Konusunu Oylayın.: Diyarbakıda valilik yapmış olan sultan sasa hazretleri ile ilgili bilinenler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Diyarbakıda valilik yapmış olan sultan sasa hazretleri ile ilgili bilinenler
  1. 02.Mart.2012, 01:59
    1
    Misafir

    Diyarbakıda valilik yapmış olan sultan sasa hazretleri ile ilgili bilinenler






    Diyarbakıda valilik yapmış olan sultan sasa hazretleri ile ilgili bilinenler Mumsema diyarbakıda valilik yapmış olan sultan sasa hazretleri ile ilgili bilinenler


  2. 02.Mart.2012, 01:59
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 09.Mart.2012, 21:05
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap:




    Diyarbakıda valilik yapmış olan sultan sasa hazretleri ile ilgili bilinenler


    Giriş
    : Sultan Sa’sa’a konulu tebliğimizle size Diyarbakır’ın Fethi sonrası şehrin İlk Valisi Sultan Sa’sa’a’yı ve Sultan Sa’sa’a’nın günümüze kadar yansıyan izdüşümlerini ele alacağız. Bilmek gerekir ki şehir tarihlerinde kimi anahtar terimler ve kelimeler vardır. "İstanbul" denilince akla gelen Osmanlı Padişahı II. Mehmet'tir, Eyyub el-Ensarî'dir. "İberik Yarımadası" denince akla gelen Tarık bin Ziyad olmalıdır. Bu gün "gemileri yakma"deyimi Tarık bin Ziyad ile terminolojide yerini almıştır. "Kudüs" denilince "Selahaddin-i Eyyubî" akla gelir. Elbette her medeniyetin şehirlere kendince verdiği anlamlar farklıdır. Britanyalı, Arslan Yürekli Richard'ı düşünür, "Kudüs" denince. İslam Medeniyeti’nde de savaşsız biçimde Kudüs’u alan “Hazreti Ömer” akla gelir, “Selahaddin-i Eyyubî” olmazsa olmazlardandır."Diyarbekir" denince akla gelenlerden biri de Şehrin Müslümanlarca fethidir. "İyad bin Ganm", "Halid bin Velid" olmak üzere akılda kalan isimlerin yanında fetihte aldığı yaralara rağmen "Vali" olarak atanan, şehrin sorumlusu olarak Diyarbekir'de bırakılan Sultan Sa'sa'a'dır.
    “Sultan” ifadesi, halkın içinde “Sahabî” oluşuna verilen değer sebebiyle günümüze kadar kullanılmıştır, halen kullanılmaktadır. Mardin'de bulunan Şeyh Musa el-Zillî'nin sıfatı halk arasında "Sultan" olarak geçmektedir: Sultan Şeyhmus. "Şeyhmus", zaman içinde "Şeyh Musa" isminin kısaltılmasıdır ki Hattat Hamid'in gerçek ismi de Şeyh Musa Azmî'dir. Sultan Sa’Sa’a için kaynaklarda değişik, ilginç bilgiye rastlanmadı. İsim olarak "Sa'sa'a" adını almış -son otuz yılda- kişiye rastlanmadı. Ashab-ı Kehf'in merkezi olarak kabul ettiğimiz mekân'a istinaden “Yemliha”, “Kıtmîr”, “Mekselina”, “Debernuş” adlarının çoğunlukla Lice'de kullanıldığını bilmemize rağmen, "Sa'sa'a" ismi Diyarbakır'da sıklıkla geçmez. "Süleyman", "Halid", şehrin fethinde bulunanlardan bilinenler oldukları için sıklıkla erkek çocuklarına verilen isimdir. "Sa'sa'a" ismi, söylenmesi zor bir ifade olduğundan, erkek çocuklarına isim olarak verilmemiş olabilir. Belki de tarih içinde verilen isimler unutulup gitmiştir. Şehrin tarihinde bu isimle eser veren şaire ve yazara da günümüze kadar rastlanmamıştır, araştırmalar bunu göstermektedir.(1)
    Sahabî Sa’sa’a hakkında kaynaklarda yer alan bilgilerden yola çıkarak, konuya açıklık getirmeye çalışacağımız bildirimizde kaynaklarda sık sık yer alan tekrarlardan kaçınarak, aynı bilgilere yer veren yazarlardan sadece ilklerden iktibaslarda bulunacağız.
    Sultan Sa'sa'a Camiî Medresesi Niçin Yıktırıldı?
    Diyarbakır Belediyesi, Sultan Sa’sa’a’nın ismini taşıyan Camiîn önce medresesini istimlak etmiştir. Medresesi'nin bulunduğu alan daha sonra işyerine dönüştürülmüştür. Bu alanda bugün işyeri-işyerleri bulunmaktadır. Sormak lazım gelmez mi, dünede olan için: “Belediye mülkiyeti Vakıflar’a ait olan bir yeri nasıl yıkabilir?”
    Daha sonra Camiî minaresi yıktırılmıştır. Minarenin yarıya kadar yıktırıldığını gösteren fotoğraf karesi arşivimizde bulunmaktadır. Camiîn yol genişletme çalışmalarına ortak kılınması, beraberinde kabrin kaldırılmasına da sebebiyet vermiştir. Camiîn yıktırılmadan önceki net durumu da orijinal fotoğraf karesi olarak bizde bulunmaktadır. Dönemin Belediye Başkanı’nın bu tür keyfî davranış içinde düşünülen tavrı, o dönem içinde sorgulanamamıştır. Şehrin yayınlanan tek gazetesi olan Diyarbekir'e bu durum yansıtılmamış olmalıdır. Bu gazetenin arşivine ulaşamadığımız için konu, tarafımızdan da araştırılmamıştır. Diyarbakır Salnameleri'nde Camiî Medresesi'nden bahsedilmektedir. Bu medresenin müderrisi bulunmaktadır. Fakat kimi medreseleri de konu alan eserlerde Sultan Sa'sa'a Medresesi'nden bahsedilmemektedir. Bahsi geçen alanın yol çalışmalarını genişletme amaçlı yapılarla yıktırılmasının ve kabrin yerinden alınıp başka bir yere naklinin, elimizdeki iki karenin günümüzdeki caddenin konumuyla karşılaştırılmasında yoldan uzak olduğu sonucuna varılmıştır. Yerel Yönetimin yolun genişletilmesini ileri sürerek yapı topluluğu ile kabri ortadan kaldırması, "Osmanlı'nın son döneminden sonra gelişen siyasî şartlara şehrin uyumlu olduğunun ispatı" şeklinde yorumlanabilir. Bu fotoğraf karelerinin birincisinde bir kiliseden getirtilen mermer kaidenin üzerine bir heykelinin düşünülmesi söz konusudur. Buna karşı çıkan halkın Sultan Sa'sa'a'nın “Sahabî” oluşu sebebiyle bu alanda yapılacak değişikliğe tepki göstermesi kiliseden getirilen kaidenin kaldırılmasını sağlamıştır. Bu olan bitenden Ankara'nın da haberi yoktur. Bu konuda 5 Nisan'da Fahrî Hemşehrîliğin kabulü jestine Belediye Başkanı'nın karşılık düşündüğü, tasarıda olan plânın hayatiyet bulmaması karşısında beklenmedik gelişmeler ortaya çıkmıştır. Cumhuriyetin kurulması ile birlikte şehirde gelişen olağanüstü duruma paralel bu gelişme, şehrin Ankara'ya kendilerinin düşünüldüğü gibi olmadıklarının habercisi kılınmak istenmiştir. Kaideye ve düşünülen heykele tepki gösterenlere karşılık yapının yol genişletme amaçlı yıktırılması söz konusu olmuştur. Dönemin Belediye Reisi Nazım ÖNEN'in o dönem Diyarbakır Kalesi'nin kimi burçlarının yıktırılmasında da etkinliği söz konusudur. Dağ Kapı, Mardin Kapı sur yıkımları, Yedi Kardeş ve Evli Beden Burcu'nun birer taş ocağına dönüştürülmesi, Nazım ÖNEN'in aldığı ve uygulaması yapılan kararlardır. (2) Albert Louıs GABRIEL'in karşı çıktığı burç-sur yıkımları, Ankara'ya gönderilen raporlara istinaden durmuş ise de, sonradan şehir içinde kalan mezarlık alanların ortadan kaldırılmasında GABRIEL'in modern şehir isteğinin etkili olduğu bilinmektedir. Mezarlık alanların ortadan kaldırılmasıyla birçok devlet adamının, şairin, yazarın kabri, türbesi bilinmezliğe karışmıştır. Aziz Mahmud Urmevî, Sultan Sa'sa'a, Gülşenî Büyükleri, Diyarbakır Valisi Çeteci Abdullah Paşa kabirleri sadece birer örnektir. Birçok mezar taşının daha sonra alt yapıda kullanıldığının ortaya çıktığı şehirde konuya duyarlılık fazla hissedilmemiştir.
    Sultan Sa’sa’a’nın Kimliği
    Sultan Sa’sa’a ismi hakkında ileri sürülen farklılıklar vardır. Osmanlı Salnamelerinde isim, “Sa’sa’a bin Mâzin el-Medenî” olarak geçer. Diyarbekir Tarihi’nde Said Paşa, ismi, “Hazret-i Sa’sa’a” olarak belirtir. Mükrimin Halil Yınanç, İslam Ansiklopedisi Diyarbakır Maddesi’nde “Sa’saa” bin Sûhân” olarak belirtir, Sultan Sa’sa’a’yı. Sultan’ın İmam el-Vakîdî’de ismi Sa’sa’a bin Amr bin Savhan el-Abdî olarak geçer. (3)
    Kaynaklarda Sultan Sa’sa’a
    Sultan Sa’saa hakkında okurların ulaşabildiği bulunabilen kaynaklardan biri de Şevket BEYSANOĞLU’nun Anıtları ve Kitabeleri ile Diyarbakır Tarihi’dir. Bu eserin ilk cildinde yer alan bilgiler:
    ”İyaz tarafından Sa’sa’a şehre âmil (vali) tayin olundu. Fetih sırasında aldığı yaralardan dolayı Sa’saa bir süre sonra (bazı kaynaklara göre altı ay sonra) vefat etti. Türbesi (Belediye bahçesi olan yerde) kendi adını taşıyan cami’de idi. Fakat bu türbe Cami ile birlikte sonradan Nazım Önen tarafından yıktırılarak bahçe haline getirilmiştir.
    Sa’sa’a’dan sonra Diyarbakır ve Cezire Valiliği Hazreti Ömer tarafından bizzat İyaz’a verildi.”(4)
    Osmanlı Dönemi Diyarbekir Salnamelerinde Sultan Sa’saa’ya ait verilen bilgiler yer almaktadır:”Şehrin gazi-i müşarün-ileyh ile refâkatindeki ashâb-ı kirâm ve asâkir-i İslâm tarafından muhâsara olunduğu sırada hâkimesi Karadara Padişahının kerimesi Meryem Dara idi.
    Şimdi Silvan denilen Meyafarkin kale-i cesîmesini bir gecede muhsâsara ile fethine muvaffak olan guzât-ı müşârun-ileyhim bu muhâsaranın tamam beş ay imtidâd ve bu cihetle kalenin teshîri müşkilâta tesadüf eylediğini görmeleriyle birer fırka ile Mardin Kapısı tarafında bulunan Iyaz bin Ganem ve Rûm Kapısı’nda mutasarrıd olan Zeyd ve Dağ Kapısı cihetindeki Muaz bin Cebel ve şehrin cânib-i şarkîsini muhafaza eyleyen Halid bin Velid Hâzeratı bi’l-müşâvere şimdiki Hükümet Konağı ittisâlinde olan bahçeler cihetindeki sur duvarında vaki su deliği az tevsî’ edilirse oradan içeri girilebileceğini kararlaştırmalarıyla gece karanlık bastıkta şüce’an-ı guzât-ı kirâmdan bazıları o deliği tevsî’ eylediler.
    İbtidâ ashâb-ı kirâmdan Hazret-i Sa’saa ve müteakiben Süleyman bin Halid bin-Velid hazretleri delikten içeri girdikten sonra mücahidîn-i izâmdan kırk zât-ı şecâ’at-sıfât dahi onları takib ettiler.
    (…)
    Kale şu suretle feth olunduktan sonra Sa’sa’a bin Mâzin el-Medenî hazretlerini Hazret-i Iyaz bin Ganem şehre âmil nasb ve muhafazaya da beş yüz atlı tayin buyurmuş ve hâkim-i müşaârun-ileyh fetih gecesinde aldığı yaralardan müteessiren birkaç gün sonra âzim-i dâri’l-cinân olmuştur. Medfen-i şerifleri vasat-ı şehirde namlarına mensub camidedir.. Radıyallahu anh.”(5) Bu bilgide Sultan Sa’sa’a’nın vefatı, valiliğinden birkaç gün sonra gösterilmektedir. Diğer kaynaklarda iki ay valilik yaptığı yer alır. Bazı kaynaklarda bu süre altı yıl olarak gösterilir. Bu camii, Müslümanların şehri fethettikten sonra yaptıkları düşünülürse Sultan Sa’sa’a’nın vefatının fethten sonra birkaç ay olduğunu gösterir. Birkaç gün olarak gösterilen valilik süresi, Sa’sa’a’nın “Sa’sa’a iyi olmasaydı vali tayin edilir miydi?” sorusuna cevap vermediği için, muhtemelen vefatı altı aydan sonra olmuştur.
    Süleyman Nazif’in Babası Said Paşa’nın Diyarbekir Tarihi’ne de konu hakkında müracaat edilebilir.
    Yukarıda yer alan sal-name bilgilerinin Said Paşa’nın Tarihi’nden değiştirilerek alındığını görüyoruz. İlâve edilen bölümler, bu tarihten aldığımız bölümle ortaya çıkmaktadır:
    “ (…) ibtidâ ashâb-ı kirâmdan Hazret-i Sa’sa’a ve müteâkiben Süleyman bin Halid bin el-Velid hazretleri delikten içeri girdikten sonra yirmiden ziyade mücahidîn birer birer onları takib ettiler.
    (…)Medîne-i Âmid’in fethini müteâkib İyaz bin Ganem hazretleri ashâb-ı kirâmdan Hazret-i Sa’sa’a’yı şehre âmil tayin buyurup kendileri Hani ve Meyafarkin medînelerini teshîr için azimet ve teshîr etmiş ve Sa’sa’a Hazretleri leyle-i fetihte aldığı yaralardan müteessiren âzim-i dâri’l-cinân olmuştur. Medfen-i şerifleri vasat-ı şehirde namlarına mensub camidedir. Radiyallahu anh.”(5)
    Biz, bu güne kadar gizli su yolundan Hazreti Halid bin Velid’in oğlu Hazreti Süleyman’ın ilk giren kişi olduğunu, arkadaşları ile İç Kale’ye girdiğini kitaplardan okuduk. Bu iktibaslarda Sultan Sa’sa’a’nın İç Kale’ye giren ilk kişi olduğunu görmekteyiz. Bu şehre vali olarak atanmasında cesaretinin payının olduğunu böylelikle öğrenmekteyiz. (6)
    “Diyarbakır Folklorundan Kesitler Celâl Güzelses Diyarbakır Halk Musıkîsi Üzerine İnceleme” isimli çalışmamızda Dicle Üniversitesi Rektörlerinden Prof. Dr. Selahattin YAZICIOĞLU’nun bize yaptığı açıklamalarını veriyoruz:
    “Diyarbakır’ın ilk Valisi Sultan Sa’saa’nın kabrinin bulunduğu alan hakkında şahsıyla konuşurken oldukça muzdaripti:
    -Hocam dünle bugün arasındaki mimari edebi ananevi farklılıklar anlatmakla bitmiyor. Sultan Sa’saa’nın kabrine sözü getirmek istiyorum
    -Evet, ben Belediye Baştabipliği’nde bulunduğum yıllardı. Tarih, 1950’lerden sonrası. Belediye Reis Muavini Sezai DEMİRAY ile mesaiden çıkıyoruz. Dışarıda kar yağıyor. Her yer bembeyaz. Hasan Paşa Hanı’nın önünden geçmek isterken Belediye’nin yanındaki bir alanı Sezai DEMİRAY’a soruyorum:
    -Burası niçin kar tutmuyor?
    Sezai DEMİRAY, bana “Sultan Sa’saa’nın kabrinin olduğu yer.” dedi. Her taraf karla kaplanmışken kabrin kar tutmaması, toprağın karalığı beni düşündürdü.
    -Hocam sizin bu ifadeniz halk arasında da oldukça anlatılıyor. Bu yerin sembolik biçimde düzenlenmesi söz konusu edilebilir mi?
    -Yetkililer, bu hususta gerekeni yapmalıdır. “(7)
    Avukat/Araştırmacı-Yazar Reşit İSKENDEROĞLU’nun, “Şair Dede ve Ozan Torunu” isimli kitabında bildirimizle ilgili oldukça önemli bir bölüm yer almaktadır. Yazar Mikdad Sezai'nin biyografisini ele aldığı eserinde Mikdad Sezai'nin Diyarbakır'da okula devam eden öğrencilerle birlikte Sultan Sa'sa'a'yı mezarı başında anma etkinliğinde yaptığı konuşmanın bir bölümüne yer verir:
    SULTAN SA’SA KONUŞMASI
    İslam kumandanlarından Diyarbakır’a ilk giren ve şehrin zapt edilmesinde hizmet ve cesaret gösteren Sultan Sa’sa hazretlerini kaleye ilk giriş yıldönümünde öğrenci bulunduğu sırada yaptığı bir konuşmadan bir özet aşağıya alıyorum.
    Muhterem Efendiler!
    Cihan tarihinin alt üst olduğu bu devirde gözlerimizi mazinin feyizli kaynağına dikerek düşünüyoruz.
    Bundan böyle Diyarbekir’in pek çok milletlere, saltanatlara enkaz olan bağrında İslami ve Türklük mefkûresile Hilalin yumuşak saçaklarından dökülen nurani bir zevkin heyecanile hayatını feda eden büyüklerimizin ulu kabirlerini ziyaret edecek onları anacağız.
    Bunlar arasında ilk defa “Sa’saa” hazretlerinin kabrini ziyarete geldik. Muhterem tarih muallimimizin sözlerini dinledik. Bir tarihçimizin dediği gibi”Mazisinin feyzinden kuvvet alarak istikbalini kuramıyan milletlerin tarihi alemşümul olamaz. Geleceği güvenle koruyamaz” Biz de tarihi ve bedii kuvvetlerimizi, halkın saf vicdanında yaşıyan, menkibelerden alacağımız bu şekildeki mesaimizle tarihin karanlık gibi duran sahifelerini aydınlatacağız.
    Efendiler!
    Halkın arasına kadirşinas kalbinde birer kutsi dâsitan gibi yaşıyana âzmini(Uluların:) böyle hayırlı vesilelerle tebcil etmek biz gençlere en büyük vazifedir. Allah’ın rahmetine kavuşan bu büyük ölüye samimi ruhumuzla bir fatiha ihda edelim.”(8)
    Yerel ve Ulusal Basında Sultan Sa’sa’a
    Hatırda kaldığı şekliyle gündeme getirdiğimiz bu konu, ilk kez Güneydoğu Mesaj Gazetesi’nde tarafımızdan ele alınmış ve bildiğimiz kadarıyla Diyarbakır Basını’nda bu gündeme tarafımızdan taşınmıştı. Şimdi bu gazetede yer alan imzasız haberlerimize geçelim:
    Birinci Haber :
    Türbeye Saygısızlık
    Büyükşehir Belediyesini Göreve Çağırıyoruz: İslâmın İlk Diyarbakır Valisi Sultan Sa’saa’nın Türbesinin Yerine Çay Bahçesi Olur mu?
    G. Mesaj(Haber Merkezi)-İslamın İl Diyarbakır Valisi Hz. Ömer döneminde emirliğe memur edilen Sultan Sa’saa’nın 1930 yıllarında cadde genişletme amacıyla yıktırılan camii ve camii içinde yar alan türbesinin yerinde uzun zamandır çay bahçesi bulunmakta.
    Emirliğe memur edilen Sultan Sa’saa, Diyarbakır’ın fethinde aldığı yaralarla bu görevini altı ay sürdürmüş, daha sonra vefat etmişti. Sultan Sa’saa’nın camii ve türbesinin bulunduğu Ulu Camii yanında inşa ettirilmekte olan eski belediye binasının Hasan Paşa Hanı’na bakan kavşak kısmından bugün yer alan çay bahçesinin önünden geçen geçmiş hatırlayan yaşlılar fatiha okumadan geçmemekte. Bu konuda yapılacak olan çalışma, adı geçen yerde sembolik te olsa o günlere ait çerçeve içinde bir yapının tekrar inşa ettirilmesi.
    Çay bahçesinin içinde yer alan havuzun türbe alanı olduğu belirtiliyor. Dönemin Belediye Başkanı Nazım Önen tarafından yıktırılan Camii ve Türbe bugüne kadar gün ışığına görüntülerle çıkarılamadı. Dağkapı ve su kemerleri de o dönem Belediye Başkanı tarafından yıktırılmıştı. Ama şehrin hava alması gibi komik bir sebebe dayandırılmış.
    Bu günün Belediye yönetiminde bulunan belediye başkanlarına, Güneydoğu Mesaj Gazetesi olarak Belediyece yıktırılan yerin sembolik biçimde yeniden belediyece yapılmasını teklif ediyoruz. Bu konuda duyarlılığı bekliyoruz. Okurlarımıza o döneme ait fotoğraf ve yazılı bilgileri önümüzdeki sayılarda sunacağız. Umarız ki kültüre bu hizmetimiz değeri unutulmuş, bilinmeyen yerleri de gün ışığına çıkartacağız.
    Halen Sultan Sa’saa’nın çeşmesi faal vaziyette, Ulu Camii’nin arkasındaki Mesudiye Medresesinin köşesinde bulunmaktadır.”(9)
    Bu haber çıktıktan sonra Diyarbakır’da bir çalkantı olmuş, Diyarbakır’da İslam’ın İlk Valisi olan Sultan Sa’sa’a için umut verici çalışmalar olmuştu.
    İkinci Haber :
    Sultan Sa’saa’nın Yıktırılan Camii ve Kaldırıldığı Söylenilen Mezarı
    Gazeteye sunduğumuz orijinal fotoğraf üzerinde alanların adları ve mezar yeri işaret edilerek, alt yazı şu şekilde verilmişti:
    “Sultan Sa’saa” için ilk yayını başlatan basın kuruluşu gazeteniz Güneydoğu Mesaj, ilk kez Diyarbakır’ın İlk Valisi Sultan Sa’sa’a’nın kabrinin alanını ve Camiinin görüntüsünü tarihî bir görev olarak yayınlıyor. Bu konuda yapılan diğer yayınları da destekliyoruz. Yetkililere bu güzel şehrimizin merkezi alanında tarihî şekilde alanın düzeltilmesini öneriyoruz. Festivalde yapılan çalışmaları, surlarla ilgili plânlanan projeleri gazete olarak Diyarbakır’a geleneksel perspektif içerisinde yeni bir çehre kazandıracağını samimiyetle ifade ederken, bu tarihî mekânın eski biçimde Sultan Sa’saa’ya yakışır derecede inşasını bekliyoruz.” (10)
    Her ne kadar gazete dizgisinde hatalar varsa da aynıyla verdiğimiz bilgiler bu. Bu iki haberden sonra kamuoyunda canlılık görülmüş ve bu alana dikkat çekmiştik. Yanıldığımız nokta söz konusu değildi. İlk haberde oyuk alan mezar yeri olarak gösterilmesine rağmen, biz bu hatayı ikinci yayında düzeltmiştik. Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nce kiraya verilen alanda bir işyeri açılmış ve saygı amaçlı oyuk havuzun alanı, ziyarete açık, etrafında bir koruma ile sembolik biçimde belirginleştirilmişti.
    Biz buradaki mezarın kaldırıldığını daha önce belirterek, buna şahitlik edenleri de ismen söylemiş ve bu araştırmamızda kendilerini, yazılı kaynaklarla birlikte tanık olarak göstermiştik. Nihayetinde yapılan kira mukavelesiyle Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve Belediye, üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeyerek, dönemin şartlarına ters düşülse de geri adım atmamıştı.
    Bizim Belediye’den istediğimiz bu alanın dönemin Belediyesince yıktırıldığı ve mezar alanının değiştirildiği için gerekenin kendilerince yapılması üzerine odaklanmıştı. Meğer bu alanın sorumluluğu Vakıflar Bölge müdürlüğü’ne aitmiş. Belediye’den çıkardığımız plânda da alanın belirgin olduğu görülmekteydi. Aynı konuyu bir başka kurula da iletmiş, çevredeki tarihî eserlerle tabiat varlıklarını koruma amaçlı olan yetkili kurul da konuya duyarsız kalmıştı. Madem bu alanda belirttiğimiz Mescid ve mezar vardı. Ve bu alana duyulan saygı halen devam etmekteydi. O zaman yapılması gerekenler niçin yerine getirilmemekteydi. Bu sorunun cevabını halen de alabilmiş değiliz. Kitabın yayını ile birlikte Sultan Sa’sa’a’yı sahiplenen olmadı. Bizim o dönemde gösterdiğimiz hareketlilik, cevabı ketum olan soruya kimseyi muhatap bulamayışımızdan dolayı bir noktada, sessiz olmamızı gerektirdi.
    Bu haberlerden sonra aynı biçimde bir başka yerel gazetede yer alan haberi sunuyoruz:
    Büyükşehir Belediyesi Ne Yapıyor?
    Diyarbakır-Gazi Caddesi’nde bulunan eski belediyenin bitişiğindeki bir alanda kurulmakta olduğu ileri sürülen kaçak yapı, Sur ve Büyükşehir Belediyesi ile Kültür ve tabiat Varlılarını Kotuma Kurulu’nu karşı karşıya getirdi. Sur Belediyesi’nin arazi sahibi olan Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne dahi yapı izni vermediği alanda, Büyükşehir Belediyesi’nin izni ile şimdi kaçak yapı inşa ediliyor.
    Edinilen bilgilere göre, Eski Belediye binasının yanındaki alanın sahibi olan Vakıflar bölge Müdürlüğü, 1 Haziran 1995 tarihinde Sur Belediye Başkanlığı’na gönderdiği yazı ile, bu arazi üzerinde yapılaşmaya gitmek istedikleri ve bunun için inşaat izni ile bilgilerin kendilerine verilmesini istedi. Ancak Sur Belediye Başkanı Cemal TOPTANCI imzasıyla Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne 17 Mayıs 1995 tarihinde gönderilen yazı ile, burada yapılaşmaya gidilmesinin mümkün olmadığı ve izin vermeyeceklerini söyledi.”
    Haberin devamında dönemin Sur Belediye Başkanı’nın şu açıklaması yer almaktadır:”Burası, Diyarbakır’ın İslam ordularıyla futuhatı neticesinde Hz. Ömer tarafından vali olarak tayin edilen Sultan Sasaya ait bir vakfiyedir. Anılan yer, uzun süre Vakıf tarafından kahve olarak birilerine kiraya verildi. Daha sonra Vakıflar Bölge Müdürlüğü, burada inşaat yapmak istediğini bize resmi yazıyla bildirdi. Biz, ise izin veremeyeceğimizi bildirdik. Ancak, Büyükşehir statüsüne kavuşan ilimizde değişen belediye mevzuatlar ve belediyeler arasında çekilen sıkıntı sonrasında adı geçen alan Büyükşehir belediyesi’nin sorumluluk alanında kaldı. Bu nedenle kaçak yapılaşmanın olduğu burası için yıkım kararı veremiyoruz, bu kararı Büyükşehir Belediyesi’nin vermesi lazım. Bizim sahamızda olsaydı, çoktan yıkmıştık. Toptancı, Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne seslenirken de, “Burayı bize verin, Kur’an’ı taşıyan insanlara nasıl saygı gösterilirmiş, biz resmî kurumlara bunu gösterelim.” dedi. “(11)
    Aynı gazetenin 9. Sayfasında “Kavis” isimli köşede “1.Kültür Turizm ve Sanayi Festivali” isimli makale sonunda da konuya değinme yer almaktadır:”Tarih kenti Diyarbakırımızın nasıl surlarının yapımı için start verilmiş ise, Hasan Paşa Hanı’nın kurtarılması ve bazı tarihi ve dinî dokunun yeniden yapılanmasının sağlanmasını da beklemekteyiz. Örneğin Hz. Süleyman Caminin ve Ulu Caminin çevre düzenlemesinin yapılması, Sultan S.S. hazretlerinin mezarının ve türbesinin yapılması(İlk Diyarbakır Valisidir) gibi.”
    Bizim Sur Belediyesi’ne müracaat ederek konuya duyarlılık gösterme amaçlı girişimimiz, bu haberin yayınlanmasından sonra sonuçsuz kaldı. Güneydoğu Mesaj Gazetesi’nde iki sayfa hazırladığımız makale de gelişen olumsuzluklar sebebiyle yayınlanmadı. Yine de önceki sayılarında verilen spot duyurunun yerine getirilmesi amacıyla 16-22 Ekim 1995 Tarihli sayısında kısa fakat ilk kez yayınladığımız fotoğrafla çarpıcı biçimde haber gereği yerine getirildi.
    Yeraltı çarşısı yapılırken de temel kazma çalışmaları esnasında Mescid’e ait temel duvarları tarafımızdan çekilmiştir ve yetkililere bu belge kareler sunulmasına rağmen konuya sıcak bakılmamıştır:
    Alanın kiraya verilmesiyle birlikte Vakıflar Bölge Müdürlüğü, konu hakkında sessizliğini bozmamıştır. Kazı başladıktan sonra Anadolu Ajansı kaynaklı TRT’de yayınlanan haber:
    Diyarbakır’da 1600 Yıllık Yapı
    Yapının Vali Sultan Sasa’nın Türbesi olduğu sanılıyor.
    Birçok medeniyete beşiklik eden Diyarbakır`da, bin 600 yıllık bir yapı ortaya çıkarıldı. Vakıflar Bölge Müdürlüğü`nce yapılan kazılarda ortaya çıkarılan tarihi yapının Diyarbakır`ın ilk valisi olarak bilinen Sultan Sasa`nın türbesi olabileceği belirtildi. Yapının yaşını kesin olarak belirlemek için karbon testi yapılacak.” (12)
    Kazılan alana dair haberdar olduğumuz süre içinde hazırladığımız iki gazete makalesi, ilgililere bilgi amaçlı yayınlanmıştır. Bu makalelerin yayını sonrası verilen bilgilerle kaynaklara dair herhangi bir tepki alınmamış ve konuya dair açıklama yapılmamıştır. ( 13 )
    Bu konu hakkında yaptığımız araştırmada her ne kadar kaynaklara ulaşmış olsak bile yazılarımızdan sonra kaleme alınan Gazeteci Mevlüt MERGEN’in makalesi de dikkat çekicidir. Bu makaleden kimi bölümleri Sultan Sa'sa'a Kabri'nin yıktırılmasına tanık olanların ifadelerini içerdiği için önemlidir.(14)
    Kazı alanının raporunun hazırlanması ile birlikte erişilen alt tabakanın kilise müştemilatı olabileceğine dair görüş, halkın tepkisini çekmiş ve bu konuda ulusal medyanın da konuya dahil olduğunu görüyoruz. İl Müftülüğü’nün hazırlamış olduğu yayında Sultan Sa’sa’a hakkında oldukça önemli bilgiler yanında bir de aslı Ulu Camii’de bulunan bir belgeye yer verilmiştir.(15 )
    Raporu hazırlayan yetkililere yayınlanan kimi belgeler iletilmiş ise de yetkililerin zemin kazısı öncesinde mevcut yapının hakkında bilgi sahibi olmadıkları ve kendilerinden bu alanın tarihî hususiyetinin sorulmadığı belirtilmiştir. Hazırlanan rapora göre şehrin Sur İçi’nde hangi alan kazılırsa kazılsın geçmişe yönelik kalıntıların çıkmasının muhtemel olduğu bizim de bulunduğumuz heyet tarafından kendilerine belirtilmiştir. Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nde bulunan alanın mezkûr vakıflar arasında Sultan Sa'sa'a Vakfı'nın da yer almış olması gözden kaçırılabilecek bir ayrıntı değildir, ticarî olarak düşünülen alanın getireceği akara yenik düşen anlayış, tarihî belgelerin ifşâ edilmesiyle birlikte ihalenin de feshine zemin hazırlamıştır. Bu olay, bize göstermektedir ki şehir hakkında bu tarz yanlışlıkların olmaması için, şehri bilen, araştıran araştırmacılardan kurulu bir komisyonun oluşturulması elzemdir.
    Hazırlanan ihaleye ve hazırlanan rapora tepki olarak birçok sivil toplum kuruluşunun basın açıklaması sonrası ihalenin iptal edilmesi gündeme gelmiş ve ihalenin iptali yoluna gidilmiştir.İhalenin iptal edilmesine sebep olarak gösterilen neden ile basına yansıyan açıklamalar birbiriyle örtüşmemektedir. (16)
    Bu iptal haberi, şehrin dikkatlerini bu alana çekmiş ve yüzyılın bilinmeyen bu mekânına sahiplenmeyi beraberinde getirmiştir. Ulaşabildiğimiz gazeteler beraberinde sanal ortamda da birçok haber sitesinde konu ele alınmıştır. (17)
    Sonuç:
    Günümüzde mescid-medrese ve kabir alanının eskiye göre inşâ edilmesi pek mümkün görülmemektedir. Zira bu mümkün olmasa bile alanda geçmişe saygının ifadesi olarak bir düzenlemenin yapılması şarttır.
    Bu alana geçmişe olan saygının devamı için, sahabî olmanın gereğine binaen bir düzenleme gerekir. Tarihe, inanca ve geleneğe bağlılık adına yapılacak bu çalışma, son dönemde sıkça telaffuz edilen inanç turizmi açısından da önemlidir. Çünkü Ulu Camiî amaçlı ziyaretlerde bu alana da turistlerin uğraması, o dönemin hatırlanması açısından önemlidir. Sultan Sa’sa’a için bir iade-i itibar olan bu gelişme, umarız ki çalışmalarda bulunanların bir sahabî için yaptıkları sebebiyle şehri tanıtacak, anlatacak olanların nazarında kayda değerlilik arz eder. Çünkü şehirler için yapılanlar, hiçbir zaman unutulmaz, yeri ve zamanı geldiğinde kimlikleri canlı olan şehirler, kendisine hizmet edenlere vefa borcunu bir yolla öder.
    Dipnotlar:
    1-Şevket BEYSANOĞLU'nun dört ciltlik "Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları" adını taşıyan eserinde "Sa'sa'a" ismini taşıyan fikir ve sanat adamı yer almaz. Son yüzyılda şehir, karşılaştığı savaşlar, yokluklar-kıtlıklar ve salgın hastalıklar sebebiyle sanata, kültüre ve irfana dair fazla bir ilerleme göstermemiştir. Osmanlı’nın son döneminde şehrin içinde bulunduğu ortam, şehrin birçok değerini bu güne taşımasını sağlayamamıştır. Bunun beraberinde şehre dair kimi tartışmalı konular da bunu körüklemiş, tarihî ve kültürel değerlere sahip çıkılmamış olması, zaman içinde mevcut olan durumu daha da kötüleştirmiştir.
    Günümüzde araştırılmak istenen birçok hususta gerekli bilgi ve belge olmadığı gibi, araştırılmak istenen konular hakkında da fazla eser yazılmadığı için yapılacak fazla bir çalışma olmamaktadır. Birinci Dünya Savaşı döneminde birçok kitabın çalınması, özel-şahsî kütüphanelerdeki kitapların değerinin bilinmemesi, satılması, mevcut eserlerin tercüme edilmemesi, şehir ve kültür dünyası için büyük kayıptır. Mevcut el yazmalarının önemli kısmının başka kütüphanelere nakli de ayrı bir husustur, ele alınması gereken.
    2- Nazım ÖNEN, mizaç yönüyle sert birisidir. CHP'den istifa edip Demokrat Parti'den milletvekili seçilmiş ise de yapılan zamlara, seçim beyannamesinde zamların yapılmayacağı yönündeki taahhüdü gerekçe göstererek, Demokrat Parti'den Celal BAYAR'ın ısrarına karşı istifa etmiştir.
    Cumhuriyetin ilk Diyarbakır Belediye Başkanı olan ÖNEN, çevresinde daha çok" Piranlı" olarak isim bulmuştur. Yıktırdığı alana ait sonradan pişmanlık duyup duymadığını bilmemekte isek de Belediye Başkanı olarak görev yapan Dr. Adil TEKİN, yönelttiğimiz bir soruyu cevaplamak istemediğini belirtmiştir.
    Nazım ÖNEN sonrasında kısa bir dönem Belediye Başkanı olarak görev yapıp, istifaya zorlanan Dr. Vehbi Muhlis DABBAKOĞLU ile İzmit Yahya Kaptan Sitesi'ndeki evinde yaptığımız görüşmede, o dönem şartlarında Belediye Başkanı ÖNEN'in tarih, kültür, sanat ve inanç hakkında fazla bir bilgiye sahip olmadığını, , aşiretvarî bir yönetim anlayışının egemen olduğu Belediye Başkanlığı'nın söz konusu olduğunu belirtmiştir:" Ben de Belediye Başkanlığı yaptım. Fakat Mülkî Amir olan Vali ile anlaşamadığımız noktalar vardı. Baskılara direndim. Görevden alınmamak için mecburen istifa ettim. Nazım, yıktırdığı kale burçlarının değerini bilmedi. O dönemde turizmi bilen var mıydı? ‘Camiî Kebîr yanında yer alan küçük bir camiî, büyüğü varken küçüğüne ne gerek var?’ denilmiş olmalı. Heykel meselesine gelince “Fahrî Hemşehrilik” nihayetinde bu kaide getirilerek düşünülen vardır. Halk tepki gösterince de alan medreseyle camiî ile dümdüz edilmiştir. Park olmaya müsaid olmayan alan, öylece kalmıştır. Tam karşıda yer alan meydan ortada iken herşey bu alana sığdırtılır mı? Hem bu camiî, medresesiyle vakıftır, vakfı el'an vardır. "
    Yapı hakkında bilgi amaçlı kaynaklardan bir bölüm:
    i-YILDIZ Yrd. Doç.Dr. Hatip Osmanlı Belgelerinde Diyarbakır ve Sahabe Nebiler Sahabiler Azizler ve Krallar Kenti Diyarbakır 1. Sempozyum Bildirileri Kitabı( 25-27 Mayıs 2009) Diyarbakır Valiliği Diyarbakır 2010 s 85 vd
    ii- ÇİÇEK Zeynel Abidin, Diyarbakır’ın Fethi Tarihi ve Kültürü Diyarbakır 1993 s 40
    iii- YAVUZ Muhsine Helimoğlu Diyarbakır Efsaneleri Diyarbakır 1993 s.40
    iiii- KALAFAT Yaşar “Diyarbakır’da Ulu Kabirler: Diyanet İşleri Başkanlığı Arşiv Kayıtlarına Göre” I. Uluslar arası Oğuzlardan Osmanlıya Diyarbakır Sempozyumu Bildiri Kitabı( 20-22 Mayıs 2004) Diyarbakır Valiliği 2007 s 21
    iiiii-BİZBİRLİK Alpay 16. Yüzyıl Ortalarında Diyarbekir Beylerbeyliği’nde Vakıflar Ankara 2002 s137 vd.
    iiiiii-YILMAZÇELİK İbrahim XX.Yüzyılın İlk Yarısında Diyarbakır (1790-1840) Ankara 1995 s 62
    iiiiiii-Maarif Salnamesi, Hicrî 1317, s 1200-1201; Hicrî 1319, s 610-611; Hicrî 1321, s 506-507
    3- İslam Ansiklopedisi Diyarbakır Maddesi Cild III S. 606, İstanbul 1965 /Dinî Değerleri ile Diyarbakır Diyarbakır İl Müftülüğü Yayını s.174
    4-age s160-161Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür Sanat Yayınları Ankara 1996
    5- Vilayetin Malumat-ı Muhtasara-ı Tarihiyyesi Diyarbekir Şehriyle Sur-ı Meşhurunun Binası Bölümü altında verilen bilgiden kısaltılarak alınmıştır. Sal-nâme-i Vilayet-i Diyarbekir Sene-i Hicriye 1308 (1890-1891)
    6-Salnâme-i Vilayet-i Diyarbekir sene 1302(1884-1885)
    7-ABAKAY Mehmet Ali age s 156-157 Diyarbakır 1995.
    8-age s 85-86 San Matbaası Ankara 1990
    9-Güneydoğu Mesaj Gazetesi Yıl 1 Sayı 2 / s 6 16-22 Ağustos 1995
    10-Güneydoğu Mesaj Gazetesi Yıl:1 Sayı:9-10 / s 6 16-22 Ekim 1995
    11-Diyarbakır Söz Gazetesi 04-Ekim 1995 Sürmanşet Haberi /Haber devamı s10
    12- 26-04-2008 TRT
    13-ABAKAY Mehmet Ali Sultan Sa'sa'a Bilmecesi I-II Yeni Yurt Gazetesi / / 2008
    _____________________________

    SULTAN SA’SA’A BİLMECESİ/1


    Diyarbekir’i dinledim, bir ikindi sonrası. Mekân Cami-î Kebir. Şimdilerin önü yap-boz tahtası haline getirilen, tarihin inanç ve kültür miras zenginliğinin baş yapıtlarından biri olan Ulu Camiî hakkında ve Sultan Sa’sa’a hakkında yazmak istiyoruz, düşüncelerimizi.

    Yaşlılar, buradan geçerken fatiha okunmasını ister. Sorduğumda Sultan Sa’sa’a’nın mezarının burada olduğunu söylediler, yıllar öncesinden. Sultan’ın kim olduğunu, mezarının burada olmasının sebebini araştırdım. Ortaya ilginç durumlar çıktı. Diyarbekir’in İslam topraklarına dahil olması esnasında yaralanmış bir sahabe, Sa’sa’a. Şehir, ona emanet ediliyor. Altı ay sonra vefat ediyor, aldığı ağır yaradan dolayı. Şehrin en önemli yapısı olan alanın yakınında inşâ edilen Mescid’in kenarına gömülüyor. Burası, Hazreti Süleyman ve arkadaşları nasıl ziyaret ediliyorsa, bu mekân da o denli ziyaret ediliyor.

    Gelin görün ki 20. Yüzyıl başlarında yönetime şirin görünmek isteyenler, bu mescidi ve mezarı ortadan kaldırarak, tarihe olan saygısızlıklarını gün ışığına çıkartmışlardır. Mezar ve mescid fotoğrafını yayınladığımızda kimi çevrelerden olumsuz eleştiriler almıştık. Bu tarz eleştirilere kulak tıkayarak, mezar yerini gören şahide sorular sormuş, cevabını almış ve bunu 1995 Senesinde yayınlanan bir kitabımıza almıştık.

    Gazete yazılarımızın birinde konuyu ele aldığımız için şehirden başka şehirlere gönderilme mecburiyeti şart koşulmasına rağmen, geri adım atmamıştık. Bu alana ilişkin hemen hemen yazılmış makale bulunmamaktadır. Yaptığımız araştırma da zorluklar sebebiyle tümüyle yayınlanamadı.

    Oyuk bir havuzun etrafını çevreleyerek, sözde mezara saygı gösterildi, uzun yıllardır. Bu icad edilen mezar alanı etrafında kümeleşenlerin okuduğu fatihaların sahibine ulaştığına eminim. Lakin yerinde olamayan mezarın etrafının açıldığını, mescidin temel kazılarının yapıldığını görmemiz üzerine, kimi bilgi isteyenlerin de arzusunu gerçekleştirmek üzere on iki yıl önce arşive kaldırdığımız dosyayı aralamak istiyoruz, bu yazımızla.

    Ulu Camiî önünde yaptırılan utanç abidesi yer altı çarşısının temel kazıları esnasında mescidin temelleri görüntülendi, fotoğraf karesi olarak. Bu karelerden başka temel kazı fotoğrafları var mıdır, bilmiyorum. Hedeflediğimiz kareleri güçlükle çektikten sonra bekledik. Zaman zaman gittiğimiz alanda yaşlılarla konuştuk. Anlatılanların tümü birbirinin tekrarı.

    Meşhur kesikbaş hikâyelerinden birinin kahramanı da yapılmıştı, Sultan Sa’sa’a. Hatta biri “Efsaneler” adıyla yaptığı derlemede buna yer vermişti.

    Demek bir hakikat payı vardır, anlatılanlar olduğuna göre. Osmanlı Salnameleri’nde Sultan’a dair bilgiler var. İsteyenler, Sahabî olan Sultan Sa’sa’a hakkında Osmanlı kaynaklarından gereken bilgiyi alabilir.

    O dönemin Belediye Başkanı, bu mezarı nakletmiştir. Nakledilen mezar sonradan yerle dümdüz edilmiştir, diğer mezarlarla. Bir ara alt yapı çalışmaları için yapılan kazılarda mezar taşlarının kanalizasyon yapımında kullanıldığı ortaya çıkmıştı. Bu işlerin de doktor payesini taşıyan başka bir belediye başkanının işi olduğu öğrenilmişti, yazılan yazılara ve yerel gazetelere böyle yansımıştı. (Dr. Kamil TAYŞİ)

    Mezar kaldırıldıktan sonra Mescid, yol genişletme bahanesi ile yerinden kaldırıldı. Elimizdeki karede yol genişletilmesinin sadece bir bahane olduğu görülmektedir. Aynı metot, Suveyka (Su Akar) Hamamı’nda yapılmış, Nebî Camiî için uygulanmış, Ar Pasajı için uygulamaya bırakılmıştır.

    Doğrudur, diğerlerinde yolun genişletilmesi. Fakat, tarihî eserlerin bu tarzda ortadan kaldırılması intihar sayılmaz mı?

    Bu mezarların şehri kirlettiğini siz düşünür müsünüz? Bunlara o aklı veren kimdi? Bunu öğrenmek için fazla merakta kalmanızı istemem. Albert Louıs GABRIEL’in meşhur eserinin surlarla ilgili bölümünü tercüme eden bir hemşehrimiz, GABRIEL’in dilinden ve kaleminden bu alanların ortadan kaldırılması gerektiğini açık bir şekilde ifade eder. İnanç boyutunu eleştirenleriniz ortaya çıkabilir. Verdiğim örneği dile getiren, bir dönem Dicle Üniversitesi Rektörlüğü’nü yapmış olan Prof.Dr. Selahattin YAZICIOĞLU’ndan. Merhum, Sa’sa’a’nın mezarının kaldırıldığı yerin kış ortası kar tutmadığını kendi dilinden belirtmiştir. O dönemin Belediye Başkan Yardımcısı Sezai DEMİRAY’ın açıklamalarını nakleder. İsteyen “Diyarbakır Folklorundan Kesitler-Celâl Güzelses” adlı kitabımızdan Prof. Dr. Selahattin YAZICIOĞLU’yla yaptığımız röportaja bakabilir.

    Biz bu durumu ortaya çıkarınca beklediğimiz kamuoyunun oluşumunun hızlanacağını bekledik. Beklentimiz boşunaydı. Çünkü bu röportajın yer aldığı çalışma bir folklor ve musıkî eseri idi. Yerel bir gazetede konuyu gündeme taşıdık. Diğer gazetelerde demeçler çıktı, kuru ve cılız. Bir-iki Yerel TV haberi ile gündem kaynadı. Fotoğrafı yayınladık, açık açık. Yine beklenen olmadı. Amaç, bu alanın tarihî olarak korumaya alınmasıydı. Lakin dönemin Vakıflar Bölge Müdürlüğü, alanı ihaleye çıkarmıştı. Havuz kısmı korunmuş, diğer alanlar giyim eşyası satılan mağazaya dönüştürülmüştü. Yeni bir haber yapıldı. Lakin baskılar sonrası bu araştırmanın sadece birkaç paragrafı, yansıdı fotoğraf altına.

    Zaman içinde unutmadık, Sultan Sa’sa’a’yı ve diğerlerini. Madem araştırıyorduk, diğer ünlü isimlerin medfûn olduğu alanları da gündemimize alacaktık. Hazreti Süleyman Camiî Haziresi’nde boş lahitler için bir açıklama yapan olmadı. Bu lahitlere cesedin gömülmediği söylendi. İnandırıcı olmadı, ifadeler. Diğer lahitlerde(Taştan yapılmış mezarlar) cesetler varken boş olan lahitlerin sebebi nedir? Yoksa bunlar kaldırılmak istendi de işlemden vaz mı geçildi? Bunu halen çözebilmiş değiliz.

    Başka bir ismin mezar alanını keşfettik. Diyarbakır’da Vali olarak görev yapan Çeteci Abdullah Paşa’nın mezarının da zaman içinde kaldırıldığını öğrendik. Ki bu zat, hem şair hem hattat biridir. Şehr-i Diyarbekir’de valilik yapmış, aslen Çermiklidir. Çermik’te yaptırdığı medrese halen Merkez Camiî olarak kullanılmaktadır, çarşı içinde.

    Diğer kişilerin de hakkında bilgi almadık değil. Aziz Mahmud Urmevî, boğdurulduktan sonra bir türbe dikilmiş, mezarının başına. Urfa Kapı civarında bu türbe de yok edilmiş. Dördüncü Murad’ın hışmına uğrayan Urmevî halen unutulmamış.

    Haklı olarak kendisini görenler, şehri modernleştirmek isteyenler, geçmişine saygı duymayanlar, tarihle bağının olmadığını savunanlar, inanca, kültüre, örfe saygısızlığı ön plânda tutanlar önlerine çıkan camii, mezar, han ve hamam ne varsa yıkmışlardır. Dünyada tek taş sütun üzerinde duran Muallak Minaresi de yıktırılmış, zamanında. Sebep olarak da Enver Paşa’nın otomobili ile buradan geçmesi gösteriliyor. Enver Paşa 1911’de buraya gelmiş mi bilinmez. Fakat Muallak Camiî ‘nin minaresinin yıktırıldığı aşikâr.

    Biz bu gün Dört Ayaklı Minare ile avunuyoruz. Hayret ki hayret!...

    Sultan Sa’sa’a’nın mezarı mı aranıyor? Mezar arayanlar, boşuna zahmet etmesin. Kaldırılalı seksen yıla yaklaşmış. Fakat temellerini ortaya çıkartmaları iyi olmuş. Şayet temelleri buldukları için sevinen varsa kendilerine bir metreyi oldukça aşan yan temelleri esas alan kareleri sunabiliriz.

    Mescidin yıktırılma hadisesini Hocam Dr. Abdussettar Hayati AVŞAR Bey’den dinledim. Bir kiliseden getirilen mermer kaideye heykel bırakılmak istenmiş. Halk karşı koyduğu için Mescid, böylelikle yıktırılmış.

    Mescide gidip namaz kılan yaşlı bir hemşehrimiz ile konuştum. Tek katlı, yaklaşık 100-120 kişi alabilen bir genişlikten bahsetti. Bu rakam bizce fotoğraf karesine bakılınca yabana atılacak sayı değildir. Mezarın fotoğrafını da gösterdiğimizde ağladığını gördük. Demek ki anlattıklarımız, bir kurmaca değil, rüya da sayılmaz.

    (…)

    Bu şehirden nice valiler gelip geçmiştir. İçlerinde idam edilenleri de vardır, öldürülenleri de. Bizim rahmetle andığımız asıldığı-boğdurulduğu söylenilen Peyaslı Ahmed Paşa(Melek Ahmed Paşa) halen anılıyor. Şehre hizmette kusur etmeyen, fakir-fukara babası, han-hamam-camiî banîsi bu zat, ne yazık ki iftiraların ve kıskançlığın kurbanı olmuştur. Husrev Paşa ki han-hamam ve medrese yapmıştır. Bu da zamansız gelen ecele boyun eğmiştir.

    Kalkıp böylesi önemli bir ismin mezarının keyfî olarak ortadan kaldırılmasını sıradan bir iş olarak göremeyiz. Baş tacı yapılan Fransız Prof. Dr. Albert Louıs GABRIEL’in isteminin yerine getirilmesini doğru bulmuyoruz. Bu zat, ömrünün 52 yılını Türkiye’de geçirmiştir. Ben, ömrümün bir yılını bile Fransa’da geçirmeye gönlümü razı edemem. Bu zat, 52 yıl Türkiye’de niçin kalmıştır? Bunun da elbette soru işaretleri vardır. Lakin Surların-dolayısıyla Kale’nin İslam eseri olması halinde-yıkımına ses çıkaramayacağını da önsezi olarak belirtelim. Bundaki amacı sanki açıklamak istemiyoruz gibi… Mesele iyice anlaşıldı mı? Biz bunu böylelikle dile getiriyoruz. Fransızlar adına Anadolu’yu adeta karış karış gezen bu zatın amacının farklı olduğunu biliyoruz. Ortaya koyduğu eserlerin dünden bu güne ışık tutmasını sorgulamıyoruz. Elbette ilim adamının ortaya çıkarttığı birçok önemli konu vardır.

    Bu zat Müslüman (İslam) mezarlıklarının şehri kirlettiğini öne sürmüşse, isteği olumlu bulunmuş ise ne demeli? O zat, surların yer yer yıkımını önlemiş ise de bu tarz ve diğer açıklamaları bilinirse her halde kimilerince gördüğü saygıyı da yitirir.

    İsteyenler “Futuhü’ş-Şam” adlı eserinde Vakidî’nin açıklamalarına bakabilir. İsteyenler belirttiğimiz açıklamalara karşı anti-tezler geliştirebilir. Fakat bizim amacımız şehrimizde vaktiyle yapılmış olanların bildiğimiz, duyduğumuz ve okuduğumuz kimi bilinmeyenlere kapı aralamaktır.

    Kazı yapılan alana burada yatanın ismini ve yıktırılan mabedin adını tabelada yer verecek şekilde ilan etseler ne olu/ etmeseler. Biz buranın saygı duyulması gereken bir yer olduğunu belirttik. Etrafının çevrelenmesi gerektiğini söyledik. Bu alanın ortaya çıkması ile Cami-î Kebir’in binasının şehir alındıktan sonra kiliseden camiî’e çevrildiğini söyleyen kişilerin iddialarının da yalan olduğu ortaya çıkmaktadır. İslam mensupları, burayı inşâ ederek, ibadetlerini uzun zaman Mescid ortamında yerine getirmişlerdir. Daha sonra Ulu Camiî, ortaya çıkmıştır, aşamalı biçimde.

    Sultan Sa’saa hakkında okurların ulaşabildiği bulunabilen kaynaklardan biri de Merhum BEYSANOĞLU’nun Anıtları ve Kitabeleri ile Diyarbakır Tarihi’dir. Bu eserin ilk cildinde yer alan bilgiler:

    ”İyaz tarafından Sa’sa’a şehre âmil (vali) tayin olundu. Fetih sırasında aldığı yaralardan dolayı Sa’saa bir süre sonra (bazı kaynaklara göre altı ay sonra) vefat etti. Türbesi (Belediye bahçesi olan yerde) kendi adını taşıyan cami’de idi. Fakat bu türbe Cami ile birlikte sonradan Nazım Önen tarafından yıktırılarak bahçe haline getirilmiştir.

    Sa’sa’a’dan sonra Diyarbakır ve Cezire valiliği Hazreti Ömer tarafından bizzat İyaz’a verildi.”(sayfa 160-161)

    Sözü daha fazla uzatmaya gerek var mı? Yıktıran isim belli ve yayınladığımız fotoğraf elimizde mevcut.

    BEYSANOĞLU’nun yanıldığı bir nokta, Sa’sa’a’nın kabrinin açıkta sıradan bir mezar değil de türbe olduğu. “Türbe” denildiğinde üstü örtülü, kapalı mekân anlaşılır, genelde. Sultan Sa’sa’a’nın mezarı, fotoğrafta açık ve net görülmektedir. Mezarın yeri de camiî değildir. Bir camiî, belediye bahçesi yapmak, yıktırana ne kazandırtmıştır? Bu, bilinmez. Fakat bildiğimiz, yapılanın çuvala sığmayacak bir mızrak mesahabesinde olduğudur. Yıkık, harap bir yapı olmuş olsaydı, fazla ele alınmazdı. Belki onların bahanesi Ulu Camiî dururken bu mescidin gereksiz olduğu savıdır. Lakin amacın bu olmadığı ortadadır.

    Sultan Sa’sa’a Mezarı, Hazreti Süleyman ve arkadaşlarının mekânı gibi bir yerdir. Belediyenin yanı başındaki mezara gelip gidenlerin sayısı belki rahatsız etmiştir, yerel yöneticileri. Doğrusu da budur. Yazdığımız yazının aslında ana fikri de bu paragraftadır. Kalkıp bunu yapanların inanca cephe almalarından başka bir şey taşımaz, işledikleri fiil. İş Arap olmaya bağlanmamalı. İşin Müslümanlık tarafı ve Hazreti Ömer tarafından atanmış vali olması vardır. Şehri alan komutana valilik verilmezken valiliğin Sultan Sa’sa’a’ya verilmesi, Sultan Sa’sa’a’nın önemli birisi olduğunu gösterir. Yaralı halde bile şehri yönetmeye muktedir bir insanın mezarı, ölümünden 1369 yıl sonra sorgulanıyorsa Sultan Sa’sa’a ismine saygı gösterilmesi gerekir. Bu kazının elbette amacı, niçini, nedeni sonradan anlaşılacaktır; bizim bu yazıyı kaleme almamız sonrası. Hazreti Ömer’in döneminde alınan şehrin ilk valisi Sultan Sa’sa’a hakkında şimdilik belirttiğimiz bu kadarla sınırlı kalsın. İleride konu muhataplarınca ele alındığı zaman bizim de ekleyecek bir-çift sözümüz olsa genişlettireceğimiz bu makaleye ekleriz.



    SULTAN SA’SA’A BİLMECESİ / 2



    Giriş: Sultan Sa’sa’a konusunda yazdığımız ilk yazımızda Ulu Camiî girişinde sağda yer alan ve tümüyle Hasan Paşa Hanı’nın Gazi Caddesi’nden başlayan köşesine rastlayan mekânın günümüze kadar ulaşan hikâyesini ele alınmıştır.

    Konuya ilişkin bize yansıyan kimi hususlar oldu. Bölge Gazetesi olarak çıkan Yeni Yurt Gazetesi’nde makalemiz aynen yer alınca, Sultan Sa’sa’a hakkında merak eden okurlar, ısrarla konunun devamını istemişti. Biz de alanı kazılan Mescid’in yıllar öncesinde yayınladığımız bir fotoğraf karesini tekrar düşündük. Bu fotoğraf karesinin Mescid’e ait bölümünün bitimi ile yıktırılan Belediye Binası arasında kalan ara boşluğa dikkat edilirse, Sultan Sa’sa’a’ya ait mezar yeri olduğu gibi görülmektedir.

    Diyarbekir’in Cumhuriyet Dönemi’nde Meclis’e giden ilk milletvekillerinden olan Mustafa Akif TÜTENK’in Oğlu Hasan Kadri TÜTENK ile yaptığımız bir görüşmede kendisinin bu mescid’i hatırladığını, babasının kurucusu olduğu şu andaki “Sur İçi Kütüphanesi” yerinde olan mektebe bazen giderken Mescid’e uğradığını ifade etmiştir. Babasından bu mescidin yanı başında defnedilen kendi tabiri ile ‘Vali Sultan bin Abdi’ hakkında bilgiler aldığını söylemiştir.

    1995 Senesinde Merhum Prof. Dr. Selahattin YAZICIOĞLU ile yaptığımız görüşmede bize anlatılanların okunması gerektiğini ilave bilgi olarak belirtelim.(“Diyarbakır Folklorundan Kesitler Celâl Güzelses Diyarbakır Halk Musıkîsi Üzerine İnceleme” adlı eserimizin ilgili bölümüne bakınız.)

    Bu görüşmenin kitap çalışmamızda yayınlanması sonrasında herhangi bir gelişme olmamıştı. Konuya duyarlı görünen kimi çevrelerdeki hareketlilik de yeterince devam etmemişti.

    Güneydoğu Mesaj Gazetesi’nde ele alınan konu da kimi etkilenmeler dolayısıyla geliştirilememiş, dosya olarak yayınlanacağı duyurulan çalışma günün şartları sebebiyle yayınlanmadı. Konuyla ilgili gazetede yayınlanan haberler, arşivimizde mevcuttur.

    Kapalı Çarşı’nın temel kazma çalışmaları esnasında 1920’lerdeki Mescid’in yıkımı sonrası yapı temelini belgeleyen fotoğraf kareleri yayınlanmamıştı.

    2007’nin sonlarında gerçekleşen kazı çalışmaları ile varlığı yıllar sonra ortaya çıkan Mescid’in halk arasında bilinmemesi, yerel basında gerektiği gibi ele alınmaması ve kimi şehir araştırmacılarının suskunluğu, ister istemez bunu gündeme taşımamızı, tarihe karşı bir sorumluluk gereği olarak tarafımızdan yerine getirilmek istenmiştir.

    Diyarbakır’a ilişkin kimi alanlardaki açıklamalarımız, sadece şehrin tanınması ve tanıtılması amaçlı olup, bu tür konularda başka bir amaçla yorumlanmaması gerekmektedir. Ayları bulan temel kazısı sonrasında kamuoyunun aydınlatılmaması, kazının ne gibi amaçlarla yapıldığının belirtilmemesi bu konunun bilmecesinin çözülmesini zorunlu hale getirmiştir. Ki, açıklamalarımız da bunun açılımı biçiminde olmuştur.

    (…)

    Mesele tarihî eserin korunması gerektiğine dikkat çekmek ise biz, bunu amaçlamaktayız. Araştırma eserlerinde Sultan Sa’saa nedense bilinmezler arasındadır. Şehre giren ilk Müslüman olan Sultan Sa’sa’a’nın önemi böylelikle ortaya çıkmıyor mu? Şimdi bu isim, defnedildiği mezardan çıkartılıp, naşı Dağ Kapı dışındaki alana naklediliyor ve adını taşıyan camiî yıktırılıyor!... Gömüldüğü alan da Albert Louıs GABRIEL’in telkinlerinin payıyla ortadan kaldırılıyor. Bunu hangi akıl ve vicdan sahibi kabul edebilir? Tarih önünde suçluluk, böylelikle ortaya tarafımızdan bilindiğinin çok dışında apaçık ortaya çıkarıldığında tepkiler ne olacak?

    Bu Mescid alanının kazılarak Mescid temelinin ortaya çıkarılmasından sonra neler yapılabilir? Önemli olan nokta budur. Bizim için artık geçmişte kalanı sorgulamanın, bu konuyu tekrar ele almanın ötesinde bundan sonra ne yapılacağı önemlidir. Kanaatimce yetkili olanlar, bunun sonrası için bazı değişiklikler yapmalıdır.

    Bu alanın düzenlenmesi için neler yapılabilir? Bunun için bizim şahsî görüş bildirmemiz doğru olmaz. Çünkü bize düşen bu alanın önemini vurgulamaktır. Doğru olanı göz önüne sermektir. Bunu da gereği gibi yerine getirdiğimizi ifade edelim.

    Yıllardır, burada mezar yeri olarak gösterilen ve oyuk bir havuz görüntüsü olarak etrafı demir aksam ile çerçevelendirilen alana dair yanlışlığın düzeltilmesi imkânı ortadan kalktı. Defalarca bunu ifade etmemize rağmen, bu alana resmî anlamda sahiplik eden Vakıflar Bölge Müdürlüğü herhangi bir girişimde bulunmamıştı. Kurumlar arası diyalogun gittikçe köreldiği ortamda, eldeki mevcut verilerin sorgulanmaması, bir oyuk havuz etrafında yıllardır, halkın fatiha okumasına yol açmıştır. İşyeri olarak kiralanan mekân için bu iki metre karelik alanın etrafının çevrili olma şartını getiren sorumlu makam, belirtilen alanı kiraya vermiştir. Öncesinde Çay Bahçesi, bir öncesinde Pastane olarak hatırladığımız, Mescid’in yıkımında da park olarak kullanılan mekân için günümüzde ne düşünür? Bunu gerçekten bilmiyoruz, bilmekten de uzağız.

    Bu alanı hatırlayan yaşlılarımız gittikçe kalmadı. Biz bu hususu Diyarbakır’ı fotoğraflarla tanıtan Dr. Adil TEKİN’e sorduğumuzda, belirtilen alan’ın kendilerinin şehre geliş döneminde yıktırıldığını anımsadığını belirtmiş, o dönem yerel yönetiminin bir tasarrufu olduğunu söylemişti. (Adil TEKİN iki yıla yakın Diyarbakır Belediye Başkanlığı yapmıştır.)

    Halen hayatta olan Hocam, Şehir Tarihçisi Gazeteci Abdussettar Hayati AVŞAR, bu konunun dönemin Belediye Başkanının eseri olduğunu, yıktırılma sebebinin Belediye Başkanı’nın asabiyetinden geldiğini söylemişti.

    Mantıken bu alanın parka çevrilmesi, kimsenin ihtiyacını karşılayamamaktadır. Zaten o dönemin Ulu Camiî önü, açık olan alandır. 1970’lere kadar bu alanın değişmediğini görüyoruz. Kapalı Çarşı yapılıncaya kadar olan zamanı da hatırlamaktayız.

    Kimi kaynaklarda halen bu Mescid, “Camiî” olarak gösterilmektedir. Bu camiî olarak gösterilen mescidin bundan seksen yıl önce yıkıldığını bilmemekte olanların da aramızda bulunduğunu belirtelim.

    Mescid dolayısıyla söz, ister istemez Ulu Camiî konusunu da gündeme getirmektedir. Buna da kısaca değinmekte fayda vardır. Kimi araştırmacılar, şehir alındıktan sonra Mar Toma Kilisesi’nin “Camiî” yapıldığını belirtmektedir. Bu Mescid’in artık ortaya çıkışı da şehri alan Müslüman Araplar’ın bir bölümü ibadethane olarak kullanılan yapıya öncelikle karışmadıklarını, zaman içinde bu yapıyı “Camiî” haline getirdiğini göstermektedir. Bu konuda kimilerinin yapının öncesini ısrarla belirtmemeleri ve halen Camiî avlusunda yer alan tabeladaki kimi bilgiler, araştırılmadan-soruşturulmadan kulaktan dolma bilgilerle şehrin nasıl tanıtıldığını göstermektedir. Bu konu hakkında yazdığımız kimi yazılarda yapının öncesini ve sonrasını sorgulamamıza rağmen ciddî manada yazdıklarımızı doğrulamayana rastlamamışız. Çünkü artık, yanlışlar içinde doğruların seçilmediği ortamda kitaplardaki her bilgi, “Kitapta yer alıyorsa doğrudur.” mantığıyla yorumlanarak, araştırmalara gidilmemektedir.

    Bundan sonra da şehrin alınışına dair kimi hikâyeler anlatılmamalıdır. Öncelikle sultan Sa’saa’nın şehre giren ilk kişi olduğu vurgulanmalıdır. Bu husus, Hazreti Süleyman’ın haklı ününe halel getirmez, getirmemelidir. Fakat, bizce Sultan Sa’sa’a da anlatıldığı zaman, olanın bitenin daha iyi anlaşılabileceğini zannediyoruz. Sultan Sa’sa’a’nın ismi, kimi kaynaklarda farklı olarak geçmektedir.

    Bu konuda uzun zaman öncesi bizde mevcut olan bu bilgiler, ancak alanın kazısı yapıldıktan sonra anlam kazanmıştır. Belki de bu daha hayırlı bir duruma vesile olmuştur. Bizim bu alanın kazısı ile ilgili kazıyı yapanlarla bir görüşmemiz olmamıştır. Bu görüşmeyi yapmamamızın sebebi, anlattıklarımızın sadeliğinin bozulmamasını sağlamak içindir. Kendilerinden bir talep geldiği vakit, elbette iki yazımızda belirttiğimiz kaynakları ve fotoğrafları, oluşturulacak komisyona verebilir, yapılması gereken hususunda elimizdeki bilgiler bir önem taşıyorsa kendilerine yardımcı olunacaktır.

    Yine de konuya duyarlı olan kimi okurların bu alana tarihten gelen bir saygı icabı olarak bizden bu yazının ikinci bölümünü istemeleri üzerine araştırmamızın bu ek bilgilerle şimdilik tamamlandığını belirtelim.



    14- Mevlüt MERGEN'in yayınlanan makalesinden bölümler:

    SULTAN SASA CAMİSİ

    ".... 1926 yılında merhum pederim Diyarbakır belediyesinde çalışmaktadır ve caminin yıkılmasını görmüş olanlardan biridir. Hayatta iken kendisi yeri geldikçe bunu bize anlatır ve derdi ki. “Yıkım esnasında mezarın içinden 99’luk bir tesbih çıktı… İpi kopuktu. Herkes bir iki tanesini alırken iki tanesini de ben aldım. Fakat bilahare sandıkta çok iyi saklamama rağmen o taneler kayboldu. “

    Merhum pederim gibi caminin yıkılmasını ve orada medfun bulunan zatın ki ismini camiye vermişlerdir. Mezarının açılmasını gören ve bilenler hayatları boyunca Ulu camiden her namaz çıkışlarında özellikle sabah namazlarında yüzlerini o yöne doğrultmuşlar ve fatihalarını okumadan geçmemişlerdir. Günümüzde bunu bilenlerin de hala böyle hareket ettikleri görülmektedir.

    Merhum pederimin anlattıklarını teyyid eder bir anlatımı da dilerseniz bu gün hayatta olan Diyarbakır’ımızda haklı bir sevgi kazanan Mevlidhan Hacı Mustafa’dan dinleyelim: “Diyarbekir Fethi (638-639) yılları arasında olmuştur. Yani sahabeyi kiram 638 yılında İyad bin Ganem komutasında fetih için gelmişse de fetih yapılamamış akabinde fethedilmiştir.

    Malum olduğu üzere Ulu Caminde Şafiilerin eyvan bölümünde bulunan hücrede Osmanlılar zamanında ceylan derisi üzerine yazılan kitabede fetih bittikten sonra yaralı olan Sultan Sa’saa namı ile maruf sahabeyi kiram vali olarak şehre atanmış, Hasan Paşa Hanı karşısında bulunan Küçük Cami Avlusu’na defnedildiği belirtilmektedir. Cami, daha sonra 1925 yılında devrin Belediye Başkanı Nazım Önen tarafından yıktırılarak park yapılmış, mübarek şehidin 1300 yıla yakın bir zaman toprak altında kalan bedeni bozulmamış olarak buradan çıkarılmış, şimdiki Çamlıca Mıntıkası ile Adliye Sarayı mevkiinden Kurt İsmail Paşa camiine kadar olan bölgede bulunan ve Diyarbakır’ın o günlerde en büyük mezarlığı olan Rızvanağa Mezarlığı’na nakledildiği o tarihte Hasan Paşa Hanı’nda bulunan babamın babası Yasin Efendi tarafından bizzat bana nakledilmiştir.”

    “Şimdi bu vesikalara ve bilgilere ne lüzum var? “sorusu sorulabilir.. Şu bakımdan lüzum var ki, mezkûr caminin bazı kalıntılarına ulaşılmış ve bu kalıntıların ne olduğu meraklı gözler tarafından sorulur olmuştur… Bu kalıntıyı ortaya çıkaranların buraya bir bilgi levhası asmamış olmaları sebebiyledir ki herkes bir şeyler söylemeye başlamıştır. Hatta burasının bir kilise olduğunu dillendirenlere bile rastlanmaktadır.

    Bilmezliğin neticesi elbetteki böyle olacaktır. Oysa sözümüzün başında tarihi bir vesika sunduğumuzu Metin Sözen’in Beysanoğlu’na dayanarak verdiği bilgiler ve babadan oğula, dededen toruna anlatılanlar burasının bir cami ve türbe olduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Adı geçen kitabe ise ayrı kanıt niteliğindedir ki inkârı mümkün değildir.

    “Diyarbekir Efsaneleri” Kitabının yazarı Muhsine Helimoğlu Yavuz da aynı bilgileri kitabının 1993 baskısı ve 40. sahifesinde vermektedir. Tabii bu bilgiler ve kanıtlar bunlarla bitmemektedir. İslam Ansiklopedisinde de (9’465) yer almaktadır. Aynen okuyalım: “Hasan Paşa Hanı’nın batısında ve eski belediye binasının doğu bitişiğindeydi. Yapım tarihi ve yaptıranın adı belli değilse de, İlk Arap valisi Sultan Sa’saa’ya izafe edilmiştir. 1926 yılında belediyece yıktırılmıştır.

    Abdulgani Fahri Bulduk “Elcezire” isimli eserinde (s.212-214) bu caminin adı "Sultan Sa’saa" olarak kaydedilmişti. Ancak belgelerde "Seyyid Sa’saa" olarak geçer. (Bak. Cevdet Evkaf, No. 12308, Ali Emiri, III. Selim Tasnifi, No. 3508)

    Belgeler sürüp gidiyor.. Ama bizim amacımız bu belgeleri sergilemek olmamakla beraber bu mübarek mekânı “Kilise” olarak algılayabilenlere bilgi sunmak olduğu için belgeleri sunmaya devam ediyoruz. “Diyarbakır’da Kur’an okunacak camilerle ilgili belgelerde, bu caminin Diyarbakır’daki camiler içersinde önemli bir yere sahip olduğu anlaşılmaktadır. (Diyarbakır Şer. Sic. NO. 355, s. 2; No. 590, s. 35; NO. 351, s. 40, No. 631, s. 26) Bunun yanı sıra Kasım 1738 (bA. Cevdet Evkaf. No. 12308) ve 1792 tarihli belgelerden (Bakınız. Ali Emiri, III. Selim Tasnifi. No. 3503) bu tarihlerdeki cami görevlilerini de tesbit etmek mümkündür.” bilgilerini bize ulaştıran Yrd. Doç. Dr. İbrahim Yılmazçelik XIX. Yüz yılın İlk Yarısında Diyarbakır (TTK 1995 s. 62) adlı eserinde bu isimleri de bize verebilmektedir ki o tarihlerde Molla Mürşid Mehmed’in İmam olduğunu, Hüseyin Veled’i Ahmed’in de bu camide müezzinlik yaptığını belirtmektedir

    O kadar çok bilgi ve belge var ki, bunlardan biri de Prof. Dr. Alpay Bizbirlik’in ulaştığı bilgilerdir. Diyor ki Hocamız,”Sa’saa Mescidi; Şeyh Sa’saa, Seyyid Sa’saa adlarıyla tanınan mescidin yörenin ilk İslam Valisi Sultan Sa’saa adına yaptırılmış olduğu belirtilmektedir. 1277-1860 tarihlerinde tamir ettirilmiş, 1904 tarihinde minaresi yaptırılmıştır. 1926 yılında belediyece yıktırılıp, yerine park yaptırılan mescid eski belediye binasının doğu bitişiğinde idi.

    1518 tarihine göre mescid vakfının gelirleri gayrimenkul kiraları ve bir köyün mâlikane hissesinden oluşmaktadır. Giderleri tek personel sayısı açısından büyük bir gelişme gösterdiği görülmektedir. Gelir miktarı yaklaşık 6 misli yükselirken personel sayısı da 1’den 6’ya çıkmıştır. Bu dönemde de gelir tamamiyle gayrimenkul kiralarından sağlanmakta olup, 5212 akçelik tutarın büyük kısmı (3240 akçe) 6 kişilik personelin cihetine, 1632 akçesi yemek masraflarına, 340 akçelik ziyade de vakfın levazımatına sarf olunmaktadır.

    1564’te vakfın biraz daha büyüdüğü görülmektedir. Şöyle ki aradan geçen zaman da köyden sağlanan gelir yaklaşık 2.5 kat artmış, vakfın gider kaleminde de çeşitlilik görülmektedir. Yemek ve Cuma gecelerine has pişirilen pilavın masrafları tüm vakfın gider toplamının yükselmesine sebep olmuştur. Ancak bu duruma rağmen gelirlerin giderleri rahatlıkla karşıladığı ve vakfın ölçülerine göre büyük bir miktar ziyade verdiği görülmektedir.

    16. yüzyılın son çeyreğinde, ilk kaynağa göre görevli sayısının 9 kişiye çıktığı, ancak cihetlerde yapılan kısıtlamalardan olsa gerek giderlerin düştüğü, biraz daha sonrasında vakfın giderlerinin tekrar yükselme eğilimine girdiği ve bir öncesine göre miktarın ¼ oranında arttığı görülür.

    16. yüzyılı takip eden dönemlerde vakfın faal olduğu ve mescid yıkılmazdan biraz evveline kadar faaliyetine devam ettiği bilinmektedir.” (Prof. Dr. Alpay Bizbirlik: 16. YY Ortalarında Diyarbekir Beylerbeyliğ’inde Vakıflar. TTK. Ank. 2002 s. 137-138) (…)”

    Yeni Yurt Gazetesi'nde yayınlanmış olan bu makale, yazardan metin olarak alınmıştır. Makale adı geçen gazetede Ocak 2009’da yayınlanmıştır.

    Ayrıca Medrese ve Camii için bakınız :

    i MERGEN Mevlüt Bibi’nin Diyarbekir Feryadı /Sultan Sa’saa ve Camisi ve Medresesi Bölümü s. 40-41Diyarbakır 2009.

    ii- KORKUSUZ M. Şefik Cumhuriyet Öncesi Diyarbekir’de Maârif s 91 Kent Işıkları İstanbul 2009

    iii-BULDUK Abdulgani Fahri El-Cezire s.97.

    iiii-Diyarbakır Şerriye Sicilleri, >No:355, s. 2; No:590, s. 35; No:351, s. 40; No;631, s.26

    iiiii-Başbakanlık Arşivi, Ali Emirî, III. Selim Tasnifi, No:3503

    iiiiii-Başbakanlık Arşivi, Cevdet Evkaf, No:12308.

    15-MELEK Ali-DEMİR Abdullah Dini Değerleri ile Diyarbakır s. 166-168/173-174 Ankara Kasım 2009

    16-İhale Şartname Örneği’nin ilk bölümü, Valilik Sitesi’nden alınmıştır. Bu ihalenin ayrıntılarına yer verilmemiştir:



    DİYARBAKIR VAKIFLAR BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜNDEN

    YAPIM KARŞILIĞI KİRALAMA İHALESİ

    T.C. Başbakanlık, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Diyarbakır Vakıflar Bölge Müdürlüğünce, aşağıda yeri ve nitelikleri belirtilen taşınmaz, ihale şartnamesi, sözleşme ve ilanda belirtilen şartlar gereği İş merkezi Yapılıp işletilmek üzere , Yap-İşlet-Devret Modeli çerçevesinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 35/a maddesine göre, yerli ve yabancı kuruluşların birlikte veya münferiden katılmalarına açık olarak, kapalı teklif usulü ile inşaat yapım süreleri dahil toplam 28 (Yirmi sekiz) yıllığına kiraya verilmesi için ihaleye çıkarılmıştır.

    İLİ : Diyarbakır

    İLÇESİ : Sur

    MAHALLESİ : Camii Kebir Mahallesi

    PAFTA NO : 5

    ADA NO : 446

    PARSEL NO : 5

    YÜZÖLÇÜMÜ : 268,31- m2

    VASFI :Tescilli taşınmaz

    VAKIFLAR MECLİSİ

    KARARININ TARİHİ : 28.12.2009

    NO’SU : 710/558

    MUHAMMEN İNŞAAT BEDELİ :: 760.014,68 TL (Yedi Yüz Atmış Bin On Dört Türk Lirası Atmış Sekiz Kuruş)

    GEÇİCİ TEMİNAT : 22.800,44 -TL (Yirmi İki Bin Sekiz Yüz Türk Lirası Kırk Dört Kuruş)

    İHALE GÜNÜ : 22/02/2010,Pazartesi

    İHALE SAATİ : 10:00

    (…)



    Bu ihalenin iptal sebebini gösterir belge, internet ortamından alınmıştır:



    İHALE İPTAL İLANI

    DİYARBAKIR VAKIFLAR BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜNDEN

    T.C. Başbakanlık, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Diyarbakır Vakıflar Bölge Müdürlüğünce, aşağıda yeri ve nitelikleri belirtilen taşınmaz, ihale şartnamesi, sözleş ve ilanda belirtilen şartlar gereği İş merkezi Yapılıp işletilmek üzere , Yap-İşlet-Devret Modeli çerçevesinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 35/a maddesine göre, yerli ve yabancı kuruluşların birlikte veya münferiden katılmalarına açık olarak, kapalı teklif usulü ile inşaat yapım süreleri dahil toplam 28 (Yirmi sekiz) yıllığına kiraya verilmesi için ihaleye çıkarılmıştır.



    İLİ : Diyarbakır

    İLÇESİ : Sur

    MAHALLESİ : Camii Kebir Mahallesi

    PAFTA NO : 5

    ADA NO : 446

    PARSEL NO : 5

    YÜZÖLÇÜMÜ : 268,31- m2

    VASFI : Tescilli taşınmaz

    VAKIFLAR MECLİSİ

    KARARININ TARİHİ : 28.12.2009

    NO’SU : 710/558

    MUHAMMEN İNŞAAT BEDELİ : 760.014,68 TL (Yedi Yüz Atmış Bin On Dört Türk Lirası Atmış Sekiz Kuruş)

    GEÇİCİ TEMİNAT : 22.800,44 -TL (Yirmi İki Bin Sekiz Yüz Türk Lirası Kırk Dört Kuruş)

    İHALE GÜNÜ : 22/02/2010,Pazartesi

    İHALE SAATİ : 10:00

    ASGARİ İSTENENLER :Yukarıda özellikleri belirtilen taşınmaza ilişkin alınmış Vakıflar Meclisi’nin 28.12.2009 tarih ve 710/558 sayılı kararı ile 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 20. maddesine istinaden;

    Mülkiyeti Mazbut Sultan Sasaa Vakfına ait, Diyarbakır ili Sur ilçesi Camii Kebir mahallesi Gazi caddesinde bulunan tapunun 5 pafta, 446 ada, 5 parsel nolu tescilli yapı üzerinde, Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca onaylanan proje kapsamında, Yap-İşlet Devret Kiralama modeli ile, hazırlanan ihale şartnamesi, sözleşme ve ilanda belirtilen şartlar gereği, İş merkezi yapılması hususunda, 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 35/a maddesine istinaden, İhale ilanı ve taşınmazın Kiraya verilmesi ile alakalı olarak hazırlanan Şartnamenin tetkikinde;

    1-) Söz konusu parselin bitişiğinde bulunan 446 Ada 11 parsel nolu taşınmaz maliklerince yapılan inşaat nedeniyle, Aplikasyon krokisinde gösterilen 25,52-m²’lik kısmına tecavüz edilerek inşaat yapılmış olup; idaremizce dava ikame edilmiştir.

    İhale uhdesinde kalan yüklenici, parselin tecavüz edilen kısmı ile ilgili idareden herhangi bir hak talebinde bulunmayacağını peşinen kabul ve taahhüt etmesi,

    2-) Parselin eski kiracısı olan Salih ERKAN tarafından idaremiz aleyhine ikame edilen rüçhan hakkının kullanılması ile ilgili, davanın idaremiz aleyhine neticelenmesi halinde, bu konuda yüklenici idareden bir hak talebinde bulunmayacağı, belirlenecek şartlar doğrultusunda taşınmazı idareye teslim edeceğini kabul ve taahhüt etmesi ve Bu konudaki bütün yasal sorumluluğun yüklenici tarafından yerine getirilmesi,

    Hususların derc edildiği anlaşılmıştır.

    Yukarıda maddeler halinde izah edilen şartların yükleniciye getireceği maddi ve manevi sorumluluk nedeniyle, bu güne kadar, söz konusu ihaleye gerçek bir talipli zuhur etmemiştir.

    İzah edilen hususlardan dolayı ve Devlet İhale Yasasının uygulama hükümleri uyarınca, gerekçesini göstermek kaydıyla , “İhaleyi Yapacak kurum ihaleyi yapıp, yapmamakta serbesttir.” İlkesi dikkate alınarak;

    Bölge Müdürlüğümüzün 15.02.2010 tarih ve 206 sayılı komisyon kararı ile 22.02.2010 tarihinde yapılacak ihale iptal edilmiştir.

    İlan Olunur.



    17- Basında yer alan haber başlıklarından derleme:

    Diyarbakır Söz Gazetesi 5/2/2010

    SULTAN SASA İÇİN SKANDAL RAPOR

    Varlığıyla yokluğu belli olmayan Diyarbakır Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü bir skandala daha imza attı. Diyarbakır'ın İslam orduları tarafından fethinden sonra kentin ilk Valisi olan Sultan Sasa'nın türbesini görmezden gelen 'bilir kişi' raporu İslam Tarihi Araştırmacılarını adeta isyan ettirdi.

    haberdiyarbakir.com12/2/2010

    Diyarbakır'da bulunan 40 sivil toplum örgütü, Diyarbakır'a ilk atanan Müslüman Vali Sultan Sasa'nın türbesinin yerine iş merkezi yapılmasını protesto etti.

    Cihan Haber Ajansı 12/2/2010

    Diyarbakırlılar, Sultan Sasa Türbesine İş Merkezi Yaptırmamak için Yürüdü

    Diyarbakır'ın İlk Valisi, Hazreti Peygamber'in Sahabelerinden Sultan Sasa'nın Makamına 'Kilise Müştemilatı' Raporu Verilerek, Üzerine İş Merkezi İnşa Edilmek İstenmesine Sivil Toplum Kuruluşları Tepki Gösterdi.

    Öz Diyarbakır Gazetesi 13/2/2010

    İHALEYİ İPTAL EDİN

    Diyarbakır´da bulunan 40 sivil toplum örgütü, Diyarbakır´a ilk atanan Müslüman Vali Sultan Sasa´nın türbesinin yerine iş merkezi yapılmasını protesto etti.

    Güneydoğu Ekspres Gazetesi 22/2/2010

    DİYARBAKIR’ın ilk Valisi Sultan Sasa’nın makamının üzerine, iş merkezi inşa edilmek istenmesi üzerine sivil toplum örgütlerinin gösterdikleri tepkiler sonuç verdi. Vakıflar Bölge Müdürlüğü, iş merkezi ihalesini iptal etti.

    Açıklama: Diğer gazetelerde yer alan haber başlıkları, konu yazılarak sanal ortamdan edinilebilir. Bu sebeple bildiriye dahil edilmemiştir.

    18-Bildiriye esas kaynak teşkil eden iki fotoğraf bir arada sunulmuştur:

    Yapının yıkılmamış hali ve önünde bulunan kaide…Kaidenin önünü gölgeleyen kamelya herkese açık olan Ulu Camiî Park alanında dinlenme amaçlı yapılmıştır. Fotoğrafa dikkatli bakıldığı zaman, sol kısımda açık ve net olarak görülen bazalt şahîdeli mezarlar görülmektedir. Medrese sağdaki mezarların arkasında yer almaktadır. Üst kısmı açık biçimde görülmektedir. Sa’sa’a Kabri’nin sağdaki mezarlardan biri mi yoksa yaşlıların belirttiği biçimde Hasan Paşa Hanı’na bakan bölümün karşısında Camiî içinde kalmış, sonra da oyuklu havuz alanı mıdır? İkinci karede kabrin alındığı alan oldukça net tarzda görülmektedir. Bu karede Hasan Paşa ile alan arasındaki boşluğun genişletildiği söylenen caddedir. Bu caddenin sol tarafına çok iyi bakıldığında şu andaki tek gidiş yol olarak kullanılan biçimde olduğu görülecektir.(Bu fotoğrafın orijinali arşivimizde bulunmaktadır. Sanal ortama sunduğumuz bu kare, birçok sitede yer almaktadır. (M. Ali ABAKAY)

    Yıkım Esnasında Minare ve yıkımı tamamlanmayan Camiî. Camiîn duvarının minareyi açıkça gösteren kısmı yıktırılmıştır. Bir oyuk misali minareyi gösteren karede şapka takan insan fazlalığı, yıkımın Şapka İnkılabı kabulünün zamanında olduğunu ortaya koyan işaret olarak kabul edilebilir. İlk karede minarenin medrese kısmında kaldığı için görünmediği ortadadır. Bu karede ise minarenin yarıdan çoğunun yıkıldığı görülmektedir. Ayrıca kaidenin yer almadığı alanda Camiî kısmının da alt alanının yıktırıldığı seçilmektedir.

    Bu iki fotoğraf karesindeki Camiî-Medrese ve Kabir alanının yol genişletme çalışmaları amaçlı yıkımının doğru olmadığı, caddeye bakan nokta ile Hasan Paşa Hanı arasındaki genişlik ve oldukça net görünen kaldırım göz önüne alındığı zaman, şu andaki caddenin kullanım toplamına denk düştüğü görülür. Bu yakın çekimin daha net olduğu karede, kabir alanının umum için asılan saatin yere dikine düşünülen noktanın arkasında, köşe başına yakın yerde olduğu seçilmektedir. (Arşiv: Zir Dirim Arşivi)

    Not: Bu sempozyum bildirisi, 2010'da Dicle Üniversitesi'nde sunulmuştur. Bildiride geçen fotoğraflar, bu makaleye alınmamıştır.


  4. 09.Mart.2012, 21:05
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Diyarbakıda valilik yapmış olan sultan sasa hazretleri ile ilgili bilinenler


    Giriş
    : Sultan Sa’sa’a konulu tebliğimizle size Diyarbakır’ın Fethi sonrası şehrin İlk Valisi Sultan Sa’sa’a’yı ve Sultan Sa’sa’a’nın günümüze kadar yansıyan izdüşümlerini ele alacağız. Bilmek gerekir ki şehir tarihlerinde kimi anahtar terimler ve kelimeler vardır. "İstanbul" denilince akla gelen Osmanlı Padişahı II. Mehmet'tir, Eyyub el-Ensarî'dir. "İberik Yarımadası" denince akla gelen Tarık bin Ziyad olmalıdır. Bu gün "gemileri yakma"deyimi Tarık bin Ziyad ile terminolojide yerini almıştır. "Kudüs" denilince "Selahaddin-i Eyyubî" akla gelir. Elbette her medeniyetin şehirlere kendince verdiği anlamlar farklıdır. Britanyalı, Arslan Yürekli Richard'ı düşünür, "Kudüs" denince. İslam Medeniyeti’nde de savaşsız biçimde Kudüs’u alan “Hazreti Ömer” akla gelir, “Selahaddin-i Eyyubî” olmazsa olmazlardandır."Diyarbekir" denince akla gelenlerden biri de Şehrin Müslümanlarca fethidir. "İyad bin Ganm", "Halid bin Velid" olmak üzere akılda kalan isimlerin yanında fetihte aldığı yaralara rağmen "Vali" olarak atanan, şehrin sorumlusu olarak Diyarbekir'de bırakılan Sultan Sa'sa'a'dır.
    “Sultan” ifadesi, halkın içinde “Sahabî” oluşuna verilen değer sebebiyle günümüze kadar kullanılmıştır, halen kullanılmaktadır. Mardin'de bulunan Şeyh Musa el-Zillî'nin sıfatı halk arasında "Sultan" olarak geçmektedir: Sultan Şeyhmus. "Şeyhmus", zaman içinde "Şeyh Musa" isminin kısaltılmasıdır ki Hattat Hamid'in gerçek ismi de Şeyh Musa Azmî'dir. Sultan Sa’Sa’a için kaynaklarda değişik, ilginç bilgiye rastlanmadı. İsim olarak "Sa'sa'a" adını almış -son otuz yılda- kişiye rastlanmadı. Ashab-ı Kehf'in merkezi olarak kabul ettiğimiz mekân'a istinaden “Yemliha”, “Kıtmîr”, “Mekselina”, “Debernuş” adlarının çoğunlukla Lice'de kullanıldığını bilmemize rağmen, "Sa'sa'a" ismi Diyarbakır'da sıklıkla geçmez. "Süleyman", "Halid", şehrin fethinde bulunanlardan bilinenler oldukları için sıklıkla erkek çocuklarına verilen isimdir. "Sa'sa'a" ismi, söylenmesi zor bir ifade olduğundan, erkek çocuklarına isim olarak verilmemiş olabilir. Belki de tarih içinde verilen isimler unutulup gitmiştir. Şehrin tarihinde bu isimle eser veren şaire ve yazara da günümüze kadar rastlanmamıştır, araştırmalar bunu göstermektedir.(1)
    Sahabî Sa’sa’a hakkında kaynaklarda yer alan bilgilerden yola çıkarak, konuya açıklık getirmeye çalışacağımız bildirimizde kaynaklarda sık sık yer alan tekrarlardan kaçınarak, aynı bilgilere yer veren yazarlardan sadece ilklerden iktibaslarda bulunacağız.
    Sultan Sa'sa'a Camiî Medresesi Niçin Yıktırıldı?
    Diyarbakır Belediyesi, Sultan Sa’sa’a’nın ismini taşıyan Camiîn önce medresesini istimlak etmiştir. Medresesi'nin bulunduğu alan daha sonra işyerine dönüştürülmüştür. Bu alanda bugün işyeri-işyerleri bulunmaktadır. Sormak lazım gelmez mi, dünede olan için: “Belediye mülkiyeti Vakıflar’a ait olan bir yeri nasıl yıkabilir?”
    Daha sonra Camiî minaresi yıktırılmıştır. Minarenin yarıya kadar yıktırıldığını gösteren fotoğraf karesi arşivimizde bulunmaktadır. Camiîn yol genişletme çalışmalarına ortak kılınması, beraberinde kabrin kaldırılmasına da sebebiyet vermiştir. Camiîn yıktırılmadan önceki net durumu da orijinal fotoğraf karesi olarak bizde bulunmaktadır. Dönemin Belediye Başkanı’nın bu tür keyfî davranış içinde düşünülen tavrı, o dönem içinde sorgulanamamıştır. Şehrin yayınlanan tek gazetesi olan Diyarbekir'e bu durum yansıtılmamış olmalıdır. Bu gazetenin arşivine ulaşamadığımız için konu, tarafımızdan da araştırılmamıştır. Diyarbakır Salnameleri'nde Camiî Medresesi'nden bahsedilmektedir. Bu medresenin müderrisi bulunmaktadır. Fakat kimi medreseleri de konu alan eserlerde Sultan Sa'sa'a Medresesi'nden bahsedilmemektedir. Bahsi geçen alanın yol çalışmalarını genişletme amaçlı yapılarla yıktırılmasının ve kabrin yerinden alınıp başka bir yere naklinin, elimizdeki iki karenin günümüzdeki caddenin konumuyla karşılaştırılmasında yoldan uzak olduğu sonucuna varılmıştır. Yerel Yönetimin yolun genişletilmesini ileri sürerek yapı topluluğu ile kabri ortadan kaldırması, "Osmanlı'nın son döneminden sonra gelişen siyasî şartlara şehrin uyumlu olduğunun ispatı" şeklinde yorumlanabilir. Bu fotoğraf karelerinin birincisinde bir kiliseden getirtilen mermer kaidenin üzerine bir heykelinin düşünülmesi söz konusudur. Buna karşı çıkan halkın Sultan Sa'sa'a'nın “Sahabî” oluşu sebebiyle bu alanda yapılacak değişikliğe tepki göstermesi kiliseden getirilen kaidenin kaldırılmasını sağlamıştır. Bu olan bitenden Ankara'nın da haberi yoktur. Bu konuda 5 Nisan'da Fahrî Hemşehrîliğin kabulü jestine Belediye Başkanı'nın karşılık düşündüğü, tasarıda olan plânın hayatiyet bulmaması karşısında beklenmedik gelişmeler ortaya çıkmıştır. Cumhuriyetin kurulması ile birlikte şehirde gelişen olağanüstü duruma paralel bu gelişme, şehrin Ankara'ya kendilerinin düşünüldüğü gibi olmadıklarının habercisi kılınmak istenmiştir. Kaideye ve düşünülen heykele tepki gösterenlere karşılık yapının yol genişletme amaçlı yıktırılması söz konusu olmuştur. Dönemin Belediye Reisi Nazım ÖNEN'in o dönem Diyarbakır Kalesi'nin kimi burçlarının yıktırılmasında da etkinliği söz konusudur. Dağ Kapı, Mardin Kapı sur yıkımları, Yedi Kardeş ve Evli Beden Burcu'nun birer taş ocağına dönüştürülmesi, Nazım ÖNEN'in aldığı ve uygulaması yapılan kararlardır. (2) Albert Louıs GABRIEL'in karşı çıktığı burç-sur yıkımları, Ankara'ya gönderilen raporlara istinaden durmuş ise de, sonradan şehir içinde kalan mezarlık alanların ortadan kaldırılmasında GABRIEL'in modern şehir isteğinin etkili olduğu bilinmektedir. Mezarlık alanların ortadan kaldırılmasıyla birçok devlet adamının, şairin, yazarın kabri, türbesi bilinmezliğe karışmıştır. Aziz Mahmud Urmevî, Sultan Sa'sa'a, Gülşenî Büyükleri, Diyarbakır Valisi Çeteci Abdullah Paşa kabirleri sadece birer örnektir. Birçok mezar taşının daha sonra alt yapıda kullanıldığının ortaya çıktığı şehirde konuya duyarlılık fazla hissedilmemiştir.
    Sultan Sa’sa’a’nın Kimliği
    Sultan Sa’sa’a ismi hakkında ileri sürülen farklılıklar vardır. Osmanlı Salnamelerinde isim, “Sa’sa’a bin Mâzin el-Medenî” olarak geçer. Diyarbekir Tarihi’nde Said Paşa, ismi, “Hazret-i Sa’sa’a” olarak belirtir. Mükrimin Halil Yınanç, İslam Ansiklopedisi Diyarbakır Maddesi’nde “Sa’saa” bin Sûhân” olarak belirtir, Sultan Sa’sa’a’yı. Sultan’ın İmam el-Vakîdî’de ismi Sa’sa’a bin Amr bin Savhan el-Abdî olarak geçer. (3)
    Kaynaklarda Sultan Sa’sa’a
    Sultan Sa’saa hakkında okurların ulaşabildiği bulunabilen kaynaklardan biri de Şevket BEYSANOĞLU’nun Anıtları ve Kitabeleri ile Diyarbakır Tarihi’dir. Bu eserin ilk cildinde yer alan bilgiler:
    ”İyaz tarafından Sa’sa’a şehre âmil (vali) tayin olundu. Fetih sırasında aldığı yaralardan dolayı Sa’saa bir süre sonra (bazı kaynaklara göre altı ay sonra) vefat etti. Türbesi (Belediye bahçesi olan yerde) kendi adını taşıyan cami’de idi. Fakat bu türbe Cami ile birlikte sonradan Nazım Önen tarafından yıktırılarak bahçe haline getirilmiştir.
    Sa’sa’a’dan sonra Diyarbakır ve Cezire Valiliği Hazreti Ömer tarafından bizzat İyaz’a verildi.”(4)
    Osmanlı Dönemi Diyarbekir Salnamelerinde Sultan Sa’saa’ya ait verilen bilgiler yer almaktadır:”Şehrin gazi-i müşarün-ileyh ile refâkatindeki ashâb-ı kirâm ve asâkir-i İslâm tarafından muhâsara olunduğu sırada hâkimesi Karadara Padişahının kerimesi Meryem Dara idi.
    Şimdi Silvan denilen Meyafarkin kale-i cesîmesini bir gecede muhsâsara ile fethine muvaffak olan guzât-ı müşârun-ileyhim bu muhâsaranın tamam beş ay imtidâd ve bu cihetle kalenin teshîri müşkilâta tesadüf eylediğini görmeleriyle birer fırka ile Mardin Kapısı tarafında bulunan Iyaz bin Ganem ve Rûm Kapısı’nda mutasarrıd olan Zeyd ve Dağ Kapısı cihetindeki Muaz bin Cebel ve şehrin cânib-i şarkîsini muhafaza eyleyen Halid bin Velid Hâzeratı bi’l-müşâvere şimdiki Hükümet Konağı ittisâlinde olan bahçeler cihetindeki sur duvarında vaki su deliği az tevsî’ edilirse oradan içeri girilebileceğini kararlaştırmalarıyla gece karanlık bastıkta şüce’an-ı guzât-ı kirâmdan bazıları o deliği tevsî’ eylediler.
    İbtidâ ashâb-ı kirâmdan Hazret-i Sa’saa ve müteakiben Süleyman bin Halid bin-Velid hazretleri delikten içeri girdikten sonra mücahidîn-i izâmdan kırk zât-ı şecâ’at-sıfât dahi onları takib ettiler.
    (…)
    Kale şu suretle feth olunduktan sonra Sa’sa’a bin Mâzin el-Medenî hazretlerini Hazret-i Iyaz bin Ganem şehre âmil nasb ve muhafazaya da beş yüz atlı tayin buyurmuş ve hâkim-i müşaârun-ileyh fetih gecesinde aldığı yaralardan müteessiren birkaç gün sonra âzim-i dâri’l-cinân olmuştur. Medfen-i şerifleri vasat-ı şehirde namlarına mensub camidedir.. Radıyallahu anh.”(5) Bu bilgide Sultan Sa’sa’a’nın vefatı, valiliğinden birkaç gün sonra gösterilmektedir. Diğer kaynaklarda iki ay valilik yaptığı yer alır. Bazı kaynaklarda bu süre altı yıl olarak gösterilir. Bu camii, Müslümanların şehri fethettikten sonra yaptıkları düşünülürse Sultan Sa’sa’a’nın vefatının fethten sonra birkaç ay olduğunu gösterir. Birkaç gün olarak gösterilen valilik süresi, Sa’sa’a’nın “Sa’sa’a iyi olmasaydı vali tayin edilir miydi?” sorusuna cevap vermediği için, muhtemelen vefatı altı aydan sonra olmuştur.
    Süleyman Nazif’in Babası Said Paşa’nın Diyarbekir Tarihi’ne de konu hakkında müracaat edilebilir.
    Yukarıda yer alan sal-name bilgilerinin Said Paşa’nın Tarihi’nden değiştirilerek alındığını görüyoruz. İlâve edilen bölümler, bu tarihten aldığımız bölümle ortaya çıkmaktadır:
    “ (…) ibtidâ ashâb-ı kirâmdan Hazret-i Sa’sa’a ve müteâkiben Süleyman bin Halid bin el-Velid hazretleri delikten içeri girdikten sonra yirmiden ziyade mücahidîn birer birer onları takib ettiler.
    (…)Medîne-i Âmid’in fethini müteâkib İyaz bin Ganem hazretleri ashâb-ı kirâmdan Hazret-i Sa’sa’a’yı şehre âmil tayin buyurup kendileri Hani ve Meyafarkin medînelerini teshîr için azimet ve teshîr etmiş ve Sa’sa’a Hazretleri leyle-i fetihte aldığı yaralardan müteessiren âzim-i dâri’l-cinân olmuştur. Medfen-i şerifleri vasat-ı şehirde namlarına mensub camidedir. Radiyallahu anh.”(5)
    Biz, bu güne kadar gizli su yolundan Hazreti Halid bin Velid’in oğlu Hazreti Süleyman’ın ilk giren kişi olduğunu, arkadaşları ile İç Kale’ye girdiğini kitaplardan okuduk. Bu iktibaslarda Sultan Sa’sa’a’nın İç Kale’ye giren ilk kişi olduğunu görmekteyiz. Bu şehre vali olarak atanmasında cesaretinin payının olduğunu böylelikle öğrenmekteyiz. (6)
    “Diyarbakır Folklorundan Kesitler Celâl Güzelses Diyarbakır Halk Musıkîsi Üzerine İnceleme” isimli çalışmamızda Dicle Üniversitesi Rektörlerinden Prof. Dr. Selahattin YAZICIOĞLU’nun bize yaptığı açıklamalarını veriyoruz:
    “Diyarbakır’ın ilk Valisi Sultan Sa’saa’nın kabrinin bulunduğu alan hakkında şahsıyla konuşurken oldukça muzdaripti:
    -Hocam dünle bugün arasındaki mimari edebi ananevi farklılıklar anlatmakla bitmiyor. Sultan Sa’saa’nın kabrine sözü getirmek istiyorum
    -Evet, ben Belediye Baştabipliği’nde bulunduğum yıllardı. Tarih, 1950’lerden sonrası. Belediye Reis Muavini Sezai DEMİRAY ile mesaiden çıkıyoruz. Dışarıda kar yağıyor. Her yer bembeyaz. Hasan Paşa Hanı’nın önünden geçmek isterken Belediye’nin yanındaki bir alanı Sezai DEMİRAY’a soruyorum:
    -Burası niçin kar tutmuyor?
    Sezai DEMİRAY, bana “Sultan Sa’saa’nın kabrinin olduğu yer.” dedi. Her taraf karla kaplanmışken kabrin kar tutmaması, toprağın karalığı beni düşündürdü.
    -Hocam sizin bu ifadeniz halk arasında da oldukça anlatılıyor. Bu yerin sembolik biçimde düzenlenmesi söz konusu edilebilir mi?
    -Yetkililer, bu hususta gerekeni yapmalıdır. “(7)
    Avukat/Araştırmacı-Yazar Reşit İSKENDEROĞLU’nun, “Şair Dede ve Ozan Torunu” isimli kitabında bildirimizle ilgili oldukça önemli bir bölüm yer almaktadır. Yazar Mikdad Sezai'nin biyografisini ele aldığı eserinde Mikdad Sezai'nin Diyarbakır'da okula devam eden öğrencilerle birlikte Sultan Sa'sa'a'yı mezarı başında anma etkinliğinde yaptığı konuşmanın bir bölümüne yer verir:
    SULTAN SA’SA KONUŞMASI
    İslam kumandanlarından Diyarbakır’a ilk giren ve şehrin zapt edilmesinde hizmet ve cesaret gösteren Sultan Sa’sa hazretlerini kaleye ilk giriş yıldönümünde öğrenci bulunduğu sırada yaptığı bir konuşmadan bir özet aşağıya alıyorum.
    Muhterem Efendiler!
    Cihan tarihinin alt üst olduğu bu devirde gözlerimizi mazinin feyizli kaynağına dikerek düşünüyoruz.
    Bundan böyle Diyarbekir’in pek çok milletlere, saltanatlara enkaz olan bağrında İslami ve Türklük mefkûresile Hilalin yumuşak saçaklarından dökülen nurani bir zevkin heyecanile hayatını feda eden büyüklerimizin ulu kabirlerini ziyaret edecek onları anacağız.
    Bunlar arasında ilk defa “Sa’saa” hazretlerinin kabrini ziyarete geldik. Muhterem tarih muallimimizin sözlerini dinledik. Bir tarihçimizin dediği gibi”Mazisinin feyzinden kuvvet alarak istikbalini kuramıyan milletlerin tarihi alemşümul olamaz. Geleceği güvenle koruyamaz” Biz de tarihi ve bedii kuvvetlerimizi, halkın saf vicdanında yaşıyan, menkibelerden alacağımız bu şekildeki mesaimizle tarihin karanlık gibi duran sahifelerini aydınlatacağız.
    Efendiler!
    Halkın arasına kadirşinas kalbinde birer kutsi dâsitan gibi yaşıyana âzmini(Uluların:) böyle hayırlı vesilelerle tebcil etmek biz gençlere en büyük vazifedir. Allah’ın rahmetine kavuşan bu büyük ölüye samimi ruhumuzla bir fatiha ihda edelim.”(8)
    Yerel ve Ulusal Basında Sultan Sa’sa’a
    Hatırda kaldığı şekliyle gündeme getirdiğimiz bu konu, ilk kez Güneydoğu Mesaj Gazetesi’nde tarafımızdan ele alınmış ve bildiğimiz kadarıyla Diyarbakır Basını’nda bu gündeme tarafımızdan taşınmıştı. Şimdi bu gazetede yer alan imzasız haberlerimize geçelim:
    Birinci Haber :
    Türbeye Saygısızlık
    Büyükşehir Belediyesini Göreve Çağırıyoruz: İslâmın İlk Diyarbakır Valisi Sultan Sa’saa’nın Türbesinin Yerine Çay Bahçesi Olur mu?
    G. Mesaj(Haber Merkezi)-İslamın İl Diyarbakır Valisi Hz. Ömer döneminde emirliğe memur edilen Sultan Sa’saa’nın 1930 yıllarında cadde genişletme amacıyla yıktırılan camii ve camii içinde yar alan türbesinin yerinde uzun zamandır çay bahçesi bulunmakta.
    Emirliğe memur edilen Sultan Sa’saa, Diyarbakır’ın fethinde aldığı yaralarla bu görevini altı ay sürdürmüş, daha sonra vefat etmişti. Sultan Sa’saa’nın camii ve türbesinin bulunduğu Ulu Camii yanında inşa ettirilmekte olan eski belediye binasının Hasan Paşa Hanı’na bakan kavşak kısmından bugün yer alan çay bahçesinin önünden geçen geçmiş hatırlayan yaşlılar fatiha okumadan geçmemekte. Bu konuda yapılacak olan çalışma, adı geçen yerde sembolik te olsa o günlere ait çerçeve içinde bir yapının tekrar inşa ettirilmesi.
    Çay bahçesinin içinde yer alan havuzun türbe alanı olduğu belirtiliyor. Dönemin Belediye Başkanı Nazım Önen tarafından yıktırılan Camii ve Türbe bugüne kadar gün ışığına görüntülerle çıkarılamadı. Dağkapı ve su kemerleri de o dönem Belediye Başkanı tarafından yıktırılmıştı. Ama şehrin hava alması gibi komik bir sebebe dayandırılmış.
    Bu günün Belediye yönetiminde bulunan belediye başkanlarına, Güneydoğu Mesaj Gazetesi olarak Belediyece yıktırılan yerin sembolik biçimde yeniden belediyece yapılmasını teklif ediyoruz. Bu konuda duyarlılığı bekliyoruz. Okurlarımıza o döneme ait fotoğraf ve yazılı bilgileri önümüzdeki sayılarda sunacağız. Umarız ki kültüre bu hizmetimiz değeri unutulmuş, bilinmeyen yerleri de gün ışığına çıkartacağız.
    Halen Sultan Sa’saa’nın çeşmesi faal vaziyette, Ulu Camii’nin arkasındaki Mesudiye Medresesinin köşesinde bulunmaktadır.”(9)
    Bu haber çıktıktan sonra Diyarbakır’da bir çalkantı olmuş, Diyarbakır’da İslam’ın İlk Valisi olan Sultan Sa’sa’a için umut verici çalışmalar olmuştu.
    İkinci Haber :
    Sultan Sa’saa’nın Yıktırılan Camii ve Kaldırıldığı Söylenilen Mezarı
    Gazeteye sunduğumuz orijinal fotoğraf üzerinde alanların adları ve mezar yeri işaret edilerek, alt yazı şu şekilde verilmişti:
    “Sultan Sa’saa” için ilk yayını başlatan basın kuruluşu gazeteniz Güneydoğu Mesaj, ilk kez Diyarbakır’ın İlk Valisi Sultan Sa’sa’a’nın kabrinin alanını ve Camiinin görüntüsünü tarihî bir görev olarak yayınlıyor. Bu konuda yapılan diğer yayınları da destekliyoruz. Yetkililere bu güzel şehrimizin merkezi alanında tarihî şekilde alanın düzeltilmesini öneriyoruz. Festivalde yapılan çalışmaları, surlarla ilgili plânlanan projeleri gazete olarak Diyarbakır’a geleneksel perspektif içerisinde yeni bir çehre kazandıracağını samimiyetle ifade ederken, bu tarihî mekânın eski biçimde Sultan Sa’saa’ya yakışır derecede inşasını bekliyoruz.” (10)
    Her ne kadar gazete dizgisinde hatalar varsa da aynıyla verdiğimiz bilgiler bu. Bu iki haberden sonra kamuoyunda canlılık görülmüş ve bu alana dikkat çekmiştik. Yanıldığımız nokta söz konusu değildi. İlk haberde oyuk alan mezar yeri olarak gösterilmesine rağmen, biz bu hatayı ikinci yayında düzeltmiştik. Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nce kiraya verilen alanda bir işyeri açılmış ve saygı amaçlı oyuk havuzun alanı, ziyarete açık, etrafında bir koruma ile sembolik biçimde belirginleştirilmişti.
    Biz buradaki mezarın kaldırıldığını daha önce belirterek, buna şahitlik edenleri de ismen söylemiş ve bu araştırmamızda kendilerini, yazılı kaynaklarla birlikte tanık olarak göstermiştik. Nihayetinde yapılan kira mukavelesiyle Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve Belediye, üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeyerek, dönemin şartlarına ters düşülse de geri adım atmamıştı.
    Bizim Belediye’den istediğimiz bu alanın dönemin Belediyesince yıktırıldığı ve mezar alanının değiştirildiği için gerekenin kendilerince yapılması üzerine odaklanmıştı. Meğer bu alanın sorumluluğu Vakıflar Bölge müdürlüğü’ne aitmiş. Belediye’den çıkardığımız plânda da alanın belirgin olduğu görülmekteydi. Aynı konuyu bir başka kurula da iletmiş, çevredeki tarihî eserlerle tabiat varlıklarını koruma amaçlı olan yetkili kurul da konuya duyarsız kalmıştı. Madem bu alanda belirttiğimiz Mescid ve mezar vardı. Ve bu alana duyulan saygı halen devam etmekteydi. O zaman yapılması gerekenler niçin yerine getirilmemekteydi. Bu sorunun cevabını halen de alabilmiş değiliz. Kitabın yayını ile birlikte Sultan Sa’sa’a’yı sahiplenen olmadı. Bizim o dönemde gösterdiğimiz hareketlilik, cevabı ketum olan soruya kimseyi muhatap bulamayışımızdan dolayı bir noktada, sessiz olmamızı gerektirdi.
    Bu haberlerden sonra aynı biçimde bir başka yerel gazetede yer alan haberi sunuyoruz:
    Büyükşehir Belediyesi Ne Yapıyor?
    Diyarbakır-Gazi Caddesi’nde bulunan eski belediyenin bitişiğindeki bir alanda kurulmakta olduğu ileri sürülen kaçak yapı, Sur ve Büyükşehir Belediyesi ile Kültür ve tabiat Varlılarını Kotuma Kurulu’nu karşı karşıya getirdi. Sur Belediyesi’nin arazi sahibi olan Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne dahi yapı izni vermediği alanda, Büyükşehir Belediyesi’nin izni ile şimdi kaçak yapı inşa ediliyor.
    Edinilen bilgilere göre, Eski Belediye binasının yanındaki alanın sahibi olan Vakıflar bölge Müdürlüğü, 1 Haziran 1995 tarihinde Sur Belediye Başkanlığı’na gönderdiği yazı ile, bu arazi üzerinde yapılaşmaya gitmek istedikleri ve bunun için inşaat izni ile bilgilerin kendilerine verilmesini istedi. Ancak Sur Belediye Başkanı Cemal TOPTANCI imzasıyla Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne 17 Mayıs 1995 tarihinde gönderilen yazı ile, burada yapılaşmaya gidilmesinin mümkün olmadığı ve izin vermeyeceklerini söyledi.”
    Haberin devamında dönemin Sur Belediye Başkanı’nın şu açıklaması yer almaktadır:”Burası, Diyarbakır’ın İslam ordularıyla futuhatı neticesinde Hz. Ömer tarafından vali olarak tayin edilen Sultan Sasaya ait bir vakfiyedir. Anılan yer, uzun süre Vakıf tarafından kahve olarak birilerine kiraya verildi. Daha sonra Vakıflar Bölge Müdürlüğü, burada inşaat yapmak istediğini bize resmi yazıyla bildirdi. Biz, ise izin veremeyeceğimizi bildirdik. Ancak, Büyükşehir statüsüne kavuşan ilimizde değişen belediye mevzuatlar ve belediyeler arasında çekilen sıkıntı sonrasında adı geçen alan Büyükşehir belediyesi’nin sorumluluk alanında kaldı. Bu nedenle kaçak yapılaşmanın olduğu burası için yıkım kararı veremiyoruz, bu kararı Büyükşehir Belediyesi’nin vermesi lazım. Bizim sahamızda olsaydı, çoktan yıkmıştık. Toptancı, Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne seslenirken de, “Burayı bize verin, Kur’an’ı taşıyan insanlara nasıl saygı gösterilirmiş, biz resmî kurumlara bunu gösterelim.” dedi. “(11)
    Aynı gazetenin 9. Sayfasında “Kavis” isimli köşede “1.Kültür Turizm ve Sanayi Festivali” isimli makale sonunda da konuya değinme yer almaktadır:”Tarih kenti Diyarbakırımızın nasıl surlarının yapımı için start verilmiş ise, Hasan Paşa Hanı’nın kurtarılması ve bazı tarihi ve dinî dokunun yeniden yapılanmasının sağlanmasını da beklemekteyiz. Örneğin Hz. Süleyman Caminin ve Ulu Caminin çevre düzenlemesinin yapılması, Sultan S.S. hazretlerinin mezarının ve türbesinin yapılması(İlk Diyarbakır Valisidir) gibi.”
    Bizim Sur Belediyesi’ne müracaat ederek konuya duyarlılık gösterme amaçlı girişimimiz, bu haberin yayınlanmasından sonra sonuçsuz kaldı. Güneydoğu Mesaj Gazetesi’nde iki sayfa hazırladığımız makale de gelişen olumsuzluklar sebebiyle yayınlanmadı. Yine de önceki sayılarında verilen spot duyurunun yerine getirilmesi amacıyla 16-22 Ekim 1995 Tarihli sayısında kısa fakat ilk kez yayınladığımız fotoğrafla çarpıcı biçimde haber gereği yerine getirildi.
    Yeraltı çarşısı yapılırken de temel kazma çalışmaları esnasında Mescid’e ait temel duvarları tarafımızdan çekilmiştir ve yetkililere bu belge kareler sunulmasına rağmen konuya sıcak bakılmamıştır:
    Alanın kiraya verilmesiyle birlikte Vakıflar Bölge Müdürlüğü, konu hakkında sessizliğini bozmamıştır. Kazı başladıktan sonra Anadolu Ajansı kaynaklı TRT’de yayınlanan haber:
    Diyarbakır’da 1600 Yıllık Yapı
    Yapının Vali Sultan Sasa’nın Türbesi olduğu sanılıyor.
    Birçok medeniyete beşiklik eden Diyarbakır`da, bin 600 yıllık bir yapı ortaya çıkarıldı. Vakıflar Bölge Müdürlüğü`nce yapılan kazılarda ortaya çıkarılan tarihi yapının Diyarbakır`ın ilk valisi olarak bilinen Sultan Sasa`nın türbesi olabileceği belirtildi. Yapının yaşını kesin olarak belirlemek için karbon testi yapılacak.” (12)
    Kazılan alana dair haberdar olduğumuz süre içinde hazırladığımız iki gazete makalesi, ilgililere bilgi amaçlı yayınlanmıştır. Bu makalelerin yayını sonrası verilen bilgilerle kaynaklara dair herhangi bir tepki alınmamış ve konuya dair açıklama yapılmamıştır. ( 13 )
    Bu konu hakkında yaptığımız araştırmada her ne kadar kaynaklara ulaşmış olsak bile yazılarımızdan sonra kaleme alınan Gazeteci Mevlüt MERGEN’in makalesi de dikkat çekicidir. Bu makaleden kimi bölümleri Sultan Sa'sa'a Kabri'nin yıktırılmasına tanık olanların ifadelerini içerdiği için önemlidir.(14)
    Kazı alanının raporunun hazırlanması ile birlikte erişilen alt tabakanın kilise müştemilatı olabileceğine dair görüş, halkın tepkisini çekmiş ve bu konuda ulusal medyanın da konuya dahil olduğunu görüyoruz. İl Müftülüğü’nün hazırlamış olduğu yayında Sultan Sa’sa’a hakkında oldukça önemli bilgiler yanında bir de aslı Ulu Camii’de bulunan bir belgeye yer verilmiştir.(15 )
    Raporu hazırlayan yetkililere yayınlanan kimi belgeler iletilmiş ise de yetkililerin zemin kazısı öncesinde mevcut yapının hakkında bilgi sahibi olmadıkları ve kendilerinden bu alanın tarihî hususiyetinin sorulmadığı belirtilmiştir. Hazırlanan rapora göre şehrin Sur İçi’nde hangi alan kazılırsa kazılsın geçmişe yönelik kalıntıların çıkmasının muhtemel olduğu bizim de bulunduğumuz heyet tarafından kendilerine belirtilmiştir. Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nde bulunan alanın mezkûr vakıflar arasında Sultan Sa'sa'a Vakfı'nın da yer almış olması gözden kaçırılabilecek bir ayrıntı değildir, ticarî olarak düşünülen alanın getireceği akara yenik düşen anlayış, tarihî belgelerin ifşâ edilmesiyle birlikte ihalenin de feshine zemin hazırlamıştır. Bu olay, bize göstermektedir ki şehir hakkında bu tarz yanlışlıkların olmaması için, şehri bilen, araştıran araştırmacılardan kurulu bir komisyonun oluşturulması elzemdir.
    Hazırlanan ihaleye ve hazırlanan rapora tepki olarak birçok sivil toplum kuruluşunun basın açıklaması sonrası ihalenin iptal edilmesi gündeme gelmiş ve ihalenin iptali yoluna gidilmiştir.İhalenin iptal edilmesine sebep olarak gösterilen neden ile basına yansıyan açıklamalar birbiriyle örtüşmemektedir. (16)
    Bu iptal haberi, şehrin dikkatlerini bu alana çekmiş ve yüzyılın bilinmeyen bu mekânına sahiplenmeyi beraberinde getirmiştir. Ulaşabildiğimiz gazeteler beraberinde sanal ortamda da birçok haber sitesinde konu ele alınmıştır. (17)
    Sonuç:
    Günümüzde mescid-medrese ve kabir alanının eskiye göre inşâ edilmesi pek mümkün görülmemektedir. Zira bu mümkün olmasa bile alanda geçmişe saygının ifadesi olarak bir düzenlemenin yapılması şarttır.
    Bu alana geçmişe olan saygının devamı için, sahabî olmanın gereğine binaen bir düzenleme gerekir. Tarihe, inanca ve geleneğe bağlılık adına yapılacak bu çalışma, son dönemde sıkça telaffuz edilen inanç turizmi açısından da önemlidir. Çünkü Ulu Camiî amaçlı ziyaretlerde bu alana da turistlerin uğraması, o dönemin hatırlanması açısından önemlidir. Sultan Sa’sa’a için bir iade-i itibar olan bu gelişme, umarız ki çalışmalarda bulunanların bir sahabî için yaptıkları sebebiyle şehri tanıtacak, anlatacak olanların nazarında kayda değerlilik arz eder. Çünkü şehirler için yapılanlar, hiçbir zaman unutulmaz, yeri ve zamanı geldiğinde kimlikleri canlı olan şehirler, kendisine hizmet edenlere vefa borcunu bir yolla öder.
    Dipnotlar:
    1-Şevket BEYSANOĞLU'nun dört ciltlik "Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları" adını taşıyan eserinde "Sa'sa'a" ismini taşıyan fikir ve sanat adamı yer almaz. Son yüzyılda şehir, karşılaştığı savaşlar, yokluklar-kıtlıklar ve salgın hastalıklar sebebiyle sanata, kültüre ve irfana dair fazla bir ilerleme göstermemiştir. Osmanlı’nın son döneminde şehrin içinde bulunduğu ortam, şehrin birçok değerini bu güne taşımasını sağlayamamıştır. Bunun beraberinde şehre dair kimi tartışmalı konular da bunu körüklemiş, tarihî ve kültürel değerlere sahip çıkılmamış olması, zaman içinde mevcut olan durumu daha da kötüleştirmiştir.
    Günümüzde araştırılmak istenen birçok hususta gerekli bilgi ve belge olmadığı gibi, araştırılmak istenen konular hakkında da fazla eser yazılmadığı için yapılacak fazla bir çalışma olmamaktadır. Birinci Dünya Savaşı döneminde birçok kitabın çalınması, özel-şahsî kütüphanelerdeki kitapların değerinin bilinmemesi, satılması, mevcut eserlerin tercüme edilmemesi, şehir ve kültür dünyası için büyük kayıptır. Mevcut el yazmalarının önemli kısmının başka kütüphanelere nakli de ayrı bir husustur, ele alınması gereken.
    2- Nazım ÖNEN, mizaç yönüyle sert birisidir. CHP'den istifa edip Demokrat Parti'den milletvekili seçilmiş ise de yapılan zamlara, seçim beyannamesinde zamların yapılmayacağı yönündeki taahhüdü gerekçe göstererek, Demokrat Parti'den Celal BAYAR'ın ısrarına karşı istifa etmiştir.
    Cumhuriyetin ilk Diyarbakır Belediye Başkanı olan ÖNEN, çevresinde daha çok" Piranlı" olarak isim bulmuştur. Yıktırdığı alana ait sonradan pişmanlık duyup duymadığını bilmemekte isek de Belediye Başkanı olarak görev yapan Dr. Adil TEKİN, yönelttiğimiz bir soruyu cevaplamak istemediğini belirtmiştir.
    Nazım ÖNEN sonrasında kısa bir dönem Belediye Başkanı olarak görev yapıp, istifaya zorlanan Dr. Vehbi Muhlis DABBAKOĞLU ile İzmit Yahya Kaptan Sitesi'ndeki evinde yaptığımız görüşmede, o dönem şartlarında Belediye Başkanı ÖNEN'in tarih, kültür, sanat ve inanç hakkında fazla bir bilgiye sahip olmadığını, , aşiretvarî bir yönetim anlayışının egemen olduğu Belediye Başkanlığı'nın söz konusu olduğunu belirtmiştir:" Ben de Belediye Başkanlığı yaptım. Fakat Mülkî Amir olan Vali ile anlaşamadığımız noktalar vardı. Baskılara direndim. Görevden alınmamak için mecburen istifa ettim. Nazım, yıktırdığı kale burçlarının değerini bilmedi. O dönemde turizmi bilen var mıydı? ‘Camiî Kebîr yanında yer alan küçük bir camiî, büyüğü varken küçüğüne ne gerek var?’ denilmiş olmalı. Heykel meselesine gelince “Fahrî Hemşehrilik” nihayetinde bu kaide getirilerek düşünülen vardır. Halk tepki gösterince de alan medreseyle camiî ile dümdüz edilmiştir. Park olmaya müsaid olmayan alan, öylece kalmıştır. Tam karşıda yer alan meydan ortada iken herşey bu alana sığdırtılır mı? Hem bu camiî, medresesiyle vakıftır, vakfı el'an vardır. "
    Yapı hakkında bilgi amaçlı kaynaklardan bir bölüm:
    i-YILDIZ Yrd. Doç.Dr. Hatip Osmanlı Belgelerinde Diyarbakır ve Sahabe Nebiler Sahabiler Azizler ve Krallar Kenti Diyarbakır 1. Sempozyum Bildirileri Kitabı( 25-27 Mayıs 2009) Diyarbakır Valiliği Diyarbakır 2010 s 85 vd
    ii- ÇİÇEK Zeynel Abidin, Diyarbakır’ın Fethi Tarihi ve Kültürü Diyarbakır 1993 s 40
    iii- YAVUZ Muhsine Helimoğlu Diyarbakır Efsaneleri Diyarbakır 1993 s.40
    iiii- KALAFAT Yaşar “Diyarbakır’da Ulu Kabirler: Diyanet İşleri Başkanlığı Arşiv Kayıtlarına Göre” I. Uluslar arası Oğuzlardan Osmanlıya Diyarbakır Sempozyumu Bildiri Kitabı( 20-22 Mayıs 2004) Diyarbakır Valiliği 2007 s 21
    iiiii-BİZBİRLİK Alpay 16. Yüzyıl Ortalarında Diyarbekir Beylerbeyliği’nde Vakıflar Ankara 2002 s137 vd.
    iiiiii-YILMAZÇELİK İbrahim XX.Yüzyılın İlk Yarısında Diyarbakır (1790-1840) Ankara 1995 s 62
    iiiiiii-Maarif Salnamesi, Hicrî 1317, s 1200-1201; Hicrî 1319, s 610-611; Hicrî 1321, s 506-507
    3- İslam Ansiklopedisi Diyarbakır Maddesi Cild III S. 606, İstanbul 1965 /Dinî Değerleri ile Diyarbakır Diyarbakır İl Müftülüğü Yayını s.174
    4-age s160-161Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür Sanat Yayınları Ankara 1996
    5- Vilayetin Malumat-ı Muhtasara-ı Tarihiyyesi Diyarbekir Şehriyle Sur-ı Meşhurunun Binası Bölümü altında verilen bilgiden kısaltılarak alınmıştır. Sal-nâme-i Vilayet-i Diyarbekir Sene-i Hicriye 1308 (1890-1891)
    6-Salnâme-i Vilayet-i Diyarbekir sene 1302(1884-1885)
    7-ABAKAY Mehmet Ali age s 156-157 Diyarbakır 1995.
    8-age s 85-86 San Matbaası Ankara 1990
    9-Güneydoğu Mesaj Gazetesi Yıl 1 Sayı 2 / s 6 16-22 Ağustos 1995
    10-Güneydoğu Mesaj Gazetesi Yıl:1 Sayı:9-10 / s 6 16-22 Ekim 1995
    11-Diyarbakır Söz Gazetesi 04-Ekim 1995 Sürmanşet Haberi /Haber devamı s10
    12- 26-04-2008 TRT
    13-ABAKAY Mehmet Ali Sultan Sa'sa'a Bilmecesi I-II Yeni Yurt Gazetesi / / 2008
    _____________________________

    SULTAN SA’SA’A BİLMECESİ/1


    Diyarbekir’i dinledim, bir ikindi sonrası. Mekân Cami-î Kebir. Şimdilerin önü yap-boz tahtası haline getirilen, tarihin inanç ve kültür miras zenginliğinin baş yapıtlarından biri olan Ulu Camiî hakkında ve Sultan Sa’sa’a hakkında yazmak istiyoruz, düşüncelerimizi.

    Yaşlılar, buradan geçerken fatiha okunmasını ister. Sorduğumda Sultan Sa’sa’a’nın mezarının burada olduğunu söylediler, yıllar öncesinden. Sultan’ın kim olduğunu, mezarının burada olmasının sebebini araştırdım. Ortaya ilginç durumlar çıktı. Diyarbekir’in İslam topraklarına dahil olması esnasında yaralanmış bir sahabe, Sa’sa’a. Şehir, ona emanet ediliyor. Altı ay sonra vefat ediyor, aldığı ağır yaradan dolayı. Şehrin en önemli yapısı olan alanın yakınında inşâ edilen Mescid’in kenarına gömülüyor. Burası, Hazreti Süleyman ve arkadaşları nasıl ziyaret ediliyorsa, bu mekân da o denli ziyaret ediliyor.

    Gelin görün ki 20. Yüzyıl başlarında yönetime şirin görünmek isteyenler, bu mescidi ve mezarı ortadan kaldırarak, tarihe olan saygısızlıklarını gün ışığına çıkartmışlardır. Mezar ve mescid fotoğrafını yayınladığımızda kimi çevrelerden olumsuz eleştiriler almıştık. Bu tarz eleştirilere kulak tıkayarak, mezar yerini gören şahide sorular sormuş, cevabını almış ve bunu 1995 Senesinde yayınlanan bir kitabımıza almıştık.

    Gazete yazılarımızın birinde konuyu ele aldığımız için şehirden başka şehirlere gönderilme mecburiyeti şart koşulmasına rağmen, geri adım atmamıştık. Bu alana ilişkin hemen hemen yazılmış makale bulunmamaktadır. Yaptığımız araştırma da zorluklar sebebiyle tümüyle yayınlanamadı.

    Oyuk bir havuzun etrafını çevreleyerek, sözde mezara saygı gösterildi, uzun yıllardır. Bu icad edilen mezar alanı etrafında kümeleşenlerin okuduğu fatihaların sahibine ulaştığına eminim. Lakin yerinde olamayan mezarın etrafının açıldığını, mescidin temel kazılarının yapıldığını görmemiz üzerine, kimi bilgi isteyenlerin de arzusunu gerçekleştirmek üzere on iki yıl önce arşive kaldırdığımız dosyayı aralamak istiyoruz, bu yazımızla.

    Ulu Camiî önünde yaptırılan utanç abidesi yer altı çarşısının temel kazıları esnasında mescidin temelleri görüntülendi, fotoğraf karesi olarak. Bu karelerden başka temel kazı fotoğrafları var mıdır, bilmiyorum. Hedeflediğimiz kareleri güçlükle çektikten sonra bekledik. Zaman zaman gittiğimiz alanda yaşlılarla konuştuk. Anlatılanların tümü birbirinin tekrarı.

    Meşhur kesikbaş hikâyelerinden birinin kahramanı da yapılmıştı, Sultan Sa’sa’a. Hatta biri “Efsaneler” adıyla yaptığı derlemede buna yer vermişti.

    Demek bir hakikat payı vardır, anlatılanlar olduğuna göre. Osmanlı Salnameleri’nde Sultan’a dair bilgiler var. İsteyenler, Sahabî olan Sultan Sa’sa’a hakkında Osmanlı kaynaklarından gereken bilgiyi alabilir.

    O dönemin Belediye Başkanı, bu mezarı nakletmiştir. Nakledilen mezar sonradan yerle dümdüz edilmiştir, diğer mezarlarla. Bir ara alt yapı çalışmaları için yapılan kazılarda mezar taşlarının kanalizasyon yapımında kullanıldığı ortaya çıkmıştı. Bu işlerin de doktor payesini taşıyan başka bir belediye başkanının işi olduğu öğrenilmişti, yazılan yazılara ve yerel gazetelere böyle yansımıştı. (Dr. Kamil TAYŞİ)

    Mezar kaldırıldıktan sonra Mescid, yol genişletme bahanesi ile yerinden kaldırıldı. Elimizdeki karede yol genişletilmesinin sadece bir bahane olduğu görülmektedir. Aynı metot, Suveyka (Su Akar) Hamamı’nda yapılmış, Nebî Camiî için uygulanmış, Ar Pasajı için uygulamaya bırakılmıştır.

    Doğrudur, diğerlerinde yolun genişletilmesi. Fakat, tarihî eserlerin bu tarzda ortadan kaldırılması intihar sayılmaz mı?

    Bu mezarların şehri kirlettiğini siz düşünür müsünüz? Bunlara o aklı veren kimdi? Bunu öğrenmek için fazla merakta kalmanızı istemem. Albert Louıs GABRIEL’in meşhur eserinin surlarla ilgili bölümünü tercüme eden bir hemşehrimiz, GABRIEL’in dilinden ve kaleminden bu alanların ortadan kaldırılması gerektiğini açık bir şekilde ifade eder. İnanç boyutunu eleştirenleriniz ortaya çıkabilir. Verdiğim örneği dile getiren, bir dönem Dicle Üniversitesi Rektörlüğü’nü yapmış olan Prof.Dr. Selahattin YAZICIOĞLU’ndan. Merhum, Sa’sa’a’nın mezarının kaldırıldığı yerin kış ortası kar tutmadığını kendi dilinden belirtmiştir. O dönemin Belediye Başkan Yardımcısı Sezai DEMİRAY’ın açıklamalarını nakleder. İsteyen “Diyarbakır Folklorundan Kesitler-Celâl Güzelses” adlı kitabımızdan Prof. Dr. Selahattin YAZICIOĞLU’yla yaptığımız röportaja bakabilir.

    Biz bu durumu ortaya çıkarınca beklediğimiz kamuoyunun oluşumunun hızlanacağını bekledik. Beklentimiz boşunaydı. Çünkü bu röportajın yer aldığı çalışma bir folklor ve musıkî eseri idi. Yerel bir gazetede konuyu gündeme taşıdık. Diğer gazetelerde demeçler çıktı, kuru ve cılız. Bir-iki Yerel TV haberi ile gündem kaynadı. Fotoğrafı yayınladık, açık açık. Yine beklenen olmadı. Amaç, bu alanın tarihî olarak korumaya alınmasıydı. Lakin dönemin Vakıflar Bölge Müdürlüğü, alanı ihaleye çıkarmıştı. Havuz kısmı korunmuş, diğer alanlar giyim eşyası satılan mağazaya dönüştürülmüştü. Yeni bir haber yapıldı. Lakin baskılar sonrası bu araştırmanın sadece birkaç paragrafı, yansıdı fotoğraf altına.

    Zaman içinde unutmadık, Sultan Sa’sa’a’yı ve diğerlerini. Madem araştırıyorduk, diğer ünlü isimlerin medfûn olduğu alanları da gündemimize alacaktık. Hazreti Süleyman Camiî Haziresi’nde boş lahitler için bir açıklama yapan olmadı. Bu lahitlere cesedin gömülmediği söylendi. İnandırıcı olmadı, ifadeler. Diğer lahitlerde(Taştan yapılmış mezarlar) cesetler varken boş olan lahitlerin sebebi nedir? Yoksa bunlar kaldırılmak istendi de işlemden vaz mı geçildi? Bunu halen çözebilmiş değiliz.

    Başka bir ismin mezar alanını keşfettik. Diyarbakır’da Vali olarak görev yapan Çeteci Abdullah Paşa’nın mezarının da zaman içinde kaldırıldığını öğrendik. Ki bu zat, hem şair hem hattat biridir. Şehr-i Diyarbekir’de valilik yapmış, aslen Çermiklidir. Çermik’te yaptırdığı medrese halen Merkez Camiî olarak kullanılmaktadır, çarşı içinde.

    Diğer kişilerin de hakkında bilgi almadık değil. Aziz Mahmud Urmevî, boğdurulduktan sonra bir türbe dikilmiş, mezarının başına. Urfa Kapı civarında bu türbe de yok edilmiş. Dördüncü Murad’ın hışmına uğrayan Urmevî halen unutulmamış.

    Haklı olarak kendisini görenler, şehri modernleştirmek isteyenler, geçmişine saygı duymayanlar, tarihle bağının olmadığını savunanlar, inanca, kültüre, örfe saygısızlığı ön plânda tutanlar önlerine çıkan camii, mezar, han ve hamam ne varsa yıkmışlardır. Dünyada tek taş sütun üzerinde duran Muallak Minaresi de yıktırılmış, zamanında. Sebep olarak da Enver Paşa’nın otomobili ile buradan geçmesi gösteriliyor. Enver Paşa 1911’de buraya gelmiş mi bilinmez. Fakat Muallak Camiî ‘nin minaresinin yıktırıldığı aşikâr.

    Biz bu gün Dört Ayaklı Minare ile avunuyoruz. Hayret ki hayret!...

    Sultan Sa’sa’a’nın mezarı mı aranıyor? Mezar arayanlar, boşuna zahmet etmesin. Kaldırılalı seksen yıla yaklaşmış. Fakat temellerini ortaya çıkartmaları iyi olmuş. Şayet temelleri buldukları için sevinen varsa kendilerine bir metreyi oldukça aşan yan temelleri esas alan kareleri sunabiliriz.

    Mescidin yıktırılma hadisesini Hocam Dr. Abdussettar Hayati AVŞAR Bey’den dinledim. Bir kiliseden getirilen mermer kaideye heykel bırakılmak istenmiş. Halk karşı koyduğu için Mescid, böylelikle yıktırılmış.

    Mescide gidip namaz kılan yaşlı bir hemşehrimiz ile konuştum. Tek katlı, yaklaşık 100-120 kişi alabilen bir genişlikten bahsetti. Bu rakam bizce fotoğraf karesine bakılınca yabana atılacak sayı değildir. Mezarın fotoğrafını da gösterdiğimizde ağladığını gördük. Demek ki anlattıklarımız, bir kurmaca değil, rüya da sayılmaz.

    (…)

    Bu şehirden nice valiler gelip geçmiştir. İçlerinde idam edilenleri de vardır, öldürülenleri de. Bizim rahmetle andığımız asıldığı-boğdurulduğu söylenilen Peyaslı Ahmed Paşa(Melek Ahmed Paşa) halen anılıyor. Şehre hizmette kusur etmeyen, fakir-fukara babası, han-hamam-camiî banîsi bu zat, ne yazık ki iftiraların ve kıskançlığın kurbanı olmuştur. Husrev Paşa ki han-hamam ve medrese yapmıştır. Bu da zamansız gelen ecele boyun eğmiştir.

    Kalkıp böylesi önemli bir ismin mezarının keyfî olarak ortadan kaldırılmasını sıradan bir iş olarak göremeyiz. Baş tacı yapılan Fransız Prof. Dr. Albert Louıs GABRIEL’in isteminin yerine getirilmesini doğru bulmuyoruz. Bu zat, ömrünün 52 yılını Türkiye’de geçirmiştir. Ben, ömrümün bir yılını bile Fransa’da geçirmeye gönlümü razı edemem. Bu zat, 52 yıl Türkiye’de niçin kalmıştır? Bunun da elbette soru işaretleri vardır. Lakin Surların-dolayısıyla Kale’nin İslam eseri olması halinde-yıkımına ses çıkaramayacağını da önsezi olarak belirtelim. Bundaki amacı sanki açıklamak istemiyoruz gibi… Mesele iyice anlaşıldı mı? Biz bunu böylelikle dile getiriyoruz. Fransızlar adına Anadolu’yu adeta karış karış gezen bu zatın amacının farklı olduğunu biliyoruz. Ortaya koyduğu eserlerin dünden bu güne ışık tutmasını sorgulamıyoruz. Elbette ilim adamının ortaya çıkarttığı birçok önemli konu vardır.

    Bu zat Müslüman (İslam) mezarlıklarının şehri kirlettiğini öne sürmüşse, isteği olumlu bulunmuş ise ne demeli? O zat, surların yer yer yıkımını önlemiş ise de bu tarz ve diğer açıklamaları bilinirse her halde kimilerince gördüğü saygıyı da yitirir.

    İsteyenler “Futuhü’ş-Şam” adlı eserinde Vakidî’nin açıklamalarına bakabilir. İsteyenler belirttiğimiz açıklamalara karşı anti-tezler geliştirebilir. Fakat bizim amacımız şehrimizde vaktiyle yapılmış olanların bildiğimiz, duyduğumuz ve okuduğumuz kimi bilinmeyenlere kapı aralamaktır.

    Kazı yapılan alana burada yatanın ismini ve yıktırılan mabedin adını tabelada yer verecek şekilde ilan etseler ne olu/ etmeseler. Biz buranın saygı duyulması gereken bir yer olduğunu belirttik. Etrafının çevrelenmesi gerektiğini söyledik. Bu alanın ortaya çıkması ile Cami-î Kebir’in binasının şehir alındıktan sonra kiliseden camiî’e çevrildiğini söyleyen kişilerin iddialarının da yalan olduğu ortaya çıkmaktadır. İslam mensupları, burayı inşâ ederek, ibadetlerini uzun zaman Mescid ortamında yerine getirmişlerdir. Daha sonra Ulu Camiî, ortaya çıkmıştır, aşamalı biçimde.

    Sultan Sa’saa hakkında okurların ulaşabildiği bulunabilen kaynaklardan biri de Merhum BEYSANOĞLU’nun Anıtları ve Kitabeleri ile Diyarbakır Tarihi’dir. Bu eserin ilk cildinde yer alan bilgiler:

    ”İyaz tarafından Sa’sa’a şehre âmil (vali) tayin olundu. Fetih sırasında aldığı yaralardan dolayı Sa’saa bir süre sonra (bazı kaynaklara göre altı ay sonra) vefat etti. Türbesi (Belediye bahçesi olan yerde) kendi adını taşıyan cami’de idi. Fakat bu türbe Cami ile birlikte sonradan Nazım Önen tarafından yıktırılarak bahçe haline getirilmiştir.

    Sa’sa’a’dan sonra Diyarbakır ve Cezire valiliği Hazreti Ömer tarafından bizzat İyaz’a verildi.”(sayfa 160-161)

    Sözü daha fazla uzatmaya gerek var mı? Yıktıran isim belli ve yayınladığımız fotoğraf elimizde mevcut.

    BEYSANOĞLU’nun yanıldığı bir nokta, Sa’sa’a’nın kabrinin açıkta sıradan bir mezar değil de türbe olduğu. “Türbe” denildiğinde üstü örtülü, kapalı mekân anlaşılır, genelde. Sultan Sa’sa’a’nın mezarı, fotoğrafta açık ve net görülmektedir. Mezarın yeri de camiî değildir. Bir camiî, belediye bahçesi yapmak, yıktırana ne kazandırtmıştır? Bu, bilinmez. Fakat bildiğimiz, yapılanın çuvala sığmayacak bir mızrak mesahabesinde olduğudur. Yıkık, harap bir yapı olmuş olsaydı, fazla ele alınmazdı. Belki onların bahanesi Ulu Camiî dururken bu mescidin gereksiz olduğu savıdır. Lakin amacın bu olmadığı ortadadır.

    Sultan Sa’sa’a Mezarı, Hazreti Süleyman ve arkadaşlarının mekânı gibi bir yerdir. Belediyenin yanı başındaki mezara gelip gidenlerin sayısı belki rahatsız etmiştir, yerel yöneticileri. Doğrusu da budur. Yazdığımız yazının aslında ana fikri de bu paragraftadır. Kalkıp bunu yapanların inanca cephe almalarından başka bir şey taşımaz, işledikleri fiil. İş Arap olmaya bağlanmamalı. İşin Müslümanlık tarafı ve Hazreti Ömer tarafından atanmış vali olması vardır. Şehri alan komutana valilik verilmezken valiliğin Sultan Sa’sa’a’ya verilmesi, Sultan Sa’sa’a’nın önemli birisi olduğunu gösterir. Yaralı halde bile şehri yönetmeye muktedir bir insanın mezarı, ölümünden 1369 yıl sonra sorgulanıyorsa Sultan Sa’sa’a ismine saygı gösterilmesi gerekir. Bu kazının elbette amacı, niçini, nedeni sonradan anlaşılacaktır; bizim bu yazıyı kaleme almamız sonrası. Hazreti Ömer’in döneminde alınan şehrin ilk valisi Sultan Sa’sa’a hakkında şimdilik belirttiğimiz bu kadarla sınırlı kalsın. İleride konu muhataplarınca ele alındığı zaman bizim de ekleyecek bir-çift sözümüz olsa genişlettireceğimiz bu makaleye ekleriz.



    SULTAN SA’SA’A BİLMECESİ / 2



    Giriş: Sultan Sa’sa’a konusunda yazdığımız ilk yazımızda Ulu Camiî girişinde sağda yer alan ve tümüyle Hasan Paşa Hanı’nın Gazi Caddesi’nden başlayan köşesine rastlayan mekânın günümüze kadar ulaşan hikâyesini ele alınmıştır.

    Konuya ilişkin bize yansıyan kimi hususlar oldu. Bölge Gazetesi olarak çıkan Yeni Yurt Gazetesi’nde makalemiz aynen yer alınca, Sultan Sa’sa’a hakkında merak eden okurlar, ısrarla konunun devamını istemişti. Biz de alanı kazılan Mescid’in yıllar öncesinde yayınladığımız bir fotoğraf karesini tekrar düşündük. Bu fotoğraf karesinin Mescid’e ait bölümünün bitimi ile yıktırılan Belediye Binası arasında kalan ara boşluğa dikkat edilirse, Sultan Sa’sa’a’ya ait mezar yeri olduğu gibi görülmektedir.

    Diyarbekir’in Cumhuriyet Dönemi’nde Meclis’e giden ilk milletvekillerinden olan Mustafa Akif TÜTENK’in Oğlu Hasan Kadri TÜTENK ile yaptığımız bir görüşmede kendisinin bu mescid’i hatırladığını, babasının kurucusu olduğu şu andaki “Sur İçi Kütüphanesi” yerinde olan mektebe bazen giderken Mescid’e uğradığını ifade etmiştir. Babasından bu mescidin yanı başında defnedilen kendi tabiri ile ‘Vali Sultan bin Abdi’ hakkında bilgiler aldığını söylemiştir.

    1995 Senesinde Merhum Prof. Dr. Selahattin YAZICIOĞLU ile yaptığımız görüşmede bize anlatılanların okunması gerektiğini ilave bilgi olarak belirtelim.(“Diyarbakır Folklorundan Kesitler Celâl Güzelses Diyarbakır Halk Musıkîsi Üzerine İnceleme” adlı eserimizin ilgili bölümüne bakınız.)

    Bu görüşmenin kitap çalışmamızda yayınlanması sonrasında herhangi bir gelişme olmamıştı. Konuya duyarlı görünen kimi çevrelerdeki hareketlilik de yeterince devam etmemişti.

    Güneydoğu Mesaj Gazetesi’nde ele alınan konu da kimi etkilenmeler dolayısıyla geliştirilememiş, dosya olarak yayınlanacağı duyurulan çalışma günün şartları sebebiyle yayınlanmadı. Konuyla ilgili gazetede yayınlanan haberler, arşivimizde mevcuttur.

    Kapalı Çarşı’nın temel kazma çalışmaları esnasında 1920’lerdeki Mescid’in yıkımı sonrası yapı temelini belgeleyen fotoğraf kareleri yayınlanmamıştı.

    2007’nin sonlarında gerçekleşen kazı çalışmaları ile varlığı yıllar sonra ortaya çıkan Mescid’in halk arasında bilinmemesi, yerel basında gerektiği gibi ele alınmaması ve kimi şehir araştırmacılarının suskunluğu, ister istemez bunu gündeme taşımamızı, tarihe karşı bir sorumluluk gereği olarak tarafımızdan yerine getirilmek istenmiştir.

    Diyarbakır’a ilişkin kimi alanlardaki açıklamalarımız, sadece şehrin tanınması ve tanıtılması amaçlı olup, bu tür konularda başka bir amaçla yorumlanmaması gerekmektedir. Ayları bulan temel kazısı sonrasında kamuoyunun aydınlatılmaması, kazının ne gibi amaçlarla yapıldığının belirtilmemesi bu konunun bilmecesinin çözülmesini zorunlu hale getirmiştir. Ki, açıklamalarımız da bunun açılımı biçiminde olmuştur.

    (…)

    Mesele tarihî eserin korunması gerektiğine dikkat çekmek ise biz, bunu amaçlamaktayız. Araştırma eserlerinde Sultan Sa’saa nedense bilinmezler arasındadır. Şehre giren ilk Müslüman olan Sultan Sa’sa’a’nın önemi böylelikle ortaya çıkmıyor mu? Şimdi bu isim, defnedildiği mezardan çıkartılıp, naşı Dağ Kapı dışındaki alana naklediliyor ve adını taşıyan camiî yıktırılıyor!... Gömüldüğü alan da Albert Louıs GABRIEL’in telkinlerinin payıyla ortadan kaldırılıyor. Bunu hangi akıl ve vicdan sahibi kabul edebilir? Tarih önünde suçluluk, böylelikle ortaya tarafımızdan bilindiğinin çok dışında apaçık ortaya çıkarıldığında tepkiler ne olacak?

    Bu Mescid alanının kazılarak Mescid temelinin ortaya çıkarılmasından sonra neler yapılabilir? Önemli olan nokta budur. Bizim için artık geçmişte kalanı sorgulamanın, bu konuyu tekrar ele almanın ötesinde bundan sonra ne yapılacağı önemlidir. Kanaatimce yetkili olanlar, bunun sonrası için bazı değişiklikler yapmalıdır.

    Bu alanın düzenlenmesi için neler yapılabilir? Bunun için bizim şahsî görüş bildirmemiz doğru olmaz. Çünkü bize düşen bu alanın önemini vurgulamaktır. Doğru olanı göz önüne sermektir. Bunu da gereği gibi yerine getirdiğimizi ifade edelim.

    Yıllardır, burada mezar yeri olarak gösterilen ve oyuk bir havuz görüntüsü olarak etrafı demir aksam ile çerçevelendirilen alana dair yanlışlığın düzeltilmesi imkânı ortadan kalktı. Defalarca bunu ifade etmemize rağmen, bu alana resmî anlamda sahiplik eden Vakıflar Bölge Müdürlüğü herhangi bir girişimde bulunmamıştı. Kurumlar arası diyalogun gittikçe köreldiği ortamda, eldeki mevcut verilerin sorgulanmaması, bir oyuk havuz etrafında yıllardır, halkın fatiha okumasına yol açmıştır. İşyeri olarak kiralanan mekân için bu iki metre karelik alanın etrafının çevrili olma şartını getiren sorumlu makam, belirtilen alanı kiraya vermiştir. Öncesinde Çay Bahçesi, bir öncesinde Pastane olarak hatırladığımız, Mescid’in yıkımında da park olarak kullanılan mekân için günümüzde ne düşünür? Bunu gerçekten bilmiyoruz, bilmekten de uzağız.

    Bu alanı hatırlayan yaşlılarımız gittikçe kalmadı. Biz bu hususu Diyarbakır’ı fotoğraflarla tanıtan Dr. Adil TEKİN’e sorduğumuzda, belirtilen alan’ın kendilerinin şehre geliş döneminde yıktırıldığını anımsadığını belirtmiş, o dönem yerel yönetiminin bir tasarrufu olduğunu söylemişti. (Adil TEKİN iki yıla yakın Diyarbakır Belediye Başkanlığı yapmıştır.)

    Halen hayatta olan Hocam, Şehir Tarihçisi Gazeteci Abdussettar Hayati AVŞAR, bu konunun dönemin Belediye Başkanının eseri olduğunu, yıktırılma sebebinin Belediye Başkanı’nın asabiyetinden geldiğini söylemişti.

    Mantıken bu alanın parka çevrilmesi, kimsenin ihtiyacını karşılayamamaktadır. Zaten o dönemin Ulu Camiî önü, açık olan alandır. 1970’lere kadar bu alanın değişmediğini görüyoruz. Kapalı Çarşı yapılıncaya kadar olan zamanı da hatırlamaktayız.

    Kimi kaynaklarda halen bu Mescid, “Camiî” olarak gösterilmektedir. Bu camiî olarak gösterilen mescidin bundan seksen yıl önce yıkıldığını bilmemekte olanların da aramızda bulunduğunu belirtelim.

    Mescid dolayısıyla söz, ister istemez Ulu Camiî konusunu da gündeme getirmektedir. Buna da kısaca değinmekte fayda vardır. Kimi araştırmacılar, şehir alındıktan sonra Mar Toma Kilisesi’nin “Camiî” yapıldığını belirtmektedir. Bu Mescid’in artık ortaya çıkışı da şehri alan Müslüman Araplar’ın bir bölümü ibadethane olarak kullanılan yapıya öncelikle karışmadıklarını, zaman içinde bu yapıyı “Camiî” haline getirdiğini göstermektedir. Bu konuda kimilerinin yapının öncesini ısrarla belirtmemeleri ve halen Camiî avlusunda yer alan tabeladaki kimi bilgiler, araştırılmadan-soruşturulmadan kulaktan dolma bilgilerle şehrin nasıl tanıtıldığını göstermektedir. Bu konu hakkında yazdığımız kimi yazılarda yapının öncesini ve sonrasını sorgulamamıza rağmen ciddî manada yazdıklarımızı doğrulamayana rastlamamışız. Çünkü artık, yanlışlar içinde doğruların seçilmediği ortamda kitaplardaki her bilgi, “Kitapta yer alıyorsa doğrudur.” mantığıyla yorumlanarak, araştırmalara gidilmemektedir.

    Bundan sonra da şehrin alınışına dair kimi hikâyeler anlatılmamalıdır. Öncelikle sultan Sa’saa’nın şehre giren ilk kişi olduğu vurgulanmalıdır. Bu husus, Hazreti Süleyman’ın haklı ününe halel getirmez, getirmemelidir. Fakat, bizce Sultan Sa’sa’a da anlatıldığı zaman, olanın bitenin daha iyi anlaşılabileceğini zannediyoruz. Sultan Sa’sa’a’nın ismi, kimi kaynaklarda farklı olarak geçmektedir.

    Bu konuda uzun zaman öncesi bizde mevcut olan bu bilgiler, ancak alanın kazısı yapıldıktan sonra anlam kazanmıştır. Belki de bu daha hayırlı bir duruma vesile olmuştur. Bizim bu alanın kazısı ile ilgili kazıyı yapanlarla bir görüşmemiz olmamıştır. Bu görüşmeyi yapmamamızın sebebi, anlattıklarımızın sadeliğinin bozulmamasını sağlamak içindir. Kendilerinden bir talep geldiği vakit, elbette iki yazımızda belirttiğimiz kaynakları ve fotoğrafları, oluşturulacak komisyona verebilir, yapılması gereken hususunda elimizdeki bilgiler bir önem taşıyorsa kendilerine yardımcı olunacaktır.

    Yine de konuya duyarlı olan kimi okurların bu alana tarihten gelen bir saygı icabı olarak bizden bu yazının ikinci bölümünü istemeleri üzerine araştırmamızın bu ek bilgilerle şimdilik tamamlandığını belirtelim.



    14- Mevlüt MERGEN'in yayınlanan makalesinden bölümler:

    SULTAN SASA CAMİSİ

    ".... 1926 yılında merhum pederim Diyarbakır belediyesinde çalışmaktadır ve caminin yıkılmasını görmüş olanlardan biridir. Hayatta iken kendisi yeri geldikçe bunu bize anlatır ve derdi ki. “Yıkım esnasında mezarın içinden 99’luk bir tesbih çıktı… İpi kopuktu. Herkes bir iki tanesini alırken iki tanesini de ben aldım. Fakat bilahare sandıkta çok iyi saklamama rağmen o taneler kayboldu. “

    Merhum pederim gibi caminin yıkılmasını ve orada medfun bulunan zatın ki ismini camiye vermişlerdir. Mezarının açılmasını gören ve bilenler hayatları boyunca Ulu camiden her namaz çıkışlarında özellikle sabah namazlarında yüzlerini o yöne doğrultmuşlar ve fatihalarını okumadan geçmemişlerdir. Günümüzde bunu bilenlerin de hala böyle hareket ettikleri görülmektedir.

    Merhum pederimin anlattıklarını teyyid eder bir anlatımı da dilerseniz bu gün hayatta olan Diyarbakır’ımızda haklı bir sevgi kazanan Mevlidhan Hacı Mustafa’dan dinleyelim: “Diyarbekir Fethi (638-639) yılları arasında olmuştur. Yani sahabeyi kiram 638 yılında İyad bin Ganem komutasında fetih için gelmişse de fetih yapılamamış akabinde fethedilmiştir.

    Malum olduğu üzere Ulu Caminde Şafiilerin eyvan bölümünde bulunan hücrede Osmanlılar zamanında ceylan derisi üzerine yazılan kitabede fetih bittikten sonra yaralı olan Sultan Sa’saa namı ile maruf sahabeyi kiram vali olarak şehre atanmış, Hasan Paşa Hanı karşısında bulunan Küçük Cami Avlusu’na defnedildiği belirtilmektedir. Cami, daha sonra 1925 yılında devrin Belediye Başkanı Nazım Önen tarafından yıktırılarak park yapılmış, mübarek şehidin 1300 yıla yakın bir zaman toprak altında kalan bedeni bozulmamış olarak buradan çıkarılmış, şimdiki Çamlıca Mıntıkası ile Adliye Sarayı mevkiinden Kurt İsmail Paşa camiine kadar olan bölgede bulunan ve Diyarbakır’ın o günlerde en büyük mezarlığı olan Rızvanağa Mezarlığı’na nakledildiği o tarihte Hasan Paşa Hanı’nda bulunan babamın babası Yasin Efendi tarafından bizzat bana nakledilmiştir.”

    “Şimdi bu vesikalara ve bilgilere ne lüzum var? “sorusu sorulabilir.. Şu bakımdan lüzum var ki, mezkûr caminin bazı kalıntılarına ulaşılmış ve bu kalıntıların ne olduğu meraklı gözler tarafından sorulur olmuştur… Bu kalıntıyı ortaya çıkaranların buraya bir bilgi levhası asmamış olmaları sebebiyledir ki herkes bir şeyler söylemeye başlamıştır. Hatta burasının bir kilise olduğunu dillendirenlere bile rastlanmaktadır.

    Bilmezliğin neticesi elbetteki böyle olacaktır. Oysa sözümüzün başında tarihi bir vesika sunduğumuzu Metin Sözen’in Beysanoğlu’na dayanarak verdiği bilgiler ve babadan oğula, dededen toruna anlatılanlar burasının bir cami ve türbe olduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Adı geçen kitabe ise ayrı kanıt niteliğindedir ki inkârı mümkün değildir.

    “Diyarbekir Efsaneleri” Kitabının yazarı Muhsine Helimoğlu Yavuz da aynı bilgileri kitabının 1993 baskısı ve 40. sahifesinde vermektedir. Tabii bu bilgiler ve kanıtlar bunlarla bitmemektedir. İslam Ansiklopedisinde de (9’465) yer almaktadır. Aynen okuyalım: “Hasan Paşa Hanı’nın batısında ve eski belediye binasının doğu bitişiğindeydi. Yapım tarihi ve yaptıranın adı belli değilse de, İlk Arap valisi Sultan Sa’saa’ya izafe edilmiştir. 1926 yılında belediyece yıktırılmıştır.

    Abdulgani Fahri Bulduk “Elcezire” isimli eserinde (s.212-214) bu caminin adı "Sultan Sa’saa" olarak kaydedilmişti. Ancak belgelerde "Seyyid Sa’saa" olarak geçer. (Bak. Cevdet Evkaf, No. 12308, Ali Emiri, III. Selim Tasnifi, No. 3508)

    Belgeler sürüp gidiyor.. Ama bizim amacımız bu belgeleri sergilemek olmamakla beraber bu mübarek mekânı “Kilise” olarak algılayabilenlere bilgi sunmak olduğu için belgeleri sunmaya devam ediyoruz. “Diyarbakır’da Kur’an okunacak camilerle ilgili belgelerde, bu caminin Diyarbakır’daki camiler içersinde önemli bir yere sahip olduğu anlaşılmaktadır. (Diyarbakır Şer. Sic. NO. 355, s. 2; No. 590, s. 35; NO. 351, s. 40, No. 631, s. 26) Bunun yanı sıra Kasım 1738 (bA. Cevdet Evkaf. No. 12308) ve 1792 tarihli belgelerden (Bakınız. Ali Emiri, III. Selim Tasnifi. No. 3503) bu tarihlerdeki cami görevlilerini de tesbit etmek mümkündür.” bilgilerini bize ulaştıran Yrd. Doç. Dr. İbrahim Yılmazçelik XIX. Yüz yılın İlk Yarısında Diyarbakır (TTK 1995 s. 62) adlı eserinde bu isimleri de bize verebilmektedir ki o tarihlerde Molla Mürşid Mehmed’in İmam olduğunu, Hüseyin Veled’i Ahmed’in de bu camide müezzinlik yaptığını belirtmektedir

    O kadar çok bilgi ve belge var ki, bunlardan biri de Prof. Dr. Alpay Bizbirlik’in ulaştığı bilgilerdir. Diyor ki Hocamız,”Sa’saa Mescidi; Şeyh Sa’saa, Seyyid Sa’saa adlarıyla tanınan mescidin yörenin ilk İslam Valisi Sultan Sa’saa adına yaptırılmış olduğu belirtilmektedir. 1277-1860 tarihlerinde tamir ettirilmiş, 1904 tarihinde minaresi yaptırılmıştır. 1926 yılında belediyece yıktırılıp, yerine park yaptırılan mescid eski belediye binasının doğu bitişiğinde idi.

    1518 tarihine göre mescid vakfının gelirleri gayrimenkul kiraları ve bir köyün mâlikane hissesinden oluşmaktadır. Giderleri tek personel sayısı açısından büyük bir gelişme gösterdiği görülmektedir. Gelir miktarı yaklaşık 6 misli yükselirken personel sayısı da 1’den 6’ya çıkmıştır. Bu dönemde de gelir tamamiyle gayrimenkul kiralarından sağlanmakta olup, 5212 akçelik tutarın büyük kısmı (3240 akçe) 6 kişilik personelin cihetine, 1632 akçesi yemek masraflarına, 340 akçelik ziyade de vakfın levazımatına sarf olunmaktadır.

    1564’te vakfın biraz daha büyüdüğü görülmektedir. Şöyle ki aradan geçen zaman da köyden sağlanan gelir yaklaşık 2.5 kat artmış, vakfın gider kaleminde de çeşitlilik görülmektedir. Yemek ve Cuma gecelerine has pişirilen pilavın masrafları tüm vakfın gider toplamının yükselmesine sebep olmuştur. Ancak bu duruma rağmen gelirlerin giderleri rahatlıkla karşıladığı ve vakfın ölçülerine göre büyük bir miktar ziyade verdiği görülmektedir.

    16. yüzyılın son çeyreğinde, ilk kaynağa göre görevli sayısının 9 kişiye çıktığı, ancak cihetlerde yapılan kısıtlamalardan olsa gerek giderlerin düştüğü, biraz daha sonrasında vakfın giderlerinin tekrar yükselme eğilimine girdiği ve bir öncesine göre miktarın ¼ oranında arttığı görülür.

    16. yüzyılı takip eden dönemlerde vakfın faal olduğu ve mescid yıkılmazdan biraz evveline kadar faaliyetine devam ettiği bilinmektedir.” (Prof. Dr. Alpay Bizbirlik: 16. YY Ortalarında Diyarbekir Beylerbeyliğ’inde Vakıflar. TTK. Ank. 2002 s. 137-138) (…)”

    Yeni Yurt Gazetesi'nde yayınlanmış olan bu makale, yazardan metin olarak alınmıştır. Makale adı geçen gazetede Ocak 2009’da yayınlanmıştır.

    Ayrıca Medrese ve Camii için bakınız :

    i MERGEN Mevlüt Bibi’nin Diyarbekir Feryadı /Sultan Sa’saa ve Camisi ve Medresesi Bölümü s. 40-41Diyarbakır 2009.

    ii- KORKUSUZ M. Şefik Cumhuriyet Öncesi Diyarbekir’de Maârif s 91 Kent Işıkları İstanbul 2009

    iii-BULDUK Abdulgani Fahri El-Cezire s.97.

    iiii-Diyarbakır Şerriye Sicilleri, >No:355, s. 2; No:590, s. 35; No:351, s. 40; No;631, s.26

    iiiii-Başbakanlık Arşivi, Ali Emirî, III. Selim Tasnifi, No:3503

    iiiiii-Başbakanlık Arşivi, Cevdet Evkaf, No:12308.

    15-MELEK Ali-DEMİR Abdullah Dini Değerleri ile Diyarbakır s. 166-168/173-174 Ankara Kasım 2009

    16-İhale Şartname Örneği’nin ilk bölümü, Valilik Sitesi’nden alınmıştır. Bu ihalenin ayrıntılarına yer verilmemiştir:



    DİYARBAKIR VAKIFLAR BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜNDEN

    YAPIM KARŞILIĞI KİRALAMA İHALESİ

    T.C. Başbakanlık, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Diyarbakır Vakıflar Bölge Müdürlüğünce, aşağıda yeri ve nitelikleri belirtilen taşınmaz, ihale şartnamesi, sözleşme ve ilanda belirtilen şartlar gereği İş merkezi Yapılıp işletilmek üzere , Yap-İşlet-Devret Modeli çerçevesinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 35/a maddesine göre, yerli ve yabancı kuruluşların birlikte veya münferiden katılmalarına açık olarak, kapalı teklif usulü ile inşaat yapım süreleri dahil toplam 28 (Yirmi sekiz) yıllığına kiraya verilmesi için ihaleye çıkarılmıştır.

    İLİ : Diyarbakır

    İLÇESİ : Sur

    MAHALLESİ : Camii Kebir Mahallesi

    PAFTA NO : 5

    ADA NO : 446

    PARSEL NO : 5

    YÜZÖLÇÜMÜ : 268,31- m2

    VASFI :Tescilli taşınmaz

    VAKIFLAR MECLİSİ

    KARARININ TARİHİ : 28.12.2009

    NO’SU : 710/558

    MUHAMMEN İNŞAAT BEDELİ :: 760.014,68 TL (Yedi Yüz Atmış Bin On Dört Türk Lirası Atmış Sekiz Kuruş)

    GEÇİCİ TEMİNAT : 22.800,44 -TL (Yirmi İki Bin Sekiz Yüz Türk Lirası Kırk Dört Kuruş)

    İHALE GÜNÜ : 22/02/2010,Pazartesi

    İHALE SAATİ : 10:00

    (…)



    Bu ihalenin iptal sebebini gösterir belge, internet ortamından alınmıştır:



    İHALE İPTAL İLANI

    DİYARBAKIR VAKIFLAR BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜNDEN

    T.C. Başbakanlık, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Diyarbakır Vakıflar Bölge Müdürlüğünce, aşağıda yeri ve nitelikleri belirtilen taşınmaz, ihale şartnamesi, sözleş ve ilanda belirtilen şartlar gereği İş merkezi Yapılıp işletilmek üzere , Yap-İşlet-Devret Modeli çerçevesinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 35/a maddesine göre, yerli ve yabancı kuruluşların birlikte veya münferiden katılmalarına açık olarak, kapalı teklif usulü ile inşaat yapım süreleri dahil toplam 28 (Yirmi sekiz) yıllığına kiraya verilmesi için ihaleye çıkarılmıştır.



    İLİ : Diyarbakır

    İLÇESİ : Sur

    MAHALLESİ : Camii Kebir Mahallesi

    PAFTA NO : 5

    ADA NO : 446

    PARSEL NO : 5

    YÜZÖLÇÜMÜ : 268,31- m2

    VASFI : Tescilli taşınmaz

    VAKIFLAR MECLİSİ

    KARARININ TARİHİ : 28.12.2009

    NO’SU : 710/558

    MUHAMMEN İNŞAAT BEDELİ : 760.014,68 TL (Yedi Yüz Atmış Bin On Dört Türk Lirası Atmış Sekiz Kuruş)

    GEÇİCİ TEMİNAT : 22.800,44 -TL (Yirmi İki Bin Sekiz Yüz Türk Lirası Kırk Dört Kuruş)

    İHALE GÜNÜ : 22/02/2010,Pazartesi

    İHALE SAATİ : 10:00

    ASGARİ İSTENENLER :Yukarıda özellikleri belirtilen taşınmaza ilişkin alınmış Vakıflar Meclisi’nin 28.12.2009 tarih ve 710/558 sayılı kararı ile 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 20. maddesine istinaden;

    Mülkiyeti Mazbut Sultan Sasaa Vakfına ait, Diyarbakır ili Sur ilçesi Camii Kebir mahallesi Gazi caddesinde bulunan tapunun 5 pafta, 446 ada, 5 parsel nolu tescilli yapı üzerinde, Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca onaylanan proje kapsamında, Yap-İşlet Devret Kiralama modeli ile, hazırlanan ihale şartnamesi, sözleşme ve ilanda belirtilen şartlar gereği, İş merkezi yapılması hususunda, 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 35/a maddesine istinaden, İhale ilanı ve taşınmazın Kiraya verilmesi ile alakalı olarak hazırlanan Şartnamenin tetkikinde;

    1-) Söz konusu parselin bitişiğinde bulunan 446 Ada 11 parsel nolu taşınmaz maliklerince yapılan inşaat nedeniyle, Aplikasyon krokisinde gösterilen 25,52-m²’lik kısmına tecavüz edilerek inşaat yapılmış olup; idaremizce dava ikame edilmiştir.

    İhale uhdesinde kalan yüklenici, parselin tecavüz edilen kısmı ile ilgili idareden herhangi bir hak talebinde bulunmayacağını peşinen kabul ve taahhüt etmesi,

    2-) Parselin eski kiracısı olan Salih ERKAN tarafından idaremiz aleyhine ikame edilen rüçhan hakkının kullanılması ile ilgili, davanın idaremiz aleyhine neticelenmesi halinde, bu konuda yüklenici idareden bir hak talebinde bulunmayacağı, belirlenecek şartlar doğrultusunda taşınmazı idareye teslim edeceğini kabul ve taahhüt etmesi ve Bu konudaki bütün yasal sorumluluğun yüklenici tarafından yerine getirilmesi,

    Hususların derc edildiği anlaşılmıştır.

    Yukarıda maddeler halinde izah edilen şartların yükleniciye getireceği maddi ve manevi sorumluluk nedeniyle, bu güne kadar, söz konusu ihaleye gerçek bir talipli zuhur etmemiştir.

    İzah edilen hususlardan dolayı ve Devlet İhale Yasasının uygulama hükümleri uyarınca, gerekçesini göstermek kaydıyla , “İhaleyi Yapacak kurum ihaleyi yapıp, yapmamakta serbesttir.” İlkesi dikkate alınarak;

    Bölge Müdürlüğümüzün 15.02.2010 tarih ve 206 sayılı komisyon kararı ile 22.02.2010 tarihinde yapılacak ihale iptal edilmiştir.

    İlan Olunur.



    17- Basında yer alan haber başlıklarından derleme:

    Diyarbakır Söz Gazetesi 5/2/2010

    SULTAN SASA İÇİN SKANDAL RAPOR

    Varlığıyla yokluğu belli olmayan Diyarbakır Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü bir skandala daha imza attı. Diyarbakır'ın İslam orduları tarafından fethinden sonra kentin ilk Valisi olan Sultan Sasa'nın türbesini görmezden gelen 'bilir kişi' raporu İslam Tarihi Araştırmacılarını adeta isyan ettirdi.

    haberdiyarbakir.com12/2/2010

    Diyarbakır'da bulunan 40 sivil toplum örgütü, Diyarbakır'a ilk atanan Müslüman Vali Sultan Sasa'nın türbesinin yerine iş merkezi yapılmasını protesto etti.

    Cihan Haber Ajansı 12/2/2010

    Diyarbakırlılar, Sultan Sasa Türbesine İş Merkezi Yaptırmamak için Yürüdü

    Diyarbakır'ın İlk Valisi, Hazreti Peygamber'in Sahabelerinden Sultan Sasa'nın Makamına 'Kilise Müştemilatı' Raporu Verilerek, Üzerine İş Merkezi İnşa Edilmek İstenmesine Sivil Toplum Kuruluşları Tepki Gösterdi.

    Öz Diyarbakır Gazetesi 13/2/2010

    İHALEYİ İPTAL EDİN

    Diyarbakır´da bulunan 40 sivil toplum örgütü, Diyarbakır´a ilk atanan Müslüman Vali Sultan Sasa´nın türbesinin yerine iş merkezi yapılmasını protesto etti.

    Güneydoğu Ekspres Gazetesi 22/2/2010

    DİYARBAKIR’ın ilk Valisi Sultan Sasa’nın makamının üzerine, iş merkezi inşa edilmek istenmesi üzerine sivil toplum örgütlerinin gösterdikleri tepkiler sonuç verdi. Vakıflar Bölge Müdürlüğü, iş merkezi ihalesini iptal etti.

    Açıklama: Diğer gazetelerde yer alan haber başlıkları, konu yazılarak sanal ortamdan edinilebilir. Bu sebeple bildiriye dahil edilmemiştir.

    18-Bildiriye esas kaynak teşkil eden iki fotoğraf bir arada sunulmuştur:

    Yapının yıkılmamış hali ve önünde bulunan kaide…Kaidenin önünü gölgeleyen kamelya herkese açık olan Ulu Camiî Park alanında dinlenme amaçlı yapılmıştır. Fotoğrafa dikkatli bakıldığı zaman, sol kısımda açık ve net olarak görülen bazalt şahîdeli mezarlar görülmektedir. Medrese sağdaki mezarların arkasında yer almaktadır. Üst kısmı açık biçimde görülmektedir. Sa’sa’a Kabri’nin sağdaki mezarlardan biri mi yoksa yaşlıların belirttiği biçimde Hasan Paşa Hanı’na bakan bölümün karşısında Camiî içinde kalmış, sonra da oyuklu havuz alanı mıdır? İkinci karede kabrin alındığı alan oldukça net tarzda görülmektedir. Bu karede Hasan Paşa ile alan arasındaki boşluğun genişletildiği söylenen caddedir. Bu caddenin sol tarafına çok iyi bakıldığında şu andaki tek gidiş yol olarak kullanılan biçimde olduğu görülecektir.(Bu fotoğrafın orijinali arşivimizde bulunmaktadır. Sanal ortama sunduğumuz bu kare, birçok sitede yer almaktadır. (M. Ali ABAKAY)

    Yıkım Esnasında Minare ve yıkımı tamamlanmayan Camiî. Camiîn duvarının minareyi açıkça gösteren kısmı yıktırılmıştır. Bir oyuk misali minareyi gösteren karede şapka takan insan fazlalığı, yıkımın Şapka İnkılabı kabulünün zamanında olduğunu ortaya koyan işaret olarak kabul edilebilir. İlk karede minarenin medrese kısmında kaldığı için görünmediği ortadadır. Bu karede ise minarenin yarıdan çoğunun yıkıldığı görülmektedir. Ayrıca kaidenin yer almadığı alanda Camiî kısmının da alt alanının yıktırıldığı seçilmektedir.

    Bu iki fotoğraf karesindeki Camiî-Medrese ve Kabir alanının yol genişletme çalışmaları amaçlı yıkımının doğru olmadığı, caddeye bakan nokta ile Hasan Paşa Hanı arasındaki genişlik ve oldukça net görünen kaldırım göz önüne alındığı zaman, şu andaki caddenin kullanım toplamına denk düştüğü görülür. Bu yakın çekimin daha net olduğu karede, kabir alanının umum için asılan saatin yere dikine düşünülen noktanın arkasında, köşe başına yakın yerde olduğu seçilmektedir. (Arşiv: Zir Dirim Arşivi)

    Not: Bu sempozyum bildirisi, 2010'da Dicle Üniversitesi'nde sunulmuştur. Bildiride geçen fotoğraflar, bu makaleye alınmamıştır.





+ Yorum Gönder