyle önemli olan, fırkaların temel esaslar üzerindeki görüşleridir. İsimler de zaten kabul edilen görüşler paralelinde verilen birer tabirdir. Çeşitli görüşlere göre bazen farklı isimler almışlardır. Bunlar arasında da en meşhur ve yaygın olanı o fırkaya has bir isim olarak yaygınlaşmıştır. Ancak şurası da bir gerçektir ki; "Rafizilik" ismi, her ne kadar Şia'nın kendisi veya kolları için kullanılmış olsa da, fazla yaygın değildir. Zira, biraz önce anlatılan olayda da görüldüğü üzere, bu ismin onlara verilmesi pek hoş bir olaydan sonra olmamıştır. Dolayısıyla fırkalar tarihinde olumlu bir kanaat da izhar etmemektedir. Bu bakımdan fazla yaygın olmadığını da söylemek mümkündür.
    Abdurrahim GÜZEL



  3. 13.Mart.2012, 17:57
    2
    Moderatör



    RAFİZİLİK

    İslâm mezhebleri tarihinde ele alınan fırkaların biri. Rafizilik birden fazla isimle tanınmaktadır. Bunların başında da Şia ve kolları gelmektedir. Mesela, Şia'nın en yaygın kolu olan İmamiyye fırkası, inançlarının temeline "imam" anlayışını koymaları yönüyle İmamiyye adıyla tanınırken: On iki İmama inanmaları ve onları esas almaları yönüyle İsnâ Aşeriyye; On iki imamdan yedincisi olan Cafer-i Sadık'ı amelde ve itikatta esas almalarından dolayı da Caferiyye olarak bilinmektedirler. Rafizilik Fırkası da bunun örneklerinden birisidir. Bu fırkaya bu ismin verilmesi ve böyle bir fırkanın varlığı konusunda bazı farklı görüşlere rastlanmaktadır.
    Rafizilik ismi, bazı müelliflere göre Şiiler için kullanılan isimlerden birisidir. Ebû Hasan el-Eşarî'ye göre, Rafizilik, İmamiyye'nin başka bir adıdır. Zira O, Rafiziliği Zeydiler ve Gulat fırkalarıyla birlikte Şia'nın üç fırkasından birisi olarak göstermektedir. el-Eşarî bu ismin verilmesine sebep olarak da, Zeyd b. Ali'nin terk edilmesi olayını göstermektedir (Eşari, Mukalatül-İslamiyyin, İstanbul 1928, s. 10, 29).
    Malati de, Rafıza kelimesinin İmâmiyye ile aynı fırkaya işaret ettiğini belirtmekle beraber, Rafizileri, Zeydiyye'nin onsekiz fırkasının sonuncusu olarak saymaktadır (Malati, et-Tenbih ve'r-Redd, 1936, IX, 14).
    Mezhebler tarihinde önemli bir kaynak olarak bilinen el-Fark Beynel-Fırak'ın Müellifi Abdulkahir Bağdadi ise, Zeydiyye, İmamiyye ve Keysaniyye fırkalarını ve kollarını "Ravafız" başlığında ele almakta, yani bu üç fırkayı Rafizilerden saymaktadır. Bu tasnife göre Rafizilik bir anlamda Şiilik ile aynı fırka olarak görülmektedir. Zira, Bağdadi, eserinin tasnifinde "Ravafız" başlığının dışında ayrıca Şiilik ayrımına gitmemekte ve diğer Şii fırkalarını bu başlık altında ele almaktadır (Bağdadi, el-Fark Beynel-Fırak, Beyrut (t.y.), s. 29 vd.).
    Bu fırkaya Rafizilik isminin verilmesi ile ilgili olarak gösterilen olaya gelince;
    Bilindiği üzere, Emevilere karşı Ehli Beyt adına ilk ayaklanmayı yapan Hz. Hüseyin'in torunu Zeyd b. Ali (80-122/699-740) dir. Zeyd b. Ali, Ehl-i Beyt içinde gerçekten bilgili ve fakih bir zât idi. Devrin ileri gelen müslümanları gibi o da, Emeviler'in kötü idaresinden ve zulümlerinden şikayetçi idi. Sadece şikayetçi olmaktan öte, aynı zamanda bu durumu devrin hükümdarı olan Hişam b. Abdilmelik'e açıkça söyleyen birisiydi. Fakat ne yazık ki bu ikazları fazla etkili olmuyordu.
    Bu pasif ikazlarının etkili olmaması üzerine Zeyd b. Ali, Kufe'ye geçer ve Emevî hükümdarına isyan için zemin hazırlamaya başlar. Halkın nabzını yoklar, kardeşi Ebû Cafer Muhammed el-Bakır ile istişare eder. O kendisine, Kufelilere güvenilemeyeceğini söylerse de, onu dinlemez. Kufe'de kendisine bey'at eden onbeş bin kişi ile birlikte zamanın Kufe-Basra valisi Yusuf b. Ömer es-Sakafi (127/744) ye karşı H. 122/M. 740 yılında ayaklanır.
    Savaş devam ederken ve Zeyd b. Ali'nin üstünlüğü söz konusu iken, Hişam'ın casusları, Zeyd b. Ali'nin taraftarlarını o gün için güncel ve hassas olan bazı konularda tereddüde düşürürler. Bir taraftan eğer bu hareket devam ederse Hişam'ın Küfe halkının bütün mallarına el koyacağı sözünü yayarken, diğer taraftan da Zeyd b. Ali'den Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer hakkında görüşünü sormasını isterler. Bunun üzerine, onlardan bir grup, Zeyd'e gelerek, "Gerçek şu ki, biz düşmanlarına karşı, sana, atan Ali b. Ebî Talib'e haksızlık eden Ebû Bekir ve Ömer hakkında görüşünü söyledikten sonra yardım edeceğiz" derler. Bu soru karşısında Zeyd, "Bu ikisi hakkında iyilikten başka bir şey söyleyemem ve babamdan da onlar hakkında iyilikten başka bir şey söylediğini işitmedim. Ben, atam Hüseyin'i öldüren ve el-Harra gününde Medine'ye saldıran, sonra da Allah'ın evini (Kabe) mancınıkla taşa tutup ateşe veren Ümeyye oğullarına karşı ayaklandım" der. Bu cevap üzerine onlar, Zeyd'i terkederler. O da, onlara, "Beni bırakıp kaçtınız, terkettiniz" der. Bunun Arapçasında "Râfaztumunî" ifadesi geçmektedir. İşte bundan dolayı bunlara o günden beri "Rafızî" denmiştir. Sonuç olarak Zeyd'in yanında çok az sayıda insan kalmıştır. Zeyd ve çok az sayıdaki arkadaşları son nefeslerine kadar çarpışırlar. Zeyd şehit edilir. Sonra cesedi kabrinden çıkarılarak asılır ve daha sonra da yakılır (E. Ruhi Fığlalı, Çağımızda İtikadi İslam Mezhebleri, Ankara 1980, s. 92; Bağdadi, el-Fark Beynel-Fırak, Çev. E.Ruhi Fığlalı, s. 36-37).
    İşte burada sözü edilen Rafizilik fırkasının ismi ve ortaya çıkışı bu olay ile başlamıştır. Bu olaydan sonra Kufeliler vefasızlık ve cimrilikle vasıflandırılmıştır. O kadar ki, bu iki hususla ilgili olarak onlar hakkında "Kufeli'den daha cimri, Kufeli'den daha hain ve vefasız" deyimi söylenir olmuştur (Bağdadi, a.g.e., s. 37).
    Buna göre Rafizilik ismi, Şii olarak kabul edilen kimseler için yanlış olarak kullanılmış bir tabir şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Zira, bu isimde hiç bir müstakil fırkaya rastlayamıyoruz. Bu tabir Şii fırkalarının hiç birisi için müstakil olarak kullanılmamıştır. Yukarıda da izah edildiği üzere, böyle bir durum sadece bu isim için söz konusu olmuş değildir. Aynı durum, İmamiyye'nin diğer isimleri için de geçerli olmuştur. Bu durumun başka örneklerini de görmek mümkündür. Esas itibariyle önemli olan, fırkaların temel esaslar üzerindeki görüşleridir. İsimler de zaten kabul edilen görüşler paralelinde verilen birer tabirdir. Çeşitli görüşlere göre bazen farklı isimler almışlardır. Bunlar arasında da en meşhur ve yaygın olanı o fırkaya has bir isim olarak yaygınlaşmıştır. Ancak şurası da bir gerçektir ki; "Rafizilik" ismi, her ne kadar Şia'nın kendisi veya kolları için kullanılmış olsa da, fazla yaygın değildir. Zira, biraz önce anlatılan olayda da görüldüğü üzere, bu ismin onlara verilmesi pek hoş bir olaydan sonra olmamıştır. Dolayısıyla fırkalar tarihinde olumlu bir kanaat da izhar etmemektedir. Bu bakımdan fazla yaygın olmadığını da söylemek mümkündür.
    Abdurrahim GÜZEL



  4. 13.Mart.2012, 18:03
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Rafızîler,Topyekün Kuran'ın Tahrif Edildiğini İleri Sürüyorlar

    Şia’nın, Kuran’ın karşıtındaki en büyük cürümü ise pervasız bir şekilde kitabımızın tahrif edildiğini söylemeleridir. Her ne kadar takiyye politikalarıyla kendilerinden olmayanların yanında Kuran’a inandıklarını belirtseler de, en temel kaynakları onları ele verir. Şia hadis kaynakları, Sünni hadis kitaplarından daha baskın bir şekilde Kuran’ın tahrif edildiği iftiralarıyla doludur.

    Şia’nın Kuran’ı tahrif etmeye çabalamasının arkasındaki en büyük gaye, imamet doktrinini ispatlama çabasıdır. Şiilere göre imamete inanmak ALLAH’a inanmak gibi dinin en temel mevzusudur. Hatta pek çok Şii grup, velayeti (İmameti) kabul edenlerin üzerinden tüm tekellüflerin kalktığını iddia ederler. İtikatlarının en başta gelen söylemini delillendirmek için ilk iş olarak hadis uydurmaya koyulmuşlardır.
    [1][2] Lakin imanın birinci şartına sadece hadislerden burhan getirmenin yetersiz olduğunu görmüş olacaklar ki, bu konuda Kuran’dan da hüccetler getirmeye çabalamışlardır. Böylelikle Kuran’daki pek çok ayeti ilgisiz bir şekilde Ali, Ehlibeyt ve İmametle ilişkilendirip tevil etmişlerdir. Caferiler 135 ayetin bizzat Hz. Ali’den bahsettiğini belirtirler.[3] Hâlbuki Kuran’ın tek bir yerinde bile Ali’nin ismi geçmez. Bu hususta en çok yardımcıları olan husus; elbette ki Bâtıni tefsir kandırmacasıdır.
    Fakat Şiilikte fanatikleşmemiş kimsenin kanmayacağı bu tevillerin kimseyi kesmediğini görmüş olacaklar ki, bu sefer de Kuran’da İmamet, Ali ve Ehlibeytle ilgili onlarca ayet ve sure olduğunu, ancak bunları üç Halife ve Emevilerin Kuran’dan çıkardıklarını, bazı ayetlerde ise bu kritik kelimeleri makasladıklarını ileri sürmüşlerdir. Tüm Şii gruplar, Sünnilerden çok daha bariz ve belirgin bir şekilde Kuran’ın tahrif edildiğini vurgularlar ve Sünnilerden farklı bir şekilde bu iddiayı sadece eski kitaplarında ulema değil, günümüze kadar gelmiş âliminden cahiline tüm Şiiler haykırırlar. Bu ALLAH düşmanları, bu iftiralarını kanıtlamak adına yüzlerce yazıt neşretmişlerdir. Örneğin; geçtiğimiz asırda yaşamış Şii alimi Hüseyin Nuri’nin (ALLAH ona lanet etsin)

    “Fasl el-Hitab fi isbati tahrif-u kitabu rabbul erbab” kitabı oldukça ünlüdür. Eserin adı “Rablerin Rabbinin
    [4] kitabının tahrif olduğunun ispatı…”
    Biz ALLAH’ın kitabına karşı bu gaddarca tutumu göstermek için bu tarz piyasa kitaplarından değil, tüm Şiilerin bir numaralı hadis kitabı olarak kabul ettikleri “El Kâfi”den birkaç örnek vermekle yetineceğiz. Kuleyni’nin derlemiş olduğu “El Kâfi” adındaki kitap, Sünnilerin “Sahihi Buhari”sine tekabül etmektedir.

    İmam Cafer: “Cebrail’in Muhammed’e (as) getirdiği Kuran 17000 ayetti.” dedi
    [5]
    Şu an Şiiler de dâhil olmak üzere tüm Müslümanların elinde bulunan Kuran, besmeleler de sayılırsa 6348
    [6] ayettir. Bu iddiaya göre hâşâ Kuran’ın yarısından fazlası zayi olmuş bulunuyor.

    El Kafi’de 5’inci imamları Muhammet Bakır’a dayandırılan bir hadise göre (7:172) ayetinin hepimizin bildiğinden çok daha farklı bir şekilde indirilmiş, ancak Emevilerin onu değiştirmiş olduğu ileri sürülmektedir:

    “Allah Ademoğullarından, zürriyetlerini bellerinden çıkardı ve onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz Muhammed de elçim ve Ali de Müminlerin Emiri değil mi? dedi.”
    [7]
    Ebu Cafer (5. imam Muhammet) şöyle buyurdu: “İnsanlardan kim Kuran-ı Kerim in ilk indirildiği gibi tam olduğunu söylerse yalan söylemiştir. Allah onu indirdiği gibi toplayıp korumadı tabi Ali bin Ebi Talib, İmamlar ve ondan sonra gelenler müstesna”
    [8]
    Yine el-Kafi’de Ebu Abdullah’tan (6. imam Cafer) gelen hadiste: (33:71) “…Kim Allah’a ve elçisine itaat ederse, büyük bir kurtuluşa erer.” ayetini tamamen değiştirmişlerdir.
    “Ali’nin ve Ondan sonraki imamların velayetinde kim Allah’a ve elçisine itaat ederse büyük bir kurtuluşa erer.” İmam Cafer: “Bu ayet aynen bu şekilde indirildi.” dedi.
    [9]
    "Cibril Muhammed’e (as) (2:90) ayetini söyle indirdi: “Ali’ye Allahın indirdiklerini kıskanarak inkâr etmekle kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür.
    [10]

    Eğer kulumuz
    Ali’ye indirdiğimizden şüphe ediyorsanız, onun benzeri bir sure meydana getirin.
    [11][12]

    Cibril Muhammed (s.a.v) e bu ayeti su şekilde indirdi: “Ey kendilerine kitap verilenler, …
    Ali’yeindirdiğimiz apaçık nura iman edin!”
    [13][14]

    Ebu Basir, Ebu Abdullah (Cafer Sadık)’dan şöyle rivâyet etmiştir: “İsteyen biri, inecek azabı istedi. Ali’nin velayetini inkâr edenler içindir, onu hiç bir savacak da yoktur!” ve sonra dedi ki: “Allah’a yemin ederim ki Cibril bu ayeti Muhammed’e bu şekilde indirdi”
    [15][16]
    “
    Ebu Cafer (5. imam Muhammet) dedi ki: “Cibril bu ayeti Muhammed (s.a.v)’e söyle indirdi:“Fakat zalimler Muhammed (s.a.v) ’in ailesinin hakkını kendilerine söylenenden başkası ile değiştirdiler. Biz de fasık olmaları nedeniyle Muhammed (s.a.v) ’in ailesinin hakkına zulüm edenlerin üzerlerine gökten pis bir azap indirmiştik”[17]
    Bu zındıklar (7:162) ayetini değiştirmeye çalışmışlardır. İşin ilginç yanı, bu ayet kitap ehlinin kitaplarını tahrif ettiklerini belirtir. Bu melunların, hem de bu ayeti tahrif etmeye çabalamaları büyük bir cüret ve küfrün dışa vurumudur. Hamdolsun ki ALLAH, kitabını böyle habislerden müstağni kılmıştır.
    Sana söylenenlere (sabret) ve onlardan güzel bir şekilde uzaklaş ve Ey Muhammed senin İmamet vasiyetini yalanlayan ve bolluk içinde yüzenleri bana bırak ve Onlara biraz süre ver!”
    [18][19]




    [1] Şia hadis külliyatının yarısından fazlası imameti kanıtlamak için uydurulmuştur.
    [2] Sünnilerin de Ebubekir’in ilk, Ömer’in ikinci, Osman’ın da üçüncü halife olduğunu ispatlamak için uydurdukları hadis sayısı az buz değildir.
    [3] Humeyni, Keşf’ul Esrar, s.151
    [4] Bu melun, hem ALLAH’ın kitabının tahrif edildiğini ispata kalkıyor, hem de ALLAH’ı Rablerin Rabbi olarak tanımlayarak şirk koşuyor. ALLAH âlemlerin tek Rabbidir.
    [5] Kuleyni, El-Kafi, c.4 s.446
    [6] Gelenekten devraldığımız çoğu bilgi gibi Kuran’ın 6666 ayet olması da bir hurafedir. Garibime giden, bunca yıldır bir kişi oturup da saymamış mı ki, herkes koro halinde 6666 demektedir? Burada zaruri bir paraf açmak istiyorum. Geçenlerde oldukça hit olan bir Alevi sitesinde güya ilmi bir makale okuyordum. Echel kişi Kuran’ın tahrif edildiğini savunuyor. Delili ise Kuran’ın 6666 ayet olması, ancak elimizdekinin ise bundan daha az bulunmasıymış. Bilmez ki sorsun, sormaz ki öğrensin. Kuran’ın ayet sayısının tartışılmasının sebebi, geçmişte bazı işgüzarların ALLAH’ın indirdiği resmi Kuran kısımlandırması yerine, kişisel ayet taksimi yapmış olmalarıdır. Bazı uzun ayetleri ikiye bölmüşler, bazıları ise kısa birkaç ayeti tek ayet olarak kabul etmiştir. Yani sayıda ihtilaf edenler asla metinde çelişmemişler. Elbette ki Kuran’ın ayet sıralaması da ilahidir. Zaten tüm Müslümanların elindeki Kuran, aynı şekilde ayet ve surelere bölünmüştür. Suç, işgüzarlık yapan ulemadadır. 6666 sadece Zemahşeri’nin kavlidir. Bu rakamın tutulması, sayının tekrarlı ve tılsımlı olmasından ve halkın Kuran’daki ayetleri saymaya bile üşenmesinden dolayıdır.
    [7] El-Kâfi, c.1, s. 412
    [8] Kuleyni, El-Kâfi, 228/1
    [9] Kuleyni, El-kâfi, 414/1; El Kummi, 206/4
    [10] Kuleyni, El-kâfi, 417/1
    [11] Kuleyni, El-Kâfi, 417/1
    [12] Tahrif ettikleri ayet (2:23) ayetidir.
    [13] Kuleyni, El-Kâfi, 417/1
    [14] Tahrif ettikleri (4:47) ayetidir.
    [15] Kuleyni, El-Kâfi, c.1 hadis no:1127
    [16] Değiştirmeye çabalayıp ancak hüsranlarını arttıran ayet (70:1-2) ayetleridir.
    [17] Kuleyni, El-Kâfi, 423/1
    [18]Kuleyni, El-Kâfi, 432/1
    [19] (73:10-11) ayetleri

    Alıntı/Hanif Murat



  5. 13.Mart.2012, 18:03
    3
    Silent and lonely rains
    Şia’nın, Kuran’ın karşıtındaki en büyük cürümü ise pervasız bir şekilde kitabımızın tahrif edildiğini söylemeleridir. Her ne kadar takiyye politikalarıyla kendilerinden olmayanların yanında Kuran’a inandıklarını belirtseler de, en temel kaynakları onları ele verir. Şia hadis kaynakları, Sünni hadis kitaplarından daha baskın bir şekilde Kuran’ın tahrif edildiği iftiralarıyla doludur.

    Şia’nın Kuran’ı tahrif etmeye çabalamasının arkasındaki en büyük gaye, imamet doktrinini ispatlama çabasıdır. Şiilere göre imamete inanmak ALLAH’a inanmak gibi dinin en temel mevzusudur. Hatta pek çok Şii grup, velayeti (İmameti) kabul edenlerin üzerinden tüm tekellüflerin kalktığını iddia ederler. İtikatlarının en başta gelen söylemini delillendirmek için ilk iş olarak hadis uydurmaya koyulmuşlardır.
    [1][2] Lakin imanın birinci şartına sadece hadislerden burhan getirmenin yetersiz olduğunu görmüş olacaklar ki, bu konuda Kuran’dan da hüccetler getirmeye çabalamışlardır. Böylelikle Kuran’daki pek çok ayeti ilgisiz bir şekilde Ali, Ehlibeyt ve İmametle ilişkilendirip tevil etmişlerdir. Caferiler 135 ayetin bizzat Hz. Ali’den bahsettiğini belirtirler.[3] Hâlbuki Kuran’ın tek bir yerinde bile Ali’nin ismi geçmez. Bu hususta en çok yardımcıları olan husus; elbette ki Bâtıni tefsir kandırmacasıdır.
    Fakat Şiilikte fanatikleşmemiş kimsenin kanmayacağı bu tevillerin kimseyi kesmediğini görmüş olacaklar ki, bu sefer de Kuran’da İmamet, Ali ve Ehlibeytle ilgili onlarca ayet ve sure olduğunu, ancak bunları üç Halife ve Emevilerin Kuran’dan çıkardıklarını, bazı ayetlerde ise bu kritik kelimeleri makasladıklarını ileri sürmüşlerdir. Tüm Şii gruplar, Sünnilerden çok daha bariz ve belirgin bir şekilde Kuran’ın tahrif edildiğini vurgularlar ve Sünnilerden farklı bir şekilde bu iddiayı sadece eski kitaplarında ulema değil, günümüze kadar gelmiş âliminden cahiline tüm Şiiler haykırırlar. Bu ALLAH düşmanları, bu iftiralarını kanıtlamak adına yüzlerce yazıt neşretmişlerdir. Örneğin; geçtiğimiz asırda yaşamış Şii alimi Hüseyin Nuri’nin (ALLAH ona lanet etsin)

    “Fasl el-Hitab fi isbati tahrif-u kitabu rabbul erbab” kitabı oldukça ünlüdür. Eserin adı “Rablerin Rabbinin
    [4] kitabının tahrif olduğunun ispatı…”
    Biz ALLAH’ın kitabına karşı bu gaddarca tutumu göstermek için bu tarz piyasa kitaplarından değil, tüm Şiilerin bir numaralı hadis kitabı olarak kabul ettikleri “El Kâfi”den birkaç örnek vermekle yetineceğiz. Kuleyni’nin derlemiş olduğu “El Kâfi” adındaki kitap, Sünnilerin “Sahihi Buhari”sine tekabül etmektedir.

    İmam Cafer: “Cebrail’in Muhammed’e (as) getirdiği Kuran 17000 ayetti.” dedi
    [5]
    Şu an Şiiler de dâhil olmak üzere tüm Müslümanların elinde bulunan Kuran, besmeleler de sayılırsa 6348
    [6] ayettir. Bu iddiaya göre hâşâ Kuran’ın yarısından fazlası zayi olmuş bulunuyor.

    El Kafi’de 5’inci imamları Muhammet Bakır’a dayandırılan bir hadise göre (7:172) ayetinin hepimizin bildiğinden çok daha farklı bir şekilde indirilmiş, ancak Emevilerin onu değiştirmiş olduğu ileri sürülmektedir:

    “Allah Ademoğullarından, zürriyetlerini bellerinden çıkardı ve onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz Muhammed de elçim ve Ali de Müminlerin Emiri değil mi? dedi.”
    [7]
    Ebu Cafer (5. imam Muhammet) şöyle buyurdu: “İnsanlardan kim Kuran-ı Kerim in ilk indirildiği gibi tam olduğunu söylerse yalan söylemiştir. Allah onu indirdiği gibi toplayıp korumadı tabi Ali bin Ebi Talib, İmamlar ve ondan sonra gelenler müstesna”
    [8]
    Yine el-Kafi’de Ebu Abdullah’tan (6. imam Cafer) gelen hadiste: (33:71) “…Kim Allah’a ve elçisine itaat ederse, büyük bir kurtuluşa erer.” ayetini tamamen değiştirmişlerdir.
    “Ali’nin ve Ondan sonraki imamların velayetinde kim Allah’a ve elçisine itaat ederse büyük bir kurtuluşa erer.” İmam Cafer: “Bu ayet aynen bu şekilde indirildi.” dedi.
    [9]
    "Cibril Muhammed’e (as) (2:90) ayetini söyle indirdi: “Ali’ye Allahın indirdiklerini kıskanarak inkâr etmekle kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür.
    [10]

    Eğer kulumuz
    Ali’ye indirdiğimizden şüphe ediyorsanız, onun benzeri bir sure meydana getirin.
    [11][12]

    Cibril Muhammed (s.a.v) e bu ayeti su şekilde indirdi: “Ey kendilerine kitap verilenler, …
    Ali’yeindirdiğimiz apaçık nura iman edin!”
    [13][14]

    Ebu Basir, Ebu Abdullah (Cafer Sadık)’dan şöyle rivâyet etmiştir: “İsteyen biri, inecek azabı istedi. Ali’nin velayetini inkâr edenler içindir, onu hiç bir savacak da yoktur!” ve sonra dedi ki: “Allah’a yemin ederim ki Cibril bu ayeti Muhammed’e bu şekilde indirdi”
    [15][16]
    “
    Ebu Cafer (5. imam Muhammet) dedi ki: “Cibril bu ayeti Muhammed (s.a.v)’e söyle indirdi:“Fakat zalimler Muhammed (s.a.v) ’in ailesinin hakkını kendilerine söylenenden başkası ile değiştirdiler. Biz de fasık olmaları nedeniyle Muhammed (s.a.v) ’in ailesinin hakkına zulüm edenlerin üzerlerine gökten pis bir azap indirmiştik”[17]
    Bu zındıklar (7:162) ayetini değiştirmeye çalışmışlardır. İşin ilginç yanı, bu ayet kitap ehlinin kitaplarını tahrif ettiklerini belirtir. Bu melunların, hem de bu ayeti tahrif etmeye çabalamaları büyük bir cüret ve küfrün dışa vurumudur. Hamdolsun ki ALLAH, kitabını böyle habislerden müstağni kılmıştır.
    Sana söylenenlere (sabret) ve onlardan güzel bir şekilde uzaklaş ve Ey Muhammed senin İmamet vasiyetini yalanlayan ve bolluk içinde yüzenleri bana bırak ve Onlara biraz süre ver!”
    [18][19]




    [1] Şia hadis külliyatının yarısından fazlası imameti kanıtlamak için uydurulmuştur.
    [2] Sünnilerin de Ebubekir’in ilk, Ömer’in ikinci, Osman’ın da üçüncü halife olduğunu ispatlamak için uydurdukları hadis sayısı az buz değildir.
    [3] Humeyni, Keşf’ul Esrar, s.151
    [4] Bu melun, hem ALLAH’ın kitabının tahrif edildiğini ispata kalkıyor, hem de ALLAH’ı Rablerin Rabbi olarak tanımlayarak şirk koşuyor. ALLAH âlemlerin tek Rabbidir.
    [5] Kuleyni, El-Kafi, c.4 s.446
    [6] Gelenekten devraldığımız çoğu bilgi gibi Kuran’ın 6666 ayet olması da bir hurafedir. Garibime giden, bunca yıldır bir kişi oturup da saymamış mı ki, herkes koro halinde 6666 demektedir? Burada zaruri bir paraf açmak istiyorum. Geçenlerde oldukça hit olan bir Alevi sitesinde güya ilmi bir makale okuyordum. Echel kişi Kuran’ın tahrif edildiğini savunuyor. Delili ise Kuran’ın 6666 ayet olması, ancak elimizdekinin ise bundan daha az bulunmasıymış. Bilmez ki sorsun, sormaz ki öğrensin. Kuran’ın ayet sayısının tartışılmasının sebebi, geçmişte bazı işgüzarların ALLAH’ın indirdiği resmi Kuran kısımlandırması yerine, kişisel ayet taksimi yapmış olmalarıdır. Bazı uzun ayetleri ikiye bölmüşler, bazıları ise kısa birkaç ayeti tek ayet olarak kabul etmiştir. Yani sayıda ihtilaf edenler asla metinde çelişmemişler. Elbette ki Kuran’ın ayet sıralaması da ilahidir. Zaten tüm Müslümanların elindeki Kuran, aynı şekilde ayet ve surelere bölünmüştür. Suç, işgüzarlık yapan ulemadadır. 6666 sadece Zemahşeri’nin kavlidir. Bu rakamın tutulması, sayının tekrarlı ve tılsımlı olmasından ve halkın Kuran’daki ayetleri saymaya bile üşenmesinden dolayıdır.
    [7] El-Kâfi, c.1, s. 412
    [8] Kuleyni, El-Kâfi, 228/1
    [9] Kuleyni, El-kâfi, 414/1; El Kummi, 206/4
    [10] Kuleyni, El-kâfi, 417/1
    [11] Kuleyni, El-Kâfi, 417/1
    [12] Tahrif ettikleri ayet (2:23) ayetidir.
    [13] Kuleyni, El-Kâfi, 417/1
    [14] Tahrif ettikleri (4:47) ayetidir.
    [15] Kuleyni, El-Kâfi, c.1 hadis no:1127
    [16] Değiştirmeye çabalayıp ancak hüsranlarını arttıran ayet (70:1-2) ayetleridir.
    [17] Kuleyni, El-Kâfi, 423/1
    [18]Kuleyni, El-Kâfi, 432/1
    [19] (73:10-11) ayetleri

    Alıntı/Hanif Murat






+ Yorum Gönder