Konusunu Oylayın.: Kavimler nasıl oluşmuştur?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kavimler nasıl oluşmuştur?
  1. 08.Mart.2012, 17:46
    1
    Misafir

    Kavimler nasıl oluşmuştur?

  2. 08.Mart.2012, 18:21
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Kavimler nasıl oluşmuştur?




    1- Kur’ân insanlığın atası olarak Hazret-i Âdem’in (as) yaratıldığını bildirir. Hazret-i Âdem’in (as) renginin beyaz mı, sarı mı, siyah mı olduğu konusunda ise Kur’ân’da herhangi bir ayrıntıya rastlamayız. Kur’ân ana ilke olarak “insanlık” kavramı üzerinde durur ve insanın yeryüzünde halife olarak var edildiğini bildirir.
    1 Kur’ân’ın açıkça bildirmediği bu konu, gücü yettiği oranda ilimlerin konusudur.

    Bilindiği gibi, kalıtsal özellikler ve farklılıklar, nesiller arasında DNA molekülleri ile aktarılmaktadır. Nasıl bir genetik yapı içinde insanoğlu beyaz ırka, sarı ırka ve siyah ırka ayrıldı? DNA içinde nasıl bir şifrelemedir ki, insanların renk bakımından farklı karakterlere ayrılmasına sebep oldu? Bu ve buna benzer sorular, doğrudan dinin alanına değil; Biyoloji ve Antropoloji gibi insanın genetik yapısını inceleyen bilim dallarının alanına girer.

    Esas olan şudur: Beyaz da, siyah da, sarı da, kızıl derili de insandır. Aralarında zekâ seviyesi, kişilik yapısı, temel karakterler ve insanî duygular açısından “renkten” başka hiçbir farklılık yoktur. Ancak temel duygu ve karakterlerde farklı olmayan insan, hususî özelliklerde ve özel karakterlerde alabildiğine farklı yaratılmıştır. Zaten Antropoloji ilminin verilerine göre de insan türü, çok tipli ve çok ırklı bir varlıktır. İnsan türünün farklı ırklardan, tiplerden ve kavimlerden oluşu bunu gösterir. İnsanoğlunun kromozomlarının kromonema ipliklerinde dizili olan kromatin tanelerinde bulunan genlerden bir tanesinin farklı şifre almasıyla, yani “bir tek gen” farkıyla insanların ırklara, tiplere ve cinslere ayrılmasını günümüzde insan bilimleri izah edebiliyor.

    Kur’ân bu ırk, renk, kavim ve millet farklılığının hikmetini şöyle bildirir: “Ey İnsanlar! Doğrusu Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışasınız diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki, Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olandır.”2

    Kur’ân tebliğinde ırkları ayırmamış, hepsini bir muhatap kabul etmiştir. Olumsuz mânâda ırk anlayışını bin dört yüz yıl önce temelinden yıkan Allah Resûlü (asm) vedâ hutbesinde: “Ey İnsanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Arab’ın Arap olmayana takvâdan başka üstünlüğü yoktur” buyurmak sûretiyle zihinlerde de bir inkılâp meydana getirmiş, beyaz olsun, sarı olsun, siyah olsun, kırmızı olsun bütün insan ırklarını “îmân” etmesi şartıyla kardeş îlan etmiştir.

    Demek, Allah beyazdan siyah yarattığı gibi, siyahtan da beyaz yaratmıştır.

    2- Fıtrat da, şerîat da, yaratılış da, hüküm de Cenâb-ı Hakk’a aittir. O dilerse hükmünü ve şerîatını değiştirir, dilerse fıtratları ve yaratılışları değiştirir. Hüküm ve irâde O'nundur. Biz buna îmân ediyoruz.

    Cenâb-ı Allah nasıl ilk insanın harcını bizzat kudret eliyle yoğurdu ve yarattıysa, ikinci ve üçüncü sıradaki insanları da ‘sebepler perdesi’nde yine kudretiyle yaratmıştır.

    Cenâb-ı Hak kardeşlerin evlenmesini haram kılmış ve bu haramlığı insanın fıtratına yerleştirmiştir. Bu gün hak dine inansın inanmasın, kardeş evliliği dünyada hiçbir toplumda yoktur. Fakat insanlığın yeni çoğalmaya başladığı o günde, Cenâb-ı Hak o insanların fıtratlarıyla da örtüştürdüğü farklı bir şeriatı pekâlâ uygulayabilir. Fıtratlarımız, kalplerimiz, nefislerimiz ve hayatlarımız Cenâb-ı Allah’ın elinde değil mi? Kalplerimize günde sayısız defa nazar buyurmuyor mu? Nefislerimizi her an elinde bulundurmuyor mu?

    Hazret-i Âdem’in (as) ilk çocuklarının nasıl çoğaldıklarıyla ilgili Kur’ân’da açık bir beyan yok. Ancak bir takım rivâyetler-–ne derece güvenilir, tartışılır—sıralanabilir. Ama ne gerek var? Binlerce yıl sonra Hazret-i Îsâ’yı (as) Hazret-i Meryem’in (r.anhâ) rahminde babasız yaratarak bir örnek gösteren Cenâb-ı Allah, Hazret-i Âdem’in (as) kızlarının rahminde babasız çocuklar yaratmaya kadir değil mi? Elbette kadirdir. Zaten bu durumda bile, ilk karından sonra bu çocuklar birbirleriyle en yakın teyze veya akraba çocukları oluyorlar ki, böylece birbirleriyle evlenebilmeleri bizim şeriatımızla da mümkün oluyor.

    Bununla beraber Cenâb-ı Allah onlara farklı bir şeriatla da muâmele buyurabilir. Meselâ—yaygın olan şekliyle—yalnız ikiz doğanları kardeş kılar, ikiz doğmayanları birbirleriyle kardeş kılmaz ve böylece evlenmelerine imkân vermiş olur. Binaenaleyh, Allah’ın hikmetinden sual sorulmaz.

    Dipnotlar:

    1- Bakara Sûresi, 2/30,

    2- Hucurât Sûresi, 49/13

    Süleyman Kösmene



  3. 08.Mart.2012, 18:21
    2
    Silent and lonely rains



    1- Kur’ân insanlığın atası olarak Hazret-i Âdem’in (as) yaratıldığını bildirir. Hazret-i Âdem’in (as) renginin beyaz mı, sarı mı, siyah mı olduğu konusunda ise Kur’ân’da herhangi bir ayrıntıya rastlamayız. Kur’ân ana ilke olarak “insanlık” kavramı üzerinde durur ve insanın yeryüzünde halife olarak var edildiğini bildirir.
    1 Kur’ân’ın açıkça bildirmediği bu konu, gücü yettiği oranda ilimlerin konusudur.

    Bilindiği gibi, kalıtsal özellikler ve farklılıklar, nesiller arasında DNA molekülleri ile aktarılmaktadır. Nasıl bir genetik yapı içinde insanoğlu beyaz ırka, sarı ırka ve siyah ırka ayrıldı? DNA içinde nasıl bir şifrelemedir ki, insanların renk bakımından farklı karakterlere ayrılmasına sebep oldu? Bu ve buna benzer sorular, doğrudan dinin alanına değil; Biyoloji ve Antropoloji gibi insanın genetik yapısını inceleyen bilim dallarının alanına girer.

    Esas olan şudur: Beyaz da, siyah da, sarı da, kızıl derili de insandır. Aralarında zekâ seviyesi, kişilik yapısı, temel karakterler ve insanî duygular açısından “renkten” başka hiçbir farklılık yoktur. Ancak temel duygu ve karakterlerde farklı olmayan insan, hususî özelliklerde ve özel karakterlerde alabildiğine farklı yaratılmıştır. Zaten Antropoloji ilminin verilerine göre de insan türü, çok tipli ve çok ırklı bir varlıktır. İnsan türünün farklı ırklardan, tiplerden ve kavimlerden oluşu bunu gösterir. İnsanoğlunun kromozomlarının kromonema ipliklerinde dizili olan kromatin tanelerinde bulunan genlerden bir tanesinin farklı şifre almasıyla, yani “bir tek gen” farkıyla insanların ırklara, tiplere ve cinslere ayrılmasını günümüzde insan bilimleri izah edebiliyor.

    Kur’ân bu ırk, renk, kavim ve millet farklılığının hikmetini şöyle bildirir: “Ey İnsanlar! Doğrusu Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışasınız diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki, Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olandır.”2

    Kur’ân tebliğinde ırkları ayırmamış, hepsini bir muhatap kabul etmiştir. Olumsuz mânâda ırk anlayışını bin dört yüz yıl önce temelinden yıkan Allah Resûlü (asm) vedâ hutbesinde: “Ey İnsanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Arab’ın Arap olmayana takvâdan başka üstünlüğü yoktur” buyurmak sûretiyle zihinlerde de bir inkılâp meydana getirmiş, beyaz olsun, sarı olsun, siyah olsun, kırmızı olsun bütün insan ırklarını “îmân” etmesi şartıyla kardeş îlan etmiştir.

    Demek, Allah beyazdan siyah yarattığı gibi, siyahtan da beyaz yaratmıştır.

    2- Fıtrat da, şerîat da, yaratılış da, hüküm de Cenâb-ı Hakk’a aittir. O dilerse hükmünü ve şerîatını değiştirir, dilerse fıtratları ve yaratılışları değiştirir. Hüküm ve irâde O'nundur. Biz buna îmân ediyoruz.

    Cenâb-ı Allah nasıl ilk insanın harcını bizzat kudret eliyle yoğurdu ve yarattıysa, ikinci ve üçüncü sıradaki insanları da ‘sebepler perdesi’nde yine kudretiyle yaratmıştır.

    Cenâb-ı Hak kardeşlerin evlenmesini haram kılmış ve bu haramlığı insanın fıtratına yerleştirmiştir. Bu gün hak dine inansın inanmasın, kardeş evliliği dünyada hiçbir toplumda yoktur. Fakat insanlığın yeni çoğalmaya başladığı o günde, Cenâb-ı Hak o insanların fıtratlarıyla da örtüştürdüğü farklı bir şeriatı pekâlâ uygulayabilir. Fıtratlarımız, kalplerimiz, nefislerimiz ve hayatlarımız Cenâb-ı Allah’ın elinde değil mi? Kalplerimize günde sayısız defa nazar buyurmuyor mu? Nefislerimizi her an elinde bulundurmuyor mu?

    Hazret-i Âdem’in (as) ilk çocuklarının nasıl çoğaldıklarıyla ilgili Kur’ân’da açık bir beyan yok. Ancak bir takım rivâyetler-–ne derece güvenilir, tartışılır—sıralanabilir. Ama ne gerek var? Binlerce yıl sonra Hazret-i Îsâ’yı (as) Hazret-i Meryem’in (r.anhâ) rahminde babasız yaratarak bir örnek gösteren Cenâb-ı Allah, Hazret-i Âdem’in (as) kızlarının rahminde babasız çocuklar yaratmaya kadir değil mi? Elbette kadirdir. Zaten bu durumda bile, ilk karından sonra bu çocuklar birbirleriyle en yakın teyze veya akraba çocukları oluyorlar ki, böylece birbirleriyle evlenebilmeleri bizim şeriatımızla da mümkün oluyor.

    Bununla beraber Cenâb-ı Allah onlara farklı bir şeriatla da muâmele buyurabilir. Meselâ—yaygın olan şekliyle—yalnız ikiz doğanları kardeş kılar, ikiz doğmayanları birbirleriyle kardeş kılmaz ve böylece evlenmelerine imkân vermiş olur. Binaenaleyh, Allah’ın hikmetinden sual sorulmaz.

    Dipnotlar:

    1- Bakara Sûresi, 2/30,

    2- Hucurât Sûresi, 49/13

    Süleyman Kösmene






+ Yorum Gönder