Konusunu Oylayın.: Din anlayışı ne demek?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Din anlayışı ne demek?
  1. 11.Mart.2012, 19:19
    1
    Misafir

    Din anlayışı ne demek?






    Din anlayışı ne demek? Mumsema Din anlayışı ne demektir


  2. 11.Mart.2012, 19:19
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 16.Mart.2012, 14:49
    2
    ebuturab
    Site Doktoru

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Mart.2007
    Üye No: 74
    Mesaj Sayısı: 1,714
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 20
    Bulunduğu yer: vuslat-ı nur

    Cevap: Din anlayışı ne demek?




    Alıntı
    Din anlayışı ne demektir



    Din ve Din Anlayışı

    Din, Yüce Allah'ın insanları iyiye yöneltmek, kötülükten alıkoymak için peygamberler aracılığı ile bildirdiği ilahi kurallardır. Dinin amacı, insanları dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştırmaktır.

    Din anlayışı ise , Allah tarafından gönderilen dinin yani ilahi kuralların insanlar tarafından içinde bulundukları şartlara göre algılanma ve yorumlanma biçimleridir.

    Din, akil sahibi insanlara seslenir. Çünkü, dini anlayıp değerlendirilecek tek varlık; akıllı, düşünen, sorgulayan, irade sahibi olan insandır. Din, insanların yanlış düşünce, inanç ve davranışlardan uzaklaşmasını ister. Onlara iyi ve güzel davranışlarda bulunmalarını öğütler. Bu doğrultuda insanların iyi geçinmelerini, birbirlerini sevmelerini, saymalarını barış ortamında mutlu ve huzurlu yasamalarını amaçlar.

    Din ve Din Anlayışı arasındaki farklar

    1. Din ile dinin anlaşılması birbirinden farklıdır.

    2. Din, vahye; dinin anlaşılması ise insanların düşünce ve yorumlarına(akla) dayanır.

    3. Din, bütün insanlara hitap ettiğinden evrensel; din anlayışı ise bireyseldir.

    4. Din tek iken , din anlayışları farklı olabilir.

    5. Dini benimsemekte manevi bir zorunluluk var iken din anlayışını benimsemek de bu zorunluluk yoktur.

    6. Din değişmez iken Din anlayışı kişilere ve zamana göre değişebilir.

    7. Din anlayışı hiçbir zaman dinin özüne ters düşmemelidir.

    8. Din Anlayışındaki Yorum Farklılıkları nasıl ortaya çıkmıştır?

    İslam’ın geldiği ilk yıllarda Müslümanlar, dinî konularla ilgili bir sorunları olduğu zaman Hz. Muhammed'e danışıyorlardı. (çünkü Yüce Allah onu, İslam dinini insanlara anlatmakla görevlendirmişti. Bu nedenle de Peygamberimiz döneminde dini konularla ilgili bir sorun olduğunda sorunları Peygamberimiz çözüyordu. Peygamberimizin ölümünden sonra ise İslamiyet, Arap Yarımadası’nın dışında çeşitli toplumlar ve uluslar arasında yayıldı. Böylece Müslümanlar farklı kültürlere, örf ve adetlere mensup insanlarla karsılaştılar. Bu da yeni dini sorunların ortaya çıkmasına neden oldu. Müslüman bilginler, Kur'an ve sünneti yorumlayarak bu sorunlara çözümler getirdiler, çeşitli kitaplar yazdılar. Onların bu yorumları ve eserleri, din değil dinin anlaşılma biçimlerinin ürünüdür.

    Müslümanlar, Peygamberimizin vefatından sonra dini anlama ve yorumlamaya yönelik birçok çalışma yapmışlardır. Bu çalışmalarda kişilerin kültürlerinin, geleneklerinin, bilgi, deneyim ve birikimlerinin farklı olması; aynı ayet ve hadislerden farklı anlamlar çıkarmalarına neden olmuştur. Böylece dini konularda farklı anlayışlar ortaya çıkmıştır. Bu anlayışları dinin kendisi gibi algılamamak gerekir. Çünkü bunlar dine ilişkin yorumlardır. Ancak şunu da iyi bilmeliyiz ki 1400 yıl önceki bilim ve teknoloji ile günümüz teknolojisinin, o zamanın sosyal ilişkileri ile günümüz sosyal ilişkilerinin birbirinden farklı olması, bu farklı yorumların gerekli olduğunu göstermektedir.
    Din Anlayışındaki Yorum Farklılıklarının Sebepleri

    Din anlayışındaki farklılıkların çeşitli nedenleri vardır. Bunlar insanın yapısı, siyaset, ortam ve kültür, ekonomi olmak üzere dört ana baslık altında inceleyebiliriz.

    3.1. İnsanın Yapısı:

    Allah, insanları farklı yapı ve karakterde yaratmıştır. Her insan bağımsız bir kişiliğe, kendine özgü bir karaktere sahiptir. Bu durum, onun iç dünyasında olduğu gibi dış dünyasında da görülür.

    İnsan; yüzünün görüntüsü, sesinin tonu ve parmak iziyle olduğu gibi düşünce biçimiyle, yetenekleriyle, zevkleriyle, olaylara bakışıyla da başkalarından ayrılır.

    İnsan, yaşamın evrelerine göre değişken bir varlıktır. Onun duygu ve düşünceleri hep aynı kalmaz, zaman içinde değişir. Bu nedenle insan, farklı dönemlerde farklı anlayışları benimser.

    insanların özelliklerinde ve psikolojik eğilimlerinde görülen bu farklılıklar, doğal olarak onların dini olaylara bakışlarını ve yasayışlarını da etkiler.

    Gündelik hayatta farklı yorumlar yapmaya neden olan insanın yapısı, dini konularda da etkisini göstermiştir. Çünkü Kur'an, her özellik ve karakterdeki insanlara hitap eder, hepsine mutlu olmanın yollarını gösterir.

    Aynı filmi seyreden, aynı kitabı okuyan insanların farklı düşünce ve yorumlar yapmaları, insanların değerlendirmelerinin ne kadar farklı olabileceğini göstermektedir. Bu değerlendirme farklılığı, din konusunu da içine alır. Dinin kaynağı Kur'an ve onun yorumu olan Hz. Muhammed'in yaşayışı ile uygulamaları olduğu halde, insanların anlayış düzeyi ve bilgi birikimlerinin farklılıklarından dolayı din konusunda farklı anlayışlar ortaya çıkmaktadır.

    Toplumsal Değişim

    Toplumlar bireyler gibi tarihi süreç içinde değişime uğrar.İnsan, toplumsal bir varlıktır. O, doğduğunda kendisini bir toplum içinde bulur. O toplumun kuralları, inançları, örf ve adetleri, kişinin yaşamında etkilidir. Artık o, içinde doğduğu toplumun bir üyesidir. Her insana, içinde yaşadığı toplum şekil verir. Aynı dine inandıkları halde değişik coğrafi bölgelerde yaşayan uluslar arasında ortam ve kültürün etkisiyle birçok farklılık oluşmuştur. Bu ulusların kültürleri çeşitli dini alanlara yansımıştır. Toplumsal değişimlere yol açmıştır. Her toplum, sosyal yapısına ve kendi kültürel özelliklerine uygun bir dini yaşam biçimi geliştirmiştir.Ayrıca her toplum, sosyal ve kültürel özelliklerini din anlayışına yansıtır.Böylece din anlayışında yorum farklılıklar ortaya ortaya çıkar. Herkes bunun bilincinde olmalı, başkalarının düşüncelerine, anlayışlarına, yaşam tarzına saygı duymalıdır.



    İslamiyet, yayıldığı coğrafi bölgelerde dinin ilkelerine aykırı olmayan örf ve adetleri kabul eder. Dini özüne uymayanları ise reddeder. Bunun sonucunda o bölgelerde farklı dinî uygulamalar ortaya çıkar.

    İnsanın, dinin buyruklarını değerlendirirken içinde yaşadığı toplumun kültüründen etkilenmemesi mümkün değildir. Çünkü din, kültürle iç içedir. Bu nedenle farklı kültürlere sahip insanlar da Kur'an'ı farklı yorumlamışlardır. Bu ise farklı din anlayışlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

    İslam Düşüncesinde Yorum Biçimleri(Mezhepler) nelerdir?

    İslam düşüncesinde yer alan yorumlar, mezhep veya ekol olarak da isimlendirilmiştir.

    Mezhepler, İslam dininin getirdiği fikir ve inanç özgürlüğü bağlamında ortaya çıkmıştır.

    Gidilecek yol, görüş ve akım anlamlarına gelen mezhep,bir din içindeki görüş, yorum ve anlayış

    farklılıkları nedeniyle ortaya çıkan oluşumları ifade eder.

    Bazı İslam bilginleri etrafında toplanan öğrencileri, onların ölümünden sonrada onların sistem

    Ve metodları doğrultusunda yorum yapmaya , toplumda ortaya çıkan yeni sorunlara çözüm bulmaya

    çalıştılar.Bu çalışmalar sonucunda, zamanla mezhepler ortaya çıkmaya başladı.İçlerinden günümüze

    kadar gelmeyi başaran büyük mezhepler vardır. Şiilik, Hanefilik, Şafilik gibi fıkıh mezhepleri.

    Mezhepler, dinin uygulanmasını, yaşanmasını kolaylaştıran yeni yorumlardır.Peygamberimiz

    ve dört halife zamanında mezhepler yoktu. Çünkü peygamberimizin ve vefatı akabinde dört büyük

    halifenin varlığı mezheplere ihtiyaç bırakmamıştır. Bunlar daha çok Emeviler ve Abbasi'ler

    döneminde ortaya çıktı. İslam devleti kısa zamanda genişlemiş, yeni ülkeler fethedilmişti.

    Ülke genişleyince, Müslümanlar ve Müslümanlığa yeni girenler pek çok inanç ve ibadet sorunu ile

    karşılaştılar. Mezhep kurucuları, bu sorunları çözmek için yorumlar yaptılar. Sonradan bu yorumlar ayrı mezhep haline geldi. Bir de bazı ayetlerin anlaşılması için yeni yorumlara ihtiyaç doğdu. Bunlardan da yeni mezhepler ortaya çıktı.

    İnançla İlgili Yorumlar

    İslam dininin temelini inanç oluşturur.Çünkü İslam dini tevhid dinidir.Tevhit,Allah’ı bir kabul etmek, yalnızca ona kulluk etmektir.Allah’a meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, kaza ve kadere iman etmek dinin inanç boyutunu oluşturur.Bu esasların eksiltilmesi ya da artırılması söz konusu olamaz.Zira bunlar Allah tarafından bildirilmiştir.Ancak insanlar sadece bu inanç esaslarının daha iyi anlaşılması için yorum ve açıklama yaparlar.Dinin inanç esaslarıyla ilgili ortaya çıkan yorumlarına da İnançla İlgili Yorumlar denir. İnançla İlgili Yorumlar zamanla ilim dalı haline gelmiştir. Bu ilim dalına da “kelam” denilmiştir. İslâm'da kelâmî mezhepler Maturidilik, Eşarilik ve Selefilik itikadı mezheplerdir.

    İnançla İlgili yorumların temel amaçları:

    Ø İslam dininin temeli olan tevhit inancı hakkında doğru ve sağlam bilgiler sunmak.

    Ø İman esaslarını anlaşılır bir şekilde yorumlamak ve açıklamak

    Ø Din adına doğruyu ve gerçeği arayanlara yol göstermek.

    Ø İslam’a ve diğer kutsal değerlere yöneltilen eleştirilere cevap verip onları çürütmek

    Hurafe ve batıl inançların neler olduğunu tesbit ederek Müslümanları bu konuda bilgilendirmek

    Fıkhi Yorumlar

    İslam dininde inanç esaslarının yanı sıra uygulamaya yönelik olan ilke ve öğütler de vardır.İşte fıkhi yorumlar, dinin ibadet boyutu ve günlük hayatla ilgili olan diğer konuları ele

    alır.Temel İslam bilimlerinden olan fıkıh, ibadetler hakkında açıklayıcı bilgiler verir.Namaz, oruç, hac ve zekat gibi ibadetlerin nasıl ve ne zaman yapılacağını ayrıntılı bir şekilde açıklayan yorumlara, fıkhi yorumlar denir.

    İslamiyetin ilk dönemlerinde dinle ilgili bütün soru ve sorunları Hz. Peygamber (s.a.v.) gideriyordu.Cevap veriyordu..Bundan dolayı dinin uygulanış biçimi hakkında herhangi bir farklılık yaşanmamıştır.

    Hz. Muhammed vefatından sonra Müslümanlar karsılaştıkları sorunlarını çevrelerindeki

    bilgin kimselere sormaya başladılar. Her bilgin kendi bilgi gücüne ve yöntemine göre bu

    sorunlara çözümler bulmaya çalıştı. Zamanla bu bilgin kimselerin görüşleri toplumların birçoğu tarafından benimsenir hale geldi. Belli dönemlerde yaşamış İslam bilginlerinin belli konularla ilgili getirdikleri yorumlar daha sonra sistemleştirilmiş ve mezhepler ortaya çıkmıştır.

    Allah’ın emrettiği bir tarzda ona kulluk yapmak, ibadetleri doğru yapmaya bağlıdır.İslam düşüncesi içerisinde yer alan bazı fıkhi yorumlar, gelişerek günümüze kadar gelmiştir.Bu fıkhi yorumların başlıcaları şunlardır:

    1-HANEFİ MEZHEBİ: İmam-ı Âzam lâkabıyla şöhret bulan Ebû Hanîfe'ye izâfe edilen fıkıh ekolünün adı. Ebû Hanife'nin asıl adı Numân, babasının adı Sâbittir. Ebû Hanîfe H. 80 yılında Kûfe'de doğdu, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak orada yetişti. Irak ve Hicaz Ebû Hanife'nin yetiştiği dönemde önemli iki ilim merkezi hâlindeydi. Ebû Hanife meseleleri tek tek ortaya atar, öğrencilerini dinler, kendi görüşünü söyler ve onlarla konuyu bir ay hattâ daha fazla süreyle münâkaşa ederdi.Bu mezhep bizim de amalde tabi olduğumuz mezheptir.

    2-ŞAFİİ MEZHEBİ: İmam Şafiî (ö. 204/819)'ye nispet edilen fıkıh ekolü. Muhammed b. İdrîs elKureşî H. 150'de Gazze'de doğmuştur. İmam Şafiî mutlak, bağımsız bir müctehid olup, fıkıh, hadis ve usûlde imamdı. O, Hicaz ve Irak fıkhını birleştirici bir yol izledi.

    3-MALİKİ MEZHEBİ: Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî'ye nispet edilen fıkhî ekolün adı. Büyük fıkıh ekollerinden biri olan Malikî mezhebinin imamı İmam Malik, Hicrî 93 yılında Medine'de doğmuştur. O, hayatı boyunca Medine'den başka bir yere gitmemiştir. İlimde ihtiyacı olduğu her şeyin, sahih bir şekilde Medine'de bulunduğuna inanıyor, manevî havasını teneffüs ettiği Peygamber şehrinden uzaklaşmak istemiyordu.

    4-HANBELİ MEZHEBİ: Ebû Abdillâh Ahmed b. Hanbel eş-Şeybânî'ye nispet edilen mezhebin adı. İslâm'da dört büyük fıkıh mezhebin birisi. Ahmed b. Hanbel 164/780 yılında Bağdat’ta doğdu. 241/855'te yine orada vefat etti.

    Ahmed b. Hanbel, Ebû Hanîfe'nin (ö.150/767) öğrencisi ve devrin ünlü baş kadısı Ebû Yûsuf'tan (ö.182/798) fıkıh ilmi aldı. Rivâyetle dirayeti birleştiren bir yol izledi.

    5-Caferilik: Caferilik mezhebi, İmam Cafer Sadık’ın görüşlerini temel alan fıkhi bir yorumdur. Caferilik, daha çok İran, Pakistan ve Irak gibi ülkelerde yaygındır.

    İslam düşüncesindeki yorum biçimlerinden biri de ahlakla ilgili konular üzerinde yoğunlaşan tasavvufi yorumlardır.

    Tasavvufi yorumlar ne demektir?

    İslamiyetin temel ilkelerine dayanarak ahlakı güzelleştirmek, içtenlikle Allah’a kulluk ederek dini yaşamak için ortaya çıkan yorumlar, tasavvufi yorumlar denir.

    Kalbi kötü huylardan temizleyip, iyi huylarla doldurmak.

    Tasavvuf, Resûlullah efendimizin sünnet-i seniyyesine uymak, fazla konuşmayı, fazla yemeği ve fazla uykuyu terk etmektir. (Alâüddevle Semnânî)
    Tasavvuf, insanı Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeylerin hepsini terketmektir. (Ali bin Sehl)

    Tasavvufi Yorumlar, tarihte ve toplumların hayatında önemli roller oynamıştır.İslam dininin bir çok coğrafyaya yayılmasına çok büyük katkı sağlamışlardır. Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli, Hoca Ahmet Yesevi ve Mevlana gibi büyük mutasavvıflar yetişmiş ve bunlar toplum ahlakında etkili olmuşlardır.Ayrıca bu şahsiyetlerin kültür ve edebiyatımız üzerinde de önemli etkileri vardır.

    Yesevilik, Mevlevilik, Alevilik-Bektaşilik ve Ahilik gibi tasavvufi oluşumlar, Anadolu’da hoşgörü kültürünün yayılmasına öncülük etmiş başlıca tasavvufi yorumlardır.

    DİN ANLAYIŞINDAKİ FARKLILIKLAR ZENGİNLİKTİR.

    Din anlayışları, olaylar ve gelişmeler üzerine yorumlar daima birbirinden farklıdır. Çünkü olaylar

    üzerine düşünceler farklıdır. Bu farklılık bir zenginliktir. Dinin çeşitli boyutları vardır. Bunlar: a. inanç (Amentü), b. yaşantı (Tecrübe), C. ibadet, ç. bilgi, d. ahlak, f. toplum ve evren boyutlarıdır.

    Farklı din anlayışları, demokratik idarelerde daha rahat yaşarlar ve daha rahat gelişirler. Demokrasi bir

    inanç ve kültür zenginliğine dayanır. Demokratik idarelerde, inanç farlılıkları kendilerini daha rahat

    korurlar. Şu halde din anlayışındaki farklılık, her yönden zenginliktir.

    DİNDE ZORLAMA YOKTUR

    İslam dini, insanları zorla İslam’a sokmayı yasaklamıştır. Çünkü imanın dil ile söylenirken kalp ile

    tasdik dilmesi gerekir. Zorlayarak Müslüman edilen kişi, dıştan Müslüman görülse de içten inkar eder;

    hatta İslam’a düşman olur. Böyle bir kimsenin Müslümanlığı da geçerli olmaz.

    İslam akıl dinidir. Aklını kullanan, gerekli bilgiyi edinen kişi, aklı yatarsa, düşünür,

    taşınır,Müslümanlığa geçer. İslam önce düşünmeyi, sonra İslam’a girmeyi tavsiye eder. Bundan dolayı

    Allah Kuran’da ''Dinde zorlama yoktur...'' buyuruyor. Hatta başka bir ayette Kuran, peygambere zorlayıcı olmadığını bildiriyor. ''Sen, onlara zor kullanacak değilsin.''İslam tarihinde dinde zorlama olmamasının güzel örnekleri vardır: Hz. Peygamber Mekke'yi fethetmeden önce,

    ömrü boyunca İslam düşmanlığının rehberliğini yapan birkaç kişinin ölüm Listesini ilan etmişti.

    Bunların hemen hepsi kaçtı ve Mekke'nin fethinden sonra gelip af dilediler ve Hz. Peygamber de

    onları affetti.İslamiyet bu hoşgörüsü sayesinde otuz sene gibi kısa bir zamanda üç kıtaya yayıldı. Zorla

    Müslüman Yapılan insanlar, en kısa zamanda geri dönerler. Nitekim Sibirya'daki Yakut (Saka)

    Türkleri 18. yüzyılda Ruslar tarafından zorla Hıristiyanlaşmışlardır. Şimdi onlar o dinden çıkmak istiyorlar.Demek ki zorlama ile dine adam kazandırmak hem doğru değil hem de İslam’ın esaslarına da aykırıdır.Laiklik, devlet idaresi ile ilgili bir anlayıştır. Laik devlet, inançlara ve dinlere eşit mesafede durması gerekir. Laik devlet, dine karşı olamaz, dinsizliğe de cephe alamaz. Bunun yanında, devletin tabanını oluşturan halkın inançlarına daha çok ilgi gösterir. Laik devlet idaresinde çeşitli inançlara sahip vatandaşlar, resmen tanınır ve hak ettiği ilgiyi görür.Din ve vicdan özgürlüğü

    Anayasa ile güvence altına alındığından bu ilke toplumsal barışa da hizmet etmiş

    olmaktadır. Bu da Laiklik ilkesinin bir gereğidir. Laik devlet anlayışının özellikleri şöyle ifade

    edilebilir: Devlet işleri ile din işleri ayrıdır, birinin diğeri üzerine hakim olması uygun

    görülmemektedir .Din insanların manevi, ruhsal ihtiyaçlarını giderecek şekilde işlerini devam ettirir .

    Vatandaşların inanç, ibadet ve düşünce özgürlüğü devlet tarafından güvence altına alınmaktadır.



  4. 16.Mart.2012, 14:49
    2
    Site Doktoru



    Alıntı
    Din anlayışı ne demektir



    Din ve Din Anlayışı

    Din, Yüce Allah'ın insanları iyiye yöneltmek, kötülükten alıkoymak için peygamberler aracılığı ile bildirdiği ilahi kurallardır. Dinin amacı, insanları dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştırmaktır.

    Din anlayışı ise , Allah tarafından gönderilen dinin yani ilahi kuralların insanlar tarafından içinde bulundukları şartlara göre algılanma ve yorumlanma biçimleridir.

    Din, akil sahibi insanlara seslenir. Çünkü, dini anlayıp değerlendirilecek tek varlık; akıllı, düşünen, sorgulayan, irade sahibi olan insandır. Din, insanların yanlış düşünce, inanç ve davranışlardan uzaklaşmasını ister. Onlara iyi ve güzel davranışlarda bulunmalarını öğütler. Bu doğrultuda insanların iyi geçinmelerini, birbirlerini sevmelerini, saymalarını barış ortamında mutlu ve huzurlu yasamalarını amaçlar.

    Din ve Din Anlayışı arasındaki farklar

    1. Din ile dinin anlaşılması birbirinden farklıdır.

    2. Din, vahye; dinin anlaşılması ise insanların düşünce ve yorumlarına(akla) dayanır.

    3. Din, bütün insanlara hitap ettiğinden evrensel; din anlayışı ise bireyseldir.

    4. Din tek iken , din anlayışları farklı olabilir.

    5. Dini benimsemekte manevi bir zorunluluk var iken din anlayışını benimsemek de bu zorunluluk yoktur.

    6. Din değişmez iken Din anlayışı kişilere ve zamana göre değişebilir.

    7. Din anlayışı hiçbir zaman dinin özüne ters düşmemelidir.

    8. Din Anlayışındaki Yorum Farklılıkları nasıl ortaya çıkmıştır?

    İslam’ın geldiği ilk yıllarda Müslümanlar, dinî konularla ilgili bir sorunları olduğu zaman Hz. Muhammed'e danışıyorlardı. (çünkü Yüce Allah onu, İslam dinini insanlara anlatmakla görevlendirmişti. Bu nedenle de Peygamberimiz döneminde dini konularla ilgili bir sorun olduğunda sorunları Peygamberimiz çözüyordu. Peygamberimizin ölümünden sonra ise İslamiyet, Arap Yarımadası’nın dışında çeşitli toplumlar ve uluslar arasında yayıldı. Böylece Müslümanlar farklı kültürlere, örf ve adetlere mensup insanlarla karsılaştılar. Bu da yeni dini sorunların ortaya çıkmasına neden oldu. Müslüman bilginler, Kur'an ve sünneti yorumlayarak bu sorunlara çözümler getirdiler, çeşitli kitaplar yazdılar. Onların bu yorumları ve eserleri, din değil dinin anlaşılma biçimlerinin ürünüdür.

    Müslümanlar, Peygamberimizin vefatından sonra dini anlama ve yorumlamaya yönelik birçok çalışma yapmışlardır. Bu çalışmalarda kişilerin kültürlerinin, geleneklerinin, bilgi, deneyim ve birikimlerinin farklı olması; aynı ayet ve hadislerden farklı anlamlar çıkarmalarına neden olmuştur. Böylece dini konularda farklı anlayışlar ortaya çıkmıştır. Bu anlayışları dinin kendisi gibi algılamamak gerekir. Çünkü bunlar dine ilişkin yorumlardır. Ancak şunu da iyi bilmeliyiz ki 1400 yıl önceki bilim ve teknoloji ile günümüz teknolojisinin, o zamanın sosyal ilişkileri ile günümüz sosyal ilişkilerinin birbirinden farklı olması, bu farklı yorumların gerekli olduğunu göstermektedir.
    Din Anlayışındaki Yorum Farklılıklarının Sebepleri

    Din anlayışındaki farklılıkların çeşitli nedenleri vardır. Bunlar insanın yapısı, siyaset, ortam ve kültür, ekonomi olmak üzere dört ana baslık altında inceleyebiliriz.

    3.1. İnsanın Yapısı:

    Allah, insanları farklı yapı ve karakterde yaratmıştır. Her insan bağımsız bir kişiliğe, kendine özgü bir karaktere sahiptir. Bu durum, onun iç dünyasında olduğu gibi dış dünyasında da görülür.

    İnsan; yüzünün görüntüsü, sesinin tonu ve parmak iziyle olduğu gibi düşünce biçimiyle, yetenekleriyle, zevkleriyle, olaylara bakışıyla da başkalarından ayrılır.

    İnsan, yaşamın evrelerine göre değişken bir varlıktır. Onun duygu ve düşünceleri hep aynı kalmaz, zaman içinde değişir. Bu nedenle insan, farklı dönemlerde farklı anlayışları benimser.

    insanların özelliklerinde ve psikolojik eğilimlerinde görülen bu farklılıklar, doğal olarak onların dini olaylara bakışlarını ve yasayışlarını da etkiler.

    Gündelik hayatta farklı yorumlar yapmaya neden olan insanın yapısı, dini konularda da etkisini göstermiştir. Çünkü Kur'an, her özellik ve karakterdeki insanlara hitap eder, hepsine mutlu olmanın yollarını gösterir.

    Aynı filmi seyreden, aynı kitabı okuyan insanların farklı düşünce ve yorumlar yapmaları, insanların değerlendirmelerinin ne kadar farklı olabileceğini göstermektedir. Bu değerlendirme farklılığı, din konusunu da içine alır. Dinin kaynağı Kur'an ve onun yorumu olan Hz. Muhammed'in yaşayışı ile uygulamaları olduğu halde, insanların anlayış düzeyi ve bilgi birikimlerinin farklılıklarından dolayı din konusunda farklı anlayışlar ortaya çıkmaktadır.

    Toplumsal Değişim

    Toplumlar bireyler gibi tarihi süreç içinde değişime uğrar.İnsan, toplumsal bir varlıktır. O, doğduğunda kendisini bir toplum içinde bulur. O toplumun kuralları, inançları, örf ve adetleri, kişinin yaşamında etkilidir. Artık o, içinde doğduğu toplumun bir üyesidir. Her insana, içinde yaşadığı toplum şekil verir. Aynı dine inandıkları halde değişik coğrafi bölgelerde yaşayan uluslar arasında ortam ve kültürün etkisiyle birçok farklılık oluşmuştur. Bu ulusların kültürleri çeşitli dini alanlara yansımıştır. Toplumsal değişimlere yol açmıştır. Her toplum, sosyal yapısına ve kendi kültürel özelliklerine uygun bir dini yaşam biçimi geliştirmiştir.Ayrıca her toplum, sosyal ve kültürel özelliklerini din anlayışına yansıtır.Böylece din anlayışında yorum farklılıklar ortaya ortaya çıkar. Herkes bunun bilincinde olmalı, başkalarının düşüncelerine, anlayışlarına, yaşam tarzına saygı duymalıdır.



    İslamiyet, yayıldığı coğrafi bölgelerde dinin ilkelerine aykırı olmayan örf ve adetleri kabul eder. Dini özüne uymayanları ise reddeder. Bunun sonucunda o bölgelerde farklı dinî uygulamalar ortaya çıkar.

    İnsanın, dinin buyruklarını değerlendirirken içinde yaşadığı toplumun kültüründen etkilenmemesi mümkün değildir. Çünkü din, kültürle iç içedir. Bu nedenle farklı kültürlere sahip insanlar da Kur'an'ı farklı yorumlamışlardır. Bu ise farklı din anlayışlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

    İslam Düşüncesinde Yorum Biçimleri(Mezhepler) nelerdir?

    İslam düşüncesinde yer alan yorumlar, mezhep veya ekol olarak da isimlendirilmiştir.

    Mezhepler, İslam dininin getirdiği fikir ve inanç özgürlüğü bağlamında ortaya çıkmıştır.

    Gidilecek yol, görüş ve akım anlamlarına gelen mezhep,bir din içindeki görüş, yorum ve anlayış

    farklılıkları nedeniyle ortaya çıkan oluşumları ifade eder.

    Bazı İslam bilginleri etrafında toplanan öğrencileri, onların ölümünden sonrada onların sistem

    Ve metodları doğrultusunda yorum yapmaya , toplumda ortaya çıkan yeni sorunlara çözüm bulmaya

    çalıştılar.Bu çalışmalar sonucunda, zamanla mezhepler ortaya çıkmaya başladı.İçlerinden günümüze

    kadar gelmeyi başaran büyük mezhepler vardır. Şiilik, Hanefilik, Şafilik gibi fıkıh mezhepleri.

    Mezhepler, dinin uygulanmasını, yaşanmasını kolaylaştıran yeni yorumlardır.Peygamberimiz

    ve dört halife zamanında mezhepler yoktu. Çünkü peygamberimizin ve vefatı akabinde dört büyük

    halifenin varlığı mezheplere ihtiyaç bırakmamıştır. Bunlar daha çok Emeviler ve Abbasi'ler

    döneminde ortaya çıktı. İslam devleti kısa zamanda genişlemiş, yeni ülkeler fethedilmişti.

    Ülke genişleyince, Müslümanlar ve Müslümanlığa yeni girenler pek çok inanç ve ibadet sorunu ile

    karşılaştılar. Mezhep kurucuları, bu sorunları çözmek için yorumlar yaptılar. Sonradan bu yorumlar ayrı mezhep haline geldi. Bir de bazı ayetlerin anlaşılması için yeni yorumlara ihtiyaç doğdu. Bunlardan da yeni mezhepler ortaya çıktı.

    İnançla İlgili Yorumlar

    İslam dininin temelini inanç oluşturur.Çünkü İslam dini tevhid dinidir.Tevhit,Allah’ı bir kabul etmek, yalnızca ona kulluk etmektir.Allah’a meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, kaza ve kadere iman etmek dinin inanç boyutunu oluşturur.Bu esasların eksiltilmesi ya da artırılması söz konusu olamaz.Zira bunlar Allah tarafından bildirilmiştir.Ancak insanlar sadece bu inanç esaslarının daha iyi anlaşılması için yorum ve açıklama yaparlar.Dinin inanç esaslarıyla ilgili ortaya çıkan yorumlarına da İnançla İlgili Yorumlar denir. İnançla İlgili Yorumlar zamanla ilim dalı haline gelmiştir. Bu ilim dalına da “kelam” denilmiştir. İslâm'da kelâmî mezhepler Maturidilik, Eşarilik ve Selefilik itikadı mezheplerdir.

    İnançla İlgili yorumların temel amaçları:

    Ø İslam dininin temeli olan tevhit inancı hakkında doğru ve sağlam bilgiler sunmak.

    Ø İman esaslarını anlaşılır bir şekilde yorumlamak ve açıklamak

    Ø Din adına doğruyu ve gerçeği arayanlara yol göstermek.

    Ø İslam’a ve diğer kutsal değerlere yöneltilen eleştirilere cevap verip onları çürütmek

    Hurafe ve batıl inançların neler olduğunu tesbit ederek Müslümanları bu konuda bilgilendirmek

    Fıkhi Yorumlar

    İslam dininde inanç esaslarının yanı sıra uygulamaya yönelik olan ilke ve öğütler de vardır.İşte fıkhi yorumlar, dinin ibadet boyutu ve günlük hayatla ilgili olan diğer konuları ele

    alır.Temel İslam bilimlerinden olan fıkıh, ibadetler hakkında açıklayıcı bilgiler verir.Namaz, oruç, hac ve zekat gibi ibadetlerin nasıl ve ne zaman yapılacağını ayrıntılı bir şekilde açıklayan yorumlara, fıkhi yorumlar denir.

    İslamiyetin ilk dönemlerinde dinle ilgili bütün soru ve sorunları Hz. Peygamber (s.a.v.) gideriyordu.Cevap veriyordu..Bundan dolayı dinin uygulanış biçimi hakkında herhangi bir farklılık yaşanmamıştır.

    Hz. Muhammed vefatından sonra Müslümanlar karsılaştıkları sorunlarını çevrelerindeki

    bilgin kimselere sormaya başladılar. Her bilgin kendi bilgi gücüne ve yöntemine göre bu

    sorunlara çözümler bulmaya çalıştı. Zamanla bu bilgin kimselerin görüşleri toplumların birçoğu tarafından benimsenir hale geldi. Belli dönemlerde yaşamış İslam bilginlerinin belli konularla ilgili getirdikleri yorumlar daha sonra sistemleştirilmiş ve mezhepler ortaya çıkmıştır.

    Allah’ın emrettiği bir tarzda ona kulluk yapmak, ibadetleri doğru yapmaya bağlıdır.İslam düşüncesi içerisinde yer alan bazı fıkhi yorumlar, gelişerek günümüze kadar gelmiştir.Bu fıkhi yorumların başlıcaları şunlardır:

    1-HANEFİ MEZHEBİ: İmam-ı Âzam lâkabıyla şöhret bulan Ebû Hanîfe'ye izâfe edilen fıkıh ekolünün adı. Ebû Hanife'nin asıl adı Numân, babasının adı Sâbittir. Ebû Hanîfe H. 80 yılında Kûfe'de doğdu, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak orada yetişti. Irak ve Hicaz Ebû Hanife'nin yetiştiği dönemde önemli iki ilim merkezi hâlindeydi. Ebû Hanife meseleleri tek tek ortaya atar, öğrencilerini dinler, kendi görüşünü söyler ve onlarla konuyu bir ay hattâ daha fazla süreyle münâkaşa ederdi.Bu mezhep bizim de amalde tabi olduğumuz mezheptir.

    2-ŞAFİİ MEZHEBİ: İmam Şafiî (ö. 204/819)'ye nispet edilen fıkıh ekolü. Muhammed b. İdrîs elKureşî H. 150'de Gazze'de doğmuştur. İmam Şafiî mutlak, bağımsız bir müctehid olup, fıkıh, hadis ve usûlde imamdı. O, Hicaz ve Irak fıkhını birleştirici bir yol izledi.

    3-MALİKİ MEZHEBİ: Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî'ye nispet edilen fıkhî ekolün adı. Büyük fıkıh ekollerinden biri olan Malikî mezhebinin imamı İmam Malik, Hicrî 93 yılında Medine'de doğmuştur. O, hayatı boyunca Medine'den başka bir yere gitmemiştir. İlimde ihtiyacı olduğu her şeyin, sahih bir şekilde Medine'de bulunduğuna inanıyor, manevî havasını teneffüs ettiği Peygamber şehrinden uzaklaşmak istemiyordu.

    4-HANBELİ MEZHEBİ: Ebû Abdillâh Ahmed b. Hanbel eş-Şeybânî'ye nispet edilen mezhebin adı. İslâm'da dört büyük fıkıh mezhebin birisi. Ahmed b. Hanbel 164/780 yılında Bağdat’ta doğdu. 241/855'te yine orada vefat etti.

    Ahmed b. Hanbel, Ebû Hanîfe'nin (ö.150/767) öğrencisi ve devrin ünlü baş kadısı Ebû Yûsuf'tan (ö.182/798) fıkıh ilmi aldı. Rivâyetle dirayeti birleştiren bir yol izledi.

    5-Caferilik: Caferilik mezhebi, İmam Cafer Sadık’ın görüşlerini temel alan fıkhi bir yorumdur. Caferilik, daha çok İran, Pakistan ve Irak gibi ülkelerde yaygındır.

    İslam düşüncesindeki yorum biçimlerinden biri de ahlakla ilgili konular üzerinde yoğunlaşan tasavvufi yorumlardır.

    Tasavvufi yorumlar ne demektir?

    İslamiyetin temel ilkelerine dayanarak ahlakı güzelleştirmek, içtenlikle Allah’a kulluk ederek dini yaşamak için ortaya çıkan yorumlar, tasavvufi yorumlar denir.

    Kalbi kötü huylardan temizleyip, iyi huylarla doldurmak.

    Tasavvuf, Resûlullah efendimizin sünnet-i seniyyesine uymak, fazla konuşmayı, fazla yemeği ve fazla uykuyu terk etmektir. (Alâüddevle Semnânî)
    Tasavvuf, insanı Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeylerin hepsini terketmektir. (Ali bin Sehl)

    Tasavvufi Yorumlar, tarihte ve toplumların hayatında önemli roller oynamıştır.İslam dininin bir çok coğrafyaya yayılmasına çok büyük katkı sağlamışlardır. Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli, Hoca Ahmet Yesevi ve Mevlana gibi büyük mutasavvıflar yetişmiş ve bunlar toplum ahlakında etkili olmuşlardır.Ayrıca bu şahsiyetlerin kültür ve edebiyatımız üzerinde de önemli etkileri vardır.

    Yesevilik, Mevlevilik, Alevilik-Bektaşilik ve Ahilik gibi tasavvufi oluşumlar, Anadolu’da hoşgörü kültürünün yayılmasına öncülük etmiş başlıca tasavvufi yorumlardır.

    DİN ANLAYIŞINDAKİ FARKLILIKLAR ZENGİNLİKTİR.

    Din anlayışları, olaylar ve gelişmeler üzerine yorumlar daima birbirinden farklıdır. Çünkü olaylar

    üzerine düşünceler farklıdır. Bu farklılık bir zenginliktir. Dinin çeşitli boyutları vardır. Bunlar: a. inanç (Amentü), b. yaşantı (Tecrübe), C. ibadet, ç. bilgi, d. ahlak, f. toplum ve evren boyutlarıdır.

    Farklı din anlayışları, demokratik idarelerde daha rahat yaşarlar ve daha rahat gelişirler. Demokrasi bir

    inanç ve kültür zenginliğine dayanır. Demokratik idarelerde, inanç farlılıkları kendilerini daha rahat

    korurlar. Şu halde din anlayışındaki farklılık, her yönden zenginliktir.

    DİNDE ZORLAMA YOKTUR

    İslam dini, insanları zorla İslam’a sokmayı yasaklamıştır. Çünkü imanın dil ile söylenirken kalp ile

    tasdik dilmesi gerekir. Zorlayarak Müslüman edilen kişi, dıştan Müslüman görülse de içten inkar eder;

    hatta İslam’a düşman olur. Böyle bir kimsenin Müslümanlığı da geçerli olmaz.

    İslam akıl dinidir. Aklını kullanan, gerekli bilgiyi edinen kişi, aklı yatarsa, düşünür,

    taşınır,Müslümanlığa geçer. İslam önce düşünmeyi, sonra İslam’a girmeyi tavsiye eder. Bundan dolayı

    Allah Kuran’da ''Dinde zorlama yoktur...'' buyuruyor. Hatta başka bir ayette Kuran, peygambere zorlayıcı olmadığını bildiriyor. ''Sen, onlara zor kullanacak değilsin.''İslam tarihinde dinde zorlama olmamasının güzel örnekleri vardır: Hz. Peygamber Mekke'yi fethetmeden önce,

    ömrü boyunca İslam düşmanlığının rehberliğini yapan birkaç kişinin ölüm Listesini ilan etmişti.

    Bunların hemen hepsi kaçtı ve Mekke'nin fethinden sonra gelip af dilediler ve Hz. Peygamber de

    onları affetti.İslamiyet bu hoşgörüsü sayesinde otuz sene gibi kısa bir zamanda üç kıtaya yayıldı. Zorla

    Müslüman Yapılan insanlar, en kısa zamanda geri dönerler. Nitekim Sibirya'daki Yakut (Saka)

    Türkleri 18. yüzyılda Ruslar tarafından zorla Hıristiyanlaşmışlardır. Şimdi onlar o dinden çıkmak istiyorlar.Demek ki zorlama ile dine adam kazandırmak hem doğru değil hem de İslam’ın esaslarına da aykırıdır.Laiklik, devlet idaresi ile ilgili bir anlayıştır. Laik devlet, inançlara ve dinlere eşit mesafede durması gerekir. Laik devlet, dine karşı olamaz, dinsizliğe de cephe alamaz. Bunun yanında, devletin tabanını oluşturan halkın inançlarına daha çok ilgi gösterir. Laik devlet idaresinde çeşitli inançlara sahip vatandaşlar, resmen tanınır ve hak ettiği ilgiyi görür.Din ve vicdan özgürlüğü

    Anayasa ile güvence altına alındığından bu ilke toplumsal barışa da hizmet etmiş

    olmaktadır. Bu da Laiklik ilkesinin bir gereğidir. Laik devlet anlayışının özellikleri şöyle ifade

    edilebilir: Devlet işleri ile din işleri ayrıdır, birinin diğeri üzerine hakim olması uygun

    görülmemektedir .Din insanların manevi, ruhsal ihtiyaçlarını giderecek şekilde işlerini devam ettirir .

    Vatandaşların inanç, ibadet ve düşünce özgürlüğü devlet tarafından güvence altına alınmaktadır.






+ Yorum Gönder