Konusunu Oylayın.: Peygamberimize yazılan en güzel naat ve şiirler

5 üzerinden 4.78 | Toplam : 50 kişi
Peygamberimize yazılan en güzel naat ve şiirler
  1. 01.Mart.2012, 18:05
    1
    Misafir

    Peygamberimize yazılan en güzel naat ve şiirler






    Peygamberimize yazılan en güzel naat ve şiirler Mumsema Arkadaşlar Peygamberimiz Hz. Muhammed s.a.v e yazılan en güzel naat ve şiirler hakkında bir kaç tane örnek yazar mısınız ?


  2. 01.Mart.2012, 18:05
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Arkadaşlar Peygamberimiz Hz. Muhammed s.a.v e yazılan en güzel naat ve şiirler hakkında bir kaç tane örnek yazar mısınız ?


    Benzer Konular

    - Peygamberimiz hakkında en güzel şiirler

    - Dua ile ilgili en güzel şiirler

    - Peygamber Efendimizi çok güzel tasvir eden bir Naat

    - Peygamberimizi övmek için yazılan şiirler

    - Peygamberimize yazılan şiirler

  3. 01.Mart.2012, 18:34
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Peygamberimiz (s.a.v)e yazılan en güzel naat ve şiirler




    Hani bir aşk idin, bir güzellik idin sen, güzellikle askın kesiştiği
    prizmada.
    Güzelliğin cihanı gösteren bir ayna;
    aşkın o aynanın cilası idi hani.
    Güzelliğin olmasa efendim,
    aşkı hiç bilmeyecekti cihan;
    aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı.
    Aşk pazarında mezat hep güzelliğine; güzellik yurdunda yollar hep aşkına
    durmuştu efendim...
    Ve sen gitmiştin...
    Sevgili!
    Derd ile ağlayandın; hem derde salandın!..
    Gönül yurdunda çaresizlerin çaresi, hastaların merhemiydin.
    Saadetle yasamış, saadet çağını yaşatmıştın.
    Suretleri ve canları iman ile sen şekillendirmiş,
    "Lâ" ile "Illa"yi i'câz ile sen dillendirmiştin.
    Sen gidince, ey sevgililer sevgilisi, güvercinlerimiz tuzaklara esir düştü;
    Hüdhüdlerimizin mil çekildi gözlerine.
    Artık düşmanlarımız dostlar arasında;
    dostumuz düşman içinde.
    Divanelere döndük, yaya kaldık yolunda.
    Kendimizi unuttuk, seni bilmez olduk...
    Sana muhtacız!..
    Sana en fazla muhtacız.
    En fazla sana muhtacız.
    Uyandır bizi uykumuzdan...
    Gel ey sevgili!
    Bir gelişle gel, bir gülüşle gel.
    Doğ ufkumuza, sar dünyamızı, gir gönlümüze yeniden...
    Sana muhtacız...

    Sana en fazla muhtacız...


    İskender Pala
    ______________________________ _____________


    Selâm sana nazlı Nebî
    Selâm sana gözbebeği
    Mevlâ'nın kudretiyle selâm.


    Selâm sana nûr-i dilâra
    Selâm sana Hakk hâbibi
    Rahman'ın kudretiyle selâm.


    Selâm sana Andelîb_i Zîşan
    Selâm sana Muhammedî
    Cebrail'in yüreğiyle selâm
    İbrahim'ce selâm sana
    Rahim'ce selâm sana
    Gafûr'ca selâm.


    Selâm sana ey yetimler padişahı
    Selâm sana Ahmedî nefesli yâr
    Eyyup'ça selâm sana


    Selâm sana ya Habiballah
    Selâm sana ya Nebiallah
    Selâm sana ya Resûlallah.


    Ya Resûlallah!
    Sen, sevmek için istenen
    Can, dudakta istenen
    Sevda ikliminin en güzel mevsiminin
    En güzel çiçeğisin.


    Cemre gibi düştün kâinatın kışına
    Bahar, senin elinde doğdu
    Senin elinle indi toprağa
    Öyle bir sevildin ki
    Candan aziz bilerek
    Uğruna can verildi
    Ama bu, ölüm değildi
    Adını bir kez anan
    Bir kez gönülden anan
    Rahmetin nûr kaynağı gözlerinde dirildi
    Şimdi biz de seni anıyoruz
    Mevlâ'mızın yeminleriyle anıyoruz seni


    Ey Faran Dağları'nda açan sevgili !
    Fecre,
    On geceye,
    Her şeyin çiftine ve tekine,
    Akşamın alacakaranlığına,
    Kararıp bürüdüğü zaman geceye,
    Açılıp aydınlattığı zaman,
    Gündüze and olsun ki;
    Sen olunca sitem yok,
    Serzeniş yok,
    Eyvah yok.
    Âlemlere ambersin
    O'ndan başka ilâh yok
    Sen, en son peygambersin.


    Beni ilk öksüz oluşun vurdu
    Yetim kalışın yaraladı önce
    Elden ele dolaşmıştın
    Herkesin gözbebeğiydin
    Ama mahzun,
    Ama kederli,
    Bir yanın arşa kadar azamet,
    Bir yanın ürkek...


    Mekke akşamları yanar
    Verdiğin her nefeste
    Ve gökten inen bir sesle
    Allah korumasına alır.


    Senin derdin Allah'tı
    Hüznün, kederin Allah
    Senin dostun Allah'tı
    Sana en yakın Allah.


    Biz seni göremedik ya Resûlallah
    Uhud Dağı'nı seyrettik
    Okçular tepesinden bir sabah
    Bir Medine sabahında
    Uhud'u seyrettik
    Seni göremedik
    Ebu Ubeyde bin Cerrah sanki ordaydı
    Sanki mübarek yüzüne batan miğfer halkalarını
    Dişleriyle sökmek için nefes nefeseydi
    Kalbi yerinden fırlayacakmış gibiydi
    Seni öyle seviyordu ki
    Tenine bir dikenin batması bile
    O kalbi durdururdu.


    Biz seni göremedik ya Resûlallah
    Uhud'u gördük bir sabah
    Malik bin Sinan olamadık
    Mübarek kanının, kanına karıştığı
    Malik bin Sinan sanki oradaydı
    Ve inemedik okçular tepesinden
    Sanki sen inin demeden inersek
    Uhud tekrar cehenneme dönerdi.


    Ey Faran Dağları'nda açan sevgili !
    Güneşe ve onun ışığına,
    Ardından gelmekte olan aya,
    Onu ortaya koyan gündüze,
    Onu bürüyen geceye,
    Göğe ve onu meydana koyana,
    Yere ve onu yayana and olsun ki;
    Sen olunca sitem yok,
    Serzeniş yok,
    Eyvah yok.
    Âlemlere ambersin
    O'ndan başka ilâh yok
    Sen, en son peygambersin.


    Vazgeçtim seni hep ötelerde aramaktan
    Seni yüzyıllar öncesine hapsetmekten vazgeçtim
    Mesafelerden usandım ya Resûlallah
    Sana sesleniyorum!


    Âlemlere rahmetsin
    Seslenince yanımdasın, burdasın
    Günahkârım,
    Ama sen günahkârların umudusun
    Temizle beni ya Resûlallah!
    Temizle beni ya Resûlallah!
    Temizle beni ya Resûlallah!


    Mescid-i Nebevi'de gördüm
    Mübarek sözlerinden birini süsleyip duvara asmışlar:
    "Benim şefaatim, ümmetimden büyük günahları olanlar için."
    Buyurmuşsun
    İçimde her şey üşür,
    Rüzgar üşür,
    Yağmur üşür
    Dua üşür
    Melekler üşür.
    Isıtırsan bir sen ısıtırsın
    Medine'ye akan nûr gibi ak kalbime
    Ey ban-u cihan
    Yorgunum,
    Güçsüzüm,
    Çaresizim.
    Sen çaresizlerin yardımcısısın


    Yüreğimi koşturdum
    Sana doğru
    Çatlarcasına koşturdum
    Kimseye hakkım yok
    Huzurunda sana ait varlıkları dâvâ etmem
    Ben bir dâvâlıyım
    Tükendim ya Resûlallah
    Hicretimi kabul et ya Resûlallah!
    Hicretimi kabul et ya Resûlallah!
    Hicretimi kabul et...



    Dursun Ali ERZİNCANLI

    ______________________________ __________

    YAĞMUR

    Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
    Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kainat

    Yıllardır bozu bulanık suları yudumladım
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

    Hasretin alev alev içime bir an düştü
    Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

    İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
    Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
    Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
    Evlerin arasına dikilir yesil bayrak
    Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

    Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
    Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydim

    Yağmur, gülsenimize sensiz, baldiran düştü
    Düşmanlik içimizde; dostluklar yaban düştü
    Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
    Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü

    Bir güzide mektuptur, çağlarin ötesinden
    Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
    Yayılır o en büyük mustu, pazartesinden
    Beyazlik dokunmuştur gecenin siyahina
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
    Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

    Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
    Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamiş, mazide
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydim

    Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü
    Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
    Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
    En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

    Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
    Mutluluk nağmeleri işitirler Hiradan
    Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
    Paramparça, ateşler sahinin hayalleri

    Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
    O mücella çehreni izleseydim ebedi
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

    Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
    Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
    Katil sinekler deldi hicabın perdesini
    İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü
    Dolaşan ben olsaydım Save�nin damarında
    Tablosunu yapardim yıkılan her kulenin
    Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
    Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
    Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
    On asırlık ocağın savururdum külünü

    Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

    Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
    Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
    Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
    Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

    Badiye yaylasında koklasaydım izini
    Kefenimi biçseydi Ebva�da esen rüzgar
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
    Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar
    Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

    Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

    Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
    Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
    Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü

    Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
    Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
    Erdemin, bereketin doldurur haneleri
    Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
    Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

    Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
    Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

    Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
    İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
    Güvenilen dağlara kar yağdi birer birer
    Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

    Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
    Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
    Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
    Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
    Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

    Madeni arzuların ardında seyre daldım
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydim

    Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
    Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
    Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
    Hazindir ki; dertleri asmaya umman düştü

    Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
    Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
    Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır
    Sesini duymayanlar girdabında boğulur
    Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
    Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

    Saatlerin ardında hep kendimi aradim
    Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

    Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
    Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü
    Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
    Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

    Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
    Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
    Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
    Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
    Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
    Mekanın fırçasında solmayan resim senin

    Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
    Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

    Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
    Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
    İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
    Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

    Islaklığı sanadır ahımın, efgahımın
    İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
    Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
    Nazarın ok misali karanlıkları deler
    Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
    Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

    Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
    Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

    Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
    Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
    Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
    Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

    Nefsinle yeniden çizilecek desenler
    Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek
    Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
    Anneler çocuklara hep seni içirecek
    Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
    Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

    Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü
    Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
    Şarrkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
    İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
    Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım
    Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

    Nurullah Genç

    ______________________________ ______________

    Sevgili!
    Ümmü Mektum gibi
    Seni görmeden sana sesleniyoruz
    Alıp verdiğin nefesi duyar gibi
    Sanki açınca gözlerimizi
    Seni görecekmişiz gibi
    Sana sesleniyoruz.
    Senin huzurunda ses yükselmez.
    Edeple konuşulur; edeple susulur.
    Hele biz ki bu kapının dilencileri,
    El açıp beklemekten başka
    Bize bir şey düşmezdi ama
    Şu araya giren yıllar olmasa
    Medine'ne uzak yollar olmasa
    İsmin anılınca yürek yanmasa
    Kapında beklemekten başka
    Bize bir şey düşmezdi.
    Bekliyoruz Sultânım!
    Rüyada olsa bile
    Belki teşrif edersin diye
    Hem de hiç kimseyi beklemediğimiz gibi.
    Seni bekliyoruz.
    Gelseydin,
    Bizim için cennet olurdu gelişin.
    Gelseydin,
    Saadetli asrından gönderdiğin selâmını,
    'Kardeşlerim' deyişini
    Birbirimize nasıl anlattığımızı görürdün.
    Gelseydin,
    Dolaşsaydın sofralarımızı,
    Bir tabak fazla görecektin,
    Bir bardak, bir kaşık fazla...
    Ve sofrada bir yer boş,
    Baş köşe! ..
    Ola ki Sen(A.S.M.) lutfeder gelirsin diye.
    Gelseydin,
    Dolaşsaydın gecelerimizi,
    O 'Kutlu Doğum' gecelerini,
    Anneler görecektin.
    Yeni doğmuşsun gibi,
    Yeryüzünü yeni teşrif etmişsin gibi,
    Mışıl mışıl uyuyasın diye
    Seni sabahlara kadar
    Hayalen ayaklarında sallayan anneler görecektin.
    Sevgili!
    Gelseydin,
    Medine-i Münevvere'den dünyaya yayılan Ashabın gibi,
    Eyyüb Sultan gibi,
    Kab bin Malik gibi,
    Bir fecir vaktinde,
    Henüz yirmisinde yirmi beşinde,
    Bırakarak yurtlarını ocaklarını,
    Hedeflerine ilahi rızayı koyan,
    Arkalarına bakmayı ar sayan,
    Yiğitler görecektin.
    Onlar senin yiğidin,
    Elleri, o öpülesi elleri,
    Kimbilir hangi memleketin zemheri soğuklarında üşürken,
    Senin köyünün hayaliyle ısındılar.
    Gelseydin,
    Gecenin zifiri karanlığında,
    Uykunun en tatlı aralığında,
    Rabiatül Adeviyye gibi Rabbiyle başbaşa
    Gençler görecektin.
    Gözyaşı dökerken günahlarına,
    Veysel Karani'den istediğin gibi,
    İnsanlığa dua eden gençler görecektin.
    Gelseydin,
    Asr-ı saadet gibi olmasa da,
    Koklanmaya değer güllerimiz vardı.
    Yine senin ikliminde yetişen.
    Ama sen gelseydin,
    Dikenler bile gül kokardı EFENDİM(A.S.M.)
    Seninle göz göze gelmeden gizli gizli seni seyretmek...
    Hz.Vahşi gibi...
    Hani sen Hane-i Saadet'ten Mescid-i Nebevi'ye giderken
    Aişe annemiz ardından hayran hayran bakardı.
    Seni mescidin önünde bekleyen Ashabı'nınsa
    Bakışları yerdeydi.
    Edepten göz göze gelmezlerdi.
    Sende(A.S.M.) tebessüle nazar ederdin.
    Mütebessim çehreni bir Ebu Bekir(R.A.) görürdü,
    Bir de Ömer(R.A.) ...
    Şimdi okununca Ezan-ı Muhammedi
    Pencerelerde, kapı önlerinde,
    Seni(A.S.M.) bekleyen nemli gözler var.
    Gelseydin,
    Ve yürüyüp geçseydin önümüzden,
    Gülleri bayıltan o enfes kokunu çekerdik içimize.
    Sevgili!
    Hakiki aşıkların sana doğru uçarken
    Bizim bu yaptığımız yolda emeklemekti.
    Dünya güzelliğiyle kollarını açarken
    Bize düşen el açıp kapında beklemekti.
    Sevgili!
    Bekliyoruz!...
    Dursun Ali ERZİNCANLI
    alıntı



  4. 01.Mart.2012, 18:34
    2
    Silent and lonely rains



    Hani bir aşk idin, bir güzellik idin sen, güzellikle askın kesiştiği
    prizmada.
    Güzelliğin cihanı gösteren bir ayna;
    aşkın o aynanın cilası idi hani.
    Güzelliğin olmasa efendim,
    aşkı hiç bilmeyecekti cihan;
    aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı.
    Aşk pazarında mezat hep güzelliğine; güzellik yurdunda yollar hep aşkına
    durmuştu efendim...
    Ve sen gitmiştin...
    Sevgili!
    Derd ile ağlayandın; hem derde salandın!..
    Gönül yurdunda çaresizlerin çaresi, hastaların merhemiydin.
    Saadetle yasamış, saadet çağını yaşatmıştın.
    Suretleri ve canları iman ile sen şekillendirmiş,
    "Lâ" ile "Illa"yi i'câz ile sen dillendirmiştin.
    Sen gidince, ey sevgililer sevgilisi, güvercinlerimiz tuzaklara esir düştü;
    Hüdhüdlerimizin mil çekildi gözlerine.
    Artık düşmanlarımız dostlar arasında;
    dostumuz düşman içinde.
    Divanelere döndük, yaya kaldık yolunda.
    Kendimizi unuttuk, seni bilmez olduk...
    Sana muhtacız!..
    Sana en fazla muhtacız.
    En fazla sana muhtacız.
    Uyandır bizi uykumuzdan...
    Gel ey sevgili!
    Bir gelişle gel, bir gülüşle gel.
    Doğ ufkumuza, sar dünyamızı, gir gönlümüze yeniden...
    Sana muhtacız...

    Sana en fazla muhtacız...


    İskender Pala
    ______________________________ _____________


    Selâm sana nazlı Nebî
    Selâm sana gözbebeği
    Mevlâ'nın kudretiyle selâm.


    Selâm sana nûr-i dilâra
    Selâm sana Hakk hâbibi
    Rahman'ın kudretiyle selâm.


    Selâm sana Andelîb_i Zîşan
    Selâm sana Muhammedî
    Cebrail'in yüreğiyle selâm
    İbrahim'ce selâm sana
    Rahim'ce selâm sana
    Gafûr'ca selâm.


    Selâm sana ey yetimler padişahı
    Selâm sana Ahmedî nefesli yâr
    Eyyup'ça selâm sana


    Selâm sana ya Habiballah
    Selâm sana ya Nebiallah
    Selâm sana ya Resûlallah.


    Ya Resûlallah!
    Sen, sevmek için istenen
    Can, dudakta istenen
    Sevda ikliminin en güzel mevsiminin
    En güzel çiçeğisin.


    Cemre gibi düştün kâinatın kışına
    Bahar, senin elinde doğdu
    Senin elinle indi toprağa
    Öyle bir sevildin ki
    Candan aziz bilerek
    Uğruna can verildi
    Ama bu, ölüm değildi
    Adını bir kez anan
    Bir kez gönülden anan
    Rahmetin nûr kaynağı gözlerinde dirildi
    Şimdi biz de seni anıyoruz
    Mevlâ'mızın yeminleriyle anıyoruz seni


    Ey Faran Dağları'nda açan sevgili !
    Fecre,
    On geceye,
    Her şeyin çiftine ve tekine,
    Akşamın alacakaranlığına,
    Kararıp bürüdüğü zaman geceye,
    Açılıp aydınlattığı zaman,
    Gündüze and olsun ki;
    Sen olunca sitem yok,
    Serzeniş yok,
    Eyvah yok.
    Âlemlere ambersin
    O'ndan başka ilâh yok
    Sen, en son peygambersin.


    Beni ilk öksüz oluşun vurdu
    Yetim kalışın yaraladı önce
    Elden ele dolaşmıştın
    Herkesin gözbebeğiydin
    Ama mahzun,
    Ama kederli,
    Bir yanın arşa kadar azamet,
    Bir yanın ürkek...


    Mekke akşamları yanar
    Verdiğin her nefeste
    Ve gökten inen bir sesle
    Allah korumasına alır.


    Senin derdin Allah'tı
    Hüznün, kederin Allah
    Senin dostun Allah'tı
    Sana en yakın Allah.


    Biz seni göremedik ya Resûlallah
    Uhud Dağı'nı seyrettik
    Okçular tepesinden bir sabah
    Bir Medine sabahında
    Uhud'u seyrettik
    Seni göremedik
    Ebu Ubeyde bin Cerrah sanki ordaydı
    Sanki mübarek yüzüne batan miğfer halkalarını
    Dişleriyle sökmek için nefes nefeseydi
    Kalbi yerinden fırlayacakmış gibiydi
    Seni öyle seviyordu ki
    Tenine bir dikenin batması bile
    O kalbi durdururdu.


    Biz seni göremedik ya Resûlallah
    Uhud'u gördük bir sabah
    Malik bin Sinan olamadık
    Mübarek kanının, kanına karıştığı
    Malik bin Sinan sanki oradaydı
    Ve inemedik okçular tepesinden
    Sanki sen inin demeden inersek
    Uhud tekrar cehenneme dönerdi.


    Ey Faran Dağları'nda açan sevgili !
    Güneşe ve onun ışığına,
    Ardından gelmekte olan aya,
    Onu ortaya koyan gündüze,
    Onu bürüyen geceye,
    Göğe ve onu meydana koyana,
    Yere ve onu yayana and olsun ki;
    Sen olunca sitem yok,
    Serzeniş yok,
    Eyvah yok.
    Âlemlere ambersin
    O'ndan başka ilâh yok
    Sen, en son peygambersin.


    Vazgeçtim seni hep ötelerde aramaktan
    Seni yüzyıllar öncesine hapsetmekten vazgeçtim
    Mesafelerden usandım ya Resûlallah
    Sana sesleniyorum!


    Âlemlere rahmetsin
    Seslenince yanımdasın, burdasın
    Günahkârım,
    Ama sen günahkârların umudusun
    Temizle beni ya Resûlallah!
    Temizle beni ya Resûlallah!
    Temizle beni ya Resûlallah!


    Mescid-i Nebevi'de gördüm
    Mübarek sözlerinden birini süsleyip duvara asmışlar:
    "Benim şefaatim, ümmetimden büyük günahları olanlar için."
    Buyurmuşsun
    İçimde her şey üşür,
    Rüzgar üşür,
    Yağmur üşür
    Dua üşür
    Melekler üşür.
    Isıtırsan bir sen ısıtırsın
    Medine'ye akan nûr gibi ak kalbime
    Ey ban-u cihan
    Yorgunum,
    Güçsüzüm,
    Çaresizim.
    Sen çaresizlerin yardımcısısın


    Yüreğimi koşturdum
    Sana doğru
    Çatlarcasına koşturdum
    Kimseye hakkım yok
    Huzurunda sana ait varlıkları dâvâ etmem
    Ben bir dâvâlıyım
    Tükendim ya Resûlallah
    Hicretimi kabul et ya Resûlallah!
    Hicretimi kabul et ya Resûlallah!
    Hicretimi kabul et...



    Dursun Ali ERZİNCANLI

    ______________________________ __________

    YAĞMUR

    Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
    Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kainat

    Yıllardır bozu bulanık suları yudumladım
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

    Hasretin alev alev içime bir an düştü
    Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

    İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
    Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
    Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
    Evlerin arasına dikilir yesil bayrak
    Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

    Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
    Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydim

    Yağmur, gülsenimize sensiz, baldiran düştü
    Düşmanlik içimizde; dostluklar yaban düştü
    Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
    Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü

    Bir güzide mektuptur, çağlarin ötesinden
    Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
    Yayılır o en büyük mustu, pazartesinden
    Beyazlik dokunmuştur gecenin siyahina
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
    Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

    Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
    Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamiş, mazide
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydim

    Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü
    Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
    Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
    En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

    Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
    Mutluluk nağmeleri işitirler Hiradan
    Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
    Paramparça, ateşler sahinin hayalleri

    Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
    O mücella çehreni izleseydim ebedi
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

    Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
    Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
    Katil sinekler deldi hicabın perdesini
    İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü
    Dolaşan ben olsaydım Save�nin damarında
    Tablosunu yapardim yıkılan her kulenin
    Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
    Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
    Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
    On asırlık ocağın savururdum külünü

    Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

    Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
    Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
    Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
    Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

    Badiye yaylasında koklasaydım izini
    Kefenimi biçseydi Ebva�da esen rüzgar
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
    Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar
    Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

    Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

    Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
    Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
    Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü

    Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
    Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
    Erdemin, bereketin doldurur haneleri
    Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
    Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

    Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
    Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

    Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
    İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
    Güvenilen dağlara kar yağdi birer birer
    Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

    Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
    Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
    Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
    Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
    Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

    Madeni arzuların ardında seyre daldım
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydim

    Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
    Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
    Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
    Hazindir ki; dertleri asmaya umman düştü

    Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
    Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
    Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır
    Sesini duymayanlar girdabında boğulur
    Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
    Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

    Saatlerin ardında hep kendimi aradim
    Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

    Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
    Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü
    Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
    Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

    Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
    Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
    Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
    Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
    Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
    Mekanın fırçasında solmayan resim senin

    Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
    Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

    Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
    Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
    İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
    Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

    Islaklığı sanadır ahımın, efgahımın
    İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
    Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
    Nazarın ok misali karanlıkları deler
    Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
    Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

    Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
    Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

    Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
    Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
    Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
    Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

    Nefsinle yeniden çizilecek desenler
    Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek
    Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
    Anneler çocuklara hep seni içirecek
    Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
    Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

    Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü
    Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
    Şarrkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
    İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
    Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım
    Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

    Nurullah Genç

    ______________________________ ______________

    Sevgili!
    Ümmü Mektum gibi
    Seni görmeden sana sesleniyoruz
    Alıp verdiğin nefesi duyar gibi
    Sanki açınca gözlerimizi
    Seni görecekmişiz gibi
    Sana sesleniyoruz.
    Senin huzurunda ses yükselmez.
    Edeple konuşulur; edeple susulur.
    Hele biz ki bu kapının dilencileri,
    El açıp beklemekten başka
    Bize bir şey düşmezdi ama
    Şu araya giren yıllar olmasa
    Medine'ne uzak yollar olmasa
    İsmin anılınca yürek yanmasa
    Kapında beklemekten başka
    Bize bir şey düşmezdi.
    Bekliyoruz Sultânım!
    Rüyada olsa bile
    Belki teşrif edersin diye
    Hem de hiç kimseyi beklemediğimiz gibi.
    Seni bekliyoruz.
    Gelseydin,
    Bizim için cennet olurdu gelişin.
    Gelseydin,
    Saadetli asrından gönderdiğin selâmını,
    'Kardeşlerim' deyişini
    Birbirimize nasıl anlattığımızı görürdün.
    Gelseydin,
    Dolaşsaydın sofralarımızı,
    Bir tabak fazla görecektin,
    Bir bardak, bir kaşık fazla...
    Ve sofrada bir yer boş,
    Baş köşe! ..
    Ola ki Sen(A.S.M.) lutfeder gelirsin diye.
    Gelseydin,
    Dolaşsaydın gecelerimizi,
    O 'Kutlu Doğum' gecelerini,
    Anneler görecektin.
    Yeni doğmuşsun gibi,
    Yeryüzünü yeni teşrif etmişsin gibi,
    Mışıl mışıl uyuyasın diye
    Seni sabahlara kadar
    Hayalen ayaklarında sallayan anneler görecektin.
    Sevgili!
    Gelseydin,
    Medine-i Münevvere'den dünyaya yayılan Ashabın gibi,
    Eyyüb Sultan gibi,
    Kab bin Malik gibi,
    Bir fecir vaktinde,
    Henüz yirmisinde yirmi beşinde,
    Bırakarak yurtlarını ocaklarını,
    Hedeflerine ilahi rızayı koyan,
    Arkalarına bakmayı ar sayan,
    Yiğitler görecektin.
    Onlar senin yiğidin,
    Elleri, o öpülesi elleri,
    Kimbilir hangi memleketin zemheri soğuklarında üşürken,
    Senin köyünün hayaliyle ısındılar.
    Gelseydin,
    Gecenin zifiri karanlığında,
    Uykunun en tatlı aralığında,
    Rabiatül Adeviyye gibi Rabbiyle başbaşa
    Gençler görecektin.
    Gözyaşı dökerken günahlarına,
    Veysel Karani'den istediğin gibi,
    İnsanlığa dua eden gençler görecektin.
    Gelseydin,
    Asr-ı saadet gibi olmasa da,
    Koklanmaya değer güllerimiz vardı.
    Yine senin ikliminde yetişen.
    Ama sen gelseydin,
    Dikenler bile gül kokardı EFENDİM(A.S.M.)
    Seninle göz göze gelmeden gizli gizli seni seyretmek...
    Hz.Vahşi gibi...
    Hani sen Hane-i Saadet'ten Mescid-i Nebevi'ye giderken
    Aişe annemiz ardından hayran hayran bakardı.
    Seni mescidin önünde bekleyen Ashabı'nınsa
    Bakışları yerdeydi.
    Edepten göz göze gelmezlerdi.
    Sende(A.S.M.) tebessüle nazar ederdin.
    Mütebessim çehreni bir Ebu Bekir(R.A.) görürdü,
    Bir de Ömer(R.A.) ...
    Şimdi okununca Ezan-ı Muhammedi
    Pencerelerde, kapı önlerinde,
    Seni(A.S.M.) bekleyen nemli gözler var.
    Gelseydin,
    Ve yürüyüp geçseydin önümüzden,
    Gülleri bayıltan o enfes kokunu çekerdik içimize.
    Sevgili!
    Hakiki aşıkların sana doğru uçarken
    Bizim bu yaptığımız yolda emeklemekti.
    Dünya güzelliğiyle kollarını açarken
    Bize düşen el açıp kapında beklemekti.
    Sevgili!
    Bekliyoruz!...
    Dursun Ali ERZİNCANLI
    alıntı



  5. 15.Mart.2013, 11:56
    3
    Misafir

    Cevap: Peygamberimiz (s.a.v)e yazılan en güzel naat ve şiirler

    çok beğendim çok güzel peygamberimizi hiç kimse övemez ama bizdeaciz sözlerimizle peygamberimizi tanıtmaya, övmeye çalışıyoruz... )


  6. 15.Mart.2013, 11:56
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    çok beğendim çok güzel peygamberimizi hiç kimse övemez ama bizdeaciz sözlerimizle peygamberimizi tanıtmaya, övmeye çalışıyoruz... )


  7. 08.Ocak.2014, 16:44
    4
    merhaba
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Aralık.2007
    Üye No: 5268
    Mesaj Sayısı: 194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    Cevap: Peygamberimiz (s.a.v)e yazılan en güzel naat ve şiirler

    Naatlar şiirler hepsi de çok güzel


  8. 08.Ocak.2014, 16:44
    4
    Devamlı Üye
    Naatlar şiirler hepsi de çok güzel


  9. 16.Nisan.2014, 17:11
    5
    Misafir

    Cevap: Peygamberimiz (s.a.v)e yazılan en güzel naat ve şiirler

    Rabbim Efendimizi hakkıyla anlayıp Onun yolunda ayagımız kaymadan sabit kadem olmayı nasip eylesin inşAllah


  10. 16.Nisan.2014, 17:11
    5
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Rabbim Efendimizi hakkıyla anlayıp Onun yolunda ayagımız kaymadan sabit kadem olmayı nasip eylesin inşAllah


  11. 01.Temmuz.2016, 15:31
    6
    Misafir

    Cevap: Peygamberimize yazılan en güzel naat ve şiirler

    2. ARİF NİHAT ASYA – NAAT
    Seccaden kumlardı…
    Devirlerden, diyarlardan
    Gelip, göklerde buluşan
    Ezanların vardı! .
    Mescit mümin, minber mümin...
    Taşardı kubbelerden tekbir,
    Dolardı kubbelere “amin”.
    Ve mübarek geceler dualarımız;
    Geri gelmeyen dualardı...
    Geceler ki pırıl pırıl
    Kandillerin yanardı.
    Kapına gelenler ya Muhammed,
    - uzaktan, yakından –
    Mümin döndüler kapından...
    Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,
    İki dünyada aziz ümmet;
    Muhammed ümmetiydi.

    Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
    “Hû hû”lara karışsın âminler...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

    Şimdi seni ananlar,
    Anıyor ağlar gibi...
    Ey yetimler yetimi,
    Ey garipler garibi;
    Düşkünlerin kanadıydın,
    Yoksulların sahibi...
    Nerde kaldın ey Resûl,
    Nerde kaldın ey Nebi?
    Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,
    Çağlar ne çağlardı:
    Daha dünyaya gelmeden
    Mü’minlerin vardı...
    Ve bir gün, ki gaflet
    Çöller kadardı,
    Halime’nin kucağında
    Abdullah’ın yetimi
    Âmine’nin emaneti ağlardı.
    Hatice’nin goncası,
    Aişe’nin gülüydün.
    Ümmetinin gözbebeği
    Göklerin resûlüydün...
    Elçi geldin, elçiler gönderdin...
    Ruhunu Allah’a,
    Elini ümmetine verdin.
    Beşiğin, yurdun, yuvan
    Mekke’de bunalırsan
    Medine’ye göçerdin.
    Biz bu dünyadan nereye
    Göçelim, yâ Muhammed?
    Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
    Altın devrini yaşıyor...
    Diller, sayfalar, satırlar
    “Ebu Leheb öldü” diyorlar.
    Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
    Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!

    Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
    “Hû hû”lara karışsın âminler...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

    Yüreklerden taşsın
    Yine, imanlar!
    Itrî, bestelesin Tekbîr’ini;
    Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!
    Ve Kur’ân’ı göz nûruyla çoğaltsın
    Kayışzâde Osman’lar
    Na’tını Galip yazsın, Mevlid’ini Süleyman’lar!
    Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
    Geri gelsin Sinan’lar!
    Çarpılsın, hakikat niyetine
    Cenaze namazı kıldıranlar!
    Gel, ey Muhammed, bahardır...
    Dudaklar ardında saklı
    Âminlerimiz vardır...
    Hacdan döner gibi gel;
    Mi’râc’dan iner gibi gel;
    Bekliyoruz yıllardır!
    Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;
    Hızır kanat, Cibril kanat;
    Nisan kanat, bahar kanat;
    Ayetlerini ezber bilen
    Yapraklar kanat...
    Açılsın göklerin kapıları,
    Açılsın perdeler, kat kat!
    Çöllere dökülsün yıldızlar;
    Dizilsin yollarına
    Yetimler, günahsızlar!
    Çöl gecelerinden, yanık
    Türküler yapan kızlar
    Sancağını saçlarıyla dokusun;
    Bilâl-i Habeşî sustuysa
    Ezanlarını Dâvûd okusun!

    Konsun –yine- pervazlara
    “Hû hû”lara karışsın âminler...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!


  12. 01.Temmuz.2016, 15:31
    6
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    2. ARİF NİHAT ASYA – NAAT
    Seccaden kumlardı…
    Devirlerden, diyarlardan
    Gelip, göklerde buluşan
    Ezanların vardı! .
    Mescit mümin, minber mümin...
    Taşardı kubbelerden tekbir,
    Dolardı kubbelere “amin”.
    Ve mübarek geceler dualarımız;
    Geri gelmeyen dualardı...
    Geceler ki pırıl pırıl
    Kandillerin yanardı.
    Kapına gelenler ya Muhammed,
    - uzaktan, yakından –
    Mümin döndüler kapından...
    Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,
    İki dünyada aziz ümmet;
    Muhammed ümmetiydi.

    Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
    “Hû hû”lara karışsın âminler...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

    Şimdi seni ananlar,
    Anıyor ağlar gibi...
    Ey yetimler yetimi,
    Ey garipler garibi;
    Düşkünlerin kanadıydın,
    Yoksulların sahibi...
    Nerde kaldın ey Resûl,
    Nerde kaldın ey Nebi?
    Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,
    Çağlar ne çağlardı:
    Daha dünyaya gelmeden
    Mü’minlerin vardı...
    Ve bir gün, ki gaflet
    Çöller kadardı,
    Halime’nin kucağında
    Abdullah’ın yetimi
    Âmine’nin emaneti ağlardı.
    Hatice’nin goncası,
    Aişe’nin gülüydün.
    Ümmetinin gözbebeği
    Göklerin resûlüydün...
    Elçi geldin, elçiler gönderdin...
    Ruhunu Allah’a,
    Elini ümmetine verdin.
    Beşiğin, yurdun, yuvan
    Mekke’de bunalırsan
    Medine’ye göçerdin.
    Biz bu dünyadan nereye
    Göçelim, yâ Muhammed?
    Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
    Altın devrini yaşıyor...
    Diller, sayfalar, satırlar
    “Ebu Leheb öldü” diyorlar.
    Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
    Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!

    Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
    “Hû hû”lara karışsın âminler...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

    Yüreklerden taşsın
    Yine, imanlar!
    Itrî, bestelesin Tekbîr’ini;
    Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!
    Ve Kur’ân’ı göz nûruyla çoğaltsın
    Kayışzâde Osman’lar
    Na’tını Galip yazsın, Mevlid’ini Süleyman’lar!
    Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
    Geri gelsin Sinan’lar!
    Çarpılsın, hakikat niyetine
    Cenaze namazı kıldıranlar!
    Gel, ey Muhammed, bahardır...
    Dudaklar ardında saklı
    Âminlerimiz vardır...
    Hacdan döner gibi gel;
    Mi’râc’dan iner gibi gel;
    Bekliyoruz yıllardır!
    Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;
    Hızır kanat, Cibril kanat;
    Nisan kanat, bahar kanat;
    Ayetlerini ezber bilen
    Yapraklar kanat...
    Açılsın göklerin kapıları,
    Açılsın perdeler, kat kat!
    Çöllere dökülsün yıldızlar;
    Dizilsin yollarına
    Yetimler, günahsızlar!
    Çöl gecelerinden, yanık
    Türküler yapan kızlar
    Sancağını saçlarıyla dokusun;
    Bilâl-i Habeşî sustuysa
    Ezanlarını Dâvûd okusun!

    Konsun –yine- pervazlara
    “Hû hû”lara karışsın âminler...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!


  13. 23.Kasım.2016, 08:52
    7
    Misafir

    Yorum: Peygamberimize yazılan en güzel naat ve şiirler

    Allah herkese cennete ayağını basmayı nasip etsin


  14. 23.Kasım.2016, 08:52
    7
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Allah herkese cennete ayağını basmayı nasip etsin


  15. 13.Aralık.2016, 21:14
    8
    Misafir

    Yorum: Peygamberimize yazılan en güzel naat ve şiirler

    peygamberimizi kimse övmez derken?????????????nasıl yani KİMSE ÖVMEZ? BİRAZ ANLATMAK İSTEDİĞİNİZİ ANLATAMAMIŞSINIZ BENCE


  16. 13.Aralık.2016, 21:14
    8
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    peygamberimizi kimse övmez derken?????????????nasıl yani KİMSE ÖVMEZ? BİRAZ ANLATMAK İSTEDİĞİNİZİ ANLATAMAMIŞSINIZ BENCE


  17. 09.Şubat.2017, 22:31
    9
    Misafir

    Yorum: Peygamberimize yazılan en güzel naat ve şiirler

    Şiirlerin hepsi çok güzel di çok sağolun


  18. 09.Şubat.2017, 22:31
    9
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Şiirlerin hepsi çok güzel di çok sağolun


  19. 11.Şubat.2017, 21:58
    10
    Molla_Efdal
    ملا افدال

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Temmuz.2015
    Üye No: 106610
    Mesaj Sayısı: 742
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 8
    Bulunduğu yer: tabiki ev :)

    Yorum: Peygamberimize yazılan en güzel naat ve şiirler

    Fuzuli nin yazdığı su kasidesi emsalsizdir.


  20. 11.Şubat.2017, 21:58
    10
    ملا افدال
    Fuzuli nin yazdığı su kasidesi emsalsizdir.





+ Yorum Gönder