Konusunu Oylayın.: Bir eş olarak hz muhammed

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Bir eş olarak hz muhammed
  1. 11.Mart.2012, 19:02
    1
    Misafir

    Bir eş olarak hz muhammed

  2. 20.Mart.2012, 21:57
    2
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Eylül.2010
    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 1,235
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 14
    Bulunduğu yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    Cevap: bir eş olarak hz muhammed




    Bir Eş Olarak Hz. Muhammed (s.a.v)

    Son Peygamber olarak gönderilen ve hayatının her safhasında “en güzel örnek” olan Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem, aile hayatında da “eşsiz bir hayat arkadaşı” olarak rehberlik ediyor bizlere, çağlar ötesinden…

    “Modern hayat” denilen keşmekeşlerle dolu yaşantımızda, her zamankinden daha çok muhtaç olduğumuz aile içi iletişime, huzur ve saadetimize kapı aralayıp, asırların eskitemediği güzellikteki hayat tarzıyla Peygamber Efendimiz (sav) yine en büyük rehberimiz ve öğretmenimiz olarak elimizden tutuyor. Yeter ki, biz de O’nun sünnet-i seniyyesine tutunmak için bir el uzatmış olalım!…

    Bu bölüme gelinceye dek, bir evlat ve akraba olarak bize sunduğu eşsiz güzellikteki resimlerini hasret ve hayranlıkla seyrettik Peygamberimizin… Aşağıdaki satırlarda ise Resûl-i Ekrem (sav) Efendimizin eşleriyle olan ikili ilişkilerini, onu bize bir eş ve hayat arkadaşı olarak anlatan bilgiler çerçevesinde ele almaya çalışacağız.

    Konuya girmeden önce ifade etmemiz gereken bir husus vardır: Allah Teâlâ tarafından, “mü’minlerin anneleri” (Ahzâb, 6) olarak nitelendirilerek büyük bir şeref bahşedilen Peygamberimizin eşleri, “Ezvâc-ı Tâhirât” denilen o muhterem hanımefendiler sayesinde bizler, Nebiyy-i Muhterem (sav) Efendimiz hakkında pek çok bilgiye sahibiz. Denilebilir ki, insanlık âleminde, tüm insanlar arasında, aile hayatı hakkında en detaylı bilgilere sahip olunan tek kişi Sevgili Peygamberimizdir…

    “O’nunla birlikte kadınlar değer buldu”

    Önce, bir nebze Sevgili Peygamberimizin dünyaya geldiği yıllardan bahsedelim isterseniz… Kız çocuklarının kızgın çöl kumlarına gömülerek hayat hakkının elinden alındığı, savaşlar sebebiyle esir edilenler yanında, yetim kalanların da türlü türlü mağduriyetler yaşadığı bir ortamda, kadının herhangi bir değeri yoktu tabiatiyle…

    Böylesi bir ortamda, hükümdar kızları veya varlıklı/itibarlı bir aileye mensup olanların dışında kalan kadınların, ne sosyal statüsü ne de değeri vardı. Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz işte bu anlayışın hüküm sürdüğü topraklarda dünyaya gelmişti. Gelişi, bütün “âlemlere rahmet” olduğu gibi, ezilen ve hor görülen, yok sayılan, mağdur edilen ve zaman zaman alınıp satılan bir metâ olmaktan kurtulamayan tüm kadınlara da rahmet vesilesi oldu. O’nun getirdiği dinin mukaddes kitabı, kadınlardan bahseden nice ayetlerle doluydu. Dahası, O’na nazil olan sûrelerden biri, Levh-i Mahfûz’dan “Kadınlar” anlamında “Nis┠sûresi olarak geliyordu… Bir başka ayet ise çarpıcı ifadesiyle tüm insanların dikkatini çekiyordu:

    “…Diri diri gömülen kız çocuklarına hangi suçtan dolayı öldürüldüklerinin sorulduğu o kıyamet gününde…” (Tekvîr, 8-9)

    İslâm dini, kadını vahyin muhatabı olarak görmüş ve mukaddes kitaptaki sayısız ayetle bu değeri perçinlemişti.

    Gelen vahiyleri destekleyen tavır ve davranışlarıyla kız çocuklarına ayrı bir önem veren ve daima onlar lehinde inisiyatifler kullanan Peygamber Efendimiz, gösterdiği çaba ve gayretleriyle cinsiyet ayrımını ortadan kaldırmaya muvaffak oluyordu. Dahası: −Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi: Kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz. Buyurmak suretiyle, kadına manevî bir değer de atfediyordu. Bu ifade bile, o dönem için başlı başına bir inkılaptı diyebiliriz. Çünkü, bu hadiste kadın, insanı farklı âlemlere götüren güzel koku ve kişiyi Allah ile buluşturan namaz ile birlikte zikrediliyordu. Demek ki kadın, insanı Allah’tan alıkoyan değil, belki ona Allah’a kulluk yürüyüşünde yardımcı olan bir unsurdu. Nitekim Sevgili Peygamberimizin, kendisine gelen vahyi ilk paylaştığı kişi de yine bir kadındı… O, her zaman ve her hususta kendisini destekleyen eşi Hz.Hatice (ra) annemizdi… Kurduğu yuvasında ilk eşi Hz.Hatice (ra) ile birlikte 25 yıl kadar mutlu bir evlilik hayatı süren Sevgili Peygamberimiz, onun vefatından sonra bir süre yalnız yaşamış ve sonra yine bir dul hanım olan Hz.Sevde (ra) annemizle ikinci evliliğini yapmıştı. Daha sonra Medine döneminde her biri bir hikmet ve özel sebep gereği yaptığı evlilikleriyle Nebiyy-i Muhterem (sav) Efendimiz, eşleri vasıtasıyla insanlara ve özellikle de kadınlara dinlerini anlatma hususunda farklı bir imkâna sahip olmuştu. O’nu bizlere bir eş ve hayat arkadaşı olarak anlatan ve tanımamıza imkân sağlayan bu değerli hanımefendilerin aktardığı bilgiler çerçevesinde, Sevgili Peygamberimizin aile hayatından günümüze yansıyan mesajları tespit etmek üzere, gelin geçmiş günlere bir göz atalım yeniden…

    “Vefasıyla da en güzel örnek…”

    Resûl-i Kibriyâ (sav) Efendimiz, ilk eşi Hz.Hatice (ra) annemizi sık sık hayırla anmış ve onu sitayiş dolu sözlerle yâd etmiştir. Hatta onun hatırasına karşı gösterdiği derin saygı Hz.Aişe’nin dikkatini çekmiş ve onu bu kadar anmasındaki sebebi öğrenmek istemişti. Sevgili Peygamberimizden aldığı cevap anlamlıydı: −Allah bana ondan daha hayırlısını vermemiştir. Çünkü insanlar benim peygamberliğimi inkâr ederken, o bana inandı. Herkes beni yalanlarken o beni tasdik etti. Çevremdekiler benden mallarını esirgerken, o benim için bütün malını feda etti. Ayrıca o, çocuklarımın da annesiydi… Doğrusu ben onun sevgisiyle rızıklandırıldım!… Bu sevgi öylesine saf, öylesine katıksız ve öylesine kuşatıcıydı ki, vefatının üzerinden yıllar geçse de Sevgili Peygamberimiz, daima Hz.Hatice’den bahsetmiştir. Dolayısıyla nikâh merasimlerinde yapılan duada, −Allah’ım! Nikâhları kıyılan şu gençlere, Hz.Muhammed (sav) ile Hz.Hatice (ra) arasındaki muhabbetin ve ülfetin bir benzerini nasib eyle, diyerek onların isimlerine yer verilmesi boşuna değildir. Sevgili Peygamberimizin, ona olan vefasının iki zirve örneği vardır ki, bunları sizlerle paylaşmak istiyorum.

    “Hatice’nin kabrinin karşısında”

    İslâm ordusu büyük bir ihtişamla Mekke’ye girmiş ve şanlı komutan Resûl-i Kibriyâ (sav) Efendimiz de mahzun bir şekilde terk ettiği yurduna muzaffer bir komutan olarak geri dönmüştü. Akşam olunca nerede gecelemek istediği kendisine sorulunca, Yüce Resûl (sav) Hacûn mevkiinde kendisi için bir çadır kurulmasını arzu ettiğini bildirdi… Burası, Cennetü’l-Muallâ’yı karşıdan gören bir yerdi… Ve burası, sevgili eşi Hz.Hatice’nin kabrinin tam karşısındaki bir alandı… Ne dersiniz? Kendisine Mekke’nin en güzel ve ihtişamlı evleri tahsis edilmek üzere hazır beklerken, Sevgili Peygamberimizin, Cennetü’l-Muallâ kabristanının karşısında gecelemeyi istemesi, yıllar önce kaybettiği ama hiç unutamadığı eşine olan vefasından başka neyle açıklanabilir?…

    “Hatice’nin arkadaşına ilgisi…”

    Asr-ı Saadet’in, insanlara mutluluk bahşettiği güzel günleri… Bir gün Peygamberimizin kapısı çalınır. Gelen yaşlı bir kadındır. Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz onu görünce yüzünde büyük bir sevinç gözlenir. Hemen içeriye buyur edilir ve geleneklere göre değerli misafirler için uygulanan bir işlemi yaparak, sırtındaki hırkasını çıkarıp yere serer ve misafirini onun üzerine oturtur. Kısa ziyareti esnasında hâl-hatırı sorulan bu yaşlı kadına, muhabbetle ikramlarda bulunan Sevgili Peygamberimiz, bir müddet sonra memnuniyeti yüzünden okunan misafirini yine güleryüzle yolcu eder. O’nun, bu yaşlı kadına, böylesine ilgisinin sebebini merak ederek “kim olduğunu” soran Hz.Aişe’ye Efendimizin cevabı çok anlamlıdır: −O, Hatice’nin çok sevdiği yakın bir arkadaşıydı… Hz.Hatice (ra) vefat edeli yıllar olmasına rağmen, Peygamberimizin, eşine duyduğu saygı ve sevgisinden dolayı hayatta kalan arkadaşlarına gösterdiği bu alâkayı, sadece bir şey izah edebilir: Vefâ duygusu…

    Mehmet Emin Ay



  3. 20.Mart.2012, 21:57
    2
    herşey O'nun için..!



    Bir Eş Olarak Hz. Muhammed (s.a.v)

    Son Peygamber olarak gönderilen ve hayatının her safhasında “en güzel örnek” olan Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem, aile hayatında da “eşsiz bir hayat arkadaşı” olarak rehberlik ediyor bizlere, çağlar ötesinden…

    “Modern hayat” denilen keşmekeşlerle dolu yaşantımızda, her zamankinden daha çok muhtaç olduğumuz aile içi iletişime, huzur ve saadetimize kapı aralayıp, asırların eskitemediği güzellikteki hayat tarzıyla Peygamber Efendimiz (sav) yine en büyük rehberimiz ve öğretmenimiz olarak elimizden tutuyor. Yeter ki, biz de O’nun sünnet-i seniyyesine tutunmak için bir el uzatmış olalım!…

    Bu bölüme gelinceye dek, bir evlat ve akraba olarak bize sunduğu eşsiz güzellikteki resimlerini hasret ve hayranlıkla seyrettik Peygamberimizin… Aşağıdaki satırlarda ise Resûl-i Ekrem (sav) Efendimizin eşleriyle olan ikili ilişkilerini, onu bize bir eş ve hayat arkadaşı olarak anlatan bilgiler çerçevesinde ele almaya çalışacağız.

    Konuya girmeden önce ifade etmemiz gereken bir husus vardır: Allah Teâlâ tarafından, “mü’minlerin anneleri” (Ahzâb, 6) olarak nitelendirilerek büyük bir şeref bahşedilen Peygamberimizin eşleri, “Ezvâc-ı Tâhirât” denilen o muhterem hanımefendiler sayesinde bizler, Nebiyy-i Muhterem (sav) Efendimiz hakkında pek çok bilgiye sahibiz. Denilebilir ki, insanlık âleminde, tüm insanlar arasında, aile hayatı hakkında en detaylı bilgilere sahip olunan tek kişi Sevgili Peygamberimizdir…

    “O’nunla birlikte kadınlar değer buldu”

    Önce, bir nebze Sevgili Peygamberimizin dünyaya geldiği yıllardan bahsedelim isterseniz… Kız çocuklarının kızgın çöl kumlarına gömülerek hayat hakkının elinden alındığı, savaşlar sebebiyle esir edilenler yanında, yetim kalanların da türlü türlü mağduriyetler yaşadığı bir ortamda, kadının herhangi bir değeri yoktu tabiatiyle…

    Böylesi bir ortamda, hükümdar kızları veya varlıklı/itibarlı bir aileye mensup olanların dışında kalan kadınların, ne sosyal statüsü ne de değeri vardı. Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz işte bu anlayışın hüküm sürdüğü topraklarda dünyaya gelmişti. Gelişi, bütün “âlemlere rahmet” olduğu gibi, ezilen ve hor görülen, yok sayılan, mağdur edilen ve zaman zaman alınıp satılan bir metâ olmaktan kurtulamayan tüm kadınlara da rahmet vesilesi oldu. O’nun getirdiği dinin mukaddes kitabı, kadınlardan bahseden nice ayetlerle doluydu. Dahası, O’na nazil olan sûrelerden biri, Levh-i Mahfûz’dan “Kadınlar” anlamında “Nis┠sûresi olarak geliyordu… Bir başka ayet ise çarpıcı ifadesiyle tüm insanların dikkatini çekiyordu:

    “…Diri diri gömülen kız çocuklarına hangi suçtan dolayı öldürüldüklerinin sorulduğu o kıyamet gününde…” (Tekvîr, 8-9)

    İslâm dini, kadını vahyin muhatabı olarak görmüş ve mukaddes kitaptaki sayısız ayetle bu değeri perçinlemişti.

    Gelen vahiyleri destekleyen tavır ve davranışlarıyla kız çocuklarına ayrı bir önem veren ve daima onlar lehinde inisiyatifler kullanan Peygamber Efendimiz, gösterdiği çaba ve gayretleriyle cinsiyet ayrımını ortadan kaldırmaya muvaffak oluyordu. Dahası: −Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi: Kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz. Buyurmak suretiyle, kadına manevî bir değer de atfediyordu. Bu ifade bile, o dönem için başlı başına bir inkılaptı diyebiliriz. Çünkü, bu hadiste kadın, insanı farklı âlemlere götüren güzel koku ve kişiyi Allah ile buluşturan namaz ile birlikte zikrediliyordu. Demek ki kadın, insanı Allah’tan alıkoyan değil, belki ona Allah’a kulluk yürüyüşünde yardımcı olan bir unsurdu. Nitekim Sevgili Peygamberimizin, kendisine gelen vahyi ilk paylaştığı kişi de yine bir kadındı… O, her zaman ve her hususta kendisini destekleyen eşi Hz.Hatice (ra) annemizdi… Kurduğu yuvasında ilk eşi Hz.Hatice (ra) ile birlikte 25 yıl kadar mutlu bir evlilik hayatı süren Sevgili Peygamberimiz, onun vefatından sonra bir süre yalnız yaşamış ve sonra yine bir dul hanım olan Hz.Sevde (ra) annemizle ikinci evliliğini yapmıştı. Daha sonra Medine döneminde her biri bir hikmet ve özel sebep gereği yaptığı evlilikleriyle Nebiyy-i Muhterem (sav) Efendimiz, eşleri vasıtasıyla insanlara ve özellikle de kadınlara dinlerini anlatma hususunda farklı bir imkâna sahip olmuştu. O’nu bizlere bir eş ve hayat arkadaşı olarak anlatan ve tanımamıza imkân sağlayan bu değerli hanımefendilerin aktardığı bilgiler çerçevesinde, Sevgili Peygamberimizin aile hayatından günümüze yansıyan mesajları tespit etmek üzere, gelin geçmiş günlere bir göz atalım yeniden…

    “Vefasıyla da en güzel örnek…”

    Resûl-i Kibriyâ (sav) Efendimiz, ilk eşi Hz.Hatice (ra) annemizi sık sık hayırla anmış ve onu sitayiş dolu sözlerle yâd etmiştir. Hatta onun hatırasına karşı gösterdiği derin saygı Hz.Aişe’nin dikkatini çekmiş ve onu bu kadar anmasındaki sebebi öğrenmek istemişti. Sevgili Peygamberimizden aldığı cevap anlamlıydı: −Allah bana ondan daha hayırlısını vermemiştir. Çünkü insanlar benim peygamberliğimi inkâr ederken, o bana inandı. Herkes beni yalanlarken o beni tasdik etti. Çevremdekiler benden mallarını esirgerken, o benim için bütün malını feda etti. Ayrıca o, çocuklarımın da annesiydi… Doğrusu ben onun sevgisiyle rızıklandırıldım!… Bu sevgi öylesine saf, öylesine katıksız ve öylesine kuşatıcıydı ki, vefatının üzerinden yıllar geçse de Sevgili Peygamberimiz, daima Hz.Hatice’den bahsetmiştir. Dolayısıyla nikâh merasimlerinde yapılan duada, −Allah’ım! Nikâhları kıyılan şu gençlere, Hz.Muhammed (sav) ile Hz.Hatice (ra) arasındaki muhabbetin ve ülfetin bir benzerini nasib eyle, diyerek onların isimlerine yer verilmesi boşuna değildir. Sevgili Peygamberimizin, ona olan vefasının iki zirve örneği vardır ki, bunları sizlerle paylaşmak istiyorum.

    “Hatice’nin kabrinin karşısında”

    İslâm ordusu büyük bir ihtişamla Mekke’ye girmiş ve şanlı komutan Resûl-i Kibriyâ (sav) Efendimiz de mahzun bir şekilde terk ettiği yurduna muzaffer bir komutan olarak geri dönmüştü. Akşam olunca nerede gecelemek istediği kendisine sorulunca, Yüce Resûl (sav) Hacûn mevkiinde kendisi için bir çadır kurulmasını arzu ettiğini bildirdi… Burası, Cennetü’l-Muallâ’yı karşıdan gören bir yerdi… Ve burası, sevgili eşi Hz.Hatice’nin kabrinin tam karşısındaki bir alandı… Ne dersiniz? Kendisine Mekke’nin en güzel ve ihtişamlı evleri tahsis edilmek üzere hazır beklerken, Sevgili Peygamberimizin, Cennetü’l-Muallâ kabristanının karşısında gecelemeyi istemesi, yıllar önce kaybettiği ama hiç unutamadığı eşine olan vefasından başka neyle açıklanabilir?…

    “Hatice’nin arkadaşına ilgisi…”

    Asr-ı Saadet’in, insanlara mutluluk bahşettiği güzel günleri… Bir gün Peygamberimizin kapısı çalınır. Gelen yaşlı bir kadındır. Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz onu görünce yüzünde büyük bir sevinç gözlenir. Hemen içeriye buyur edilir ve geleneklere göre değerli misafirler için uygulanan bir işlemi yaparak, sırtındaki hırkasını çıkarıp yere serer ve misafirini onun üzerine oturtur. Kısa ziyareti esnasında hâl-hatırı sorulan bu yaşlı kadına, muhabbetle ikramlarda bulunan Sevgili Peygamberimiz, bir müddet sonra memnuniyeti yüzünden okunan misafirini yine güleryüzle yolcu eder. O’nun, bu yaşlı kadına, böylesine ilgisinin sebebini merak ederek “kim olduğunu” soran Hz.Aişe’ye Efendimizin cevabı çok anlamlıdır: −O, Hatice’nin çok sevdiği yakın bir arkadaşıydı… Hz.Hatice (ra) vefat edeli yıllar olmasına rağmen, Peygamberimizin, eşine duyduğu saygı ve sevgisinden dolayı hayatta kalan arkadaşlarına gösterdiği bu alâkayı, sadece bir şey izah edebilir: Vefâ duygusu…

    Mehmet Emin Ay



  4. 20.Mart.2012, 22:02
    3
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Eylül.2010
    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 1,235
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 14
    Bulunduğu yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    Cevap: Bir Eş Olarak Peygamber Efendimiz

    Bir Eş Olarak Peygamber Efendimiz

    Peygamber efendimiz bir es olarak nasıldı? acaba peygamber efendimizi örnek alarak onun
    gibi bir es olmayı ciddi mananda hedefledik mi?
    Peygamberimiz genel olarak bütün hanımlara karsı ve tabii ki kendi hanımlarına da çok nazik
    davranır, hiçbir sekilde kalplerini kırmazdı. Basta Hz. Âise validemiz olmak üzere bütün
    hanımları, Peygamberimizin evde çok sakin, halim ve mütevazı olduğunu söyleyerek, onu her
    yönüyle mükemmel bir aile reisi, merhametli bir koca, sefkatli bir baba olarak anlatırlar.
    Hz. Peygamber, henüz gençlik yıllarında yirmi bes yasında iken Mekke'de Hz. Hatice ile
    evlenerek bir aile kurmustu. O sıralarda birden çok kadınla evlenmek, Araplar arasında son
    derece yaygın bir adet olmakla beraber Peygamber Efendimiz, Hz. Hatice vefat edinceye
    kadar baska bir kadınla evlenmemisti. Hz. Hatice vefat ettiği zaman Peygamber Efendimiz
    elli yasında idi
    Hz. Peygamber, tam yirmi bes yıl sadece Hz. Hatice ile evli kalmıs, onun vefatından sonra
    kendisi elli yasını geçmis olduğu halde sartlar gerekli kiıldığı için yeni evlilikler yapmıstı.
    Hazreti peygamberin özellikle Hazreti Hatice'ye karsı olan sevgisini gösteren bir hadiseyi
    anlatmak istiyorum sizlere:
    Hz. Hatice'nin vefatından yıllar sonra Hz. Hatice'nin dağ köylerinden gelen bir sohbet
    arkadası, yaslı bir kadın gelir peygamber efendimizin yanına. Peygamber efendimizin yanında
    kadının oturabileceği mnder veya baska birsey yok. Bunun üzerine peygamber efendimiz
    cübbesini çıkarır ve kadının üzerine oturabilmesi için yere serer. Kadına çok hürmet gösterir
    onunla uzun uzun sohbet eder. Bunu Hz. Ayse görür ve kadın yankarından ayrıldktan sonra
    Hz Ayse Peygamber efendimizin haline üzülerek: Ya Rasulullah, bu kadın dağ köylerinden
    gelen yaslı bir kadın. Neden ona bu kadar hürmet gösterdin, yordun kendini?" sorar.
    Peygamber efendimizn cevabı çok ilginçtir. Hz. Hatice'yi ne kadar sevdiği çok bariz bir
    sekilde anlasılmaktadır. "Ya Ayse, o Haticemin arkadasıydı."
    Ve Hazreti Hatice'nin vefat yılına hüzün yılı denmistir. Ibni Ishak bu konuda söyle der: "
    Hatice onun için Islam yolunda çok sadakatli bir vezir idi."
    evet... O Hatice ki, son nefesine kadar tek basına yevcinin kalbine tesir etmis, vefatından
    sonra da bu kalbteki yerini korumustur. Bir gün Hz. Hatice'nin kardesi Hale, Medine'ye
    gelir. Rasulü Ekrem evinin önünde Hale'nin merhum hanımının sesine benzeyen sesini
    isitince heyecanla: "Aman Allah'ım. Bu Hale. der.
    ve Rasullullah efendimiz "Vallahi, Allah bana ondan daha hayırlısını vermedi. Insanlar beni
    inkar ettiğinde o bana inandı, insanlar beni yalanladığında o beni tasdik etti, insanlar beni
    herseyden mahrum ettiğinde malıyla o destekledi. Diğer kadınlaradn olmadığı halde Allah
    onunla bana çocuk ihsan etti."buyurmustur
    Bazan Hz. Aise'nin söyle dediği isitilirdi: "Hatice'yi kıskandığım kadar hiç bir kadını
    kıskanmadım. Rasulullah ancak o vefat ettikten üç yıl sonra benimle evlendi."
    Hz. Aişe'nin bu sözleri, Hz. Hatice'nin Rasulullah'ın hayatını hem sağken hem de
    vefatından sonra doldurduğunu ve Rasulullah'ın ona karsı olan sevgisini göstermektedir
    Hazreti Peygamber tüm hanımlarına karsı güler yüzlü davranır, ilgi gösterir, ev islerinde
    onlara yardım eder, söküklerini kendisi diker, aralarında adaletle muamelede bulunur, hiç
    birine diğerinden ayrı davranmazdı.
    Peygamberimiz ev islerinde de hanımlarına yardımda bulunurdu. Koyunları sağar, ev süpürür,
    elbisesini ve ayakkabılarım tamir eder, deveyi yemler, çocuklarla ilgilenip ihtiyaçlarını
    görürdü.
    Zaman zaman hanımlarıyla sakalasır, gönüllerini alırdı. Hayatı boyunca Hz. Peygamber'den
    hanımlarına karsı kötü bir söz veya davranıs gösterdiği olmamıstır. Hanımına darılma
    konusunda da peygamber efendimizin çok ilginç bir hadisi vardır: "Mümin bir erkek mümin
    bir kadına kızıp darılmasın. Eğer onun bir huyundan hoslanmazsa diyer huyundan
    hoslanabilir.
    Peygamberimiz, kadınlara anlayıslı davranmayı tavsiye etmektedir. : "Aranızda en hayırlı
    kimseler, kadınlarına, zevcelerine karsı huyu en iyi olanlarınızdır" buyurmustur.
    Ayrıca peygamber efendimiz: "Kadınlar hususunda Allah'tan sakınınız. Zira siz onları
    Allah'tan emanet olarak almıssınızdır." bilingdigi gibi peygamber efendimiz esleri
    arasindaki hakka son derece itinaliydi.
    Abdullah Ibni Ömer (r.a.) demistirki: "Hz. Aişe'ye Resulullah'dan gördüğün seylerin en
    acaibini bana haber ver" dedim. Bunun üzerine ağladı ve uzun bir müddet ağladı da sonra dedi
    ki: "Onun her isi acaib seylerden idi. Bir gece bana geldi, yaklastı ve sonra buyurdu ki:
    "Ya Aise bu gece bana Rabbıma ibadet etmek için izin verir misin?" Ben de: "Ya Resulullah!
    Ben senin yakınlığını severim muradını da severim. Izinlisin." Dedim.
    Kalktı, odadaki su kırbasınıa vardı, abdest aldı, suyu çok da dökmedi, sonra namaza durdu,
    Kur'an okudu ve ağlıyordu. Hatta göz yaslarının yeri ıslattığını gördüm.
    Rasulullah her gece bir ailesinin yanında gecelediğinden ve o gecenin hakkı o hanıma ait
    olduğundan nafile ibadet etmek için gecenin hak sahibi hanımı Hz. Aişe'den izin istemistir.
    Tüm kainatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı sevgili peygamberimiz, kul hakkına ve
    hanımlarına karsı çok dikkatli ve saygılı idi.
    Peygamber Efendimiz, aile hayatında, özel yasayısında, ahlakında, dini tebliğinde, devlet
    idaresi ve askerî komutasında, eğitim ve öğretiminde, kısacası tüm sözleri, hareketleri ve
    davranıslarında bütün müslümanlar için mükemmel bir örnektir. Nitekim Cenab-ı Hak söyle
    buyurdu: "Andolsun ki Rasûllah'ta sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavusmayı umanlar
    ve Allah'ı çok zikredenler için en mükemmel bir örnek vardır" (el-Ahzab, 33/21).


  5. 20.Mart.2012, 22:02
    3
    herşey O'nun için..!
    Bir Eş Olarak Peygamber Efendimiz

    Peygamber efendimiz bir es olarak nasıldı? acaba peygamber efendimizi örnek alarak onun
    gibi bir es olmayı ciddi mananda hedefledik mi?
    Peygamberimiz genel olarak bütün hanımlara karsı ve tabii ki kendi hanımlarına da çok nazik
    davranır, hiçbir sekilde kalplerini kırmazdı. Basta Hz. Âise validemiz olmak üzere bütün
    hanımları, Peygamberimizin evde çok sakin, halim ve mütevazı olduğunu söyleyerek, onu her
    yönüyle mükemmel bir aile reisi, merhametli bir koca, sefkatli bir baba olarak anlatırlar.
    Hz. Peygamber, henüz gençlik yıllarında yirmi bes yasında iken Mekke'de Hz. Hatice ile
    evlenerek bir aile kurmustu. O sıralarda birden çok kadınla evlenmek, Araplar arasında son
    derece yaygın bir adet olmakla beraber Peygamber Efendimiz, Hz. Hatice vefat edinceye
    kadar baska bir kadınla evlenmemisti. Hz. Hatice vefat ettiği zaman Peygamber Efendimiz
    elli yasında idi
    Hz. Peygamber, tam yirmi bes yıl sadece Hz. Hatice ile evli kalmıs, onun vefatından sonra
    kendisi elli yasını geçmis olduğu halde sartlar gerekli kiıldığı için yeni evlilikler yapmıstı.
    Hazreti peygamberin özellikle Hazreti Hatice'ye karsı olan sevgisini gösteren bir hadiseyi
    anlatmak istiyorum sizlere:
    Hz. Hatice'nin vefatından yıllar sonra Hz. Hatice'nin dağ köylerinden gelen bir sohbet
    arkadası, yaslı bir kadın gelir peygamber efendimizin yanına. Peygamber efendimizin yanında
    kadının oturabileceği mnder veya baska birsey yok. Bunun üzerine peygamber efendimiz
    cübbesini çıkarır ve kadının üzerine oturabilmesi için yere serer. Kadına çok hürmet gösterir
    onunla uzun uzun sohbet eder. Bunu Hz. Ayse görür ve kadın yankarından ayrıldktan sonra
    Hz Ayse Peygamber efendimizin haline üzülerek: Ya Rasulullah, bu kadın dağ köylerinden
    gelen yaslı bir kadın. Neden ona bu kadar hürmet gösterdin, yordun kendini?" sorar.
    Peygamber efendimizn cevabı çok ilginçtir. Hz. Hatice'yi ne kadar sevdiği çok bariz bir
    sekilde anlasılmaktadır. "Ya Ayse, o Haticemin arkadasıydı."
    Ve Hazreti Hatice'nin vefat yılına hüzün yılı denmistir. Ibni Ishak bu konuda söyle der: "
    Hatice onun için Islam yolunda çok sadakatli bir vezir idi."
    evet... O Hatice ki, son nefesine kadar tek basına yevcinin kalbine tesir etmis, vefatından
    sonra da bu kalbteki yerini korumustur. Bir gün Hz. Hatice'nin kardesi Hale, Medine'ye
    gelir. Rasulü Ekrem evinin önünde Hale'nin merhum hanımının sesine benzeyen sesini
    isitince heyecanla: "Aman Allah'ım. Bu Hale. der.
    ve Rasullullah efendimiz "Vallahi, Allah bana ondan daha hayırlısını vermedi. Insanlar beni
    inkar ettiğinde o bana inandı, insanlar beni yalanladığında o beni tasdik etti, insanlar beni
    herseyden mahrum ettiğinde malıyla o destekledi. Diğer kadınlaradn olmadığı halde Allah
    onunla bana çocuk ihsan etti."buyurmustur
    Bazan Hz. Aise'nin söyle dediği isitilirdi: "Hatice'yi kıskandığım kadar hiç bir kadını
    kıskanmadım. Rasulullah ancak o vefat ettikten üç yıl sonra benimle evlendi."
    Hz. Aişe'nin bu sözleri, Hz. Hatice'nin Rasulullah'ın hayatını hem sağken hem de
    vefatından sonra doldurduğunu ve Rasulullah'ın ona karsı olan sevgisini göstermektedir
    Hazreti Peygamber tüm hanımlarına karsı güler yüzlü davranır, ilgi gösterir, ev islerinde
    onlara yardım eder, söküklerini kendisi diker, aralarında adaletle muamelede bulunur, hiç
    birine diğerinden ayrı davranmazdı.
    Peygamberimiz ev islerinde de hanımlarına yardımda bulunurdu. Koyunları sağar, ev süpürür,
    elbisesini ve ayakkabılarım tamir eder, deveyi yemler, çocuklarla ilgilenip ihtiyaçlarını
    görürdü.
    Zaman zaman hanımlarıyla sakalasır, gönüllerini alırdı. Hayatı boyunca Hz. Peygamber'den
    hanımlarına karsı kötü bir söz veya davranıs gösterdiği olmamıstır. Hanımına darılma
    konusunda da peygamber efendimizin çok ilginç bir hadisi vardır: "Mümin bir erkek mümin
    bir kadına kızıp darılmasın. Eğer onun bir huyundan hoslanmazsa diyer huyundan
    hoslanabilir.
    Peygamberimiz, kadınlara anlayıslı davranmayı tavsiye etmektedir. : "Aranızda en hayırlı
    kimseler, kadınlarına, zevcelerine karsı huyu en iyi olanlarınızdır" buyurmustur.
    Ayrıca peygamber efendimiz: "Kadınlar hususunda Allah'tan sakınınız. Zira siz onları
    Allah'tan emanet olarak almıssınızdır." bilingdigi gibi peygamber efendimiz esleri
    arasindaki hakka son derece itinaliydi.
    Abdullah Ibni Ömer (r.a.) demistirki: "Hz. Aişe'ye Resulullah'dan gördüğün seylerin en
    acaibini bana haber ver" dedim. Bunun üzerine ağladı ve uzun bir müddet ağladı da sonra dedi
    ki: "Onun her isi acaib seylerden idi. Bir gece bana geldi, yaklastı ve sonra buyurdu ki:
    "Ya Aise bu gece bana Rabbıma ibadet etmek için izin verir misin?" Ben de: "Ya Resulullah!
    Ben senin yakınlığını severim muradını da severim. Izinlisin." Dedim.
    Kalktı, odadaki su kırbasınıa vardı, abdest aldı, suyu çok da dökmedi, sonra namaza durdu,
    Kur'an okudu ve ağlıyordu. Hatta göz yaslarının yeri ıslattığını gördüm.
    Rasulullah her gece bir ailesinin yanında gecelediğinden ve o gecenin hakkı o hanıma ait
    olduğundan nafile ibadet etmek için gecenin hak sahibi hanımı Hz. Aişe'den izin istemistir.
    Tüm kainatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı sevgili peygamberimiz, kul hakkına ve
    hanımlarına karsı çok dikkatli ve saygılı idi.
    Peygamber Efendimiz, aile hayatında, özel yasayısında, ahlakında, dini tebliğinde, devlet
    idaresi ve askerî komutasında, eğitim ve öğretiminde, kısacası tüm sözleri, hareketleri ve
    davranıslarında bütün müslümanlar için mükemmel bir örnektir. Nitekim Cenab-ı Hak söyle
    buyurdu: "Andolsun ki Rasûllah'ta sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavusmayı umanlar
    ve Allah'ı çok zikredenler için en mükemmel bir örnek vardır" (el-Ahzab, 33/21).





+ Yorum Gönder