Konusunu Oylayın.: Sahabenin Peygamberimiz (s.a.v)e sevgisinden örnekler

5 üzerinden 4.50 | Toplam : 8 kişi
Sahabenin Peygamberimiz (s.a.v)e sevgisinden örnekler
  1. 03.Mart.2012, 14:41
    1
    Misafir

    Sahabenin Peygamberimiz (s.a.v)e sevgisinden örnekler






    Sahabenin Peygamberimiz (s.a.v)e sevgisinden örnekler Mumsema selamun aleykum ben sahabenın allah ve rasulune sevgısını örnek davranısları neleredır ben soyle ogrenmek ıstıyorum su sahabe sunu yaptı bu sahabe bunu yaptı gıbı örnekler verebılırmısıız allaha razı olsun


  2. 03.Mart.2012, 14:41
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    selamun aleykum ben sahabenın allah ve rasulune sevgısını örnek davranısları neleredır ben soyle ogrenmek ıstıyorum su sahabe sunu yaptı bu sahabe bunu yaptı gıbı örnekler verebılırmısıız allaha razı olsun


    Benzer Konular

    - Peygamberimiz (sav)'in Hayatından Güzel Örnekler

    - Peygamberimiz'in hayatında "SPOR" ile ilgili örnekler

    - Sahabenin Peygamberimiz 'in cübbesini çekip boynuna iz bırakması

    - Peygamberimiz (sav)'in hayatından oruç ile ilgili güzel örnekler

    - Allah'ın Sevgisinden Şübhe Mi Ediyorsunuz?

  3. 03.Mart.2012, 15:33
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Sahabenin Peygamberimiz (s.a.v)e sevgisinden örnekler




    Gerçekten sahabe Allah'ın elçisine mutlak itaat ediyorlardı. Bir keresinde sevgili Peygamberimiz mescitte Allah Sevgisini anlatıyordu. Sahabe de pür dikkat onu dinliyorlardı. Başlarını dahi oynatmıyorlardı. Sanki başlarını kımıldatırlarsa, başlarının üzerinde olan devlet kuşu uçup gidecek gibi öyle pür dikkat dinliyorlardı. Ve sahabe; ''Ya Resulullah senin huzurunda iken Allah ve Resulunun emirlerini yaşayıp, yasaklarından sakınmak konusunda imanımız azmimiz ve irademiz çok kuvvetleniyor. Hiç günah işlemeyelim kararını alıyoruz. Yalnız sonra insanların içerisine girince birçok hatalar günahlar işliyoruz'' diye üzüntülerini beyan edince, Sevgili Peygamberimiz ''Eğer buradaki halinizi, Allah Peygamber sevginizi diğer zamanlarda da devam ettirseniz, gökten meleklerin köşebaşlarında size selam verip, yanınızdan öyle ayrıldıklarına gözlerinizle şahit olurdunuz'' buyurmuştu.
    Bir kişi, Hz. Peygamber (S.A.V) 'e geldi ve: "Ey ALLAH'ın Resulü! Benim için sen nefsimden daha sevimlisin. Çocuğumdan daha fazla seni severim. Evimde olduğumda seni hatırlıyorum. Seni gelip görmeyince rahat edemiyorum. Senin ölümünle kendi ölümümü hatırladığımda, biliyorum ki, sen cennete dahil olduğunda peygamberlerle beraber olacaksın. Benim ise cennete girmem şüpheli. Eğer cennete girsem bile, seninle beraber olamamaktan korkuyorum." dedi. Hz. Peygamber (S.A.V) ona bir cevap vermedi. Tam o sırada şu ayetler nazil oldu: "Kim ALLAH'a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, ALLAH'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, iyilerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştır!" (Nisa; 69)
    “Peygamber, müminlere kendi nefislerinden daha sevgilidir.”[1]Kur’ân’ın medhine mazhar olan sahabilerde bunun birçok canlı misalini görmek mümkündür. Onlar bu yolda eşsiz ve erişilmez fedakârlık örnekleri vermişlerdir.” İnandık” demekle yetinmemişler, Resûlullah’a (a.s.m.) sevgi uğrun-da her türlü zulme ve işkenceye göğüs germişlerdir. Bu uğurda gerektiğinde yurtlarından, mallarından ve can-larından fedakârlık etmişlerdir. Onların Resûul-lah’a olan sevgileri, yavrusunu koru-mak için kendisini tehlikeye atan bir annenin ciğerparesine olan şefkatinden daha fazlaydı. Mesela Hz. Ali’ye, “Siz Re-sû-lul-lah’ı (a.s.m.) ne kadar seviyordunuz?” diye sorul-duğunda, o, şu cevabı ver-mişti:“Re-sû-lul-lah bize malımız mülkümüz, çoluk çocuğumuz, anamız ve ba-bamızdan daha sevgili idi. Ona, susadığımızda soğuk suya duyduğumuz arzu-dan daha çok arzu duyar, daha çok severdik.”[2]Bu sevgi Resûlul-lah’ın şu mübarek sözüne bağlılıklarının ifadesinden başka bir şey değildi:“Hiçbiriniz beni anasından babasından, çoluk çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe tam iman etmiş olmaz.”[3]Bu hakikat en güzel tezahürünü Sahabenin hayatında bulmuştu. Belki de bunun ilk tecrübelerinden birine Hz. Ömer muhatap olmuştu. Bir gün Resûlullah’ın: “Beni ne kadar seviyorsun?” sorusuyla karşılaştı. Cevabı ise, “Seni canım-dan başka her şeyden çok se--viyorum!” oldu. Ama Resûlullah en can alıcı noktaya dikkatini çekmiş, “Canından da çok sevmedikçe tam iman et-miş olamazsın, ya Ömer!” buyurmuştu. Resûlul-ah’ı nasıl ve ne derece sevme-si gerektiğini öğrenen Hz. Ömer de, “Canımdan da çok seviyorum yâ Re-sû-lal-lah!” diye cevap vermişti. Peygamberimiz de (a.s.m.), “Şimdi oldu, ya Ömer.” d-iyerek, onun şah-sında bütün Müslümanlara sevgiyi kullanmalarındaki ölçüyü göstermişti.Sahabe-i Kirâm, sevgiyi ruhlarının gıdası olarak görüyor, o sevgiyle kalplerinin canlanacağına inanıyorlardı. Bu, onlar için en büyük bir zevkti. Çünkü onlar, hadiste be-lirtilen imanın zevkine erdiren üç şeyden birinin “Allah ve Resû-lü’nü her şeyden çok sevme”[4]olduğunu çok iyi kavramışlardı. O zevkle ken-dilerini tehlikelere attılar, nice güç-lüklere katlandılar.Sahabe-i Kirâm kadar Resûlullah’a bağlı ikinci bir topluluk yoktur. Onlar bütün davranışlarında onu örnek edinmiş, söz, davranış ve fiillerini ölçü olarak kabul etmişlerdir. Çünkü Kur’ân-ı Kerim, Resûl-i Ekrem’i (a.s.m.) “en güzel örnek” olarak gösterir. Allah onu yüce ahlakla bezemiş, en güzel edeple edeplendirmiş, insanlığa rehber yapmıştır. Bu ise Resûlullah’ı bütünüyle örnek almak ve onun Allah’tan getirdiklerini tatbik etmekle mümkündür. Bu husus âyette mealen şöyle dile getirilir:“Re-sû-lul-lah’ın size getirdiklerini tutunuz, yasak ettiklerinden de sakınınız.”[5]Diğer taraftan insan için en büyük gaye, Cenâb-ı Hakk’ın sevgisini kazanmak-tır. Bunun yolu da Resûlullah’a tabi olmaktan geçer. Nitekim Âl-i İmrân Sûresi-’nin 31. âyetinde bu hakikate dikkat çekilerek mealen şöyle buyurulur:“De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günah-la-rı-nı-zı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.’”Bu emirler ışığında yaşamayı gaye edinen sahabilerin en mühim meselesi, Resûlullah’ın sevgisini kazanmak, ona olan bağlılıklarını göstermekti. Ona olan bağlılıklarının yolu da onu dinlemek ve ona tabi olmaktan geçiyordu.Bunun en güzel misalini Bedir Muharabesi öncesi Sa’d bin Muâz’ın şu sözle-rinde görüyoruz:“Yâ Re-sû-lal-lah! Biz sana iman ettik ve seni tasdik ettik. Getirdiklerinin hak olduğuna şehadet ettik. Dinlemek ve itaat etmek için de sana kesin söz verdik. Yâ Re-sû-lal-lah! Nasıl isterseniz öyle yapınız. Seni hak ile gönderen Allah’a ye-min ederim ki, bize denizi gösterip de dalsan, hiçbirimiz geri kalmaksızın se-ninle birlikte dalarız!”_____________________________________[1]Ahzab Sûresi, 6.[2]Terbiyetü’l-Evlâd, 2: 1026.[3] Müslim, İman: 69.[4]Buhârî, İman: 9.[5]Haşir Sûresi, 7.Sahabeler Ansiklopedisi----------------------------------
    Ebû Eyyûb el-Ensârî [ra] anlatıyor: Resûlullah [sav] Me-dine'ye hicret ettiklerinde benim evime misafir olmuşlardı. Biz evin üst katına çıkmış, Resûlullah [sav] ve ailesi de alt katta ikamet etmişti. Akşam olup da Resûlullah yatınca biz evin üst katında, O’nun ise alt katında olduğu ve dolayısıyla onunla vahiy arasına gireceğimiz aklıma geldi. Sonra uyuduğumuz takdirde hareket ederiz ve bu hareketimiz sebebiyle tavandan aşağıya toz-toprağın düşeceği endişesiyle sabaha kadar uyuyamadık. Sabah olunca Resûlullah'ın [sav] yanına gittim,- Yâ Resûlullah! Bu gece ne ben ne de Ümmü Eyyûb uyuyamadık, dedim. Resûlullah [sav]:- Ey Ebû Eyyûb! Neden uyuyamadınız, diye sordu. Ebû Eyyûb [ra],- Yâ Resûlullah! Sizin alt katta, benimse üst katta oldu-ğum hatırıma geldi. Durum böyle olunca eğer biz uyur da uy-kumuzda hareket edersek üstünüze toz-toprak düşecek, böy-lece size eziyet vereceğimizi düşündük. Hem üst katta olmak-la vahiyle aranıza gireceğimiz endişesine kapıldık, dedi. Bu-nun üzerine Resûl-i Ekrem [sav] şöyle buyurdu:- Ey Ebû Eyyûb! Böyle yapma. Ben sana bazı kelimeler öğreteyim; sen de bu kelimeleri sabah on, akşam da on defa söylersin. Eğer bunu söylemeye devam edersen, sana on se-vap verilir, on günahın silinir ve Allah katında merteben on derece yükseltilir, ayrıca bu kelimeler için kıyamet günü on köleyi hürriyetine kavuşturmuş gibi mükâfat görürsün,dedi ve şu duayı okumamızı buyurdu:"Lâ ilahe illallâhü, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü lâ şerike leh.”(Taberânî, ei-Mu'cemü'l-Kebir, nr3986; Ali el-Müttakî, Kenzü'l-Ummâl, nr. 3959.)Yine Ebû Eyyûb el-Ensârî [ra] anlatıyor: "Resûlullah [sav] Medine'ye hicret ettiğinde bizim evimize misafir olmuş-lardı. Dedim ki:- Anam babam sana feda olsun yâ Resûlullah! Benim üst katta sizinse alt katta olmanız beni rahatsız ediyor; bu du-rum hoşuma gitmiyor.Resûlullah [sav],- Bizim için en uygun ve en zahmetsiz olanı alt katta oturmamızdır; zira insanlar devamlı surette bize gidip geliyor-lar, dedi.Bizim toprak bir testimiz vardı. Bir gün kırıldı ve sular et-rafa yayılmaya başladı. Ben ve eşim Ümmü Eyyûb hemen kalktık; evimizde bulunan ve tek bez parçası olan yorganımız-la, dökülen o suyu silmeye başladık. Çünkü suyun alt kata ge-çerek Resûlullah'a [sav] eziyet vermesinden korkuyorduk.Yemek yaptığımız zaman ondan Resûlullah'a da [sav] gönderirdik. Yemek kâsesi geri geldiğinde içinde arta kalan-ları, Resûlullah'ın [sav] parmağıyla sıvazladığı yerlerden başlayarak yerdik. Bunu yaparak hayır ve berekete ulaşmayı temenni ediyorduk.Yine bir gece Resûlullah'ın evine, sarımsaklı ve soğanlı bir yemek yapıp göndermiştik. Yemek kâsesi geri geldiğinde, içinde Resûlullah'ın [sav] parmak izlerini göremedik. Bunun üzerine Resûlullah'a gittim ve gönderdiğimiz yemekten yeme-diğini kendisine hatırlattım. Resûlullah [sav] bana şöyle dedi:- Getirilen yemekte soğan ve sarımsak kokusunu hisse-ttim. Ben Rabbime münacat eden biriyim. Bu sebeple bende onun kokusunun bulunmasını istemem; ancak sizler yiyin.(Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebir, nr. 3855, 3878. Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/415; Hâkim, el-Müstedrek, 3/461 İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 8/301-302.)O’nun yaptığını bozmak…Abdullah İbn Abbâs [ra] anlatıyor: "Babam Abbâs'ın [ra] Hz. Ömer'in [ra] gelip geçtiği yola da uzanan bir su oluğu var-dı. Ömer [ra] bir cuma günü camiye gitmek üzere evinden çıkmıştı. Abbâs [ra] ise bu oluğun üzerinde (tavuk benzeri) iki kuş kestirmişti. Ömer [ra] oluğun yanından geçerken oluktan akan kanlar onun elbisesine değdi. Ömer [ra] buna kızdı ve oluğun sökülmesini emretti. Sonra tekrar evine dönerek kan-lanan elbisesini çıkardı ve başka bir elbise giydi. Ardından ca-miye giderek cuma namazını kıldırdı. Durumdan haberdar edilen Hz. Abbâs [ra] cuma namazından sonra Ömer'in [ra] yanına geldi ve:- Vallahi, o oluğu oraya Resûlullah [sav] kendi elleriyle koymuştu, dedi. Bunu üzerine Hz. Ömer [ra]:- Allah aşkına! Şimdi benim sırtıma bin ve o oluğu Resû-lullah'ın koyduğu yere koy, dedi ve Hz. Abbâs'ı oluğu yerine yerleştirene kadar sırtında taşıdı.(ibn Sa'd, et-Tabakâtü'l-Kübrâ, 4/12, 20; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/210; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, 4/206.)Kimin O’nda hakkı kalmışAbdurrahman b. Ebî Leylâ [rah] babasından rivayetle anlatıyor: "Üseyd b. Hudayr [ra] güler yüzlü, şakacı ve salih bir kimse idi. Yine bir gün Resûlullah'ın [sav] huzurunda iken konuştuklarıyla sahabeleri güldürüyordu. Bu sırada Resûlullah [sav] bir ikaz anlamında parmağıyla Üseyd'in böğrüne dürttü. Üseyd [ra]:-Yâ Resûlullah! Canımı yaktınız, dedi. Resûlullah [sav],- Öyle ise sen de kısas yap, buyurdu. Üseyd [ra],- Yâ Resûlullah! Fakat sizin üzerinizde gömlek var, ben de ise yoktu, dedi. Bunun üzerine Resûlullah [sav] gömleği-ni kaldırdı. Üseyd [ra] Resûlullah'a sarılıp açılan böğrünü öp-meye başladı ve:- Anam babam sana feda olsun yâ Resûlullah! İşte ben bunu yapmayı kastetmiştim, dedi.(Hâkim, el-Müstedrek, 3/288; Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, nr. 556, 557.)Ölmeden tenim tenine değsin Efendim…Habbân b. Vâsi' el-Mâzinî el-Medenî, kavminin yaşlıla-rından rivayetle anlatmıştır: "Resûlullah [sav] Bedir Harbi'nin yapılacağı gün, savaş başlamadan önce sahabele-rinin arasında gezinerek safları düzeltiyor, elindeki okla hiza-ya girmeyenlere işaret veriyordu. Resûlullah [sav] Sevâd b. Guzeyye'nin yanından geçerken onun safı bozup ön tarafa doğru çıkık olduğunu gördü. Elindeki okla onu dürterek,- Ey Sevâd! Safına gir,buyurdu. Sevâd [ra],- Yâ Resûlullah! Canımı acıttınız. Allah Teâlâ sizi, hakkı ve adaleti ikame etmeniz için göndermiştir. O halde ben kısas istiyorum, dedi.Resûlullah [sav] karnını açarak,- Şimdi kısasını yap, buyurdu. Sevâd [ra] hemen Resû-lullah'a [sav] sarılıp onun karnını öptü.Resûlullah [sav],- Ey Sevâd! Bunu neden yaptın, diye sordu. Sevâd [ra],- Yâ Resûlullah! Senin de gördüğün gibi savaş neredey-se başlamak üzere. O sebeple seninle olan son ahdimin te-nim tenindeyken olmasını istedim, dedi. Resûlullah da ona dua buyurdu.(ibn Hişâm, es-Sîretü'n-Nebeviyye, 1/262; İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 3/271.)Ahirette O’nunla olmak için…Hasan-ı Basrî [rah] rivayet ediyor: "Resûlullah [sav] yol-da giderken saçlarını sarıya boyamış bir adamla karşılaştı. Resûlullah'ın [sav] elinde yaprakları soyulmuş bir hurma so-pası vardı. Adama baktı ve:- Vers (sarı renkli bir bitki) ile boyanmış saçlar,dedi sonra elindeki sopay-la adamın karnına dürterek,- Ben sana bunu yapmayı yasaklamamış mıydım, buyur-du. Resûlullah'ın adamın karnına dürtmesi kanatmamıştı ama iz yapmıştı. Adam,-Yâ Resûlullah! Kısas isterim, dedi. Orada bulunanlar,- Resûlullah’tan kısas mı istiyorsun, dediler. Adam:- Hiçbir kimsenin teni benim tenimden daha üstün ola-maz, diye karşılık verdi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem [sav] karnını açtı ve:- Gel, kısasını yap,buyurdu. Adam geldi ve Hz. Peygamber'in [sav] karnını öptü. Sonra,- Bu kısası, bana şefaat etmen için kıyamete bırakıyorum, dedi(Abdurrezzak, el-Musannef, nr. 18038; Ali el-Müttakî, Kenzü'l-Ummâl, nr. 40207, 40217, 40222.)Mevlayı Müteâl Hazretleri Resûlün varisine aşkla itaati lütfeylesin.''Habibim deki, Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah'ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın'' (Ali İmran 31)
    De ki: "Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum." Kim bir iyilik kazanırsa, biz ondaki iyiliği arttırırız. Gerçekten Allah , bağışlayandır, şükredene karşılığını verendir. (Şura Suresi, 23).



  4. 03.Mart.2012, 15:33
    2
    Silent and lonely rains



    Gerçekten sahabe Allah'ın elçisine mutlak itaat ediyorlardı. Bir keresinde sevgili Peygamberimiz mescitte Allah Sevgisini anlatıyordu. Sahabe de pür dikkat onu dinliyorlardı. Başlarını dahi oynatmıyorlardı. Sanki başlarını kımıldatırlarsa, başlarının üzerinde olan devlet kuşu uçup gidecek gibi öyle pür dikkat dinliyorlardı. Ve sahabe; ''Ya Resulullah senin huzurunda iken Allah ve Resulunun emirlerini yaşayıp, yasaklarından sakınmak konusunda imanımız azmimiz ve irademiz çok kuvvetleniyor. Hiç günah işlemeyelim kararını alıyoruz. Yalnız sonra insanların içerisine girince birçok hatalar günahlar işliyoruz'' diye üzüntülerini beyan edince, Sevgili Peygamberimiz ''Eğer buradaki halinizi, Allah Peygamber sevginizi diğer zamanlarda da devam ettirseniz, gökten meleklerin köşebaşlarında size selam verip, yanınızdan öyle ayrıldıklarına gözlerinizle şahit olurdunuz'' buyurmuştu.
    Bir kişi, Hz. Peygamber (S.A.V) 'e geldi ve: "Ey ALLAH'ın Resulü! Benim için sen nefsimden daha sevimlisin. Çocuğumdan daha fazla seni severim. Evimde olduğumda seni hatırlıyorum. Seni gelip görmeyince rahat edemiyorum. Senin ölümünle kendi ölümümü hatırladığımda, biliyorum ki, sen cennete dahil olduğunda peygamberlerle beraber olacaksın. Benim ise cennete girmem şüpheli. Eğer cennete girsem bile, seninle beraber olamamaktan korkuyorum." dedi. Hz. Peygamber (S.A.V) ona bir cevap vermedi. Tam o sırada şu ayetler nazil oldu: "Kim ALLAH'a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, ALLAH'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, iyilerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştır!" (Nisa; 69)
    “Peygamber, müminlere kendi nefislerinden daha sevgilidir.”[1]Kur’ân’ın medhine mazhar olan sahabilerde bunun birçok canlı misalini görmek mümkündür. Onlar bu yolda eşsiz ve erişilmez fedakârlık örnekleri vermişlerdir.” İnandık” demekle yetinmemişler, Resûlullah’a (a.s.m.) sevgi uğrun-da her türlü zulme ve işkenceye göğüs germişlerdir. Bu uğurda gerektiğinde yurtlarından, mallarından ve can-larından fedakârlık etmişlerdir. Onların Resûul-lah’a olan sevgileri, yavrusunu koru-mak için kendisini tehlikeye atan bir annenin ciğerparesine olan şefkatinden daha fazlaydı. Mesela Hz. Ali’ye, “Siz Re-sû-lul-lah’ı (a.s.m.) ne kadar seviyordunuz?” diye sorul-duğunda, o, şu cevabı ver-mişti:“Re-sû-lul-lah bize malımız mülkümüz, çoluk çocuğumuz, anamız ve ba-bamızdan daha sevgili idi. Ona, susadığımızda soğuk suya duyduğumuz arzu-dan daha çok arzu duyar, daha çok severdik.”[2]Bu sevgi Resûlul-lah’ın şu mübarek sözüne bağlılıklarının ifadesinden başka bir şey değildi:“Hiçbiriniz beni anasından babasından, çoluk çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe tam iman etmiş olmaz.”[3]Bu hakikat en güzel tezahürünü Sahabenin hayatında bulmuştu. Belki de bunun ilk tecrübelerinden birine Hz. Ömer muhatap olmuştu. Bir gün Resûlullah’ın: “Beni ne kadar seviyorsun?” sorusuyla karşılaştı. Cevabı ise, “Seni canım-dan başka her şeyden çok se--viyorum!” oldu. Ama Resûlullah en can alıcı noktaya dikkatini çekmiş, “Canından da çok sevmedikçe tam iman et-miş olamazsın, ya Ömer!” buyurmuştu. Resûlul-ah’ı nasıl ve ne derece sevme-si gerektiğini öğrenen Hz. Ömer de, “Canımdan da çok seviyorum yâ Re-sû-lal-lah!” diye cevap vermişti. Peygamberimiz de (a.s.m.), “Şimdi oldu, ya Ömer.” d-iyerek, onun şah-sında bütün Müslümanlara sevgiyi kullanmalarındaki ölçüyü göstermişti.Sahabe-i Kirâm, sevgiyi ruhlarının gıdası olarak görüyor, o sevgiyle kalplerinin canlanacağına inanıyorlardı. Bu, onlar için en büyük bir zevkti. Çünkü onlar, hadiste be-lirtilen imanın zevkine erdiren üç şeyden birinin “Allah ve Resû-lü’nü her şeyden çok sevme”[4]olduğunu çok iyi kavramışlardı. O zevkle ken-dilerini tehlikelere attılar, nice güç-lüklere katlandılar.Sahabe-i Kirâm kadar Resûlullah’a bağlı ikinci bir topluluk yoktur. Onlar bütün davranışlarında onu örnek edinmiş, söz, davranış ve fiillerini ölçü olarak kabul etmişlerdir. Çünkü Kur’ân-ı Kerim, Resûl-i Ekrem’i (a.s.m.) “en güzel örnek” olarak gösterir. Allah onu yüce ahlakla bezemiş, en güzel edeple edeplendirmiş, insanlığa rehber yapmıştır. Bu ise Resûlullah’ı bütünüyle örnek almak ve onun Allah’tan getirdiklerini tatbik etmekle mümkündür. Bu husus âyette mealen şöyle dile getirilir:“Re-sû-lul-lah’ın size getirdiklerini tutunuz, yasak ettiklerinden de sakınınız.”[5]Diğer taraftan insan için en büyük gaye, Cenâb-ı Hakk’ın sevgisini kazanmak-tır. Bunun yolu da Resûlullah’a tabi olmaktan geçer. Nitekim Âl-i İmrân Sûresi-’nin 31. âyetinde bu hakikate dikkat çekilerek mealen şöyle buyurulur:“De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günah-la-rı-nı-zı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.’”Bu emirler ışığında yaşamayı gaye edinen sahabilerin en mühim meselesi, Resûlullah’ın sevgisini kazanmak, ona olan bağlılıklarını göstermekti. Ona olan bağlılıklarının yolu da onu dinlemek ve ona tabi olmaktan geçiyordu.Bunun en güzel misalini Bedir Muharabesi öncesi Sa’d bin Muâz’ın şu sözle-rinde görüyoruz:“Yâ Re-sû-lal-lah! Biz sana iman ettik ve seni tasdik ettik. Getirdiklerinin hak olduğuna şehadet ettik. Dinlemek ve itaat etmek için de sana kesin söz verdik. Yâ Re-sû-lal-lah! Nasıl isterseniz öyle yapınız. Seni hak ile gönderen Allah’a ye-min ederim ki, bize denizi gösterip de dalsan, hiçbirimiz geri kalmaksızın se-ninle birlikte dalarız!”_____________________________________[1]Ahzab Sûresi, 6.[2]Terbiyetü’l-Evlâd, 2: 1026.[3] Müslim, İman: 69.[4]Buhârî, İman: 9.[5]Haşir Sûresi, 7.Sahabeler Ansiklopedisi----------------------------------
    Ebû Eyyûb el-Ensârî [ra] anlatıyor: Resûlullah [sav] Me-dine'ye hicret ettiklerinde benim evime misafir olmuşlardı. Biz evin üst katına çıkmış, Resûlullah [sav] ve ailesi de alt katta ikamet etmişti. Akşam olup da Resûlullah yatınca biz evin üst katında, O’nun ise alt katında olduğu ve dolayısıyla onunla vahiy arasına gireceğimiz aklıma geldi. Sonra uyuduğumuz takdirde hareket ederiz ve bu hareketimiz sebebiyle tavandan aşağıya toz-toprağın düşeceği endişesiyle sabaha kadar uyuyamadık. Sabah olunca Resûlullah'ın [sav] yanına gittim,- Yâ Resûlullah! Bu gece ne ben ne de Ümmü Eyyûb uyuyamadık, dedim. Resûlullah [sav]:- Ey Ebû Eyyûb! Neden uyuyamadınız, diye sordu. Ebû Eyyûb [ra],- Yâ Resûlullah! Sizin alt katta, benimse üst katta oldu-ğum hatırıma geldi. Durum böyle olunca eğer biz uyur da uy-kumuzda hareket edersek üstünüze toz-toprak düşecek, böy-lece size eziyet vereceğimizi düşündük. Hem üst katta olmak-la vahiyle aranıza gireceğimiz endişesine kapıldık, dedi. Bu-nun üzerine Resûl-i Ekrem [sav] şöyle buyurdu:- Ey Ebû Eyyûb! Böyle yapma. Ben sana bazı kelimeler öğreteyim; sen de bu kelimeleri sabah on, akşam da on defa söylersin. Eğer bunu söylemeye devam edersen, sana on se-vap verilir, on günahın silinir ve Allah katında merteben on derece yükseltilir, ayrıca bu kelimeler için kıyamet günü on köleyi hürriyetine kavuşturmuş gibi mükâfat görürsün,dedi ve şu duayı okumamızı buyurdu:"Lâ ilahe illallâhü, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü lâ şerike leh.”(Taberânî, ei-Mu'cemü'l-Kebir, nr3986; Ali el-Müttakî, Kenzü'l-Ummâl, nr. 3959.)Yine Ebû Eyyûb el-Ensârî [ra] anlatıyor: "Resûlullah [sav] Medine'ye hicret ettiğinde bizim evimize misafir olmuş-lardı. Dedim ki:- Anam babam sana feda olsun yâ Resûlullah! Benim üst katta sizinse alt katta olmanız beni rahatsız ediyor; bu du-rum hoşuma gitmiyor.Resûlullah [sav],- Bizim için en uygun ve en zahmetsiz olanı alt katta oturmamızdır; zira insanlar devamlı surette bize gidip geliyor-lar, dedi.Bizim toprak bir testimiz vardı. Bir gün kırıldı ve sular et-rafa yayılmaya başladı. Ben ve eşim Ümmü Eyyûb hemen kalktık; evimizde bulunan ve tek bez parçası olan yorganımız-la, dökülen o suyu silmeye başladık. Çünkü suyun alt kata ge-çerek Resûlullah'a [sav] eziyet vermesinden korkuyorduk.Yemek yaptığımız zaman ondan Resûlullah'a da [sav] gönderirdik. Yemek kâsesi geri geldiğinde içinde arta kalan-ları, Resûlullah'ın [sav] parmağıyla sıvazladığı yerlerden başlayarak yerdik. Bunu yaparak hayır ve berekete ulaşmayı temenni ediyorduk.Yine bir gece Resûlullah'ın evine, sarımsaklı ve soğanlı bir yemek yapıp göndermiştik. Yemek kâsesi geri geldiğinde, içinde Resûlullah'ın [sav] parmak izlerini göremedik. Bunun üzerine Resûlullah'a gittim ve gönderdiğimiz yemekten yeme-diğini kendisine hatırlattım. Resûlullah [sav] bana şöyle dedi:- Getirilen yemekte soğan ve sarımsak kokusunu hisse-ttim. Ben Rabbime münacat eden biriyim. Bu sebeple bende onun kokusunun bulunmasını istemem; ancak sizler yiyin.(Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebir, nr. 3855, 3878. Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/415; Hâkim, el-Müstedrek, 3/461 İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 8/301-302.)O’nun yaptığını bozmak…Abdullah İbn Abbâs [ra] anlatıyor: "Babam Abbâs'ın [ra] Hz. Ömer'in [ra] gelip geçtiği yola da uzanan bir su oluğu var-dı. Ömer [ra] bir cuma günü camiye gitmek üzere evinden çıkmıştı. Abbâs [ra] ise bu oluğun üzerinde (tavuk benzeri) iki kuş kestirmişti. Ömer [ra] oluğun yanından geçerken oluktan akan kanlar onun elbisesine değdi. Ömer [ra] buna kızdı ve oluğun sökülmesini emretti. Sonra tekrar evine dönerek kan-lanan elbisesini çıkardı ve başka bir elbise giydi. Ardından ca-miye giderek cuma namazını kıldırdı. Durumdan haberdar edilen Hz. Abbâs [ra] cuma namazından sonra Ömer'in [ra] yanına geldi ve:- Vallahi, o oluğu oraya Resûlullah [sav] kendi elleriyle koymuştu, dedi. Bunu üzerine Hz. Ömer [ra]:- Allah aşkına! Şimdi benim sırtıma bin ve o oluğu Resû-lullah'ın koyduğu yere koy, dedi ve Hz. Abbâs'ı oluğu yerine yerleştirene kadar sırtında taşıdı.(ibn Sa'd, et-Tabakâtü'l-Kübrâ, 4/12, 20; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/210; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, 4/206.)Kimin O’nda hakkı kalmışAbdurrahman b. Ebî Leylâ [rah] babasından rivayetle anlatıyor: "Üseyd b. Hudayr [ra] güler yüzlü, şakacı ve salih bir kimse idi. Yine bir gün Resûlullah'ın [sav] huzurunda iken konuştuklarıyla sahabeleri güldürüyordu. Bu sırada Resûlullah [sav] bir ikaz anlamında parmağıyla Üseyd'in böğrüne dürttü. Üseyd [ra]:-Yâ Resûlullah! Canımı yaktınız, dedi. Resûlullah [sav],- Öyle ise sen de kısas yap, buyurdu. Üseyd [ra],- Yâ Resûlullah! Fakat sizin üzerinizde gömlek var, ben de ise yoktu, dedi. Bunun üzerine Resûlullah [sav] gömleği-ni kaldırdı. Üseyd [ra] Resûlullah'a sarılıp açılan böğrünü öp-meye başladı ve:- Anam babam sana feda olsun yâ Resûlullah! İşte ben bunu yapmayı kastetmiştim, dedi.(Hâkim, el-Müstedrek, 3/288; Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, nr. 556, 557.)Ölmeden tenim tenine değsin Efendim…Habbân b. Vâsi' el-Mâzinî el-Medenî, kavminin yaşlıla-rından rivayetle anlatmıştır: "Resûlullah [sav] Bedir Harbi'nin yapılacağı gün, savaş başlamadan önce sahabele-rinin arasında gezinerek safları düzeltiyor, elindeki okla hiza-ya girmeyenlere işaret veriyordu. Resûlullah [sav] Sevâd b. Guzeyye'nin yanından geçerken onun safı bozup ön tarafa doğru çıkık olduğunu gördü. Elindeki okla onu dürterek,- Ey Sevâd! Safına gir,buyurdu. Sevâd [ra],- Yâ Resûlullah! Canımı acıttınız. Allah Teâlâ sizi, hakkı ve adaleti ikame etmeniz için göndermiştir. O halde ben kısas istiyorum, dedi.Resûlullah [sav] karnını açarak,- Şimdi kısasını yap, buyurdu. Sevâd [ra] hemen Resû-lullah'a [sav] sarılıp onun karnını öptü.Resûlullah [sav],- Ey Sevâd! Bunu neden yaptın, diye sordu. Sevâd [ra],- Yâ Resûlullah! Senin de gördüğün gibi savaş neredey-se başlamak üzere. O sebeple seninle olan son ahdimin te-nim tenindeyken olmasını istedim, dedi. Resûlullah da ona dua buyurdu.(ibn Hişâm, es-Sîretü'n-Nebeviyye, 1/262; İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 3/271.)Ahirette O’nunla olmak için…Hasan-ı Basrî [rah] rivayet ediyor: "Resûlullah [sav] yol-da giderken saçlarını sarıya boyamış bir adamla karşılaştı. Resûlullah'ın [sav] elinde yaprakları soyulmuş bir hurma so-pası vardı. Adama baktı ve:- Vers (sarı renkli bir bitki) ile boyanmış saçlar,dedi sonra elindeki sopay-la adamın karnına dürterek,- Ben sana bunu yapmayı yasaklamamış mıydım, buyur-du. Resûlullah'ın adamın karnına dürtmesi kanatmamıştı ama iz yapmıştı. Adam,-Yâ Resûlullah! Kısas isterim, dedi. Orada bulunanlar,- Resûlullah’tan kısas mı istiyorsun, dediler. Adam:- Hiçbir kimsenin teni benim tenimden daha üstün ola-maz, diye karşılık verdi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem [sav] karnını açtı ve:- Gel, kısasını yap,buyurdu. Adam geldi ve Hz. Peygamber'in [sav] karnını öptü. Sonra,- Bu kısası, bana şefaat etmen için kıyamete bırakıyorum, dedi(Abdurrezzak, el-Musannef, nr. 18038; Ali el-Müttakî, Kenzü'l-Ummâl, nr. 40207, 40217, 40222.)Mevlayı Müteâl Hazretleri Resûlün varisine aşkla itaati lütfeylesin.''Habibim deki, Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah'ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın'' (Ali İmran 31)
    De ki: "Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum." Kim bir iyilik kazanırsa, biz ondaki iyiliği arttırırız. Gerçekten Allah , bağışlayandır, şükredene karşılığını verendir. (Şura Suresi, 23).






+ Yorum Gönder