Konusunu Oylayın.: Kız çocukları olan çiftin erkek çocuğu olması için tıbbi müdahale yaptırmak dinen caiz midir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kız çocukları olan çiftin erkek çocuğu olması için tıbbi müdahale yaptırmak dinen caiz midir?
  1. 05.Mart.2012, 15:37
    1
    Misafir

    Kız çocukları olan çiftin erkek çocuğu olması için tıbbi müdahale yaptırmak dinen caiz midir?






    Kız çocukları olan çiftin erkek çocuğu olması için tıbbi müdahale yaptırmak dinen caiz midir? Mumsema Selamün aleyküm muhterem hocam daha önce size erkek çocuk için süal sormuştum ama cevabı tüp bebek şeklinde yazmıştınız . Asıl sorum şudur kardeşimizin 3 tane kız çocuğu var yani hiç çocuk yok değil ama erkek çocuk olmayınca erkek çocuk için tedavi fetvası isterler oda kıbrısta yapılmaktaymış bu konuda detaylı ve tatmin edici bilgi alabilirsek bilhassa dua ederiz esselamü aleyküm


  2. 05.Mart.2012, 15:37
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Selamün aleyküm muhterem hocam daha önce size erkek çocuk için süal sormuştum ama cevabı tüp bebek şeklinde yazmıştınız . Asıl sorum şudur kardeşimizin 3 tane kız çocuğu var yani hiç çocuk yok değil ama erkek çocuk olmayınca erkek çocuk için tedavi fetvası isterler oda kıbrısta yapılmaktaymış bu konuda detaylı ve tatmin edici bilgi alabilirsek bilhassa dua ederiz esselamü aleyküm


    Benzer Konular

    - İmam nikahı için şahitlerden birinin kadın birinin erkek olması yeterli midir, yoksa iki erkek ya da

    - Çocuğu olması için adak adayanın ikiz çocuğu olursa kaç tane kurban kesmelidir

    - İki aylık çocuğu aldırmak, kürtaj yaptırmak caiz midir?

    - Eşi ölen kadın erkek çocuğu olan dul bir adamla evlenirse çocukları helalmidir

    - Aşı nedeni ile sakat kalma riski olan çocuğu aldırmak caiz midir?

  3. 05.Mart.2012, 17:18
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Kız çocukları olan çiftin erkek çocuğu olması için tıbbi müdahale yaptırmak dinen caiz midir?




    Bunda İslam`ın kadınla erkeği birer insan olarak (kâbiliyetleri ve fonksiyonları itibari ile değil) eşit sayması esasına bir aykırılık var. Böyle bir âyet olsa ve herkes de bundan yararlansa, böylece bütün çocuklar erkek doğsa, durum ne olur? Dünyanın düzeni bozulmaz ve insan nesli bir asır sonra bitmez mi? Oysa Allah Kur`ân`da şöyle buyuruyor: "Göklerin ve yerin mülkü Allah`ındır. O dilediğini yaratır. Diledigine kız çocukları verir, dilediğine de erkek çocukları verir. Ya da onları erkekli dişili çift verir. Dilediğini de kısır yapar. Şüphesiz o Alîmdir, Kadîr`dir (Herşeyi çok iyi bilir, her şeye gücü yeter). "(Sûra 42/49, 50) Hep kız çocuğu olanların erkek çocuk arzu etmesi, hep erkek çocuğu olanların da kız arzu etmesi normal ve tabiîdir. Ama erkeğin daha hayırlı olduğuna inanarak erkek istemek normal değildir. Çünkü kimin hayırlı olacağını Allah bilir. Allah Rasûlü Efendimiz de, belki sırf bu cahilî düşünceyi yıkmak için: "Kimin üç kızı ya da üç kız kardeşi veya iki kızı ya da iki kız kardeşi olur da, onlara iyi bakar ve onlar konusunda Allah`tan sakınırsa, Cennet onun hakkıdır." (160 Tirmizî, bir 13) buyurmuşlardır. Bir başka rivayette: "Kimin bir kız çocuğu olur da onu canlı canlı gömmezse, onu horlamazsa, erkek çocuğunu ona tercih etmezse, Allah onu Cennete koyar.(161 Ebû Dâvûd, edep 121; Müsned I/223)

    Bu düşünceyi Allah, müşriklerin düşüncesi olarak bildirir: "Onlardan birine kız çocuğu müjdelendiginde, içi öfkeyle dolar, yüzü kapkara kesilir. Aldığı bu müjdeden utanarak halktan gizlenmeye çalışır. ‚Onu ar olarak tutayım mı, yoksa diri diri toprağa mı gömeyim, diye düşünür. Bakın ne kötü yargıda bulunuyorlar." (Nahl 16/57-59) "Onlardan birine, Rahman olan Allah`a nisbet ettikleri bir kız evlât müjdelense, içi öfkeyle dolar, yüzü kapkara kesilir." (Zuhruf 43/17)



    --------------------------------------------


    İtikat dairesi ile sebeplere bağlı olarak yaratılan fiiliyat dairesini birbirine karıştırmamak gerekir. Örneğin hasta olduğumuz zaman doktora gidiyoruz, verdiği ilaçları kullanıyoruz ve iyileşiyoruz. Bu tarz bir muamele, Allah’ın fiiliyat dairesinde yarattığı bir hikmet manzumesidir.

    Sebeplere yapışmak, Allah’ın Hakîm isminin emrini yerine getirmek manasına gelir. Ancak, hikmet dairesinde kullandığımız ilaçların sonucunda, doktorun veya ilaçların doğrudan bize şifa verdiğini diyemeyiz. Bilakis, “Allah’ın Hakîm isminin tecellisiyle yeryüzü eczanesinde depo ettiği ilaçlarını kullandık ve O da Şafî ismiyle bize şifa verdi” demek zorundayız.

    Sebeplere riayet etmemek, Allah’ın hakim isminin düzenlediği fıtrî nizam-nameye/ilahî yönetmeliğe aykırı olduğu gibi, hakikî tesiri sebeplere vererek Allah’ı devre dışı bırakmak ise gerçeğe, hak ve hakikate aykırıdır, İslam inancına taban tabana zıttır.

    Bunun gibi, evlenmek çocuk yapmak için uyulması gereken bir sebeptir. Fakat çocuğu yaratan Allah’tır. Nitekim bir çok evlilerde çocuk olmuyor.

    Çocuğun kız veya erkek olmasının da bir ilahî kanuna bağlanması Hakîm isminin bir yansımasıdır ve hikmetli sebepler dairesi nizam-namesinin bir gereğidir. Ancak, bu nizam-nameyi düzenleyen de onu uygulayan da Allah’tır. Bir çok defa Allah bu nizam-nameyi uygulamayarak kendisinin mutlak iradesini ve mutlak kudret ve yaratıcılığını göstermektedir.

    Jinekolji ve biyolojide (X-Y) olarak adlandırılan ilahî yönetmeliği yürürlüğe koyan da, onu uygulan da Allah’tır.

    Dolayısıyla, Allah dilemedikçe hiç bir insanî seçenek gün yüzünü bulmaz. Gün yüzüne çıkanlar da ancak Allah’ın dilemesiyle çıkarlar.

    İlgili ayetlerin mealleri şöyledir:

    “Göklerin ve yerin egemenliği Allah'a aittir. O dilediğini yaratır; dilediğine kız çocukları bahşeder, dilediğine de erkek çocukları bahşeder. Yahut erkek ve kız çocuklarını birlikte verir. Dilediğini de çocuksuz bırakır. Şüphesiz O her şeyi bilir, her şeye gücü yeter.” (Şura, 42/49, 50)

    Bir önceki âyette insanoğluna ilâhî bir rahmet tattırıldığında sevinip şımardığı, ama istemediği bir durumla karşılaşınca nankörlük ettiği belirtildikten sonra burada Kur'an'in geldiği dönemde ve toplumda bu tavrın çok açık bir örneğine, çocuk sahibi olma ve çocukların cinsiyeti konusundaki anlayışa değinilmektedir.

    Câhiliye dönemi Arapları, çocuğun meydana gelmesi ve özellikle cinsiyetinin belirlenmesini Yüce Allah'ın irade ve kudretine bağlamak yerine insanlara nispet edercesine; bu konuyu övme, övülme, kınama ve kınanma sebebi sayıyorlardı. Esasen değişik toplumlarda görülegelen ve günümüzde de yer yer açık veya gizli biçimde insanlar üzerinde etkisini hissettiren bu telakki, Kur'an tarafından mahkum edilmiştir.

    Bu âyetlerde biri inanç diğeri ahlâk alanıyla ilgili iki ana tema dikkati çekmektedir:

    İnançla ilgili olarak şu mesajın verilmek istendiği söylenebilir: Evrendeki hiçbir varlık ve oluş Yüce Allah'ın hükümranlığı dışında düşünülmemelidir. İnsanlar için büyük önem tanıyan çocuk sahibi olma ve çocuğun cinsiyeti konusunda -tıbbî müdahalelerin etkileri dahil olmak üzere- insan irade ve çabasının ürünü gibi görünen sonuçların da gerçekte ilâhî iradeden bağımsız olmadığı ve Allah Teâlâ'nın koyduğu yasalar çerçevesinde gerçekleştiği asla göz ardı edilmemelidir.

    Buna bağlı olarak verilmek istenen ahlâkî mesaj da şu olmaktadır: 49. âyetin lafızlarından açıkça anlaşıldığı üzere, ister kız ister erkek cinsinden olsun, doğan her çocuk Allah'ın bağışı ve armağanı olduğuna, erkek ve kız çocuklarına birlikte sahip olmak da kısır kalmak da ilâhî iradeye bağlı bulunduğuna göre, çocuk sahibi olma veya olamama, kız veya erkek çocuğunun dünyaya gelmesi insanlar için bir övgü veya yergi konusu olmamalı, bir üstünlük ya da kusur gibi görülmemelidir.

    Kulun görevi, çocuk sahibi olmuşsa -bazı âyetlerde dünya hayatının süsü olarak nitelenen- bu armağanı veren Allah'a şükretmek, istediği veya gerekli meşru sebeplere tevessül ettiği halde çocuk sahibi olamamışsa -sınav alanı olan dünya hayatında insanların sağlık, vücut temliği vb. bütün nimetlerde eşit tutulmadıklarını dikkate alarak- sabretmektir.

    İnsanın çocuk sahibi olmayı ve bunun mutluluğunu yaşamayı arzu etmesi doğaldır ve din bunu kınamaz. Fakat ister bu ister başka konuda bir kimsenin gerçekleşmesini arzuladığı bir sonucu kendi hayatı ve mutluluğu için vazgeçilmez görmesi sonuçta kendisi için neyin iyi neyin kötü olduğunu daha çok kendisinin bildiği iddiasında bulunması gibi bir anlam taşır.

    Böyle bir tutumun yanlışlığı ve İlâhî takdire rıza göstermeme anlamı taşıdığı ise açıktır. Bu yanlışlığa düşülmemesi için Kur'an'ın yaptığı uyanlardan biri şöyledir: "Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu halde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilir, siz ise bilemezsiniz." (Bakara, 2/216)

    Not: Tıbbi bir zorunluluk bulunmadıkça cinsiyet tayinine gidilmesi dinen uygun değildir.
    S.İslmyt


    -------------------------------------

    Tüp Bebek yönteminde cinsiyet tayini caizmi dir?

    4. Cinsiyet Tayini:

    Erkek cinsiyetini belirleyen “Y” kromozomlu bir spermatozoid tarafından aşılanan yumurtadan erkek çocuk; “X” kromozomlu bir spermatozoid tarafından aşılanan yumurtadan ise kız çocuk doğmaktadır. Demek oluyor ki, doğacak olan çocuğun cinsiyeti aşılanma (döllenme) sırasında kesinleşmekte ve bu da yumurtaya giren spermatozoidin taşıdığı cinsiyet kromozomunun çeşidine göre olmaktadır. Çocuğun cinsiyetini tespit etmek tıp bilimine göre mümkündür.

    Ancak doğacak çocukların cinsiyetinin belirlenmesi şimdiden öngörülmeyecek başka demografik ve ekolojik sorunlar ortaya çıkarabileceği cinsiyetlerin dağılımı konusunda var olan dengenin bozulmasına yol açabileceğinden, herhangi bir zorunluluk olmadıkça yapılması uygun değildir. Nitekim Asya ve Doğu ülkelerinde aileler, genelde erkek çocuk istemektedirler. Bizim toplumumuzda da durum farklı değildir. Bu da dünyadaki dengenin erkek çocuğun lehine bozulabileceğini göstermektedir. Bu ise, sünnetullaha aykırıdır. Zira Kur'ân’da, “Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir. Yahut o çocukları erkekler, dişiler olmak üzere çift verir, dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir, hakkıyla gücü yetendir” (Şûrâ 42/49-50) buyrularak insanların erkek veya kız olmasının Allah tarafından belirlendiği ifade edilmiştir.

    Pek çok uluslararası temel metinde, örneğin Avrupa Konseyinin Biyoetik Komisyonunun raporlarında ve yakın geçmişte Kahire'de 238 ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı toplantısının sonuç metninde de konu ele alınmış ve tıp dışı nedenlerle gerçekleştirilen cinsiyet seçimi uygulamaları uygun görülmemiş ve buna karşı önlem alınması gerektiği dile getirilmiştir.

    Bu itibarla tıbbi bir zorunluluk bulunmadıkça cinsiyet tayinine gidilmesi dinen uygun değildir.

    Diyanet işleri Başkanlığı




  4. 05.Mart.2012, 17:18
    2
    Silent and lonely rains



    Bunda İslam`ın kadınla erkeği birer insan olarak (kâbiliyetleri ve fonksiyonları itibari ile değil) eşit sayması esasına bir aykırılık var. Böyle bir âyet olsa ve herkes de bundan yararlansa, böylece bütün çocuklar erkek doğsa, durum ne olur? Dünyanın düzeni bozulmaz ve insan nesli bir asır sonra bitmez mi? Oysa Allah Kur`ân`da şöyle buyuruyor: "Göklerin ve yerin mülkü Allah`ındır. O dilediğini yaratır. Diledigine kız çocukları verir, dilediğine de erkek çocukları verir. Ya da onları erkekli dişili çift verir. Dilediğini de kısır yapar. Şüphesiz o Alîmdir, Kadîr`dir (Herşeyi çok iyi bilir, her şeye gücü yeter). "(Sûra 42/49, 50) Hep kız çocuğu olanların erkek çocuk arzu etmesi, hep erkek çocuğu olanların da kız arzu etmesi normal ve tabiîdir. Ama erkeğin daha hayırlı olduğuna inanarak erkek istemek normal değildir. Çünkü kimin hayırlı olacağını Allah bilir. Allah Rasûlü Efendimiz de, belki sırf bu cahilî düşünceyi yıkmak için: "Kimin üç kızı ya da üç kız kardeşi veya iki kızı ya da iki kız kardeşi olur da, onlara iyi bakar ve onlar konusunda Allah`tan sakınırsa, Cennet onun hakkıdır." (160 Tirmizî, bir 13) buyurmuşlardır. Bir başka rivayette: "Kimin bir kız çocuğu olur da onu canlı canlı gömmezse, onu horlamazsa, erkek çocuğunu ona tercih etmezse, Allah onu Cennete koyar.(161 Ebû Dâvûd, edep 121; Müsned I/223)

    Bu düşünceyi Allah, müşriklerin düşüncesi olarak bildirir: "Onlardan birine kız çocuğu müjdelendiginde, içi öfkeyle dolar, yüzü kapkara kesilir. Aldığı bu müjdeden utanarak halktan gizlenmeye çalışır. ‚Onu ar olarak tutayım mı, yoksa diri diri toprağa mı gömeyim, diye düşünür. Bakın ne kötü yargıda bulunuyorlar." (Nahl 16/57-59) "Onlardan birine, Rahman olan Allah`a nisbet ettikleri bir kız evlât müjdelense, içi öfkeyle dolar, yüzü kapkara kesilir." (Zuhruf 43/17)



    --------------------------------------------


    İtikat dairesi ile sebeplere bağlı olarak yaratılan fiiliyat dairesini birbirine karıştırmamak gerekir. Örneğin hasta olduğumuz zaman doktora gidiyoruz, verdiği ilaçları kullanıyoruz ve iyileşiyoruz. Bu tarz bir muamele, Allah’ın fiiliyat dairesinde yarattığı bir hikmet manzumesidir.

    Sebeplere yapışmak, Allah’ın Hakîm isminin emrini yerine getirmek manasına gelir. Ancak, hikmet dairesinde kullandığımız ilaçların sonucunda, doktorun veya ilaçların doğrudan bize şifa verdiğini diyemeyiz. Bilakis, “Allah’ın Hakîm isminin tecellisiyle yeryüzü eczanesinde depo ettiği ilaçlarını kullandık ve O da Şafî ismiyle bize şifa verdi” demek zorundayız.

    Sebeplere riayet etmemek, Allah’ın hakim isminin düzenlediği fıtrî nizam-nameye/ilahî yönetmeliğe aykırı olduğu gibi, hakikî tesiri sebeplere vererek Allah’ı devre dışı bırakmak ise gerçeğe, hak ve hakikate aykırıdır, İslam inancına taban tabana zıttır.

    Bunun gibi, evlenmek çocuk yapmak için uyulması gereken bir sebeptir. Fakat çocuğu yaratan Allah’tır. Nitekim bir çok evlilerde çocuk olmuyor.

    Çocuğun kız veya erkek olmasının da bir ilahî kanuna bağlanması Hakîm isminin bir yansımasıdır ve hikmetli sebepler dairesi nizam-namesinin bir gereğidir. Ancak, bu nizam-nameyi düzenleyen de onu uygulayan da Allah’tır. Bir çok defa Allah bu nizam-nameyi uygulamayarak kendisinin mutlak iradesini ve mutlak kudret ve yaratıcılığını göstermektedir.

    Jinekolji ve biyolojide (X-Y) olarak adlandırılan ilahî yönetmeliği yürürlüğe koyan da, onu uygulan da Allah’tır.

    Dolayısıyla, Allah dilemedikçe hiç bir insanî seçenek gün yüzünü bulmaz. Gün yüzüne çıkanlar da ancak Allah’ın dilemesiyle çıkarlar.

    İlgili ayetlerin mealleri şöyledir:

    “Göklerin ve yerin egemenliği Allah'a aittir. O dilediğini yaratır; dilediğine kız çocukları bahşeder, dilediğine de erkek çocukları bahşeder. Yahut erkek ve kız çocuklarını birlikte verir. Dilediğini de çocuksuz bırakır. Şüphesiz O her şeyi bilir, her şeye gücü yeter.” (Şura, 42/49, 50)

    Bir önceki âyette insanoğluna ilâhî bir rahmet tattırıldığında sevinip şımardığı, ama istemediği bir durumla karşılaşınca nankörlük ettiği belirtildikten sonra burada Kur'an'in geldiği dönemde ve toplumda bu tavrın çok açık bir örneğine, çocuk sahibi olma ve çocukların cinsiyeti konusundaki anlayışa değinilmektedir.

    Câhiliye dönemi Arapları, çocuğun meydana gelmesi ve özellikle cinsiyetinin belirlenmesini Yüce Allah'ın irade ve kudretine bağlamak yerine insanlara nispet edercesine; bu konuyu övme, övülme, kınama ve kınanma sebebi sayıyorlardı. Esasen değişik toplumlarda görülegelen ve günümüzde de yer yer açık veya gizli biçimde insanlar üzerinde etkisini hissettiren bu telakki, Kur'an tarafından mahkum edilmiştir.

    Bu âyetlerde biri inanç diğeri ahlâk alanıyla ilgili iki ana tema dikkati çekmektedir:

    İnançla ilgili olarak şu mesajın verilmek istendiği söylenebilir: Evrendeki hiçbir varlık ve oluş Yüce Allah'ın hükümranlığı dışında düşünülmemelidir. İnsanlar için büyük önem tanıyan çocuk sahibi olma ve çocuğun cinsiyeti konusunda -tıbbî müdahalelerin etkileri dahil olmak üzere- insan irade ve çabasının ürünü gibi görünen sonuçların da gerçekte ilâhî iradeden bağımsız olmadığı ve Allah Teâlâ'nın koyduğu yasalar çerçevesinde gerçekleştiği asla göz ardı edilmemelidir.

    Buna bağlı olarak verilmek istenen ahlâkî mesaj da şu olmaktadır: 49. âyetin lafızlarından açıkça anlaşıldığı üzere, ister kız ister erkek cinsinden olsun, doğan her çocuk Allah'ın bağışı ve armağanı olduğuna, erkek ve kız çocuklarına birlikte sahip olmak da kısır kalmak da ilâhî iradeye bağlı bulunduğuna göre, çocuk sahibi olma veya olamama, kız veya erkek çocuğunun dünyaya gelmesi insanlar için bir övgü veya yergi konusu olmamalı, bir üstünlük ya da kusur gibi görülmemelidir.

    Kulun görevi, çocuk sahibi olmuşsa -bazı âyetlerde dünya hayatının süsü olarak nitelenen- bu armağanı veren Allah'a şükretmek, istediği veya gerekli meşru sebeplere tevessül ettiği halde çocuk sahibi olamamışsa -sınav alanı olan dünya hayatında insanların sağlık, vücut temliği vb. bütün nimetlerde eşit tutulmadıklarını dikkate alarak- sabretmektir.

    İnsanın çocuk sahibi olmayı ve bunun mutluluğunu yaşamayı arzu etmesi doğaldır ve din bunu kınamaz. Fakat ister bu ister başka konuda bir kimsenin gerçekleşmesini arzuladığı bir sonucu kendi hayatı ve mutluluğu için vazgeçilmez görmesi sonuçta kendisi için neyin iyi neyin kötü olduğunu daha çok kendisinin bildiği iddiasında bulunması gibi bir anlam taşır.

    Böyle bir tutumun yanlışlığı ve İlâhî takdire rıza göstermeme anlamı taşıdığı ise açıktır. Bu yanlışlığa düşülmemesi için Kur'an'ın yaptığı uyanlardan biri şöyledir: "Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu halde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilir, siz ise bilemezsiniz." (Bakara, 2/216)

    Not: Tıbbi bir zorunluluk bulunmadıkça cinsiyet tayinine gidilmesi dinen uygun değildir.
    S.İslmyt


    -------------------------------------

    Tüp Bebek yönteminde cinsiyet tayini caizmi dir?

    4. Cinsiyet Tayini:

    Erkek cinsiyetini belirleyen “Y” kromozomlu bir spermatozoid tarafından aşılanan yumurtadan erkek çocuk; “X” kromozomlu bir spermatozoid tarafından aşılanan yumurtadan ise kız çocuk doğmaktadır. Demek oluyor ki, doğacak olan çocuğun cinsiyeti aşılanma (döllenme) sırasında kesinleşmekte ve bu da yumurtaya giren spermatozoidin taşıdığı cinsiyet kromozomunun çeşidine göre olmaktadır. Çocuğun cinsiyetini tespit etmek tıp bilimine göre mümkündür.

    Ancak doğacak çocukların cinsiyetinin belirlenmesi şimdiden öngörülmeyecek başka demografik ve ekolojik sorunlar ortaya çıkarabileceği cinsiyetlerin dağılımı konusunda var olan dengenin bozulmasına yol açabileceğinden, herhangi bir zorunluluk olmadıkça yapılması uygun değildir. Nitekim Asya ve Doğu ülkelerinde aileler, genelde erkek çocuk istemektedirler. Bizim toplumumuzda da durum farklı değildir. Bu da dünyadaki dengenin erkek çocuğun lehine bozulabileceğini göstermektedir. Bu ise, sünnetullaha aykırıdır. Zira Kur'ân’da, “Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir. Yahut o çocukları erkekler, dişiler olmak üzere çift verir, dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir, hakkıyla gücü yetendir” (Şûrâ 42/49-50) buyrularak insanların erkek veya kız olmasının Allah tarafından belirlendiği ifade edilmiştir.

    Pek çok uluslararası temel metinde, örneğin Avrupa Konseyinin Biyoetik Komisyonunun raporlarında ve yakın geçmişte Kahire'de 238 ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı toplantısının sonuç metninde de konu ele alınmış ve tıp dışı nedenlerle gerçekleştirilen cinsiyet seçimi uygulamaları uygun görülmemiş ve buna karşı önlem alınması gerektiği dile getirilmiştir.

    Bu itibarla tıbbi bir zorunluluk bulunmadıkça cinsiyet tayinine gidilmesi dinen uygun değildir.

    Diyanet işleri Başkanlığı







+ Yorum Gönder