Konusunu Oylayın.: Hasta ziyareti ile ilgili öykü

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Hasta ziyareti ile ilgili öykü
  1. 02.Mart.2012, 15:25
    1
    Misafir

    Hasta ziyareti ile ilgili öykü

  2. 02.Mart.2012, 15:56
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hasta ziyareti ile ilgili öykü




    Annem, "Tülay rahatsızlık geçirmiş, akşam yoklamaya gideceğiz, Murat seni de bekliyor,
    anlatacakları varmış" dedi. Annem, babam ve ben kısa bir hasta ziyareti yapacaktık.

    Babam: "eli boş gidilmez ki" diyerek ceplerini karıştırmaya başladı. İki kilo muz on milyon
    lira ediyormuş. Annemin üç milyonluk katkısıyla muz parasını denkleştirmiş olduk. Hemen
    yanımızdaki markete gittik. Yerli muz varmış. Ufak, tefek şeylerdi, başka yerden alalım diyip
    çıktık.

    Ora senin, bura benim derken, Çevrede dolaşmadığımız market kalmadı. İthal muz bula-
    madık. Artık eskisi kadar ithal edilmiyormuş. Bir kaç kilo portakal alıp gittik.

    Orada beklemediğimiz bir kalabalıkla karşılaştık.Murat'ın Okan dayısı Ebru yengesiyle
    oradaydı. Üst komşuları sevim hanım da gelmişti.Tülay teyze bizi kapıda karşıladı.Düşün-
    düğümüzden daha iyi bulduk onu. "Hepinizi teleşlandırdık çok şükür bir şeyim yokmuş.
    Doktorlar yorgunluktandedi" diyerek, ayak üstü bizi hastalığı ile bilğilendirdikten sonra,
    salona geçtik.

    Murat'ın Okan dayısı Fransa'nın baş şehri Pariste yaşıyor işi icabı. Çok iyi bir mühen-
    dis olduğunu hep duyarız.Onun Paris'te yaşadığını bilen üst komşu Sevim hanım'ın
    aşırı ve gereksiz Avrupa özentisi yine depreşmişti.Sevim hanım Okan dayıya ikide bir
    mösyö diye söze başladığında biz gülmemek için kendimizi zor tutuyorduk. Okan dayı-
    nın ise böyle şeylerden nefret ettiğini çok iyi biliyorduk.

    "Ah!" dedi, "ah!" Sevim hanım. "eşim bir türlü vaz geçmiyor bu ilkel ülkeden.Paris'te
    uzun zamandır çalışıyor.Bazı sosyal haklar elde etmesine rağmen oraya yerleşmeyi
    kabul ettiremedik.İki kere gidip gördüm, vallahi hayran kaldım. Bavullar dolusu alış
    veriş ettim.Her şeyleri harika. Hiç olmazsz biraz nefes aldım."

    Okan daıyı: "aman hanım efendi aldığınız bir kaç nefes sizi nereye kadar idare edecek,
    ülkemiz bol güneşi,havası, suyu, sıcak kanlı insanları ve dört mevsimin bir arada yaşandı-
    ğı ender ülkelerden biridir. İster Antalya'da denize gir, ister Uludağ'da, Palandöken'de
    kayak yap." Dedi. "Bol, bol da memleket havası solu." Sevim hanım beklemediği bu cevap
    karşısındaşaşırmıştı. Okan dayının eşi Ebru yengeye dönerek: " mösyö böyle konuşuyor
    ama çarşı pazar dolaşıyorum, üzerme göre bir kıyafet bulamadım." derken içine zor sığdığı
    kıyafete beğeni ile bakıyordu. Sonra gözlerini Ebru yengenin kıyafetine dikerek "Allah aş-
    kına şu harika şeyleri buralarda bulabilirmisiniz" diyordu ki, Ebru yenge: "ben kıyafetimin
    kumaşını Mahmutpaşa'dan aldım.Eh elimden de ğgeliyor dikip giyindim. Okan beyle ben
    çok ihtiyaç olmadıkça alışverişimizi ülkemizden yapar, kendi insanımızın emeğini ödülle-
    ndirmek isteriz. Sağlam ucuz ama kaliteli mal alırız.Biliyoruz ki, ülkede kalan her kuruş,
    milli ekonomimize katkıda bulunacaktır. Tarlada pamuk toplayan,fabrikada keten dokuyan,
    konfeksiyon atölyelerinde dikip hazırlayan ve çarşı pazarda bizim beğenimize sunan
    insanlar bizim halkımız. Ancak evlerine böyle ekmek götürecekler."

    Murat'ın bana göstermek istediği şey, yeni aldığı atari kasetleriymiş. Murat'la ben
    sessiz, sedasız köşede oturmuş, bu çok heyecanlı yeni oyunları oynarken bir yandan
    da oradakilerin konuşmalarına tanık oluyorduk. Tülay teyze kahfe yapayım diyerek
    mutfağa yönelirken Murat teleşle eğilip kulağıma "inşallah Sevim hanım bu sefer
    çantasına davranıp bana neskafe yap Tülay'cığım demez"diyordu. Tülay teyze kah-
    felerle döndüğünde Sevim hanımın "içerim, içerim" demesi bize rahat bie nefes al-
    dırdı. Yoksa Okan dayı ne nutuklar atacaktı diye gülmeye başladık.

    Annemin "çocuklar biraz da ders çalışsanız"diye sitemli konuşmasıyla korktuğumuz
    başımıza geldi.Okan dayının hedefi haline biz gelmiştik.

    "Okula gidiyormusunuz siz" dedi. "Evet" diyerek başımızı önümüze eğdik. "Kaç saat-
    tir zaman öldürüyorsunuz? Bu kadar boş zamanı nereden buluyorsunuz? " Bizde boş
    zamandan bol ne var der gibi baktık birbirimize.

    Okan dayı çatılmış kaşlarının, asılmış suratının bizi ürküttüğünü anlamış olacak ki,
    ses tonunu biraz alçaltarak "gelin bakalım oturun şöyle yanıma" diyip bizi iki yanına
    alıp, kollarını da omuzlarımıza attı. Siz dedi "siz geleceğimizsiniz.Bu ülkenin geleceği
    sizinle şekillenecek. Planlarınız, projeleriniz,hedefleriniz olmalı.Atatürk ne demişti,
    muasır medeniyetler seviyesine erişeceğiz.Şimdi biz bu Avrupayı çoktan geçmiş ol-
    malıydık. Batıya cebiri, kimyayı, gökbilimi, ruhbilimi öğreten bize tembellik yakışmaz.
    Yada ettiğimiz tembellik yeter.

    Atatürk gençliğe emanet etti bu ülkeyi.İstiklal savaşında yedi düvele karşı parasız,
    silahsız,aç, susuz, yalın ayak mücadele eden, bizim için can veren atalarımıza, büyük
    Atatürk'e boynumuzun borcu var arkadaşlar. Planlar yapın,hedefler koyun ki ufkunuz
    açılsın. Araştırmacılık ruhunuz gelişsin.Sorgulayıcı ve çözümler üretici olun.Bilim,
    ilim, teknikte geride kalırsak şu globalleşen Dünya'nın ancak ırgatları, köleleri oluruz.
    Diğer ülkelerle alış veriş edelim ama onlarkotalar uygularken biz yabancı mallara hü-
    cum etmeyelim." Daha konuşacağı çok şey vardı fakat babamın saatine baktığını
    farkedip şimdilik bu kadar diyip sözü bitirdi.

    Eve dönerken: "adam amma da nutuk attı " dedim. Babam: "işine gelmemiş olabilir,
    ama hepsi gerçekti. İnşallah bir ders çıkarırsında daha planlı, programlı olursun" dedi.
    Ben, "ya sizin ithal muz bulalım diye market, market, dolaştığınızı söylesem ne olacaktı"
    dedim, gülüştük.
    alıntı.


  3. 02.Mart.2012, 15:56
    2
    Silent and lonely rains



    Annem, "Tülay rahatsızlık geçirmiş, akşam yoklamaya gideceğiz, Murat seni de bekliyor,
    anlatacakları varmış" dedi. Annem, babam ve ben kısa bir hasta ziyareti yapacaktık.

    Babam: "eli boş gidilmez ki" diyerek ceplerini karıştırmaya başladı. İki kilo muz on milyon
    lira ediyormuş. Annemin üç milyonluk katkısıyla muz parasını denkleştirmiş olduk. Hemen
    yanımızdaki markete gittik. Yerli muz varmış. Ufak, tefek şeylerdi, başka yerden alalım diyip
    çıktık.

    Ora senin, bura benim derken, Çevrede dolaşmadığımız market kalmadı. İthal muz bula-
    madık. Artık eskisi kadar ithal edilmiyormuş. Bir kaç kilo portakal alıp gittik.

    Orada beklemediğimiz bir kalabalıkla karşılaştık.Murat'ın Okan dayısı Ebru yengesiyle
    oradaydı. Üst komşuları sevim hanım da gelmişti.Tülay teyze bizi kapıda karşıladı.Düşün-
    düğümüzden daha iyi bulduk onu. "Hepinizi teleşlandırdık çok şükür bir şeyim yokmuş.
    Doktorlar yorgunluktandedi" diyerek, ayak üstü bizi hastalığı ile bilğilendirdikten sonra,
    salona geçtik.

    Murat'ın Okan dayısı Fransa'nın baş şehri Pariste yaşıyor işi icabı. Çok iyi bir mühen-
    dis olduğunu hep duyarız.Onun Paris'te yaşadığını bilen üst komşu Sevim hanım'ın
    aşırı ve gereksiz Avrupa özentisi yine depreşmişti.Sevim hanım Okan dayıya ikide bir
    mösyö diye söze başladığında biz gülmemek için kendimizi zor tutuyorduk. Okan dayı-
    nın ise böyle şeylerden nefret ettiğini çok iyi biliyorduk.

    "Ah!" dedi, "ah!" Sevim hanım. "eşim bir türlü vaz geçmiyor bu ilkel ülkeden.Paris'te
    uzun zamandır çalışıyor.Bazı sosyal haklar elde etmesine rağmen oraya yerleşmeyi
    kabul ettiremedik.İki kere gidip gördüm, vallahi hayran kaldım. Bavullar dolusu alış
    veriş ettim.Her şeyleri harika. Hiç olmazsz biraz nefes aldım."

    Okan daıyı: "aman hanım efendi aldığınız bir kaç nefes sizi nereye kadar idare edecek,
    ülkemiz bol güneşi,havası, suyu, sıcak kanlı insanları ve dört mevsimin bir arada yaşandı-
    ğı ender ülkelerden biridir. İster Antalya'da denize gir, ister Uludağ'da, Palandöken'de
    kayak yap." Dedi. "Bol, bol da memleket havası solu." Sevim hanım beklemediği bu cevap
    karşısındaşaşırmıştı. Okan dayının eşi Ebru yengeye dönerek: " mösyö böyle konuşuyor
    ama çarşı pazar dolaşıyorum, üzerme göre bir kıyafet bulamadım." derken içine zor sığdığı
    kıyafete beğeni ile bakıyordu. Sonra gözlerini Ebru yengenin kıyafetine dikerek "Allah aş-
    kına şu harika şeyleri buralarda bulabilirmisiniz" diyordu ki, Ebru yenge: "ben kıyafetimin
    kumaşını Mahmutpaşa'dan aldım.Eh elimden de ğgeliyor dikip giyindim. Okan beyle ben
    çok ihtiyaç olmadıkça alışverişimizi ülkemizden yapar, kendi insanımızın emeğini ödülle-
    ndirmek isteriz. Sağlam ucuz ama kaliteli mal alırız.Biliyoruz ki, ülkede kalan her kuruş,
    milli ekonomimize katkıda bulunacaktır. Tarlada pamuk toplayan,fabrikada keten dokuyan,
    konfeksiyon atölyelerinde dikip hazırlayan ve çarşı pazarda bizim beğenimize sunan
    insanlar bizim halkımız. Ancak evlerine böyle ekmek götürecekler."

    Murat'ın bana göstermek istediği şey, yeni aldığı atari kasetleriymiş. Murat'la ben
    sessiz, sedasız köşede oturmuş, bu çok heyecanlı yeni oyunları oynarken bir yandan
    da oradakilerin konuşmalarına tanık oluyorduk. Tülay teyze kahfe yapayım diyerek
    mutfağa yönelirken Murat teleşle eğilip kulağıma "inşallah Sevim hanım bu sefer
    çantasına davranıp bana neskafe yap Tülay'cığım demez"diyordu. Tülay teyze kah-
    felerle döndüğünde Sevim hanımın "içerim, içerim" demesi bize rahat bie nefes al-
    dırdı. Yoksa Okan dayı ne nutuklar atacaktı diye gülmeye başladık.

    Annemin "çocuklar biraz da ders çalışsanız"diye sitemli konuşmasıyla korktuğumuz
    başımıza geldi.Okan dayının hedefi haline biz gelmiştik.

    "Okula gidiyormusunuz siz" dedi. "Evet" diyerek başımızı önümüze eğdik. "Kaç saat-
    tir zaman öldürüyorsunuz? Bu kadar boş zamanı nereden buluyorsunuz? " Bizde boş
    zamandan bol ne var der gibi baktık birbirimize.

    Okan dayı çatılmış kaşlarının, asılmış suratının bizi ürküttüğünü anlamış olacak ki,
    ses tonunu biraz alçaltarak "gelin bakalım oturun şöyle yanıma" diyip bizi iki yanına
    alıp, kollarını da omuzlarımıza attı. Siz dedi "siz geleceğimizsiniz.Bu ülkenin geleceği
    sizinle şekillenecek. Planlarınız, projeleriniz,hedefleriniz olmalı.Atatürk ne demişti,
    muasır medeniyetler seviyesine erişeceğiz.Şimdi biz bu Avrupayı çoktan geçmiş ol-
    malıydık. Batıya cebiri, kimyayı, gökbilimi, ruhbilimi öğreten bize tembellik yakışmaz.
    Yada ettiğimiz tembellik yeter.

    Atatürk gençliğe emanet etti bu ülkeyi.İstiklal savaşında yedi düvele karşı parasız,
    silahsız,aç, susuz, yalın ayak mücadele eden, bizim için can veren atalarımıza, büyük
    Atatürk'e boynumuzun borcu var arkadaşlar. Planlar yapın,hedefler koyun ki ufkunuz
    açılsın. Araştırmacılık ruhunuz gelişsin.Sorgulayıcı ve çözümler üretici olun.Bilim,
    ilim, teknikte geride kalırsak şu globalleşen Dünya'nın ancak ırgatları, köleleri oluruz.
    Diğer ülkelerle alış veriş edelim ama onlarkotalar uygularken biz yabancı mallara hü-
    cum etmeyelim." Daha konuşacağı çok şey vardı fakat babamın saatine baktığını
    farkedip şimdilik bu kadar diyip sözü bitirdi.

    Eve dönerken: "adam amma da nutuk attı " dedim. Babam: "işine gelmemiş olabilir,
    ama hepsi gerçekti. İnşallah bir ders çıkarırsında daha planlı, programlı olursun" dedi.
    Ben, "ya sizin ithal muz bulalım diye market, market, dolaştığınızı söylesem ne olacaktı"
    dedim, gülüştük.
    alıntı.





+ Yorum Gönder