Konusunu Oylayın.: Bilimsel faaliyetlerde yaşanan sorunlar nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Bilimsel faaliyetlerde yaşanan sorunlar nedir?
  1. 06.Mart.2012, 20:58
    1
    Misafir

    Bilimsel faaliyetlerde yaşanan sorunlar nedir?






    Bilimsel faaliyetlerde yaşanan sorunlar nedir? Mumsema bilimsel faaliyetlerde yaşanan sorunlar nedir acil cevaplarsanız sevinirim


  2. 06.Mart.2012, 20:58
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 14.Mart.2012, 02:19
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: bilimsel faaliyetlerde yaşanan sorunlar nedir?




    BİLİMSEL ARAŞTIRMALARDA KUSURLU DAVRANIŞIN TANIMI VE NEDENLERİ

    Bilimde Etik Dışı Davranış
    Bilimsel araştırma sonuçları bilimin kendi doğasından gelen geçicilik, değişebilirlik ve gelişebilirlik özelliklerini taşırlar Bilim insanları biyolojik veya fiziksel dünyanın bazı yönlerini tam bir kesinlikle tanımlamış olduklarını kanıtlayamazlar Bu açıdan bakılırsa, tüm bilimsel sonuçlar eleştiriye açıktır Esasen bilim insanında bulunması gereken özelliklerden biri de sorgulamaktır Sorgulamak diğer öğelerle birlikte daha yeni ve özgün bilgilerin gelişmesine yol açar Bilim insanında genellikle bulunan özellikler bilme arzusu ve merak (curiosity), gerçekleri sezme ve algılama gücü (intuition) ve yaratıcılıktır (creativity) Bu yetenekler bazı bilim adamlarında yeterince bulunmayabilir Ancak, bilimde kuşkuculuğu elden bırakmamak hem yeni bilgilere açılımı sağlar; hem de başkaları tarafından yapılmış araş- tırmalardaki yanlışlıkları, ihmalleri ve etik dışı davranışları görmeye yol açar
    İnsan hatasından kaynaklanan yanlışlar bilimsel araştırmalarda da bulunabilir Bilim insanlarının sınırsız çalışma zamanı yoktur ve sınırsız kaynaklara da sahip değillerdir Bu nedenle sorumluluk duygusu yüksek, dürüst bir bilim insanı bile hata yapabilir Bu tür bir hata ortaya çıkarıldığında hatayı yapan tarafından kabul edilmelidir Daha da doğrusu, makalenin basıldığı dergide bir düzeltme yayınlanmalıdır Bilim insanları hatayı kabullenme işlemini ne denli çabuk ve açık olarak yaparlarsa, saygınlıklarını o ölçüde korumuş olurlar
    İhmallerle dolu ve disiplinsiz yürütülmüş bir bilimsel araştırmada ise yapılan hatalar hoşgörü ile karşılanamaz Dikkatsizlik acelecilik ve özensizlik sonucu ortaya çıkan hatalar çalışmayı bilimin gerektirdiği standartlarla bağdaştırmaz Bazı bilim insanlarının üzerlerinde hissettikleri baskılar kendilerini bilimsel araştırmada aceleci olmaya zorlayabilir; çok sayıda yayın yapma güdüsü çalışma niteliğini standardın altına düşürebilir ve bilimsel başarıyı azaltabilir Bu güdüyü taşıyan araştırıcılar araştırma sonuçlarını yapay bir şekilde bölerek birkaç ayrı yayın yapmaya çalışabilirler, dilimleme (so/om/ slicing) yoluna gidebilirler veya araştırma sonuçlarını iki ayrı yerde yayımlayabilirler (duplication) Bu, fark edildiği takdirde etik bir sorun olarak kabul edilir Bu tür baskılar ve güdülerle bilimde niteliğin feda edilmesi, sonuçta, yazarın kendisine zarar veren bir olaya dönüşür Yayın listesinin çok uzaması bir bilim insanının bilimsel saygınlığını her zaman artırmaz Niteliğin önemini yansıtmak bakımından bazı enstitüler ve federatif kuruluşlar (ABD ve Avrupa'da) son zamanlarda yayın sayısına ölçülü bir sınır koyan politikalar benimsemeye başlamışlardır Bunlar bireyin işe atanması, akademik yükselmesi veya araştırmalarına maddi destek (grant) almasında değerlendirilmektedir
    Bilime, önlenebilir yanlışları sokmak, hatalar veya ihmallerle dolu araştırmalar yapmak bu hatalar daha sonra düzeltilse bile bilime zarar verebilecektir Bilim ortamındaki kuşkuculuk araştırmalarda yapılan bu tür hataları zamanla ortaya çıkaracak ancak bu, gereksiz yere zaman harcanmasına neden olacaktır Bilim dünyası daha önceki araştırıcıların yaptıkları çalışmalara güvenmeli ve onların üzerine yeni bilgiler geliştirme çabası içine girmelidir Emek ve zaman yanlışların düzeltilmesi için yitirilmemelidir
    Dürüstçe çalışırken yapılabilen yanlışlar ile disiplinsiz çalışma sonucu ortaya çıkan yanlışlardan başka üçüncü bir kategori daha vardır Bu da doğrudan ve istemli olarak yalan söyleme ve aldatma, hatta kasıtlı yanıltma eylemidir Bunlara topluca bilimde etik dışı ya da kusurlu davranış (scientific misconduct) adı verilir Bilimde etik dışı davranış için aldatmaca ya da dolandırıcılık (scientific deception veya fraud) terimleri de kullanılır ABD Sağlık Bakanlığı Sağlık ve İnsan Servisleri Bölümü I989'da ilk kez 'scientific misconduct'terimini kullanmış ve kendilerine göre tanımını yapmıştır: "Bilimsel bir ortam içinde araştırmanın amaçlanması, tasarımı, iletilmesi veya rapor edilmesi için genel olarak kabul edilen kurallardan ciddi şekilde sapma; yalan söyleme ve uydurma (fabricatiorı); tahrif veya taklit etme veya değiştirme (falsifıcation); aşırmacılık (plagiarism) veya benzer uygulamalara bilimde etik dışı, uygunsuz ya da kusurlu davranış (scientific misconduct) adı verilir (DHHS, Federal Register, 254, 32446, 1989)" Bu kuruluş 'fraud' yani hile yapma, dolandırıcılık anlamına gelen kelimeden sakınılması gerektiğini bildirmiştir Aynı kuruluş I995'te bilimde etik dışı davranış (scientific misconduct) tanımlamasını yenilemiştir Bu yenileme gereksinimi, parasal destek sağlama ya da yayın amaçlı hakemli değerlendirme (peer review) sürecinde bazı dergi editörleri veya hakemlerin yeni bilgileri usulsüzce kullanmalarından kaynaklanmıştır
    Bütün bu çalışmalara rağmen, bilimde etik dışı davranış konusunda sınırları çizilmiş ve bilim dünyasının kabul ettiği bir tanımlama henüz yoktur Bilimde etik dışı davranış genelde bilimsel makalenin dergiye gönderilmesi ile birlikte başlayan süreçte ortaya çıkar Eğer bilimde bu tür bir davranış olayı ortaya çıkmışsa, yazar-editör-hakem üçlüsünden herhangi biri bundan sorumlu olabilir Bilimde kusurlu davranış büyük çoğunlukla makaleyi gönderen yazardan kaynaklanır Çok seyrek olarak da editör veya hakemden kaynaklanan kusurlu bir davranış olabilir ABD'de yapılmış bir istatistiğe göre, bilimsel araştırmaların %01 -04'ünde etik dışı davranış olmaktadır Hatta ilaç kullanımı ile ilgili klinik çalışmalarda bu oranın %5'e dek çıktığı bildirilmiştir Bir diğer çalışmaya göre, ABD Ulusal Sağlık Enstitüsüne (National Institute of Health) gönderilen her 2000 araştırma projesinden yaklaşık birinde değişik türde etik dışı davranışla karşılaşılmaktadır
    Bilimde etik dışı davranış türleri aşağıda yeniden ele alınmıştır:

    Disiplinsiz (Dikkatsiz veya Özensiz) Araştırma
    Bunlar, yukarıda değinilen, kasıtlı olmayan bazı hataların yapılmış olduğu araştırmalardır Burada araştırıcı iyi niyetli olduğu halde bilmeden hatalar yapar Genellikle bunlar, telafi edilmesi mümkün olan ve bilime büyük zarar vermeyen olaylardır Aslında ciddi bilim dergilerinde editör-ha- kem ikilisi bu hataları taşıyan makalelerin yayımlanmasını en aza indirir

    Yinelenen Yayın (Duplication)
    Yinelenen yayın, aynı bilimsel araştırmanın birden çok dergiye yollanarak yayımlanması olayıdır Mizahi bir terimle salam dilimleme de (salamı slicing) denir Tüm araştırma makalesi doğrudan iki ayrı dergide yayımlanabileceği gibi, gereksiz yere bölünerek ve hafifçe değiştirilerek birden çok dergide yayınlatılabilir Bilimsel dergi editörleri bu sık görülen durumdan çok şikâyetçidirler ve yollanan makalenin başka yerde yayımlanmayacağına dair yazılı olur' isterler Ayrıca, bazı bilim dergileri daha önce kendilerinde yayımlanmış makalelerin başka dergilerde çıkması durumunda bunu açıkça ilan ederler Bazı bilimsel dergiler bu tip yazarları kara listeye alırlar

    Sahtecilik, Saptırma veya Aldatmaca (Fa/s/frcat/on)
    Sahtecilik bilimsel verileri istemli olarak değiştirme olgusudur Burada ya doğrudan doğruya deney verileri üzerine bazı istatistik manipülasyonlar yapılmıştır, ya da ortaya çıkan verilerin en uygun olanları alınıp uygun olmayanları atılmış, böylece ahlak dışı bir yoldan bilimsel varsayımlar güçlendirilmeye çalışılmıştır Bu gibi sahtecilik olguları muhtemelen daha sıktır; çünkü bunların ortaya çıkartılması zordur Bu nedenlerle ciddi bilim dergileri verilerin ve kullanılan istatistik yöntemlerin çok ayrıntılı şekilde yazılmasını isterler

    Uydurmacılık (Fabrication)
    Kuru laboratuarcılık (dry labbing), masa bası araştırma (desk research) gibi terimler de uydurmacılığı belirtmek için kullanılmaktadır Burada kişi, hiç araştırma yapmadığı halde veya yarım-yamalak verileri alarak çok uygun yöntemler kullanmış ve çok uyumlu veriler elde etmiş gibi sözde bir bilimsel makale yazar Bu tür uydurma yayınlar çok önemli araştırma merkezlerinden de çıkabilmektedirDaha da kötüsü, bu hayal gücüne sahip, çalışmadan sonuçlar uyduran kişilerin bazı araştırmalarının bilimsel ve ekonomik destek aldığı bile görülmüştür Böylesi makalelerin etkileme ve ağırlık katsayısı (impact factor) ve makale reddetme oranı yüksek olan ciddi bilimsel dergilerde basılma oranı düşüktür Makaleyi para karşılığı basan dergilerde uydurmacılık daha sık görülebilmektedir Daha önce söz edilen bu tür dergilerin etkileme ve ağırlık katsayısı çok düşüktür ve çoğu SCI taraması içine girmemektedir

    Aşırmacılık (Plagiarism)
    Aşırmacılık için haksız kullanma, kendi adına geçirme, intihal, yağmacılık ve korsanlık gibi terimler de kullanılmıştır Temelde aşırmacılık başkalarına ait olan araştırma verilerinin, olduğu gibi, kaynak bildirilmeden ve kendi araştırma verileri imiş gibi yayımlanmasıdır Hakemle değerlendirme -peer review- sisteminde hakemin, kendisine yollanan bilimsel makaledeki yeni yöntem veya bilgiyi kaynak bildirmeden kullanması, haksız kullanma, kendi adına geçirme ya da uygunsuz mal edinme -mi- sappropriation- olarak isimlendirilir Aşırma (plagiarism) için daha geniş bir tanımlama da şöyle yapılabilir: Bir başkasına ait olan bir fikrin, buluşun, araştırma sonuçlarının veya araştırma ürünlerinin bir bölümünün ya da tümünün, hatta kitapların tümünün ya da bir bölümünün kaynak gösterilmeksizin istemli olarak kopya ya da tercüme edilip yazarın kendi üretimi imiş gibi gösterilmesine aşırma denir Aşırma çalma, yağmalama anlamına gelir Aşırmacılık açısından bilimsel yayın ile popüler-eğitimsel yayın arasında bir ayrım yapma gereğini tartışanlar ve popüler yayınlarda yazarın daha serbest ve özgür bırakılması gerektiğini öne sürenler vardır Ancak, bu görüş doğru değildir Burada bilimsel buluş ve özgün araştırma verilerinin topluma kazandırılması söz konusudur Bu nedenle de tam tersine, bilimsel ürün üretenlere saygı gereği, çok daha dikkatli olmak zorunluluğu vardır Diğer bir deyişle aşırma popüler yayınlarda da etik dışı davranış kapsamına girer Bir bilim insanının sorumluluğu içine kendinin veya başkalarının sonuçlarını açıklarken, bunları topluma uygular ve uyarlarken aynı bilimsel dürüstlüğü korumak da girer Burada bilimsel bilgi, bilim topluluğundan çıkarılarak daha geniş bir topluluğa - topluma, kamuoyuna- sunulmaktadır Dolayısıyla, topluma yönelik kitap ve makalelerde de diğer bilim insanlarının bilimsel ve düşünsel etkinliklerinin ürünlerine aynı derecede saygı göstermek gerekir

    Bilimde Etik Dışı Davranışın Nedenleri
    Bilimde etik dışı davranışın başlıca nedenleri aşağıda açıklanmaktadır:
    1 Nedenlerin başında bireylere akademik aşamaların başlangıcında bilimsel araştırma eğitiminin ve disiplininin verilmemesi, bilimsel araştırma etiğinin öğretilmemesi yer alır
    2 Yükselme ve eşitleri arasında kabul görme gibi insan doğasının parçası olan ve insanlığın yaptığı atılımlarda da belirleyici bir rol oynayan duygular aşırı hırs derecesine vardığında, bilimsel etiğin çiğnenmesi olasılığı artabilir Kendilerine toplumda, üniversite ve bilim çevrelerinde yüksek yer edinme duyguları, genç bireyleri uydurmacılık, yinelenen yayın, sahtecilik veya aşırmacılık gibi etik dışı davranışlara götürebilir Üne kavuşma ve onu koruma duyguları bilimsel araştırmalarda deneyimli ve alanında nispeten yer edinmiş bireyleri bile etik dışı davranışlara götürebilir Ancak bu tür sapkınlıklar özellikle, bir önceki maddede dile getirildiği gibi, bilim kültürünün ve araştırma etiği normlarının yeterince yerleşmediği, ayrıca ahlak değerlerinin aşınmaya yüz tuttuğu toplum ve ortamlarda ve de kişilik bozukluklarının (yalancılık psikopatik kişilik yapısı, vb) hazırladığı zeminde gelişme olanağı bulur
    3 Üçüncü neden, fazla sayıda yayın yapılması ile bilimde saygınlığın her zaman artacağı yanılgısıdır ve aynı çalışmanın ufak değişikliklerle yinelenerek farklı dergilerde yayımlanmasına (yinelenen yayına) neden olabilir (Günümüzde, bilimsel yayınların sayısı genelde başarı ölçütü gibi değerlendiriliyorsa da, bilimsel niteliğin nicelikten çok daha önemli olduğunun bilinmesi gerekir)
    4 Parasal destek alan kurumlar ve burada çalışan bilim insanlarının aldıkları maddi destekler ile hızla yayın yapmağa zorlanmaları bir diğer nedendir Elde edilen burs, proje veya sanayi desteğini yitirmemek için de bilimde etik dışı kusurlu bir davranışa sığınılabilir

    IV bilim insani, etik ve toplum
    Araştırma etiği yalnızca bilimle sınırlı soyut bir kavram olmaktan çok genel ahlak ilkelerinin özel bir alandaki yansımasını oluşturur Diğer yandan, bilimin doğasının ve bilimsel gelişmelerin devingenliğinin ışığında, bilim etiği konusunda benimsenen düzenlemelerin genel ve değişmez geçerliliğinin olması da beklenemez Bu düzenlemelerin gelişmelere bağlı olarak zaman içinde yeniden ele alınması gerekebilir
    Doğrunun aranmasına dayalı bir yaşam biçimi seçmiş olan bilim insanına ahlak-etik bağlamında çok özel sorumluluklar düşmektedir Bilim insanı araştırma konusunu ve yöntemini kendi seçer, elde ettiği bulguları yorumlar, hangi sorulara yanıt gerektiğine ve araştırmanın hangi aşamada tamamlanmış sayılacağına karar verir Toplumu bilim konusunda bilinçlendirme, meslektaşlarıyla işbirliği, genç araştırıcıları eğitme, onları yönlendirme, onlara bir model olma görevlerini üstlenir Bilim insanı toplumda ahlak değerlerinin aşındığı dönemlerde de savunduğu ilkeler ve sergilediği yaşam biçimi ile ahlak değerlerinin savunuculuğu görevini üstlenebilmelidir
    Bu nedenlerle, bilim insanı temsilcisi olduğu bilim topluluğunun toplum nezdindeki saygınlığına gölge düşürecek davranışlardan sakınmalıdır Bilim insanının,
    • profesyonel meslek yaşamı ile ilgili etkinlikleri ihmal etmesi,
    • diğer meslektaşlarının çalışmalarına olumsuz etkilerde bulunması,
    • çalıştığı kurumun araştırma kurallarına uymaması ve kuralları bozacak durumlara yol açması,
    • araştırma grubu çalışanlarına ve meslektaşlarına karşı olumsuz davranışları,
    • bilimsel araştırmalara verilen parasal desteği uygunsuz biçimde kullanması,
    • cinsel taciz gibi genel ahlaka aykırı davranışları,
    kabul edilemez Bunlara cesaret verilmemeli ve bunlara karşı gerekli yönetsel, sosyal veya hukuksal önlemler alınmalıdır
    Bilim insanı araştırma sonuçlarının doğa ve toplum üzerindeki etkilerini irdelemek ve bunlara ilişkin uyarıları da yapmak zorundadır Bilimsel ve teknolojik gelişmeler sonucu toplum ve bilim topluluğunun hazırlıklı olmadan karşılaşabileceği durumlarda da bilim insanı topluma yol gösterebilmelidir
    Günümüzde doğa, yaşam, sağlık ve hatta sosyal bilimler arasındaki ayrım giderek ortadan kalkmakta, farklı alanlardaki bilim insanları aynı teknolojileri kullanmaktadır Bu alanlar arasında giderek etik açısından ortak bir anlayışın gelişmekte olduğu da gözlenmektedir Diğer yandan, yirminci yüzyılda bilimsel gelişmelerin getirdiği yenilikler pek çok açıdan toplumun ve genelde insanlığın bugün sahip olduğu ve inandığı ahlak değerlerini zorlayan boyutlara ulaşmıştır Toplum, hukuk ve yasalar, bu gelişmelere hazırlıksız yakalanmış görünmektedir ve ortaya çıkan durum, alan gözetmeksizin bilimi ve bilim insanlarını bir bütün olarak ilgilendirmektedir
    Ortak sorumluluklarının gereği, tüm bilim insanlarının bilimsel etkinliklerinin ürünü olan bilginin kısa ve uzun erimde toplum ve çevre üzerindeki etkileri hakkında bilinçli ve toplumun bireylerine gelebilecek zararlı etkilere karşı hazırlıklı olmaları, toplumu bilgilendirmeleri, uyarmaları ve çıkabilecek sorunlara karşı köklü önlemler düşünmeleri gerekir (Örneğin deprem çalışmaları, nükleer fizik araştırmaları, genetik çalışmalar, insan genomu projesi, klonlama ve kök hücresi araştırmalarında olduğu gibi)
    Diğer bir deyişle, bilim insanları kendi araştırmalarında kısa süreli toplumsal etkileri gözden geçirmeli ve araştırma sonuçlarını olabildiğince uzun erimli sosyal ve etik yansımaları açısından irdelemelidir Bilginin kendisi yansızdır Ancak toplumsal uygulamada ve bilginin teknolojiye dönüşümünde bilgi yansız olmaktan çıkar Bu nedenle bilimsel bilgiyi ortaya çıkaracak olan araştırmanın etik olarak toplumca kabul edilebilirliğinin de değerlendirilmesi gerekir
    Bilim insanlarının yanı sıra, toplum da giderek araştırmalarda daha fazla rol oynamakta, etik sorunlarla ilgilenmektedir Örneğin, bir genetik çalışma için bireylerden kan alınır ve yetkili kişi ya da kurumlardan izin ve/veya destek sağlanır Maddi destek için de dolaylı/dolaysız kamu onayı rol oynar Buna güncel bir örnek olarak kök hücrelerinin araştırmalarda kullanılması verilebilir Embriyo ve kök hücrelerine dayalı araştırmalar, hayvanların kopyalanması, genetik yapısı değiştirilmiş hayvan ve bitkilerin yaratılması ve kullanılması gibi konularda toplumun bilgilendirilmesi zorunludur Gelişmiş toplumlarda bu konuda ilkelerin belirlenmesinde kamuoyu ve politikacılar bilim insanlarından daha büyük bir rol oynamaktadır Bu nedenle, araştırmanın sonuçlarının doğruluğu ve yararı konusunda toplumun inandırılması gerekmektedir Nitekim genetik yapısı değiştirilmiş bitkilerin kullanımına karşı gelişmiş olan büyük tepki tüketicinin bilgilendirilmesi ile azaltılmaya çalışılmaktadır Araştırmanın insanlık yararına olması şarttır Örneğin, biyolojik silah üretmeye ya da toplumun genetik yapısında zayıflık aramaya yönelik çalışmalar etik değildir

    V AKADEMİK ETKİNLİKLER VE ETİK
    Araştırmanın yanı sıra, bilim insanı akademik etkinlikleri kapsamında birikimini ve bilgisini meslektaşlarıyla paylaşma ve öğrencilerine aktarma fırsatını bulur; aynı zamanda, meslektaşlarının bilimsel başarımını, ödüllendirme ya da yükseltme süreçlerinde, değerlendirme sorumluluğunu üstlenir Bilim kurumları ve üniversitelerin bilimsel yetkinliğe dayalı yapılandırılmaları ve iyi eğitilmiş bilimci kuşaklarının yetişmesi açısından bilim insanının bu sorumlulukları eksiksiz yerine getirmesi beklenir

    Akademik Yükseltilmede ve Ödüllendirilmede Etik ve Sorunlar
    Akademik yükseltme akademik kariyerin esas hedefi olarak görülür Aslında, akademik yükseltilme kişinin başardığı bilimsel aydınlanmanın ve eğitim hizmetinin verdiği mutluluğun bir izdüşümü olarak görülmelidir ve mutluluğun değinilen asıl kaynakları bütün yükseltilmelere erişildikten sonra da sürmelidir Ancak bu temenni soyuttur ve gerçekliği kişinin içindedir Akademik yükseltilmelerin örgütsel dinamiğinde ve uygulama sürecinde çarpıtmalar olabilmektedir
    Akademik yükselmenin mükemmel olmayan, ancak günümüzde yine de en uygun olarak kabul edilen süreci (I) adayın yayınlarını, bu yayınlara başkalarınca yapılan atıfları vb gibi nesnel verileri derleyip sunması, (2) değerlendirmeyi yapacak bir kurulun üyelerinin anonim kalacak raporlarını hazırlamaları ve (3) aynı veya başka bir kurulun, gerektiğinde mülakat/sınavla süreci karara bağlamasıdır Bu sürecin her adımında sapmalar ve çarpıtmalar olabilir:
    (1) Adayın gerçek dışı veriler sunması (örneğin aslında olmayan verileri veya iki yazarlı bir makaleyi tek yazarlı gibi sunması, vb) kesinlikle özür kabul edilemeyecek bir olaydır ve adayın akademik kariyeri ile ilgili olarak çok olumsuz bir değerlendirme yapılmasına gerekçe oluşturur
    (


  4. 14.Mart.2012, 02:19
    2
    Silent and lonely rains



    BİLİMSEL ARAŞTIRMALARDA KUSURLU DAVRANIŞIN TANIMI VE NEDENLERİ

    Bilimde Etik Dışı Davranış
    Bilimsel araştırma sonuçları bilimin kendi doğasından gelen geçicilik, değişebilirlik ve gelişebilirlik özelliklerini taşırlar Bilim insanları biyolojik veya fiziksel dünyanın bazı yönlerini tam bir kesinlikle tanımlamış olduklarını kanıtlayamazlar Bu açıdan bakılırsa, tüm bilimsel sonuçlar eleştiriye açıktır Esasen bilim insanında bulunması gereken özelliklerden biri de sorgulamaktır Sorgulamak diğer öğelerle birlikte daha yeni ve özgün bilgilerin gelişmesine yol açar Bilim insanında genellikle bulunan özellikler bilme arzusu ve merak (curiosity), gerçekleri sezme ve algılama gücü (intuition) ve yaratıcılıktır (creativity) Bu yetenekler bazı bilim adamlarında yeterince bulunmayabilir Ancak, bilimde kuşkuculuğu elden bırakmamak hem yeni bilgilere açılımı sağlar; hem de başkaları tarafından yapılmış araş- tırmalardaki yanlışlıkları, ihmalleri ve etik dışı davranışları görmeye yol açar
    İnsan hatasından kaynaklanan yanlışlar bilimsel araştırmalarda da bulunabilir Bilim insanlarının sınırsız çalışma zamanı yoktur ve sınırsız kaynaklara da sahip değillerdir Bu nedenle sorumluluk duygusu yüksek, dürüst bir bilim insanı bile hata yapabilir Bu tür bir hata ortaya çıkarıldığında hatayı yapan tarafından kabul edilmelidir Daha da doğrusu, makalenin basıldığı dergide bir düzeltme yayınlanmalıdır Bilim insanları hatayı kabullenme işlemini ne denli çabuk ve açık olarak yaparlarsa, saygınlıklarını o ölçüde korumuş olurlar
    İhmallerle dolu ve disiplinsiz yürütülmüş bir bilimsel araştırmada ise yapılan hatalar hoşgörü ile karşılanamaz Dikkatsizlik acelecilik ve özensizlik sonucu ortaya çıkan hatalar çalışmayı bilimin gerektirdiği standartlarla bağdaştırmaz Bazı bilim insanlarının üzerlerinde hissettikleri baskılar kendilerini bilimsel araştırmada aceleci olmaya zorlayabilir; çok sayıda yayın yapma güdüsü çalışma niteliğini standardın altına düşürebilir ve bilimsel başarıyı azaltabilir Bu güdüyü taşıyan araştırıcılar araştırma sonuçlarını yapay bir şekilde bölerek birkaç ayrı yayın yapmaya çalışabilirler, dilimleme (so/om/ slicing) yoluna gidebilirler veya araştırma sonuçlarını iki ayrı yerde yayımlayabilirler (duplication) Bu, fark edildiği takdirde etik bir sorun olarak kabul edilir Bu tür baskılar ve güdülerle bilimde niteliğin feda edilmesi, sonuçta, yazarın kendisine zarar veren bir olaya dönüşür Yayın listesinin çok uzaması bir bilim insanının bilimsel saygınlığını her zaman artırmaz Niteliğin önemini yansıtmak bakımından bazı enstitüler ve federatif kuruluşlar (ABD ve Avrupa'da) son zamanlarda yayın sayısına ölçülü bir sınır koyan politikalar benimsemeye başlamışlardır Bunlar bireyin işe atanması, akademik yükselmesi veya araştırmalarına maddi destek (grant) almasında değerlendirilmektedir
    Bilime, önlenebilir yanlışları sokmak, hatalar veya ihmallerle dolu araştırmalar yapmak bu hatalar daha sonra düzeltilse bile bilime zarar verebilecektir Bilim ortamındaki kuşkuculuk araştırmalarda yapılan bu tür hataları zamanla ortaya çıkaracak ancak bu, gereksiz yere zaman harcanmasına neden olacaktır Bilim dünyası daha önceki araştırıcıların yaptıkları çalışmalara güvenmeli ve onların üzerine yeni bilgiler geliştirme çabası içine girmelidir Emek ve zaman yanlışların düzeltilmesi için yitirilmemelidir
    Dürüstçe çalışırken yapılabilen yanlışlar ile disiplinsiz çalışma sonucu ortaya çıkan yanlışlardan başka üçüncü bir kategori daha vardır Bu da doğrudan ve istemli olarak yalan söyleme ve aldatma, hatta kasıtlı yanıltma eylemidir Bunlara topluca bilimde etik dışı ya da kusurlu davranış (scientific misconduct) adı verilir Bilimde etik dışı davranış için aldatmaca ya da dolandırıcılık (scientific deception veya fraud) terimleri de kullanılır ABD Sağlık Bakanlığı Sağlık ve İnsan Servisleri Bölümü I989'da ilk kez 'scientific misconduct'terimini kullanmış ve kendilerine göre tanımını yapmıştır: "Bilimsel bir ortam içinde araştırmanın amaçlanması, tasarımı, iletilmesi veya rapor edilmesi için genel olarak kabul edilen kurallardan ciddi şekilde sapma; yalan söyleme ve uydurma (fabricatiorı); tahrif veya taklit etme veya değiştirme (falsifıcation); aşırmacılık (plagiarism) veya benzer uygulamalara bilimde etik dışı, uygunsuz ya da kusurlu davranış (scientific misconduct) adı verilir (DHHS, Federal Register, 254, 32446, 1989)" Bu kuruluş 'fraud' yani hile yapma, dolandırıcılık anlamına gelen kelimeden sakınılması gerektiğini bildirmiştir Aynı kuruluş I995'te bilimde etik dışı davranış (scientific misconduct) tanımlamasını yenilemiştir Bu yenileme gereksinimi, parasal destek sağlama ya da yayın amaçlı hakemli değerlendirme (peer review) sürecinde bazı dergi editörleri veya hakemlerin yeni bilgileri usulsüzce kullanmalarından kaynaklanmıştır
    Bütün bu çalışmalara rağmen, bilimde etik dışı davranış konusunda sınırları çizilmiş ve bilim dünyasının kabul ettiği bir tanımlama henüz yoktur Bilimde etik dışı davranış genelde bilimsel makalenin dergiye gönderilmesi ile birlikte başlayan süreçte ortaya çıkar Eğer bilimde bu tür bir davranış olayı ortaya çıkmışsa, yazar-editör-hakem üçlüsünden herhangi biri bundan sorumlu olabilir Bilimde kusurlu davranış büyük çoğunlukla makaleyi gönderen yazardan kaynaklanır Çok seyrek olarak da editör veya hakemden kaynaklanan kusurlu bir davranış olabilir ABD'de yapılmış bir istatistiğe göre, bilimsel araştırmaların %01 -04'ünde etik dışı davranış olmaktadır Hatta ilaç kullanımı ile ilgili klinik çalışmalarda bu oranın %5'e dek çıktığı bildirilmiştir Bir diğer çalışmaya göre, ABD Ulusal Sağlık Enstitüsüne (National Institute of Health) gönderilen her 2000 araştırma projesinden yaklaşık birinde değişik türde etik dışı davranışla karşılaşılmaktadır
    Bilimde etik dışı davranış türleri aşağıda yeniden ele alınmıştır:

    Disiplinsiz (Dikkatsiz veya Özensiz) Araştırma
    Bunlar, yukarıda değinilen, kasıtlı olmayan bazı hataların yapılmış olduğu araştırmalardır Burada araştırıcı iyi niyetli olduğu halde bilmeden hatalar yapar Genellikle bunlar, telafi edilmesi mümkün olan ve bilime büyük zarar vermeyen olaylardır Aslında ciddi bilim dergilerinde editör-ha- kem ikilisi bu hataları taşıyan makalelerin yayımlanmasını en aza indirir

    Yinelenen Yayın (Duplication)
    Yinelenen yayın, aynı bilimsel araştırmanın birden çok dergiye yollanarak yayımlanması olayıdır Mizahi bir terimle salam dilimleme de (salamı slicing) denir Tüm araştırma makalesi doğrudan iki ayrı dergide yayımlanabileceği gibi, gereksiz yere bölünerek ve hafifçe değiştirilerek birden çok dergide yayınlatılabilir Bilimsel dergi editörleri bu sık görülen durumdan çok şikâyetçidirler ve yollanan makalenin başka yerde yayımlanmayacağına dair yazılı olur' isterler Ayrıca, bazı bilim dergileri daha önce kendilerinde yayımlanmış makalelerin başka dergilerde çıkması durumunda bunu açıkça ilan ederler Bazı bilimsel dergiler bu tip yazarları kara listeye alırlar

    Sahtecilik, Saptırma veya Aldatmaca (Fa/s/frcat/on)
    Sahtecilik bilimsel verileri istemli olarak değiştirme olgusudur Burada ya doğrudan doğruya deney verileri üzerine bazı istatistik manipülasyonlar yapılmıştır, ya da ortaya çıkan verilerin en uygun olanları alınıp uygun olmayanları atılmış, böylece ahlak dışı bir yoldan bilimsel varsayımlar güçlendirilmeye çalışılmıştır Bu gibi sahtecilik olguları muhtemelen daha sıktır; çünkü bunların ortaya çıkartılması zordur Bu nedenlerle ciddi bilim dergileri verilerin ve kullanılan istatistik yöntemlerin çok ayrıntılı şekilde yazılmasını isterler

    Uydurmacılık (Fabrication)
    Kuru laboratuarcılık (dry labbing), masa bası araştırma (desk research) gibi terimler de uydurmacılığı belirtmek için kullanılmaktadır Burada kişi, hiç araştırma yapmadığı halde veya yarım-yamalak verileri alarak çok uygun yöntemler kullanmış ve çok uyumlu veriler elde etmiş gibi sözde bir bilimsel makale yazar Bu tür uydurma yayınlar çok önemli araştırma merkezlerinden de çıkabilmektedirDaha da kötüsü, bu hayal gücüne sahip, çalışmadan sonuçlar uyduran kişilerin bazı araştırmalarının bilimsel ve ekonomik destek aldığı bile görülmüştür Böylesi makalelerin etkileme ve ağırlık katsayısı (impact factor) ve makale reddetme oranı yüksek olan ciddi bilimsel dergilerde basılma oranı düşüktür Makaleyi para karşılığı basan dergilerde uydurmacılık daha sık görülebilmektedir Daha önce söz edilen bu tür dergilerin etkileme ve ağırlık katsayısı çok düşüktür ve çoğu SCI taraması içine girmemektedir

    Aşırmacılık (Plagiarism)
    Aşırmacılık için haksız kullanma, kendi adına geçirme, intihal, yağmacılık ve korsanlık gibi terimler de kullanılmıştır Temelde aşırmacılık başkalarına ait olan araştırma verilerinin, olduğu gibi, kaynak bildirilmeden ve kendi araştırma verileri imiş gibi yayımlanmasıdır Hakemle değerlendirme -peer review- sisteminde hakemin, kendisine yollanan bilimsel makaledeki yeni yöntem veya bilgiyi kaynak bildirmeden kullanması, haksız kullanma, kendi adına geçirme ya da uygunsuz mal edinme -mi- sappropriation- olarak isimlendirilir Aşırma (plagiarism) için daha geniş bir tanımlama da şöyle yapılabilir: Bir başkasına ait olan bir fikrin, buluşun, araştırma sonuçlarının veya araştırma ürünlerinin bir bölümünün ya da tümünün, hatta kitapların tümünün ya da bir bölümünün kaynak gösterilmeksizin istemli olarak kopya ya da tercüme edilip yazarın kendi üretimi imiş gibi gösterilmesine aşırma denir Aşırma çalma, yağmalama anlamına gelir Aşırmacılık açısından bilimsel yayın ile popüler-eğitimsel yayın arasında bir ayrım yapma gereğini tartışanlar ve popüler yayınlarda yazarın daha serbest ve özgür bırakılması gerektiğini öne sürenler vardır Ancak, bu görüş doğru değildir Burada bilimsel buluş ve özgün araştırma verilerinin topluma kazandırılması söz konusudur Bu nedenle de tam tersine, bilimsel ürün üretenlere saygı gereği, çok daha dikkatli olmak zorunluluğu vardır Diğer bir deyişle aşırma popüler yayınlarda da etik dışı davranış kapsamına girer Bir bilim insanının sorumluluğu içine kendinin veya başkalarının sonuçlarını açıklarken, bunları topluma uygular ve uyarlarken aynı bilimsel dürüstlüğü korumak da girer Burada bilimsel bilgi, bilim topluluğundan çıkarılarak daha geniş bir topluluğa - topluma, kamuoyuna- sunulmaktadır Dolayısıyla, topluma yönelik kitap ve makalelerde de diğer bilim insanlarının bilimsel ve düşünsel etkinliklerinin ürünlerine aynı derecede saygı göstermek gerekir

    Bilimde Etik Dışı Davranışın Nedenleri
    Bilimde etik dışı davranışın başlıca nedenleri aşağıda açıklanmaktadır:
    1 Nedenlerin başında bireylere akademik aşamaların başlangıcında bilimsel araştırma eğitiminin ve disiplininin verilmemesi, bilimsel araştırma etiğinin öğretilmemesi yer alır
    2 Yükselme ve eşitleri arasında kabul görme gibi insan doğasının parçası olan ve insanlığın yaptığı atılımlarda da belirleyici bir rol oynayan duygular aşırı hırs derecesine vardığında, bilimsel etiğin çiğnenmesi olasılığı artabilir Kendilerine toplumda, üniversite ve bilim çevrelerinde yüksek yer edinme duyguları, genç bireyleri uydurmacılık, yinelenen yayın, sahtecilik veya aşırmacılık gibi etik dışı davranışlara götürebilir Üne kavuşma ve onu koruma duyguları bilimsel araştırmalarda deneyimli ve alanında nispeten yer edinmiş bireyleri bile etik dışı davranışlara götürebilir Ancak bu tür sapkınlıklar özellikle, bir önceki maddede dile getirildiği gibi, bilim kültürünün ve araştırma etiği normlarının yeterince yerleşmediği, ayrıca ahlak değerlerinin aşınmaya yüz tuttuğu toplum ve ortamlarda ve de kişilik bozukluklarının (yalancılık psikopatik kişilik yapısı, vb) hazırladığı zeminde gelişme olanağı bulur
    3 Üçüncü neden, fazla sayıda yayın yapılması ile bilimde saygınlığın her zaman artacağı yanılgısıdır ve aynı çalışmanın ufak değişikliklerle yinelenerek farklı dergilerde yayımlanmasına (yinelenen yayına) neden olabilir (Günümüzde, bilimsel yayınların sayısı genelde başarı ölçütü gibi değerlendiriliyorsa da, bilimsel niteliğin nicelikten çok daha önemli olduğunun bilinmesi gerekir)
    4 Parasal destek alan kurumlar ve burada çalışan bilim insanlarının aldıkları maddi destekler ile hızla yayın yapmağa zorlanmaları bir diğer nedendir Elde edilen burs, proje veya sanayi desteğini yitirmemek için de bilimde etik dışı kusurlu bir davranışa sığınılabilir

    IV bilim insani, etik ve toplum
    Araştırma etiği yalnızca bilimle sınırlı soyut bir kavram olmaktan çok genel ahlak ilkelerinin özel bir alandaki yansımasını oluşturur Diğer yandan, bilimin doğasının ve bilimsel gelişmelerin devingenliğinin ışığında, bilim etiği konusunda benimsenen düzenlemelerin genel ve değişmez geçerliliğinin olması da beklenemez Bu düzenlemelerin gelişmelere bağlı olarak zaman içinde yeniden ele alınması gerekebilir
    Doğrunun aranmasına dayalı bir yaşam biçimi seçmiş olan bilim insanına ahlak-etik bağlamında çok özel sorumluluklar düşmektedir Bilim insanı araştırma konusunu ve yöntemini kendi seçer, elde ettiği bulguları yorumlar, hangi sorulara yanıt gerektiğine ve araştırmanın hangi aşamada tamamlanmış sayılacağına karar verir Toplumu bilim konusunda bilinçlendirme, meslektaşlarıyla işbirliği, genç araştırıcıları eğitme, onları yönlendirme, onlara bir model olma görevlerini üstlenir Bilim insanı toplumda ahlak değerlerinin aşındığı dönemlerde de savunduğu ilkeler ve sergilediği yaşam biçimi ile ahlak değerlerinin savunuculuğu görevini üstlenebilmelidir
    Bu nedenlerle, bilim insanı temsilcisi olduğu bilim topluluğunun toplum nezdindeki saygınlığına gölge düşürecek davranışlardan sakınmalıdır Bilim insanının,
    • profesyonel meslek yaşamı ile ilgili etkinlikleri ihmal etmesi,
    • diğer meslektaşlarının çalışmalarına olumsuz etkilerde bulunması,
    • çalıştığı kurumun araştırma kurallarına uymaması ve kuralları bozacak durumlara yol açması,
    • araştırma grubu çalışanlarına ve meslektaşlarına karşı olumsuz davranışları,
    • bilimsel araştırmalara verilen parasal desteği uygunsuz biçimde kullanması,
    • cinsel taciz gibi genel ahlaka aykırı davranışları,
    kabul edilemez Bunlara cesaret verilmemeli ve bunlara karşı gerekli yönetsel, sosyal veya hukuksal önlemler alınmalıdır
    Bilim insanı araştırma sonuçlarının doğa ve toplum üzerindeki etkilerini irdelemek ve bunlara ilişkin uyarıları da yapmak zorundadır Bilimsel ve teknolojik gelişmeler sonucu toplum ve bilim topluluğunun hazırlıklı olmadan karşılaşabileceği durumlarda da bilim insanı topluma yol gösterebilmelidir
    Günümüzde doğa, yaşam, sağlık ve hatta sosyal bilimler arasındaki ayrım giderek ortadan kalkmakta, farklı alanlardaki bilim insanları aynı teknolojileri kullanmaktadır Bu alanlar arasında giderek etik açısından ortak bir anlayışın gelişmekte olduğu da gözlenmektedir Diğer yandan, yirminci yüzyılda bilimsel gelişmelerin getirdiği yenilikler pek çok açıdan toplumun ve genelde insanlığın bugün sahip olduğu ve inandığı ahlak değerlerini zorlayan boyutlara ulaşmıştır Toplum, hukuk ve yasalar, bu gelişmelere hazırlıksız yakalanmış görünmektedir ve ortaya çıkan durum, alan gözetmeksizin bilimi ve bilim insanlarını bir bütün olarak ilgilendirmektedir
    Ortak sorumluluklarının gereği, tüm bilim insanlarının bilimsel etkinliklerinin ürünü olan bilginin kısa ve uzun erimde toplum ve çevre üzerindeki etkileri hakkında bilinçli ve toplumun bireylerine gelebilecek zararlı etkilere karşı hazırlıklı olmaları, toplumu bilgilendirmeleri, uyarmaları ve çıkabilecek sorunlara karşı köklü önlemler düşünmeleri gerekir (Örneğin deprem çalışmaları, nükleer fizik araştırmaları, genetik çalışmalar, insan genomu projesi, klonlama ve kök hücresi araştırmalarında olduğu gibi)
    Diğer bir deyişle, bilim insanları kendi araştırmalarında kısa süreli toplumsal etkileri gözden geçirmeli ve araştırma sonuçlarını olabildiğince uzun erimli sosyal ve etik yansımaları açısından irdelemelidir Bilginin kendisi yansızdır Ancak toplumsal uygulamada ve bilginin teknolojiye dönüşümünde bilgi yansız olmaktan çıkar Bu nedenle bilimsel bilgiyi ortaya çıkaracak olan araştırmanın etik olarak toplumca kabul edilebilirliğinin de değerlendirilmesi gerekir
    Bilim insanlarının yanı sıra, toplum da giderek araştırmalarda daha fazla rol oynamakta, etik sorunlarla ilgilenmektedir Örneğin, bir genetik çalışma için bireylerden kan alınır ve yetkili kişi ya da kurumlardan izin ve/veya destek sağlanır Maddi destek için de dolaylı/dolaysız kamu onayı rol oynar Buna güncel bir örnek olarak kök hücrelerinin araştırmalarda kullanılması verilebilir Embriyo ve kök hücrelerine dayalı araştırmalar, hayvanların kopyalanması, genetik yapısı değiştirilmiş hayvan ve bitkilerin yaratılması ve kullanılması gibi konularda toplumun bilgilendirilmesi zorunludur Gelişmiş toplumlarda bu konuda ilkelerin belirlenmesinde kamuoyu ve politikacılar bilim insanlarından daha büyük bir rol oynamaktadır Bu nedenle, araştırmanın sonuçlarının doğruluğu ve yararı konusunda toplumun inandırılması gerekmektedir Nitekim genetik yapısı değiştirilmiş bitkilerin kullanımına karşı gelişmiş olan büyük tepki tüketicinin bilgilendirilmesi ile azaltılmaya çalışılmaktadır Araştırmanın insanlık yararına olması şarttır Örneğin, biyolojik silah üretmeye ya da toplumun genetik yapısında zayıflık aramaya yönelik çalışmalar etik değildir

    V AKADEMİK ETKİNLİKLER VE ETİK
    Araştırmanın yanı sıra, bilim insanı akademik etkinlikleri kapsamında birikimini ve bilgisini meslektaşlarıyla paylaşma ve öğrencilerine aktarma fırsatını bulur; aynı zamanda, meslektaşlarının bilimsel başarımını, ödüllendirme ya da yükseltme süreçlerinde, değerlendirme sorumluluğunu üstlenir Bilim kurumları ve üniversitelerin bilimsel yetkinliğe dayalı yapılandırılmaları ve iyi eğitilmiş bilimci kuşaklarının yetişmesi açısından bilim insanının bu sorumlulukları eksiksiz yerine getirmesi beklenir

    Akademik Yükseltilmede ve Ödüllendirilmede Etik ve Sorunlar
    Akademik yükseltme akademik kariyerin esas hedefi olarak görülür Aslında, akademik yükseltilme kişinin başardığı bilimsel aydınlanmanın ve eğitim hizmetinin verdiği mutluluğun bir izdüşümü olarak görülmelidir ve mutluluğun değinilen asıl kaynakları bütün yükseltilmelere erişildikten sonra da sürmelidir Ancak bu temenni soyuttur ve gerçekliği kişinin içindedir Akademik yükseltilmelerin örgütsel dinamiğinde ve uygulama sürecinde çarpıtmalar olabilmektedir
    Akademik yükselmenin mükemmel olmayan, ancak günümüzde yine de en uygun olarak kabul edilen süreci (I) adayın yayınlarını, bu yayınlara başkalarınca yapılan atıfları vb gibi nesnel verileri derleyip sunması, (2) değerlendirmeyi yapacak bir kurulun üyelerinin anonim kalacak raporlarını hazırlamaları ve (3) aynı veya başka bir kurulun, gerektiğinde mülakat/sınavla süreci karara bağlamasıdır Bu sürecin her adımında sapmalar ve çarpıtmalar olabilir:
    (1) Adayın gerçek dışı veriler sunması (örneğin aslında olmayan verileri veya iki yazarlı bir makaleyi tek yazarlı gibi sunması, vb) kesinlikle özür kabul edilemeyecek bir olaydır ve adayın akademik kariyeri ile ilgili olarak çok olumsuz bir değerlendirme yapılmasına gerekçe oluşturur
    (


  5. 14.Mart.2012, 02:20
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: bilimsel faaliyetlerde yaşanan sorunlar nedir?

    2) Kurul üyesinin olumlu veya olumsuz yönde bir çarpıtmayla gerçeği yansıtmaması da etiğe uymaz Ayrıca, kurul üyesinin anonimliğinin yükseltme sürecini yürüten kurum tarafından süresiz olarak korunması yükseltilme sisteminin kilididir Kurul üyesinin kimliğinin, adının ve/veya raporunun herhangi bir öğesinin açıklanması önemli ve belirgin bir suçtur Bu suçu işleyen akademik üye veya destek personeline yükseltmeyi denetleyen kurum tarafından ödünsüzce yaptırım uygulanmalıdır Böyle bir uygulama sonucu adayın kurul üyesiyle süreç sırasında veya sonrasında bu konuda iletişim kurması önemli bir etik uyumsuzluğu oluşturur Bu durumda, adaylığın uzun bir süre ertelenmesi gibi bir yaptırım söz konusu olabilir
    (3) Adayın yönetim/mülakat/sınav kurulu üyeleri ile süreç dışı (örneğin üçüncü şahısla, meslek dışı bilgiyle, vb) iletişim denemesi etikle uyuşmaz ve adayın başarısızlığına yol açmalıdır
    Ayrıca, akademik yaşamın bütün evrelerinde (örneğin, akademik yükseltme jürilerinde, bilimsel ödül jürilerinde, vb) adam kayırma yani, mesleğin karar verme mekanizmalarından, nesnel bilimsel ölçütlerden herhangi bir biçimde sapma ve öznel kişisel ölçütlere herhangi bir biçimde bağlanma, bilime, bilim kurumlarına ve topluma büyük zarar verir Bu tür davranışlara göz yumulmamalıdır

    Eğitimde Sorunlar ve Kopyacılık
    Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de üniversite lisans ve lisansüstü eğitimi mesleklerin oluşumunda, bilimin ülke çapında ilerlemesinde ve çağdaş değerlerin toplumumuza yayılmasında kilit rol oynar Önemi ve ülkenin bu konuda sağlayabildiği kısıtlı olanaklar dolayısıyla yüksek öğretim büyük özenle korunmalı ve geliştirilmelidir
    Ailelerin uzun süreli ve derin etkili psikolojik ve maddi özverisiyle ve hatta normal lise eğitiminin savsaklanması pahasına üniversite giriş sınavına hazırlanan adayların yalnızca küçük bir kısmı üniversite öğrencisi olabilmektedir Bu özveri ve sayısal küçülmenin sonucunda yüksek öğretim başta değinilen kilit rolü katlayan bir önem kazanır
    Üniversite eğitimi boyunca eğitimci kimliği ile bilim insanına da çok büyük sorumluluklar düşer Bilim insanı eğitim görevlerini eksiksiz ve en mükemmel biçimde yerine getirmek, yaşam biçimi ve davranışı ile öğrencilerine örnek olmak zorundadır Eğitim hizmetinin ürünü kısa sürede somut olarak ölçülemez Bilim insanı bilgiye, doğruya ve erdeme, yalnızca özverili ve uzun soluklu çabalarla ulaşabileceğini, bu doğrultuda gerçek eğitimin ve öğrenmenin önemini öğrencilerine anlatmakla yükümlüdür Öğrencilerini çabasız, biçimsel bir ilerlemenin asıl hedef olarak görülebileceği bir yanılgının içine düşüren eğitimci meslek ahlakı açısından çok kusurlu davranmış olur
    Ne yazık ki, bazı eğitimcilerin görevlerini fiilen ders vermemeye ulaşabilecek düzeyde ihmal ettikleri gözlenmektedir Böyle bir davranış için hiçbir bahane (örneğin öğrencinin yetersizliği, maaşların düşüklüğü, başka eğitimcilerin bunu uyguladıkları vb) geçerli değildir Eğitimci eğitimi gerektiğince vermelidir Üniversite yönetimi eğitim standartlarını belirlemeli ve gözetmelidir
    Diğer yandan, inanılmaz bir yaygınlık gösteren kopyacılık üniversite eğitimi çabalarının sonucunu sıfırlamaya adaydır Kopyacılık ödevlerde, sınavlarda ve projelerde başkasının yapıtını kendi yapıtı imiş gibi göstererek eğitimde hak edilmeyen ilerlemeyi sağlamaktır ve sistemimizde ne yazık ki çok yaygındır
    Kopyacılık bir başka öğrenciden, geçmiş çalışmalardan ve kitaplardan yapılmaktadır Çok sayıda öğrenci not rekabeti yüzünden kopyacılığa zorlandıklarından şikâyet etmektedirler Eğitim ve öğretimde kopyacılığın kabul edilir ve hatta başarı için zorunlu bir davranış haline getirilmesi, ileride toplum yaşamında devam ettirilecek bir yolsuzluklar zincirinin ilk halkasıdır
    Kopyacılığın asıl sorumlusu, hak ettiği eğitimi alamayan ve üstelik de şikâyetçi olabilen öğrenci değildir Asıl sorumlular: (I) kopyacılık sahtekârlığını hoş gören ve hatta bazen bir açıkgözlülük başarısı olarak öven bir genel kültür ve (2) kopyacıyı yakalamayı ve cezalandırmayı çeşitli bahanelerle reddeden bir eğitimci kültürüdür
    Kopyacılık toplumun bütün bireylerine manevi ve gerçek maddi zarar veren bir suçtur Çağdaş toplumlar ihbar, uyarma ve kınama düzeyinde bunun üstesinden gelmişlerdir Bu yönde genel kültürün değişmesi çok yönlü bir uğraştır Buna karşın, üniversitelerde eğitimcilerin kopyacılığa karşı gösterdikleri dikkat ve uyguladıkları yaptırım kolayca tanımlanabilir ve denetlenebilir (Özellikle kopyacılığın büyük ölçüde hatalarla birlikte kelimesi kelimesine yapılmasından dolayı)
    Kopyacılık, hırsızlık ve taciz gibi kesinlikle özür kabul etmeyen bariz bir suçtur Suçlu kişilerin sanki bu suçu bilmeleri olanaksızmış gibi uyarıyla ve sözde korkutmayla normal eğitimlerini sürdürmelerine izin verilmemeli, aksine bu kişilere etkili yaptırımlar uygulanmalıdır Üniversiteye kabul edilip kazandığı bu ayrıcalığı kopyacılıkla heba eden her kişiye üniversite eğitiminin dışında bırakılmış çok sayıda kişinin olduğu hatırlatılmalıdır Örneğin, ödevde kopyacılık için dersten geçme olanaklarını çok kısıtlayacak bir not düşürme, sınav veya projede kopyacılık için ise, üniversiteden bir dönem uzaklaştırma uygun yaptırımlardır Yaptırımın uygulandığı durumlarda yakalanmayan kopyacılar olduğuna işaret edilerek yakalananlara haksızlık edildiği iddia edilmektedir (Bu mantığın ne kadar tutarsız olduğu hırsızlık gibi diğer bir suça da uygulandığında görülür) Bu eşitsizliğin ortadan kaldırılması öğrenci toplumunun diğer çağdaş ülkelerde olduğu gibi kopyacılığı kendi içinde kabul etmemesi ve önce uyarı, sonra ele vermeyle önlemesi sayesinde gerçekleşir Bu, öğrencilere telkin edilmelidir Kopyacılıkta kopya alan ve kopya veren eşit derecede suçludur Ancak, en büyük sorumluluk kopyacılığı izleme ve yaptırım uygulama gayret ve cesaretini göstermeyen eğitimcide, eğitimcilerini uyarmayan bölüm başkanlarında, bölüm başkanlarını desteklemeyen üst yönetimdedir Üniversite yönetiminin sorumluluğunun bilincinde olarak kopyacılığı önleme yönünde alacağı kararlı tavır bu sorunun büyük ölçüde çözülmesini sağlayacaktır Olayın basitliği ve topluma verdiği yaygın zarar göz önüne alınırsa, bu konuda tepkisiz kalmak belki de en önemli bir meslek etiği yetersizliğidir Kopyacılığa hem göz yumanlar hem de kopya çekmelerine göz yumulanlar günümüzün veya geleceğin öğretim üyesi kimlikleriyle, bilimde kusurlu davranışlara yatkın bireyler olarak izlenmeli ve kendilerine yaptırım uygulanmalıdır

    Mali Desteğe İlişkin Etik Sorunlar
    Parasal destek talep eden araştırıcı proje önerisini açık olarak sunmalı, çalışmanın yürütülmesinde ve raporun yazılmasında dürüst olmalıdır
    Parasal destek sağlayan taraf ise, araştırmanın yapılacağı kurumda uygulanmakta olan etik normlara uymayanlar hakkında ne gibi işlem ve yaptırımların uygulanacağı hususunu kurumdan yazılı olarak talep etmelidir
    Destek dağıtımında kayırmacılık etiğe aykırıdır Mali destekler amaçlarına uygun ve araştırıcıların yetkinlikleri göz önüne alınarak dağıtılmalıdır Önerilen projenin bilimsel değeri ile amaca ulaşma olasılığı ölçüt olmalıdır Bilimsel değer ise uluslararası düzeyde kabul görecek bulguların elde edilmesidir Bunun göstergesi de sonuçların uluslararası dergilerde yayına kabulüdür
    Hem kayırmacılığın en aza indirilmesi, hem de dağıtımın genelde adil yapılabilmesi için paralı desteğe ilişkin başvuru koşulları ve başvuruları değerlendirme kıstasları ayrıntılı olarak duyurulmalıdır
    Parasal destek sağlayan tarafın araştırmadan çıkarı olması durumunda çıkar çatışması ortaya çıkabilir (Bakınız: Bölüm III) Örneğin, araştırıcı parasal destek aldığı bir şirketin ürünleri hakkında olumsuz rapor vermek istemeyebilir Böyle durumlarda etikten ödün verilmesi kabul edilemez

    VI bilim insani olarak hekim ve etik

    Tıp Etiği
    Tıp uygulamaları sürecinde ahlaki değer sorunlarını ele alan disipline Tıp Etiği denir Tıp etiği, tıp uygulamalarındaki olayları inceler ve değerlendirirken başlıca aşağıdaki üç temel ilkeyi göz önüne alır: (I) Özgürlüğe saygı ilkesi, (2) Adalet ilkesi, (3) Yarar sağlama ve zarar vermeme ilkesi Sağlık alanındaki 'etik dışı davranış' olaylarında bu üç temel ilkeden herhangi birinin çiğnenmesi birincil önemde olabilir

    Özgürlüğe Saygı İlkesi
    İnsan olmanın en önemli öğelerinden biri olan özgürlük, aynı zamanda, tüm insan haklarının da temel dayanağıdır Bireyin özgürlüğünü sınırlayan en önemli nedenlerden biri ise hastalık halidir Sağlık bilimleri ve tıbbın temel amaçlarından birisi de hastalık olgusunu önlemek, hastayı olabildiğince iyileştirmek ve mümkünse, hastalığı ortadan kaldırmaktır Özgürlük sorunu sadece hasta ile sınırlı kalmayıp, sağlıklı kişilerin özgürlüğünü de ilgilendirir 'Bilgilendirilmiş olur' (informed consent) uygulaması buna bir örnektir

    Adalet İlkesi
    Adalet kavramı hak ve eşitliği içerdiğine göre, hastalanmak eşitlik açısından ele alındığında da önem kazanmaktadır Çünkü hastalık hastanın diğer kişilerle eşitliğini bozmaktadır Hak açısından yaklaşılırsa; Hasta Hakları denen kavram ortaya çıkar Genel olarak tıp etiği alanında adalet ilkesi, hasta haklarının yorumlanması ve sorgulanması yöntemine dayandırılır Bilim etiği açısından çok sosyal açıdan bir örnek vermek gerekirse, aynı sosyal devlet içinde yer alan hasta bireylerin hepsinin sağlık hizmetlerinden eşit olarak ve aynı kolaylık ve rahatlık içinde yararlanabilmesi gerekir

    Yarar-Zarar İlkeleri
    Bu iki ilke hem birbirlerine, hem de özgürlük ve adalet ilkelerine sıkı sıkıya bağlıdır Hekimlik tarihini başlatan Hippocrates'ten beri, önce hastaya zarar vermeme ilkesi hekimlik uygulamalarında ilk sırayı almış, bu ilke 'primum non nocere' şeklinde dile getirilmiştir Sağlık bilimleri alanındaki araştırmalarda tanı ve sağaltıma yönelik olarak 'primum non nocere' ilkesi hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir İyi bir sedatif ve hipnotik etkisinin yanı sıra, geçmişte gebelik kusmalarını önlemek için de kullanılan Thalidomide adlı ilacın yüzlerce sakat bebek doğmasına neden olması, bu konuda yazık ki acı bir örnek oluşturmuştur Kısacası, bir hekimin hastasını tedavi ederken önce zararlı olmama ilkesini koruması gibi, sağlık bilimlerinde araştırma yapanların da toplumun tüm bireylerine karşı aynı sorumluluğu duymaları gereklidir Yararlılık ilkesi tıbbın kendi uygulamasının özünde vardır Yarar sağlama ilkesi öncelikle hastanın yararı için olmalıdır Yarar/zarar ilkesi içine yarar/risk değerlendirmesi de dâhil edilebilir Hasta bireye bir sağaltım yöntemi önerildiğinde, bu yöntemin riskleri de göz önüne alınmalı ve riskin umulan yararı aştığı durumlarda hastanın özerk kararı da göz önüne alınarak uygulamadan vazgeçilmelidir
    Sağlık bilimlerinde sağaltım ve tanı yöntemleri üzerinde araştırma yapılırken de aynı ilkeler geçerli olmalı, önerilen yeniliğin yararı ve zararı, ortaya çıkabilecek riskler ve bunlara karşı alınabilecek önlemler çok ayrıntılı ve dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir Bu etik ilkeler hekim- hasta ilişkilerinde ne kadar önemli ise, tıp alanındaki çalışmalarda da aynı derecede önemlidir ve hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir Sağlık bilimlerinde çalışanlar yaptıkları araştırmalarda yarar/zarar oranını olabildiğince yarar yönüne çevirecek, zararı ve riski en aza indirecek yeni yöntemler ve sağaltım biçimleri peşinde olmalıdırlar

    Sağlık Bilimlerinde Etik ve Toplum
    Sağlık bilimlerindeki etik genel bilim etiğinin içerdiği temel öğeleri taşır Bilimde 'Etik Dışı Davranışlar' başlığı altında ele alınan konular sağlık bilimleri için de aynen geçerlidir Bu bakımdan, daha önceki sayfalarda sözü edilen birçok kavram ve bilgiyi yinelemeden, aşağıda sağlık bilimlerinde etiğin önemi ve toplumdaki etkisi konusu ele alınacaktır
    Tıp araştırmalarında etik giderek önem kazanmakta ve bilimsel araştırmalarda araştırıcı-denek-toplum çıkarlarının ahlak ilkeleri içinde korunması ön plana çıkmaktadır Diğer bir deyişle, bilimsel araştırmalardaki etik sadece araştırma ile ilgili birincil grupları kapsamakla kalmayıp toplumsal bir olgu haline de dönüşmektedir Tıp araştırmalarının toplumu hem sonuçları hem de etik açıdan ilgilendirmesinde aşağıdaki nedenler söz konusu olabilir:
    1 Yirminci yüzyılda devrimsel nitelik ve nicelikte bilimsel araştırmalar ve gelişmeler olmuştur Örneğin organ nakli, tüp bebek, genetik çalışmalar, kopyalama, vb Bu biyolojik gelişmeler toplumbilimin ve bireylerin bugün sahip oldukları ve inandıkları ahlak değerlerini aşmaktadır Hukuk ve yasalar da bu gelişmelere hazırlıksız yakalanmışlardır
    2 Bilimdeki gelişmeler ve sağlık alanındaki ilerlemelerle beraber araştırmalar da giderek insanın denek olarak kullanılmasını, örneğin yaralayıcı (/nvos/Ve) tanı ve sağaltım yöntemlerinin geliştirilmesini ve yeni ilaç uygulamalarını daha çok gündeme getirmektedir Bu durumda, bilime ve topluma sağlanacak genel yarar ile insanın biyolojik, psikososyal ve moral açıdan bir bütün olarak sağlığı, esenliği ve saygınlığı arasındaki dengeyi çok iyi korumak gerekmektedir Bu anlayış toplum içinde birçok grubun ilgisini ve bazı durumlarda da tepkisini çekmektedir
    3 Tıp araştırmalarında uluslar arasılık kavramı hızla gelişmektedir
    Değişik ülkelerde yapılsa da, araştırmalar artık aynı standartları gerektirmektedir Örneğin, bir çalışmadaki tıbbi sonuçlar diğer toplumlarda da denenecek ise, 'uluslararası' standartlara uymak gerekecektir Bu öncelikle araştırma gruplarını ilgilendirir gibi gözükse de, araştırma sonuçlarının toplum yaşamına uygulanması açısından daha da kapsamlıdır Aslında, tıp araştırmalarındaki çok merkezli çalışmaların özündeki uluslararasılık kavramı da bu açıdan gözden geçirilmelidir
    4 Araştırmacı olmayan bireyler ve kurumlar tıp araştırmalarına yatırım yapmaktadır Parasal destekleri nedeni ile bu kurumlar ve temsil ettikleri çevreler, bu araştırmalar konusunda söz söyleme ve hatta 'yönlendirme' hakkına sahip olmaktadırlar Çünkü tıbbi araştırmaların sonuçları birer sanayi ürünü haline dönüşmektedir Örneğin, ilaç endüstrisinde ilaçlar ve tıbbi aygıtların üretilmesi gibiToplumda kolaylıkla uygulamaya dönüşebilen araştırmalarda, toplumun ve bireylerin ve hatta araştırıcının doğru şekilde korunmasında etik ilkeler çok büyük önem kazanmaktadır Geçmiş yüzyıldan başlayarak bilimsel rekabet ve özellikle tıbbi araştırmalara özel girişimciliğin karışması sonucu bilim insanları baskılı ve stresli bir ortamda çalışmaya zorlanmaktadır Örneğin, parasal destek alan araştırma kurumları belirli zaman içinde belirli sayıda araştırma tamamlamaya zorlanmaktadır Bu da, en azından bazı araştırıcıları kusurlu davranışlara yöneltebilmektedir Daha da kötüsü, destek veren kuruluşların bilimsel araştırma sonuçlarına dolaylı veya dolaysız olarak müdahale etme olasılığıdır Burada bilim insanlarının yaşam standartlarına ilişkin sorunlar da gündeme gelmektedir Eğer üniversite bilim insanına yaşamsal refah ve çalışmaları için dingin bir ortam sağlayamıyorsa, dışarıdan gelen parasal desteğin boyutuna göre 'bilimsel yansızlık' tehlikeye girebilecektir Bütün bu ilişkiler içinde sağlık bilimlerinde araştırma etiği büyük önem kazanmaktadır

    Öğretim Üyesi Olarak Hekim ve Etik
    Tıp fakültelerinin diğer araştırma kurumlarından önemli bir farkı, bilimsel araştırma ve eğitim görevlerinin yanı sıra kamu görevinin de olmasıdır Sağlık konusunda halkı uyarma, hastalıkları önleme ve tedavi etme, ilgili kuruluşlardan (örneğin Adli Tıp) gelen istem üzerine rapor hazırlama görevleri vardır; bu görevleri günlük uğraşları içine girmiştir Bu bakımdan, bazı temel tıp dalları (fizyoloji, anatomi, biyokimya gibi) bir yana bırakılırsa, öğretim üyeleri ve yardımcılarının bir hizmet sektörü olarak yoğun bir günlük çalışma içinde olmaları beklenir Ama bu durum üniversite öğretim üyelerine 'bilimsel araştırma yapmama' hakkı verdirmez Şöyle ki:
    1 Tıp Fakülteleri diğer kamu görevi yapan sağlık kurumlarına göre (Devlet Hastaneleri, SSK Hastaneleri vb) daha fazla yardımcı kadrolara, daha çok asistan, uzman, teknisyen, laborant ve hemşireye sahiptir Dolayısıyla öğretim üyelerinin bilimsel araştırmaya daha fazla zaman ayırabilmeleri gerekir
    2 Her ne kadar fakültelere göre değişse de, önde gelen birçok tıp merkezinde tanı ve tedaviye yönelik devlet bütçesi ya da döner sermaye olanaklarıyla sağlanan çok pahalı ve modern aygıtlar bulunmaktadır Bu aygıtlar her zaman tıbbi araştırmaya yönelik bilimsel araştırmaları olanaklı kılar
    3 Uluslararası dergi ve kitap akışı ve diğer literatüre ulaşma yolları tıp fakültelerinde çok daha fazladır Uluslararası bilgisayar ağı bilgiye ulaşmayı çok kolaylaştırmıştır
    4 Birçok öğretim üyesi Batının gelişmiş ülkelerinde eğitim görmüşler ve bilimsel araştırma yapıp, gerekli bilim metodolojisini öğrenmişlerdir
    Bu durumda ülkemizdeki tıp fakültelerinin mevcut olandan çok daha fazla, daha üst düzeyde bilimsel etkinlik içinde olmaları beklenir Ancak bilimsel etkinlikler yetersizdir Açıkçası, tıp fakültelerinde öğretim üyelerinin bir kısmı araştırma yapmamaktadır Alınan iyi bir eğitim ve çoğu zaman yurtdışında edinilen deneyim ve birikime rağmen, genellikle bilimsel etkinlik bir yana bırakılmakta, ekonomik ya da diğer gerekçelerle klinikçi ve/veya eğitimci etkinlikler ön plana çıkmaktadır
    Üniversitelerde ve bu bağlamda tıp fakültelerinde klikleşme ve adam kayırmacılık gibi yöntemlerle akademik kadrolara ulaşılabilmektedir Belirli bir öğretim üyesi kesimi ise açıkça bilimsel araştırmanın nasıl yapıldığını bilmemektedir Bundan da önemlisi, bilimsel araştırmanın varlığı ve gerekliliği algılanmamakta, buna hiç önem verilmemektedir Bu gerekçeler doğrultusunda etik açıdan aşağıdaki durumlar da tartışmaya açılabilir:
    1 Belirli donanımları, bilgileri ve yetenekleri olup, çevrelerindeki kaynakları kullanıp araştırma yapmayan öğretim üyeleri bu şekilde etiğe aykırı davranmaktadırlar
    2 Üniversite öğretim üyesi kadrosuna talip olup yasal olarak bilimsel erkini de ilan ettiği halde, verdikleri bilim ve eğitim hizmeti yeterli olmayan öğretim üyelerinin bu ülke bilimine katkıları sorgulanmalıdır Bu kişiler üniversite kadrolarını boşuna tıkayarak yetenekli gençlerin üniversitelerde yer almalarına engel olmaktadırlar Bu durum da bir etik sorun olarak ele alınmalıdır


  6. 14.Mart.2012, 02:20
    3
    Silent and lonely rains
    2) Kurul üyesinin olumlu veya olumsuz yönde bir çarpıtmayla gerçeği yansıtmaması da etiğe uymaz Ayrıca, kurul üyesinin anonimliğinin yükseltme sürecini yürüten kurum tarafından süresiz olarak korunması yükseltilme sisteminin kilididir Kurul üyesinin kimliğinin, adının ve/veya raporunun herhangi bir öğesinin açıklanması önemli ve belirgin bir suçtur Bu suçu işleyen akademik üye veya destek personeline yükseltmeyi denetleyen kurum tarafından ödünsüzce yaptırım uygulanmalıdır Böyle bir uygulama sonucu adayın kurul üyesiyle süreç sırasında veya sonrasında bu konuda iletişim kurması önemli bir etik uyumsuzluğu oluşturur Bu durumda, adaylığın uzun bir süre ertelenmesi gibi bir yaptırım söz konusu olabilir
    (3) Adayın yönetim/mülakat/sınav kurulu üyeleri ile süreç dışı (örneğin üçüncü şahısla, meslek dışı bilgiyle, vb) iletişim denemesi etikle uyuşmaz ve adayın başarısızlığına yol açmalıdır
    Ayrıca, akademik yaşamın bütün evrelerinde (örneğin, akademik yükseltme jürilerinde, bilimsel ödül jürilerinde, vb) adam kayırma yani, mesleğin karar verme mekanizmalarından, nesnel bilimsel ölçütlerden herhangi bir biçimde sapma ve öznel kişisel ölçütlere herhangi bir biçimde bağlanma, bilime, bilim kurumlarına ve topluma büyük zarar verir Bu tür davranışlara göz yumulmamalıdır

    Eğitimde Sorunlar ve Kopyacılık
    Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de üniversite lisans ve lisansüstü eğitimi mesleklerin oluşumunda, bilimin ülke çapında ilerlemesinde ve çağdaş değerlerin toplumumuza yayılmasında kilit rol oynar Önemi ve ülkenin bu konuda sağlayabildiği kısıtlı olanaklar dolayısıyla yüksek öğretim büyük özenle korunmalı ve geliştirilmelidir
    Ailelerin uzun süreli ve derin etkili psikolojik ve maddi özverisiyle ve hatta normal lise eğitiminin savsaklanması pahasına üniversite giriş sınavına hazırlanan adayların yalnızca küçük bir kısmı üniversite öğrencisi olabilmektedir Bu özveri ve sayısal küçülmenin sonucunda yüksek öğretim başta değinilen kilit rolü katlayan bir önem kazanır
    Üniversite eğitimi boyunca eğitimci kimliği ile bilim insanına da çok büyük sorumluluklar düşer Bilim insanı eğitim görevlerini eksiksiz ve en mükemmel biçimde yerine getirmek, yaşam biçimi ve davranışı ile öğrencilerine örnek olmak zorundadır Eğitim hizmetinin ürünü kısa sürede somut olarak ölçülemez Bilim insanı bilgiye, doğruya ve erdeme, yalnızca özverili ve uzun soluklu çabalarla ulaşabileceğini, bu doğrultuda gerçek eğitimin ve öğrenmenin önemini öğrencilerine anlatmakla yükümlüdür Öğrencilerini çabasız, biçimsel bir ilerlemenin asıl hedef olarak görülebileceği bir yanılgının içine düşüren eğitimci meslek ahlakı açısından çok kusurlu davranmış olur
    Ne yazık ki, bazı eğitimcilerin görevlerini fiilen ders vermemeye ulaşabilecek düzeyde ihmal ettikleri gözlenmektedir Böyle bir davranış için hiçbir bahane (örneğin öğrencinin yetersizliği, maaşların düşüklüğü, başka eğitimcilerin bunu uyguladıkları vb) geçerli değildir Eğitimci eğitimi gerektiğince vermelidir Üniversite yönetimi eğitim standartlarını belirlemeli ve gözetmelidir
    Diğer yandan, inanılmaz bir yaygınlık gösteren kopyacılık üniversite eğitimi çabalarının sonucunu sıfırlamaya adaydır Kopyacılık ödevlerde, sınavlarda ve projelerde başkasının yapıtını kendi yapıtı imiş gibi göstererek eğitimde hak edilmeyen ilerlemeyi sağlamaktır ve sistemimizde ne yazık ki çok yaygındır
    Kopyacılık bir başka öğrenciden, geçmiş çalışmalardan ve kitaplardan yapılmaktadır Çok sayıda öğrenci not rekabeti yüzünden kopyacılığa zorlandıklarından şikâyet etmektedirler Eğitim ve öğretimde kopyacılığın kabul edilir ve hatta başarı için zorunlu bir davranış haline getirilmesi, ileride toplum yaşamında devam ettirilecek bir yolsuzluklar zincirinin ilk halkasıdır
    Kopyacılığın asıl sorumlusu, hak ettiği eğitimi alamayan ve üstelik de şikâyetçi olabilen öğrenci değildir Asıl sorumlular: (I) kopyacılık sahtekârlığını hoş gören ve hatta bazen bir açıkgözlülük başarısı olarak öven bir genel kültür ve (2) kopyacıyı yakalamayı ve cezalandırmayı çeşitli bahanelerle reddeden bir eğitimci kültürüdür
    Kopyacılık toplumun bütün bireylerine manevi ve gerçek maddi zarar veren bir suçtur Çağdaş toplumlar ihbar, uyarma ve kınama düzeyinde bunun üstesinden gelmişlerdir Bu yönde genel kültürün değişmesi çok yönlü bir uğraştır Buna karşın, üniversitelerde eğitimcilerin kopyacılığa karşı gösterdikleri dikkat ve uyguladıkları yaptırım kolayca tanımlanabilir ve denetlenebilir (Özellikle kopyacılığın büyük ölçüde hatalarla birlikte kelimesi kelimesine yapılmasından dolayı)
    Kopyacılık, hırsızlık ve taciz gibi kesinlikle özür kabul etmeyen bariz bir suçtur Suçlu kişilerin sanki bu suçu bilmeleri olanaksızmış gibi uyarıyla ve sözde korkutmayla normal eğitimlerini sürdürmelerine izin verilmemeli, aksine bu kişilere etkili yaptırımlar uygulanmalıdır Üniversiteye kabul edilip kazandığı bu ayrıcalığı kopyacılıkla heba eden her kişiye üniversite eğitiminin dışında bırakılmış çok sayıda kişinin olduğu hatırlatılmalıdır Örneğin, ödevde kopyacılık için dersten geçme olanaklarını çok kısıtlayacak bir not düşürme, sınav veya projede kopyacılık için ise, üniversiteden bir dönem uzaklaştırma uygun yaptırımlardır Yaptırımın uygulandığı durumlarda yakalanmayan kopyacılar olduğuna işaret edilerek yakalananlara haksızlık edildiği iddia edilmektedir (Bu mantığın ne kadar tutarsız olduğu hırsızlık gibi diğer bir suça da uygulandığında görülür) Bu eşitsizliğin ortadan kaldırılması öğrenci toplumunun diğer çağdaş ülkelerde olduğu gibi kopyacılığı kendi içinde kabul etmemesi ve önce uyarı, sonra ele vermeyle önlemesi sayesinde gerçekleşir Bu, öğrencilere telkin edilmelidir Kopyacılıkta kopya alan ve kopya veren eşit derecede suçludur Ancak, en büyük sorumluluk kopyacılığı izleme ve yaptırım uygulama gayret ve cesaretini göstermeyen eğitimcide, eğitimcilerini uyarmayan bölüm başkanlarında, bölüm başkanlarını desteklemeyen üst yönetimdedir Üniversite yönetiminin sorumluluğunun bilincinde olarak kopyacılığı önleme yönünde alacağı kararlı tavır bu sorunun büyük ölçüde çözülmesini sağlayacaktır Olayın basitliği ve topluma verdiği yaygın zarar göz önüne alınırsa, bu konuda tepkisiz kalmak belki de en önemli bir meslek etiği yetersizliğidir Kopyacılığa hem göz yumanlar hem de kopya çekmelerine göz yumulanlar günümüzün veya geleceğin öğretim üyesi kimlikleriyle, bilimde kusurlu davranışlara yatkın bireyler olarak izlenmeli ve kendilerine yaptırım uygulanmalıdır

    Mali Desteğe İlişkin Etik Sorunlar
    Parasal destek talep eden araştırıcı proje önerisini açık olarak sunmalı, çalışmanın yürütülmesinde ve raporun yazılmasında dürüst olmalıdır
    Parasal destek sağlayan taraf ise, araştırmanın yapılacağı kurumda uygulanmakta olan etik normlara uymayanlar hakkında ne gibi işlem ve yaptırımların uygulanacağı hususunu kurumdan yazılı olarak talep etmelidir
    Destek dağıtımında kayırmacılık etiğe aykırıdır Mali destekler amaçlarına uygun ve araştırıcıların yetkinlikleri göz önüne alınarak dağıtılmalıdır Önerilen projenin bilimsel değeri ile amaca ulaşma olasılığı ölçüt olmalıdır Bilimsel değer ise uluslararası düzeyde kabul görecek bulguların elde edilmesidir Bunun göstergesi de sonuçların uluslararası dergilerde yayına kabulüdür
    Hem kayırmacılığın en aza indirilmesi, hem de dağıtımın genelde adil yapılabilmesi için paralı desteğe ilişkin başvuru koşulları ve başvuruları değerlendirme kıstasları ayrıntılı olarak duyurulmalıdır
    Parasal destek sağlayan tarafın araştırmadan çıkarı olması durumunda çıkar çatışması ortaya çıkabilir (Bakınız: Bölüm III) Örneğin, araştırıcı parasal destek aldığı bir şirketin ürünleri hakkında olumsuz rapor vermek istemeyebilir Böyle durumlarda etikten ödün verilmesi kabul edilemez

    VI bilim insani olarak hekim ve etik

    Tıp Etiği
    Tıp uygulamaları sürecinde ahlaki değer sorunlarını ele alan disipline Tıp Etiği denir Tıp etiği, tıp uygulamalarındaki olayları inceler ve değerlendirirken başlıca aşağıdaki üç temel ilkeyi göz önüne alır: (I) Özgürlüğe saygı ilkesi, (2) Adalet ilkesi, (3) Yarar sağlama ve zarar vermeme ilkesi Sağlık alanındaki 'etik dışı davranış' olaylarında bu üç temel ilkeden herhangi birinin çiğnenmesi birincil önemde olabilir

    Özgürlüğe Saygı İlkesi
    İnsan olmanın en önemli öğelerinden biri olan özgürlük, aynı zamanda, tüm insan haklarının da temel dayanağıdır Bireyin özgürlüğünü sınırlayan en önemli nedenlerden biri ise hastalık halidir Sağlık bilimleri ve tıbbın temel amaçlarından birisi de hastalık olgusunu önlemek, hastayı olabildiğince iyileştirmek ve mümkünse, hastalığı ortadan kaldırmaktır Özgürlük sorunu sadece hasta ile sınırlı kalmayıp, sağlıklı kişilerin özgürlüğünü de ilgilendirir 'Bilgilendirilmiş olur' (informed consent) uygulaması buna bir örnektir

    Adalet İlkesi
    Adalet kavramı hak ve eşitliği içerdiğine göre, hastalanmak eşitlik açısından ele alındığında da önem kazanmaktadır Çünkü hastalık hastanın diğer kişilerle eşitliğini bozmaktadır Hak açısından yaklaşılırsa; Hasta Hakları denen kavram ortaya çıkar Genel olarak tıp etiği alanında adalet ilkesi, hasta haklarının yorumlanması ve sorgulanması yöntemine dayandırılır Bilim etiği açısından çok sosyal açıdan bir örnek vermek gerekirse, aynı sosyal devlet içinde yer alan hasta bireylerin hepsinin sağlık hizmetlerinden eşit olarak ve aynı kolaylık ve rahatlık içinde yararlanabilmesi gerekir

    Yarar-Zarar İlkeleri
    Bu iki ilke hem birbirlerine, hem de özgürlük ve adalet ilkelerine sıkı sıkıya bağlıdır Hekimlik tarihini başlatan Hippocrates'ten beri, önce hastaya zarar vermeme ilkesi hekimlik uygulamalarında ilk sırayı almış, bu ilke 'primum non nocere' şeklinde dile getirilmiştir Sağlık bilimleri alanındaki araştırmalarda tanı ve sağaltıma yönelik olarak 'primum non nocere' ilkesi hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir İyi bir sedatif ve hipnotik etkisinin yanı sıra, geçmişte gebelik kusmalarını önlemek için de kullanılan Thalidomide adlı ilacın yüzlerce sakat bebek doğmasına neden olması, bu konuda yazık ki acı bir örnek oluşturmuştur Kısacası, bir hekimin hastasını tedavi ederken önce zararlı olmama ilkesini koruması gibi, sağlık bilimlerinde araştırma yapanların da toplumun tüm bireylerine karşı aynı sorumluluğu duymaları gereklidir Yararlılık ilkesi tıbbın kendi uygulamasının özünde vardır Yarar sağlama ilkesi öncelikle hastanın yararı için olmalıdır Yarar/zarar ilkesi içine yarar/risk değerlendirmesi de dâhil edilebilir Hasta bireye bir sağaltım yöntemi önerildiğinde, bu yöntemin riskleri de göz önüne alınmalı ve riskin umulan yararı aştığı durumlarda hastanın özerk kararı da göz önüne alınarak uygulamadan vazgeçilmelidir
    Sağlık bilimlerinde sağaltım ve tanı yöntemleri üzerinde araştırma yapılırken de aynı ilkeler geçerli olmalı, önerilen yeniliğin yararı ve zararı, ortaya çıkabilecek riskler ve bunlara karşı alınabilecek önlemler çok ayrıntılı ve dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir Bu etik ilkeler hekim- hasta ilişkilerinde ne kadar önemli ise, tıp alanındaki çalışmalarda da aynı derecede önemlidir ve hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir Sağlık bilimlerinde çalışanlar yaptıkları araştırmalarda yarar/zarar oranını olabildiğince yarar yönüne çevirecek, zararı ve riski en aza indirecek yeni yöntemler ve sağaltım biçimleri peşinde olmalıdırlar

    Sağlık Bilimlerinde Etik ve Toplum
    Sağlık bilimlerindeki etik genel bilim etiğinin içerdiği temel öğeleri taşır Bilimde 'Etik Dışı Davranışlar' başlığı altında ele alınan konular sağlık bilimleri için de aynen geçerlidir Bu bakımdan, daha önceki sayfalarda sözü edilen birçok kavram ve bilgiyi yinelemeden, aşağıda sağlık bilimlerinde etiğin önemi ve toplumdaki etkisi konusu ele alınacaktır
    Tıp araştırmalarında etik giderek önem kazanmakta ve bilimsel araştırmalarda araştırıcı-denek-toplum çıkarlarının ahlak ilkeleri içinde korunması ön plana çıkmaktadır Diğer bir deyişle, bilimsel araştırmalardaki etik sadece araştırma ile ilgili birincil grupları kapsamakla kalmayıp toplumsal bir olgu haline de dönüşmektedir Tıp araştırmalarının toplumu hem sonuçları hem de etik açıdan ilgilendirmesinde aşağıdaki nedenler söz konusu olabilir:
    1 Yirminci yüzyılda devrimsel nitelik ve nicelikte bilimsel araştırmalar ve gelişmeler olmuştur Örneğin organ nakli, tüp bebek, genetik çalışmalar, kopyalama, vb Bu biyolojik gelişmeler toplumbilimin ve bireylerin bugün sahip oldukları ve inandıkları ahlak değerlerini aşmaktadır Hukuk ve yasalar da bu gelişmelere hazırlıksız yakalanmışlardır
    2 Bilimdeki gelişmeler ve sağlık alanındaki ilerlemelerle beraber araştırmalar da giderek insanın denek olarak kullanılmasını, örneğin yaralayıcı (/nvos/Ve) tanı ve sağaltım yöntemlerinin geliştirilmesini ve yeni ilaç uygulamalarını daha çok gündeme getirmektedir Bu durumda, bilime ve topluma sağlanacak genel yarar ile insanın biyolojik, psikososyal ve moral açıdan bir bütün olarak sağlığı, esenliği ve saygınlığı arasındaki dengeyi çok iyi korumak gerekmektedir Bu anlayış toplum içinde birçok grubun ilgisini ve bazı durumlarda da tepkisini çekmektedir
    3 Tıp araştırmalarında uluslar arasılık kavramı hızla gelişmektedir
    Değişik ülkelerde yapılsa da, araştırmalar artık aynı standartları gerektirmektedir Örneğin, bir çalışmadaki tıbbi sonuçlar diğer toplumlarda da denenecek ise, 'uluslararası' standartlara uymak gerekecektir Bu öncelikle araştırma gruplarını ilgilendirir gibi gözükse de, araştırma sonuçlarının toplum yaşamına uygulanması açısından daha da kapsamlıdır Aslında, tıp araştırmalarındaki çok merkezli çalışmaların özündeki uluslararasılık kavramı da bu açıdan gözden geçirilmelidir
    4 Araştırmacı olmayan bireyler ve kurumlar tıp araştırmalarına yatırım yapmaktadır Parasal destekleri nedeni ile bu kurumlar ve temsil ettikleri çevreler, bu araştırmalar konusunda söz söyleme ve hatta 'yönlendirme' hakkına sahip olmaktadırlar Çünkü tıbbi araştırmaların sonuçları birer sanayi ürünü haline dönüşmektedir Örneğin, ilaç endüstrisinde ilaçlar ve tıbbi aygıtların üretilmesi gibiToplumda kolaylıkla uygulamaya dönüşebilen araştırmalarda, toplumun ve bireylerin ve hatta araştırıcının doğru şekilde korunmasında etik ilkeler çok büyük önem kazanmaktadır Geçmiş yüzyıldan başlayarak bilimsel rekabet ve özellikle tıbbi araştırmalara özel girişimciliğin karışması sonucu bilim insanları baskılı ve stresli bir ortamda çalışmaya zorlanmaktadır Örneğin, parasal destek alan araştırma kurumları belirli zaman içinde belirli sayıda araştırma tamamlamaya zorlanmaktadır Bu da, en azından bazı araştırıcıları kusurlu davranışlara yöneltebilmektedir Daha da kötüsü, destek veren kuruluşların bilimsel araştırma sonuçlarına dolaylı veya dolaysız olarak müdahale etme olasılığıdır Burada bilim insanlarının yaşam standartlarına ilişkin sorunlar da gündeme gelmektedir Eğer üniversite bilim insanına yaşamsal refah ve çalışmaları için dingin bir ortam sağlayamıyorsa, dışarıdan gelen parasal desteğin boyutuna göre 'bilimsel yansızlık' tehlikeye girebilecektir Bütün bu ilişkiler içinde sağlık bilimlerinde araştırma etiği büyük önem kazanmaktadır

    Öğretim Üyesi Olarak Hekim ve Etik
    Tıp fakültelerinin diğer araştırma kurumlarından önemli bir farkı, bilimsel araştırma ve eğitim görevlerinin yanı sıra kamu görevinin de olmasıdır Sağlık konusunda halkı uyarma, hastalıkları önleme ve tedavi etme, ilgili kuruluşlardan (örneğin Adli Tıp) gelen istem üzerine rapor hazırlama görevleri vardır; bu görevleri günlük uğraşları içine girmiştir Bu bakımdan, bazı temel tıp dalları (fizyoloji, anatomi, biyokimya gibi) bir yana bırakılırsa, öğretim üyeleri ve yardımcılarının bir hizmet sektörü olarak yoğun bir günlük çalışma içinde olmaları beklenir Ama bu durum üniversite öğretim üyelerine 'bilimsel araştırma yapmama' hakkı verdirmez Şöyle ki:
    1 Tıp Fakülteleri diğer kamu görevi yapan sağlık kurumlarına göre (Devlet Hastaneleri, SSK Hastaneleri vb) daha fazla yardımcı kadrolara, daha çok asistan, uzman, teknisyen, laborant ve hemşireye sahiptir Dolayısıyla öğretim üyelerinin bilimsel araştırmaya daha fazla zaman ayırabilmeleri gerekir
    2 Her ne kadar fakültelere göre değişse de, önde gelen birçok tıp merkezinde tanı ve tedaviye yönelik devlet bütçesi ya da döner sermaye olanaklarıyla sağlanan çok pahalı ve modern aygıtlar bulunmaktadır Bu aygıtlar her zaman tıbbi araştırmaya yönelik bilimsel araştırmaları olanaklı kılar
    3 Uluslararası dergi ve kitap akışı ve diğer literatüre ulaşma yolları tıp fakültelerinde çok daha fazladır Uluslararası bilgisayar ağı bilgiye ulaşmayı çok kolaylaştırmıştır
    4 Birçok öğretim üyesi Batının gelişmiş ülkelerinde eğitim görmüşler ve bilimsel araştırma yapıp, gerekli bilim metodolojisini öğrenmişlerdir
    Bu durumda ülkemizdeki tıp fakültelerinin mevcut olandan çok daha fazla, daha üst düzeyde bilimsel etkinlik içinde olmaları beklenir Ancak bilimsel etkinlikler yetersizdir Açıkçası, tıp fakültelerinde öğretim üyelerinin bir kısmı araştırma yapmamaktadır Alınan iyi bir eğitim ve çoğu zaman yurtdışında edinilen deneyim ve birikime rağmen, genellikle bilimsel etkinlik bir yana bırakılmakta, ekonomik ya da diğer gerekçelerle klinikçi ve/veya eğitimci etkinlikler ön plana çıkmaktadır
    Üniversitelerde ve bu bağlamda tıp fakültelerinde klikleşme ve adam kayırmacılık gibi yöntemlerle akademik kadrolara ulaşılabilmektedir Belirli bir öğretim üyesi kesimi ise açıkça bilimsel araştırmanın nasıl yapıldığını bilmemektedir Bundan da önemlisi, bilimsel araştırmanın varlığı ve gerekliliği algılanmamakta, buna hiç önem verilmemektedir Bu gerekçeler doğrultusunda etik açıdan aşağıdaki durumlar da tartışmaya açılabilir:
    1 Belirli donanımları, bilgileri ve yetenekleri olup, çevrelerindeki kaynakları kullanıp araştırma yapmayan öğretim üyeleri bu şekilde etiğe aykırı davranmaktadırlar
    2 Üniversite öğretim üyesi kadrosuna talip olup yasal olarak bilimsel erkini de ilan ettiği halde, verdikleri bilim ve eğitim hizmeti yeterli olmayan öğretim üyelerinin bu ülke bilimine katkıları sorgulanmalıdır Bu kişiler üniversite kadrolarını boşuna tıkayarak yetenekli gençlerin üniversitelerde yer almalarına engel olmaktadırlar Bu durum da bir etik sorun olarak ele alınmalıdır





+ Yorum Gönder