Konusunu Oylayın.: Sabır ve şükür hikayeleri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Sabır ve şükür hikayeleri
  1. 11.Mart.2012, 16:23
    1
    Misafir

    Sabır ve şükür hikayeleri






    Sabır ve şükür hikayeleri Mumsema Sabır ve şükür hikayeleri

    80′ ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen 45 yaşında ve saygın bir işi olan oğlu salonda oturuyorlardı. Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sahbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti.

    O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Yaşlı baba kargaya gülümserek biraz baktıktan sonra oğluna sordu:
    - Bu ne oğlum?

    Oğlu şaşkın, cevapladı:
    - O bir karga baba.

    Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu:
    - Bu ne oğlum?

    Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı:
    - Baba, o bir karga…

    Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu. Yaşlı baba üçüncü defa sordu:
    - Bu ne oğlum?

    Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa ve kızgınlığa dönüşmüştü:
    - O bir karga baba! Üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun?

    Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti:
    - Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı sınıyorsun?

    Babası yüzünde hâlâ bir gülümseme yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümseye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi. Oğlu dikkatli bir şekilde okumaya başladı:
    “Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. 23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim. Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu.”
    Başını kaldırıp babasına bakan oğlunun gözleri dolu dolu olmuştu.- Özür dilerim baba, diyebildi.


  2. 11.Mart.2012, 16:23
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Sabır ve şükür hikayeleri

    80′ ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen 45 yaşında ve saygın bir işi olan oğlu salonda oturuyorlardı. Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sahbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti.

    O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Yaşlı baba kargaya gülümserek biraz baktıktan sonra oğluna sordu:
    - Bu ne oğlum?

    Oğlu şaşkın, cevapladı:
    - O bir karga baba.

    Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu:
    - Bu ne oğlum?

    Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı:
    - Baba, o bir karga…

    Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu. Yaşlı baba üçüncü defa sordu:
    - Bu ne oğlum?

    Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa ve kızgınlığa dönüşmüştü:
    - O bir karga baba! Üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun?

    Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti:
    - Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı sınıyorsun?

    Babası yüzünde hâlâ bir gülümseme yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümseye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi. Oğlu dikkatli bir şekilde okumaya başladı:
    “Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. 23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim. Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu.”
    Başını kaldırıp babasına bakan oğlunun gözleri dolu dolu olmuştu.- Özür dilerim baba, diyebildi.


    Benzer Konular

    - Şükür hikayeleri-Şükür Pastası

    - İslam ahlakında sabır, şükür, tevekkül, tövbe ve sorumluluğun önemi

    - Mü'minin Ayrıcalığı: Şükür ve Sabır

    - Sabır ve Şükür Üzerine...

    - Müminin özel vasfı: Sabır ve şükür!.

  3. 25.Mart.2012, 01:33
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: sabır ve şükür hikayeleri




    ŞÜKÜR

    Bağdat'ı kıtlık kırıp geçiriyordu. Herkesten önce de hamallar açlık çekiyordu. İçinde ekmek piştiği, sokağa kadar yayılan kokudan belli olan bir evin kapısından seslendi hamalın biri:
    - Allah rızası için birazcık ekmek. Günlerdir lokma girmedi ağzımdan.
    Tandırın başındaki kadın taze ekmekleri kızına uzattı. "Ver şu adama" dedi. Kızcağız ekmekleri güzelce katlayıp verdi aç hamala.
    Hamalın sevincine sınır yoktu. Evine doğru hızlandı. Kim bilir kaç günlük açlığını giderecekti? Tam bu sırada karşıdan gelen birinin sert ikazı durdurdu onu:
    - Çabuk söyle, bu ekmeği hangi evden aldın?
    Geriye bakıp eliyle işaret etti:
    Adam kızgın şekilde salladı başını:
    - Yanılmamışım, böyle zamanda başka kimin evinden alınabilir ekmek? diyerek eve doğru ilerledi.
    Kapıyı açar açmaz da sordu:
    - Kim verdi ekmeği hamala?
    Hanım korkudan kızını gösterdi. Güya kızına acır, bir şey yapmaz diye düşünmüştü. Halbuki adamın şükürsüzlük ve cimrilik içine işlemişti. Elindeki sopayı hızla havaya kaldırdı, kızının ekmek veren eline öyle bir indirdi ki bilek zedelenip burkuldu, el çarpık kaldı. Söyleniyordu kendi kendine:
    - Ben herkese ekmek versem bu evde ekmek kalır mı? diye.
    Halbuki nimet şükür isterdi. Şükürsüzlük nimetin gitmesine sebepti. Nitekim bu şükürsüzlüğün akibeti de öyle olacaktı. Olmaya başladı bile. Kısa zamanda işleri bozuldu. Bir ara o hale geldi ki, evine ekmek alamaz duruma bile düştü. Nitekim bir akşam eve gelmiş, kızcağızına da acı sözü söylemişti;
    - Artık benden ümidinizi kesin. Çünkü bu akşam ekmek alacak kadar da olsa elime para geçmedi. Çarşıya in, ekmek parası iste.
    Kızcağız çarşıya inmiş, utana sıkıla sattıkları dükkanın karşısına geçerek bir tanıdık görürüm diye beklemeye başlamıştı. Kendisini gören dükkandaki adam hemen yanına gelerek:
    - Sen masum birine benziyorsun, ne bekliyorsun burada? diye sormuştu. O da anlatmıştı gerçek durumu:
    - Ekmek alacak paramız kalmadı, bir tanıdıktan ekmek parası istemek üzere bekliyorum burada.
    Hemen elini cebine attı adam. Hatırı sayılır bir miktar parayı uzatarak "Al" dedi. "Bununla istediğin kadar ekmek alabilirsin. Ben de nimetin şükrünü eda etmiş olurum böylece."
    Kızcağız elinin birini arkasına saklamış, ötekiyle parayı alırken adamın dikkatin çekti bu saklayış;
    - Elinde bir yara bere varsa tedavi ettireyim, niçin saklıyorsun? Allah bana nimet verdi, şükrünü eda etmek için iyilik yapmam gerek, dedi.
    Kızcağız önce açıklamak istememişse de adamın ısrarı üzerine anlattı elinin durumunu:
    - Ben bir yoksula ekmek vermiştim. Babam yolda rastlayıp sormuş, o da evi gösterip 'İşte oradan aldım' demiş, bizi haber vermiş. Babam eve gelince elindeki sopayla ekmek veren elime öylesine bir darbe indirdi ki, elim böylece çarpık kaldı. Göstermekten utanır oldum. Bu yüzden de evde kaldım.
    Bu açıklamayı dinleyen adam bağırmaya başlar:
    - Komşular! Çabuk buraya gelin, ben hayalimdeki altın kalpli kızı buldum, hayat arkadaşım işte karşımda, siz de şahit olun... diyerek başlar anlatmaya:
    - Ekmeği isteyen fakir bendim. Ben o gün bir hamaldım. Demek ki elinin çarpık kalmasına ben sebep olmuşum. Hem sebep olayım hem de seni bu halinle baş başa bırakayım. Buna Allah razı olmaz. Seni görünce içimden bir sevgi selinin koptuğunu anladım, bana ekmek veren kıza ne kadar da benziyor diye düşünmüştüm. Yanılmamışım. Baban şükürsüzlük ettiğinden Allah onun dükkanını elinden alıp bana nasip eyledi. Şimdi ise imtihan sırası bana geldi, ben de aynı şükürsüzlüğe düşmek istemem. Haydi gel, nikahımızı yaptırıp birlikte babanı sıkıntıdan kurtaralım.
    Yola koyulurlar, ekmek veren eli sakatlayan şükürsüz babaya doğru...
    "Şükrederseniz çoğaltırım, etmezseniz elinizden alır şükredene veririm. Şükürsüze de azabım şiddetli olur...''



  4. 25.Mart.2012, 01:33
    2
    Silent and lonely rains



    ŞÜKÜR

    Bağdat'ı kıtlık kırıp geçiriyordu. Herkesten önce de hamallar açlık çekiyordu. İçinde ekmek piştiği, sokağa kadar yayılan kokudan belli olan bir evin kapısından seslendi hamalın biri:
    - Allah rızası için birazcık ekmek. Günlerdir lokma girmedi ağzımdan.
    Tandırın başındaki kadın taze ekmekleri kızına uzattı. "Ver şu adama" dedi. Kızcağız ekmekleri güzelce katlayıp verdi aç hamala.
    Hamalın sevincine sınır yoktu. Evine doğru hızlandı. Kim bilir kaç günlük açlığını giderecekti? Tam bu sırada karşıdan gelen birinin sert ikazı durdurdu onu:
    - Çabuk söyle, bu ekmeği hangi evden aldın?
    Geriye bakıp eliyle işaret etti:
    Adam kızgın şekilde salladı başını:
    - Yanılmamışım, böyle zamanda başka kimin evinden alınabilir ekmek? diyerek eve doğru ilerledi.
    Kapıyı açar açmaz da sordu:
    - Kim verdi ekmeği hamala?
    Hanım korkudan kızını gösterdi. Güya kızına acır, bir şey yapmaz diye düşünmüştü. Halbuki adamın şükürsüzlük ve cimrilik içine işlemişti. Elindeki sopayı hızla havaya kaldırdı, kızının ekmek veren eline öyle bir indirdi ki bilek zedelenip burkuldu, el çarpık kaldı. Söyleniyordu kendi kendine:
    - Ben herkese ekmek versem bu evde ekmek kalır mı? diye.
    Halbuki nimet şükür isterdi. Şükürsüzlük nimetin gitmesine sebepti. Nitekim bu şükürsüzlüğün akibeti de öyle olacaktı. Olmaya başladı bile. Kısa zamanda işleri bozuldu. Bir ara o hale geldi ki, evine ekmek alamaz duruma bile düştü. Nitekim bir akşam eve gelmiş, kızcağızına da acı sözü söylemişti;
    - Artık benden ümidinizi kesin. Çünkü bu akşam ekmek alacak kadar da olsa elime para geçmedi. Çarşıya in, ekmek parası iste.
    Kızcağız çarşıya inmiş, utana sıkıla sattıkları dükkanın karşısına geçerek bir tanıdık görürüm diye beklemeye başlamıştı. Kendisini gören dükkandaki adam hemen yanına gelerek:
    - Sen masum birine benziyorsun, ne bekliyorsun burada? diye sormuştu. O da anlatmıştı gerçek durumu:
    - Ekmek alacak paramız kalmadı, bir tanıdıktan ekmek parası istemek üzere bekliyorum burada.
    Hemen elini cebine attı adam. Hatırı sayılır bir miktar parayı uzatarak "Al" dedi. "Bununla istediğin kadar ekmek alabilirsin. Ben de nimetin şükrünü eda etmiş olurum böylece."
    Kızcağız elinin birini arkasına saklamış, ötekiyle parayı alırken adamın dikkatin çekti bu saklayış;
    - Elinde bir yara bere varsa tedavi ettireyim, niçin saklıyorsun? Allah bana nimet verdi, şükrünü eda etmek için iyilik yapmam gerek, dedi.
    Kızcağız önce açıklamak istememişse de adamın ısrarı üzerine anlattı elinin durumunu:
    - Ben bir yoksula ekmek vermiştim. Babam yolda rastlayıp sormuş, o da evi gösterip 'İşte oradan aldım' demiş, bizi haber vermiş. Babam eve gelince elindeki sopayla ekmek veren elime öylesine bir darbe indirdi ki, elim böylece çarpık kaldı. Göstermekten utanır oldum. Bu yüzden de evde kaldım.
    Bu açıklamayı dinleyen adam bağırmaya başlar:
    - Komşular! Çabuk buraya gelin, ben hayalimdeki altın kalpli kızı buldum, hayat arkadaşım işte karşımda, siz de şahit olun... diyerek başlar anlatmaya:
    - Ekmeği isteyen fakir bendim. Ben o gün bir hamaldım. Demek ki elinin çarpık kalmasına ben sebep olmuşum. Hem sebep olayım hem de seni bu halinle baş başa bırakayım. Buna Allah razı olmaz. Seni görünce içimden bir sevgi selinin koptuğunu anladım, bana ekmek veren kıza ne kadar da benziyor diye düşünmüştüm. Yanılmamışım. Baban şükürsüzlük ettiğinden Allah onun dükkanını elinden alıp bana nasip eyledi. Şimdi ise imtihan sırası bana geldi, ben de aynı şükürsüzlüğe düşmek istemem. Haydi gel, nikahımızı yaptırıp birlikte babanı sıkıntıdan kurtaralım.
    Yola koyulurlar, ekmek veren eli sakatlayan şükürsüz babaya doğru...
    "Şükrederseniz çoğaltırım, etmezseniz elinizden alır şükredene veririm. Şükürsüze de azabım şiddetli olur...''



  5. 03.Nisan.2014, 16:48
    3
    Misafir

    Cevap: sabır ve şükür hikayeleri

    çok güzel sabır ve şükür hikayeleri paylaştınız


  6. 03.Nisan.2014, 16:48
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    çok güzel sabır ve şükür hikayeleri paylaştınız


  7. 19.Kasım.2016, 10:29
    4
    Misafir

    Yorum: Sabır ve şükür hikayeleri

    (“Kim Allah'a itaatte sabrederse Allah ona kıyamet günü, cennette her derecesi yer ile gök arası kadar olan üç yüz derece verir. Kim ki Allah'ın haram kıldığı şeyleri işlemekte(n sakınarak) sabrederse Allah ona, kıyamet günü her derecesi yedi kat gök ile yedi kat yer arası olan altı yüz derece ihsan eder. Kim ki musibetlere sabrederse Allah ona, kıyamet günü her derecesi arş ile yerin altı kadar olan yedi yüz derece ihsan eder.”)


  8. 19.Kasım.2016, 10:29
    4
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    (“Kim Allah'a itaatte sabrederse Allah ona kıyamet günü, cennette her derecesi yer ile gök arası kadar olan üç yüz derece verir. Kim ki Allah'ın haram kıldığı şeyleri işlemekte(n sakınarak) sabrederse Allah ona, kıyamet günü her derecesi yedi kat gök ile yedi kat yer arası olan altı yüz derece ihsan eder. Kim ki musibetlere sabrederse Allah ona, kıyamet günü her derecesi arş ile yerin altı kadar olan yedi yüz derece ihsan eder.”)





+ Yorum Gönder