Konusunu Oylayın.: Usulcüler maslahatları şari in muteber sayıp saymaması bakımından kaça ayrılır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Usulcüler maslahatları şari in muteber sayıp saymaması bakımından kaça ayrılır?
  1. 06.Mart.2012, 17:27
    1
    Misafir

    Usulcüler maslahatları şari in muteber sayıp saymaması bakımından kaça ayrılır?






    Usulcüler maslahatları şari in muteber sayıp saymaması bakımından kaça ayrılır? Mumsema usulcüler maslahatları şari in muteber sayıp saymaması bakımından kaça ayrılır


  2. 06.Mart.2012, 17:27
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 24.Mart.2012, 01:46
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: usulcüler maslahatları şari in muteber sayıp saymaması bakımından kaça ayrılır?




    MASLAHAT


    Sözlükte menfaat, fayda, yarar, bir şeyin düzgün, doğru ve uygun olması anlamlarına gelen maslahat, fıkıh usulünde, ayet ve hadislerin yorumlanmasında veya hakkında nass bulunmayan konularda içtihad edilirken gözetilen ve din açısından muteber olan yararlara maslahat denir. Başka bir ifadeyle maslahat, menfaatin celbi yahut zararın def'i, bertaraf edilmesidir. Çoğulu mesâlihtir.
    İslâm dininin getirmiş olduğu kuralların tamamı insanların yararınadır. Ancak bunların anlaşılabilmesi için, dinin esas almış olduğu yararların fert ve toplum dengesi içerisinde mütalaa edilmesi gerekir. Toplumun yararı için ferdin ezilmemesi, ferdin yararı için toplumun menfaatlerinin feda edilmemesi gerekir. Usulcüler maslahatları, Şâri’in muteber sayıp saymaması bakımından üçe ayırırlar:


    a) Mesâlih-i Mutebere;
    dikkate alınması gerektiğine dair hakkında şer’î bir delil bulunan maslahatlardır. Kıyasın delil olduğunu kabul eden fakihler, bu maslahatların itibara alınması ve buna göre ta’lil yapılabileceği konusunda ittifak etmişlerdir. Dinin, canın, aklın, neslin ve malın korunması muteber maslahatlardandır. Meselâ, aklın korunması için şarap içimi yasaklanmıştır. Buna kıyasla akla zarar veren, örten diğer alkollü içecekler ve uyuşturucu maddelere de buna kıyasla haram hükmü verilir.


    b)
    Mesâlih-i Mülgâ; hakkında muteber olmadığını gösteren şerî bir delil bulunan maslahatlardır. Bu maslahatlara göre ta’lil yapılamayacağı ve bunlar üzerine hüküm kurulamayacağı konusunda alimler ittifak etmişlerdir. Şâri tarafından kendisine itibar edilmeyen maslahatlar incelendiğinde, bunların ya da kuvvetli maslahatlara aykırı oldukları veya yanlış algılanmak sonucu maslahat olarak düşünüldüğü görülür. Buna tarihte geçen şu hadise örnek verilebilir: Endülüs hükümdarlarından Abdurrahman b. El-Hakem’in Ramazan ayında orucunu bozması üzerine, orada bulunan alimlerden Yahya b. Yahya, zengin olduğundan her zaman bir köle azat ederek bu şekilde orucunu bozacağı mülahazasıyla iki ay üst üste oruç tutması gerektiği konusunda fetvâ vermiştir. Bu alim, fetvasını kendisine göre bir maslahata bina etmiştir. Halbuki Allâh, orucunu bozan kimsenin öncelikle bir köleyi azat ederek özgürlüğüne kavuşturulmasını murat etmiştir. Bu ise, daha önemli ve önde gelen bir maslahattır. Dolayısıyla Yahya b. Yahya’nın itibar ettiği maslahat, Şâri’ tarafında muteber kabul edilmeyen bir maslahattır.

    c) Mesâlih-i Mürsele;
    insanlara bir fayda sağlayan veya onlardan bir zararı gideren, fakat muteber sayıldığına veya geçersiz olduğuna dair bir delil bulunmayan maslahatlardır. Buna göre mesâlih-i mürsele, hükmü nassla açıklanmayan ve kendisine kıyas edilebilecek bir hüküm bulunmayan durumlarda söz konusudur. Bunun yanında, kendisinde, şer’î bir hükmün gerekçesi olmaya elverişli ve üzerine hüküm bina edilebilecek münasip bir vasıf bulunmalıdır.
    Mesâlih-i mürseleye göre hüküm verilebilmesi için, maslahatın varlığından emin olunmalı, ayrıca genel, mahiyeti itibarıyle makul olması ve şer’î bir delil tarafından geçersiz sayılmaması gerekir.
    Hz. Ömer’in fethedilen toprakları mücahitler arasında ganimet olarak dağıtmayıp, Müslümanlar’a sürekli gelir kaynağı teşkil etmesi için eski sahiplerinin elinde bırakması ve harac vergisi koyması mesâlih-i mürseleye göre verilen hükümlerdendir.
    alıntı..



  4. 24.Mart.2012, 01:46
    2
    Silent and lonely rains



    MASLAHAT


    Sözlükte menfaat, fayda, yarar, bir şeyin düzgün, doğru ve uygun olması anlamlarına gelen maslahat, fıkıh usulünde, ayet ve hadislerin yorumlanmasında veya hakkında nass bulunmayan konularda içtihad edilirken gözetilen ve din açısından muteber olan yararlara maslahat denir. Başka bir ifadeyle maslahat, menfaatin celbi yahut zararın def'i, bertaraf edilmesidir. Çoğulu mesâlihtir.
    İslâm dininin getirmiş olduğu kuralların tamamı insanların yararınadır. Ancak bunların anlaşılabilmesi için, dinin esas almış olduğu yararların fert ve toplum dengesi içerisinde mütalaa edilmesi gerekir. Toplumun yararı için ferdin ezilmemesi, ferdin yararı için toplumun menfaatlerinin feda edilmemesi gerekir. Usulcüler maslahatları, Şâri’in muteber sayıp saymaması bakımından üçe ayırırlar:


    a) Mesâlih-i Mutebere;
    dikkate alınması gerektiğine dair hakkında şer’î bir delil bulunan maslahatlardır. Kıyasın delil olduğunu kabul eden fakihler, bu maslahatların itibara alınması ve buna göre ta’lil yapılabileceği konusunda ittifak etmişlerdir. Dinin, canın, aklın, neslin ve malın korunması muteber maslahatlardandır. Meselâ, aklın korunması için şarap içimi yasaklanmıştır. Buna kıyasla akla zarar veren, örten diğer alkollü içecekler ve uyuşturucu maddelere de buna kıyasla haram hükmü verilir.


    b)
    Mesâlih-i Mülgâ; hakkında muteber olmadığını gösteren şerî bir delil bulunan maslahatlardır. Bu maslahatlara göre ta’lil yapılamayacağı ve bunlar üzerine hüküm kurulamayacağı konusunda alimler ittifak etmişlerdir. Şâri tarafından kendisine itibar edilmeyen maslahatlar incelendiğinde, bunların ya da kuvvetli maslahatlara aykırı oldukları veya yanlış algılanmak sonucu maslahat olarak düşünüldüğü görülür. Buna tarihte geçen şu hadise örnek verilebilir: Endülüs hükümdarlarından Abdurrahman b. El-Hakem’in Ramazan ayında orucunu bozması üzerine, orada bulunan alimlerden Yahya b. Yahya, zengin olduğundan her zaman bir köle azat ederek bu şekilde orucunu bozacağı mülahazasıyla iki ay üst üste oruç tutması gerektiği konusunda fetvâ vermiştir. Bu alim, fetvasını kendisine göre bir maslahata bina etmiştir. Halbuki Allâh, orucunu bozan kimsenin öncelikle bir köleyi azat ederek özgürlüğüne kavuşturulmasını murat etmiştir. Bu ise, daha önemli ve önde gelen bir maslahattır. Dolayısıyla Yahya b. Yahya’nın itibar ettiği maslahat, Şâri’ tarafında muteber kabul edilmeyen bir maslahattır.

    c) Mesâlih-i Mürsele;
    insanlara bir fayda sağlayan veya onlardan bir zararı gideren, fakat muteber sayıldığına veya geçersiz olduğuna dair bir delil bulunmayan maslahatlardır. Buna göre mesâlih-i mürsele, hükmü nassla açıklanmayan ve kendisine kıyas edilebilecek bir hüküm bulunmayan durumlarda söz konusudur. Bunun yanında, kendisinde, şer’î bir hükmün gerekçesi olmaya elverişli ve üzerine hüküm bina edilebilecek münasip bir vasıf bulunmalıdır.
    Mesâlih-i mürseleye göre hüküm verilebilmesi için, maslahatın varlığından emin olunmalı, ayrıca genel, mahiyeti itibarıyle makul olması ve şer’î bir delil tarafından geçersiz sayılmaması gerekir.
    Hz. Ömer’in fethedilen toprakları mücahitler arasında ganimet olarak dağıtmayıp, Müslümanlar’a sürekli gelir kaynağı teşkil etmesi için eski sahiplerinin elinde bırakması ve harac vergisi koyması mesâlih-i mürseleye göre verilen hükümlerdendir.
    alıntı..






+ Yorum Gönder