Konusunu Oylayın.: İslam dinine inananların aileleri nasıl tepki vermişlerdir? Bize Allah (c.c)'ın farz kıldığı birşeyi yaptığımızda tepki gösteriyorlarsa ne yapmamız gerekir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İslam dinine inananların aileleri nasıl tepki vermişlerdir? Bize Allah (c.c)'ın farz kıldığı birşeyi yaptığımızda tepki gösteriyorlarsa ne yapmamız gerekir?
  1. 29.Şubat.2012, 23:25
    1
    Misafir

    İslam dinine inananların aileleri nasıl tepki vermişlerdir? Bize Allah (c.c)'ın farz kıldığı birşeyi yaptığımızda tepki gösteriyorlarsa ne yapmamız gerekir?






    İslam dinine inananların aileleri nasıl tepki vermişlerdir? Bize Allah (c.c)'ın farz kıldığı birşeyi yaptığımızda tepki gösteriyorlarsa ne yapmamız gerekir? Mumsema İslam dinine inananların aileleri nasıl tepki vermişlerdir? Bize Allah (c.c)'ın farz kıldığı birşeyi yaptığımızda tepki gösteriyorlarsa ne yapmamız gerekir?


  2. 29.Şubat.2012, 23:25
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 10.Mart.2012, 21:06
    2
    rana
    Aciz Kul

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2007
    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 5,605
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 70
    Bulunduğu yer: Stuttgart/Istanbul/Ankara

    Cevap: İslam dinine inananların aileleri nasıl tepki vermişlerdir? Bize Allah (c.c)'ın farz kıldığı birşeyi yaptığımızda tepki gösteriyorlarsa ne yapmamız gerekir?




    Anne baba da olsa Allah'ın emrine aykırı olan hiç bir isteğe uyulmaz. Bu konudaki ayeti kerimeye bakalım. "Ey insanoğlu! Ana baba, seni, körü körüne Bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme; dünya işlerinde onlarla güzel geçin; Bana yönelen kimsenin yoluna uy; sonunda dönüşünüz Bana'dır. O zaman, yaptıklarınızı size bildiririm." (Lokman 31/15)Şu hadisler, itaatın, Allah'ın rızasına uygun olmasını şart koşuyor:"Başınızdakilerden kim size Allah'a isyan etmeyi emrederse, sakin o hususta ona itaat etmeyiniz."(İbn Mace, Cihad, 40);"Allah'a isyan olan hususta itaat yoktur. İtaat, ancak helal olan şeydedir." (Buhâri, Ahkâm, 4; Müslim, imâre, 39-40).İslam dinine inanan özellikle genç sahabeler ailelerinden baskı görmüşlerdir. Bunun örnekleri çoktur. Mus'ab b. Umeyr Mekke'de Sidane ve Hicabe görevleriyle kabilenin sancaktarlığını yürüten Ben-i Abduddar'a mensup zengin bir ailenin oğluydu. Allah ve Resulüne iman ettikten bir süre sonra ailesi bundan haberdar oldu ve dininden dönmesi için hapsedip bir çok işkenceye tabi tuttular. Bu nedenle Habeşistan'a hicret eden gurubun içerisinde yer almıştır.Sa'd b. Ebi Vakkas da müslüman olunca annesi, Hz. Sa'd dininden dönünceye kadar yemeyecek, içmeyecek ve konuşmayacaktır. Nitekim annesi tam üç gün üç gece bu halini devam ettirir ve bayılır. Bu gelişmeler karşısında Hz. Sa'd'ın îmanında hiçbir değişiklik olmaz. Aksine O, annesine gelerek; "Anneciğim! Eğer bin bir tane canın olsa, bunları birer birer teslim etsen, ben yine dinimden dönecek değilim." diyerek, boşuna bir uğraş içinde olduğunu bildirir. Oğlundaki bu kararlılığı gören anne de, giriştiği bu protesto eyleminden vazgeçer.(Hayatü's-Sahabe, Y. Kandehlevi)Daha nice sahabe aile ve çevrelerinden işkence görmüşlerdir. Ancak yılmamışlar dinlerinde sebat etmişlerdir.Selam ve dua ile...Sorularla İslamiyet


  4. 10.Mart.2012, 21:06
    2
    Aciz Kul



    Anne baba da olsa Allah'ın emrine aykırı olan hiç bir isteğe uyulmaz. Bu konudaki ayeti kerimeye bakalım. "Ey insanoğlu! Ana baba, seni, körü körüne Bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme; dünya işlerinde onlarla güzel geçin; Bana yönelen kimsenin yoluna uy; sonunda dönüşünüz Bana'dır. O zaman, yaptıklarınızı size bildiririm." (Lokman 31/15)Şu hadisler, itaatın, Allah'ın rızasına uygun olmasını şart koşuyor:"Başınızdakilerden kim size Allah'a isyan etmeyi emrederse, sakin o hususta ona itaat etmeyiniz."(İbn Mace, Cihad, 40);"Allah'a isyan olan hususta itaat yoktur. İtaat, ancak helal olan şeydedir." (Buhâri, Ahkâm, 4; Müslim, imâre, 39-40).İslam dinine inanan özellikle genç sahabeler ailelerinden baskı görmüşlerdir. Bunun örnekleri çoktur. Mus'ab b. Umeyr Mekke'de Sidane ve Hicabe görevleriyle kabilenin sancaktarlığını yürüten Ben-i Abduddar'a mensup zengin bir ailenin oğluydu. Allah ve Resulüne iman ettikten bir süre sonra ailesi bundan haberdar oldu ve dininden dönmesi için hapsedip bir çok işkenceye tabi tuttular. Bu nedenle Habeşistan'a hicret eden gurubun içerisinde yer almıştır.Sa'd b. Ebi Vakkas da müslüman olunca annesi, Hz. Sa'd dininden dönünceye kadar yemeyecek, içmeyecek ve konuşmayacaktır. Nitekim annesi tam üç gün üç gece bu halini devam ettirir ve bayılır. Bu gelişmeler karşısında Hz. Sa'd'ın îmanında hiçbir değişiklik olmaz. Aksine O, annesine gelerek; "Anneciğim! Eğer bin bir tane canın olsa, bunları birer birer teslim etsen, ben yine dinimden dönecek değilim." diyerek, boşuna bir uğraş içinde olduğunu bildirir. Oğlundaki bu kararlılığı gören anne de, giriştiği bu protesto eyleminden vazgeçer.(Hayatü's-Sahabe, Y. Kandehlevi)Daha nice sahabe aile ve çevrelerinden işkence görmüşlerdir. Ancak yılmamışlar dinlerinde sebat etmişlerdir.Selam ve dua ile...Sorularla İslamiyet


  5. 10.Mart.2012, 22:42
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: İslam dinine inananların aileleri nasıl tepki vermişlerdir? Bize Allah (c.c)'ın farz kıldığı birşeyi yaptığımızda tepki gösteriyorlarsa ne yapmamız gerekir?

    Hani İsrailoğullarından, “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, anne-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin” diye misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve (hala) yüz çeviriyorsunuz. BAKARA 83

    Fahreddin RAZİ Tefsiri

    Üçüncü mesele

    Alimlerin ekseriyeti, -kafir bile olsa- anne-babaya saygı göstermenin vacib olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Buna birçok husus delalet etmektedir.

    1. Cenab-ı Hakk’ın: sözü, onların mumin olup olmamalarıyla kayıtlanmamıştır. Ve yine, fıkıh usulünde sabit olduğu üzere, vasfa terettüb eden hüküm, vasfın illet olduğunu bildirir. Bu sebeple bu ayet, anne babaya saygı göstermekle ilgili emrin onlar sırf anne baba oldukları için olduğuna delalet etmektedir. Ki bu da, umumi bir manayı iktiza eder. Cenab-ı Hakk’ın:
    “Ve Rabbin, ancak kendisine iman etmenizi, anne babaya da iyi davranmanızı hükmetmiştir. (İSRA 23)” ayetiyle istidlal etmek de böyledir.

    2. Allahu Teala’nın:
    “Ve sakın onlara ‘uf - of’ bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle! (İSRA 23)"ayetidir. Bu anne babaya sıkıntı ve eziyet vermekten men hususunda, son derece anlamlı bir ayettir. Sonra Cenab-ı Hak diğer bir ayette:
    “Ve de ki: Rabbim, onlar beni küçük iken nasıl terbiye etmişlerse, sen de onlara merhamet et!(İSRA 24)” buyurmuş, anne babaya saygı duymanın vacib oluşunun sebebini açıkça izah etmiştir.

    3. Allahu Teala, Hz İbrahim (as)’den, o babasını küfürden imana davet ederken ona nasıl nazik davrandığını bize şu ayetinde nakletmiştir:
    “Babacığım! duymayan, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?(MERYEM 42)” Sonra onun babası Hz İbrahim(as)’e eziyet ederek ağır cevaplar veriyor, ama Hz İbrahim(as) hakkında bu geçerli olunca, bu ümmet için de aynısı geçerli olur. Çünkü Cenab-ı Hak:
    “Sonra da sana, hanif olan İbrahim’in dinine tabi olmanı vahyettik. (NAHL 123)” buyurmuştur.


    Dördüncü mesele

    Bil ki anne babaya iyilikte bulunmak, kesinlikle onlara bir sıkıntı vermemek ve ihtiyaç duydukları faydalı şeyleri onlara ulaştırmak demektir. Bu ihsan lafzının içerisine, eğer anne baba kafir iseler onları imana davet etmek; eğer günahkar iseler yumuşak bir yolla onlara marufu emretme hususları da girer...


    İkinci mesele
    Bil ki akrabaların hakkı, ana-baba hakkının bir uzantısı gibidir. Çünkü insan ana-babası ile olan bağları vasıtası ile akrabalarına bağlanır. Ana-baba ile olan bağ, akraba bağlarından önce gelir. İşte bu sebepten ötürü Allah, akrabayı ana-babadan sonra zikretmiştir.
    Ebu Hureyre(ra)’den Peygamber (sav)’in şöyle buyurduğunu rivayet edilmiştir:
    “Sıla-i rahm, Rahman kelimesinden türemiştir. Ama kıyamet günü olduğunda şöyle der: Ey Rabbim bana zulmedildi, bana kötülük yapıldı, yakınlarım benimle alakayı kestiler.”
    Hz Peygamber (sav) şöyle devam etti: “Rabbi ona şu şekilde cevap verir; Seninle alakayı kesenle benim de alakamı kesmeme ve seni gözetene benim rahmetimi ulaştırmama razı olmaz mısın?”
    Hz Peygamber (sav) sonra şu ayeti okudu: “Demek idareyi ve hakimiyeti ele alırsanız, yeryüzünde fesat çıkaracak, sıla-i rahmi (akrabalık bağlarını) keseceksiniz öyle mi?(MUHAMMED 22

    Bu hakka riayet etmenin tekid ile bildirilmesinin akli sebebi şudur:
    Akrabalık birlik, sevgi, gözetme ve yardım mahallidir. Eğer bu sayılan şeylerden biri meydana gelmez ise bu kalbe güç gelir, onu son derece incitir ve kalbi yalnızlık, vahşet ve sıkıntıya düşürür. Bu sayılan şeyler ne kadar güçlü olur ise, kalbin bu güçlüklerini o nisbette giderir. İşte bu sebepten ötürü akraba haklarına riayet etmek vacib olmuştur...
    (Cilt:3, Sayfa:181-183)

    KURTUBİ Tefsiri
    3. Anne-babaya iyilik:

    “Anne babaya ...iyilik yapın” ; yani, onlara anne-babaya iyilik yapın diye emrettik.

    Yüce Allah bu ayet-i kerimede anne baba hakkını tevhid ile birlikte sözkonusu etmiştir. Çünkü ilk varlık Allah tarafındandır, ikinci varoluş olan eğitim ve terbiye ise anne-baba aracılığıyladır. Bundan dolayı yüce Allah onlara karşı şükredici bir halde olmayı, kendisine şükretmek ile birlikte sözkonusu etmiş ve: “Bana ve ana babana şükret diye (insana vasiyet ettik).(LOKMAN 14)” diye buyurmaktadır.
    Anne babaya iyilik (ihsan), onlarla maruf bir şekilde geçinmek, onlara karşı alçakgönüllü olmak, emirlerini yerine getirmek, vefatlarından sonra onların mağfireti için dua etmek, onların sevdikleri kimseleri gözetmek suretiyle olur...
    (Cilt:2, Sayfa:196-197)

    Esma Bintu Ebî Bekr (r.anha) anlatıyor:
    "Henüz muşrik olan annem yanıma geldi. nasıl davranmam gerekeceği hususunda Hz. Peygamber (s.a.v.)'den sorarak : "Annem yanıma geldi benimle (görüşüp konuşmak) arzu ediyor anneme iyi davranayım mı?" dedim. "Evet" dedi "ona gereken hürmeti göster".
    (Buharî Hibe 28 Edeb 8 Muslim Zekat 50 (1003); Ebu Davud Zekat 34 (1668).


    Kafir bile olsa anne ve babaya karşı hürmet etmek ve nafaka vermek meselesinin ehemmiyeti şuradan anlaşılmaktadır ki yukarıdaki hadis üzerine vahiy gelmiş ve mesele Kur'an-ı Kerîm'de hükme bağlanmıştır.
    "Sizinle din hususunda muharebe etmemiş sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış olanlara iyilik onlara adaletle muamele etmenizden Allah sizi men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever." (Mumtahine 8)

    Muşrik bile olsa anne ve babaya hürmet hususunda şu ayet daha açıktır:
    " Eğer onlar (ebeveyn) sence ilimde (yeni) olmadık herhangi bir şeyi bana eş tutman üzerinde seni zorlarlarsa kendilerine itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana dönenlerin yoluna uy…" (Lukman sûresi 15. ayet).


    Kafir anne-babaya haram, şirk, küfür konularında kesinlikle itaat edilmez. Ve aynı konularda Müslüman anne-baba da yanlış yapsa yine itaat edilmez.

    Dünyalık konularda gerek kafir anne ve baba ve gerekse Müslüman anne babayla iyi geçinilir.

    Kafir anne-babanın İslam’ın izin verdiği sınırlar dahilinde gönülleri hoş tutulur, incitilmezler. Müslüman anne-baba için ise durum daha önceliklidir.

    Kafir anne-babanın rızası İslam’ın izin verdiği sınırlar dahilinde kazanılmaya çalışılır.
    _"Ey iman edenler! Eğer babalarınız ve kardeşleriniz imana karşılık küfürden hoşlanıyorlarsa, onları dost edinmeyiniz. Sizden her kim onları dost edinirse işte onlar da zalimlerin ta kendileridir. (tevbe 23 )

    Kafir anne-babaya sert davranmamak, sert konuşmamak gerekir.

    Kafir anne-baba muhtaç duruma düştüğünde onları hayatiyetlerini devam ettirecekleri şekilde gözetmek gerekir.

    Kafir-anne babaya kendi üzerinde velayet yetkisi tanımamak gerekir.

    Kafir anne-babanın hidayeti için uğraşılmalı, onlara davet yaparken kırıcı ve sert olunmamalıdır.

    İster kafir anne-baba olsun ister Müslüman anne-baba olsun İslam ahlakı ve İslam dininin emirleri yaşanarak pratik şekilde onlara gösterilmelidir.

    Kafir olan aile fertlerinin Müslüman olmaları için hayatta iken dua edilebilir. Kafir olarak ( hayatta ikende öldükten sonra da) anlaşılıyorsa avffı için dua edilemez. Fakat defin işine katılabilirler.
    Rasulullah (s.a.v.) muşrik olarak ölen Amcası Ebu talib'in defni için Hz. Aliye izin vermiştir fakat dua etmesine izin vermemiştir.

    Museyyeb b. Hazn (r.a)'den şöyle rivayet edilmiştir:

    «Ebu Talib'de ölüm alametleri belirdiği sırada Rasulullah (s.a.v.) geldi. Amcasının yanında Ebu Cehil İbn-i Hişam ile Abdullah b. Ebi Umeyye'yi buldu.
    Rasulullah (s.a.v.) Ebu Talib'e:

    «Ey amcam! La ilahe illAllah de, kıyamet gününde kendisiyle sana şehadet ve şefaat edebileceğim bu kelimeyi söyle» buyurdu.
    Ebu Cehil ve Abdullah b. Umeyye:

    «Ey Eba Talib! Abdulmuttalib'in milletinden yüz mü çevireceksin?» diye bundan menettiler.
    Rasulullah (s.a.v.) amcasına Kelime-i Tevhidi arza devam ediyordu. Diğer ikisi de mütemadiyen o sözlerine tekrar ediyorlardı.
    Nihayet Ebu Talib bunlara söylediği son söz olarak:

    «O (yani ben) Abdulmuttalib'in milleti üzeredir» dedi ve La ilahe illAllah demekten çekindi.

    Rasulullah (s.a.v.): «İyi bil amcacığım! Yemin ederim ki ben hakkında mağfiret dilemekten nehyolunmadıkça her halde Allah (c.c)'dan senin için af ve mağfiret dilerim» dedi.
    Bunun üzerine Allah (c.c):

    «Ne nebinin ne de mü'minlerin, cehennemlik oldukları belli olduktan sonra yakın akrabaları da olsa şirk koşanlar için mağfiret dilemeleri asla doğru olmaz.» (Tevbe: 113) ayetini indirdi.
    (Buhari-Muslim)


    Ebû Hureyre’den yapılan bir rivayete göre Rasûlullah (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:
    “Anneme mağfiret dilemem hususunda Rabbimden izin istedim, izin vermedi. Kabrini ziyaret edeyim diye izin istedim, bana izin verdi”
    (Muslim, Cenâiz, 105, 106, 108; Tirmizî, Cenâiz, 60; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 77; Nesâî, Cenâiz, 101; Ahmed b. Hanbel, Musned, II, 441; V, 356.)

    Başka bir rivayette de şöyle denilmektedir:
    Rasûlullah (sallAllahu aleyhi ve sellem) annesinin kabrini ziyaret etti. (Kabrin yanındayken) ağladı. Yanındakileri de ağlattı. Sonra şöyle buyurdu:
    “Anneme mağfiret dilemem hususunda Rabbimden izin istedim, izin vermedi. Kabrini ziyaret edeyim diye izin istedim, bana izin verdi. Kabirleri ziyaret ediniz, çünkü onlar ölümü hatırlatır”
    (Ebû Dâvud, Cenâiz 77; İbn Mâce, Cenâiz 49)

    - İbrahim’in babası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi. Fakat onun, bir Allah düşmanı olduğu, kendisine belli olunca ondan uzak durdu. Gerçekten İbrahim, çok duygusal ve yumuşak huylu idi. (Tevbe, 114)

    Müslüman çocuğuna dini hususunda aşırı yardım eden kafir anne baba cehenneme gitse de diğer azgın kafirlerden azabı farklı (daha hafif ) olabilir.

    Hz. Abbâs, Ebû Tâlib'in imân ettiğini söyleseydi; "Dalaletteki amcan sana yarar sağlıyordu, ona bir yararın oldu mu?" demezdi.
    Rasûlullah bu soruya karşılık şöyle buyurmuştur:
    "Hakkında şefaatim kabul edildi de ince bir ateş tabakası içinde oldu. Ayağında ateşten iki ayakkabı var, onlar yüzünden beyni kaynıyor. Ben olmasaydım, ateşin en alt tabakasında olurdu"
    (Buhârî, Rikâk, 51; Muslim, İmân, 362-364; Tirmizî, Cehennem, 12; Dârimî, Rikâk, 121; Ahmed İbn Hanbel, 1/295, 2/432, 439, 3/13, 4/274)


    Dünyaya gelmemize vesile oldukları ve bizi küçükken yetiştirdiklerinden dolayı kafir de olsalar onlara of diyemeyiz ama şunu da unutmamalıyız ki Müslümanlar arasındaki gerçek bağ ve kardeşliğin akide bağı unutulmamalıdır.


    - Nuh Rabbine dua edip dedi ki: “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vâdinise elbette haktır. Sen hakimler hakimisin.” (Hud, 45)
    Allah: "Ey Nuh! O kesinlikle senin ehlin (âilen)'den değildir. Çünkü o salih olmayan bir amelin sahibidir. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben, seni, cahillerden olmaktan sakındırırım."(Hud suresi 46. ayet)
    alıntı.



  6. 10.Mart.2012, 22:42
    3
    Silent and lonely rains
    Hani İsrailoğullarından, “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, anne-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin” diye misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve (hala) yüz çeviriyorsunuz. BAKARA 83

    Fahreddin RAZİ Tefsiri

    Üçüncü mesele

    Alimlerin ekseriyeti, -kafir bile olsa- anne-babaya saygı göstermenin vacib olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Buna birçok husus delalet etmektedir.

    1. Cenab-ı Hakk’ın: sözü, onların mumin olup olmamalarıyla kayıtlanmamıştır. Ve yine, fıkıh usulünde sabit olduğu üzere, vasfa terettüb eden hüküm, vasfın illet olduğunu bildirir. Bu sebeple bu ayet, anne babaya saygı göstermekle ilgili emrin onlar sırf anne baba oldukları için olduğuna delalet etmektedir. Ki bu da, umumi bir manayı iktiza eder. Cenab-ı Hakk’ın:
    “Ve Rabbin, ancak kendisine iman etmenizi, anne babaya da iyi davranmanızı hükmetmiştir. (İSRA 23)” ayetiyle istidlal etmek de böyledir.

    2. Allahu Teala’nın:
    “Ve sakın onlara ‘uf - of’ bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle! (İSRA 23)"ayetidir. Bu anne babaya sıkıntı ve eziyet vermekten men hususunda, son derece anlamlı bir ayettir. Sonra Cenab-ı Hak diğer bir ayette:
    “Ve de ki: Rabbim, onlar beni küçük iken nasıl terbiye etmişlerse, sen de onlara merhamet et!(İSRA 24)” buyurmuş, anne babaya saygı duymanın vacib oluşunun sebebini açıkça izah etmiştir.

    3. Allahu Teala, Hz İbrahim (as)’den, o babasını küfürden imana davet ederken ona nasıl nazik davrandığını bize şu ayetinde nakletmiştir:
    “Babacığım! duymayan, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?(MERYEM 42)” Sonra onun babası Hz İbrahim(as)’e eziyet ederek ağır cevaplar veriyor, ama Hz İbrahim(as) hakkında bu geçerli olunca, bu ümmet için de aynısı geçerli olur. Çünkü Cenab-ı Hak:
    “Sonra da sana, hanif olan İbrahim’in dinine tabi olmanı vahyettik. (NAHL 123)” buyurmuştur.


    Dördüncü mesele

    Bil ki anne babaya iyilikte bulunmak, kesinlikle onlara bir sıkıntı vermemek ve ihtiyaç duydukları faydalı şeyleri onlara ulaştırmak demektir. Bu ihsan lafzının içerisine, eğer anne baba kafir iseler onları imana davet etmek; eğer günahkar iseler yumuşak bir yolla onlara marufu emretme hususları da girer...


    İkinci mesele
    Bil ki akrabaların hakkı, ana-baba hakkının bir uzantısı gibidir. Çünkü insan ana-babası ile olan bağları vasıtası ile akrabalarına bağlanır. Ana-baba ile olan bağ, akraba bağlarından önce gelir. İşte bu sebepten ötürü Allah, akrabayı ana-babadan sonra zikretmiştir.
    Ebu Hureyre(ra)’den Peygamber (sav)’in şöyle buyurduğunu rivayet edilmiştir:
    “Sıla-i rahm, Rahman kelimesinden türemiştir. Ama kıyamet günü olduğunda şöyle der: Ey Rabbim bana zulmedildi, bana kötülük yapıldı, yakınlarım benimle alakayı kestiler.”
    Hz Peygamber (sav) şöyle devam etti: “Rabbi ona şu şekilde cevap verir; Seninle alakayı kesenle benim de alakamı kesmeme ve seni gözetene benim rahmetimi ulaştırmama razı olmaz mısın?”
    Hz Peygamber (sav) sonra şu ayeti okudu: “Demek idareyi ve hakimiyeti ele alırsanız, yeryüzünde fesat çıkaracak, sıla-i rahmi (akrabalık bağlarını) keseceksiniz öyle mi?(MUHAMMED 22

    Bu hakka riayet etmenin tekid ile bildirilmesinin akli sebebi şudur:
    Akrabalık birlik, sevgi, gözetme ve yardım mahallidir. Eğer bu sayılan şeylerden biri meydana gelmez ise bu kalbe güç gelir, onu son derece incitir ve kalbi yalnızlık, vahşet ve sıkıntıya düşürür. Bu sayılan şeyler ne kadar güçlü olur ise, kalbin bu güçlüklerini o nisbette giderir. İşte bu sebepten ötürü akraba haklarına riayet etmek vacib olmuştur...
    (Cilt:3, Sayfa:181-183)

    KURTUBİ Tefsiri
    3. Anne-babaya iyilik:

    “Anne babaya ...iyilik yapın” ; yani, onlara anne-babaya iyilik yapın diye emrettik.

    Yüce Allah bu ayet-i kerimede anne baba hakkını tevhid ile birlikte sözkonusu etmiştir. Çünkü ilk varlık Allah tarafındandır, ikinci varoluş olan eğitim ve terbiye ise anne-baba aracılığıyladır. Bundan dolayı yüce Allah onlara karşı şükredici bir halde olmayı, kendisine şükretmek ile birlikte sözkonusu etmiş ve: “Bana ve ana babana şükret diye (insana vasiyet ettik).(LOKMAN 14)” diye buyurmaktadır.
    Anne babaya iyilik (ihsan), onlarla maruf bir şekilde geçinmek, onlara karşı alçakgönüllü olmak, emirlerini yerine getirmek, vefatlarından sonra onların mağfireti için dua etmek, onların sevdikleri kimseleri gözetmek suretiyle olur...
    (Cilt:2, Sayfa:196-197)

    Esma Bintu Ebî Bekr (r.anha) anlatıyor:
    "Henüz muşrik olan annem yanıma geldi. nasıl davranmam gerekeceği hususunda Hz. Peygamber (s.a.v.)'den sorarak : "Annem yanıma geldi benimle (görüşüp konuşmak) arzu ediyor anneme iyi davranayım mı?" dedim. "Evet" dedi "ona gereken hürmeti göster".
    (Buharî Hibe 28 Edeb 8 Muslim Zekat 50 (1003); Ebu Davud Zekat 34 (1668).


    Kafir bile olsa anne ve babaya karşı hürmet etmek ve nafaka vermek meselesinin ehemmiyeti şuradan anlaşılmaktadır ki yukarıdaki hadis üzerine vahiy gelmiş ve mesele Kur'an-ı Kerîm'de hükme bağlanmıştır.
    "Sizinle din hususunda muharebe etmemiş sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış olanlara iyilik onlara adaletle muamele etmenizden Allah sizi men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever." (Mumtahine 8)

    Muşrik bile olsa anne ve babaya hürmet hususunda şu ayet daha açıktır:
    " Eğer onlar (ebeveyn) sence ilimde (yeni) olmadık herhangi bir şeyi bana eş tutman üzerinde seni zorlarlarsa kendilerine itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana dönenlerin yoluna uy…" (Lukman sûresi 15. ayet).


    Kafir anne-babaya haram, şirk, küfür konularında kesinlikle itaat edilmez. Ve aynı konularda Müslüman anne-baba da yanlış yapsa yine itaat edilmez.

    Dünyalık konularda gerek kafir anne ve baba ve gerekse Müslüman anne babayla iyi geçinilir.

    Kafir anne-babanın İslam’ın izin verdiği sınırlar dahilinde gönülleri hoş tutulur, incitilmezler. Müslüman anne-baba için ise durum daha önceliklidir.

    Kafir anne-babanın rızası İslam’ın izin verdiği sınırlar dahilinde kazanılmaya çalışılır.
    _"Ey iman edenler! Eğer babalarınız ve kardeşleriniz imana karşılık küfürden hoşlanıyorlarsa, onları dost edinmeyiniz. Sizden her kim onları dost edinirse işte onlar da zalimlerin ta kendileridir. (tevbe 23 )

    Kafir anne-babaya sert davranmamak, sert konuşmamak gerekir.

    Kafir anne-baba muhtaç duruma düştüğünde onları hayatiyetlerini devam ettirecekleri şekilde gözetmek gerekir.

    Kafir-anne babaya kendi üzerinde velayet yetkisi tanımamak gerekir.

    Kafir anne-babanın hidayeti için uğraşılmalı, onlara davet yaparken kırıcı ve sert olunmamalıdır.

    İster kafir anne-baba olsun ister Müslüman anne-baba olsun İslam ahlakı ve İslam dininin emirleri yaşanarak pratik şekilde onlara gösterilmelidir.

    Kafir olan aile fertlerinin Müslüman olmaları için hayatta iken dua edilebilir. Kafir olarak ( hayatta ikende öldükten sonra da) anlaşılıyorsa avffı için dua edilemez. Fakat defin işine katılabilirler.
    Rasulullah (s.a.v.) muşrik olarak ölen Amcası Ebu talib'in defni için Hz. Aliye izin vermiştir fakat dua etmesine izin vermemiştir.

    Museyyeb b. Hazn (r.a)'den şöyle rivayet edilmiştir:

    «Ebu Talib'de ölüm alametleri belirdiği sırada Rasulullah (s.a.v.) geldi. Amcasının yanında Ebu Cehil İbn-i Hişam ile Abdullah b. Ebi Umeyye'yi buldu.
    Rasulullah (s.a.v.) Ebu Talib'e:

    «Ey amcam! La ilahe illAllah de, kıyamet gününde kendisiyle sana şehadet ve şefaat edebileceğim bu kelimeyi söyle» buyurdu.
    Ebu Cehil ve Abdullah b. Umeyye:

    «Ey Eba Talib! Abdulmuttalib'in milletinden yüz mü çevireceksin?» diye bundan menettiler.
    Rasulullah (s.a.v.) amcasına Kelime-i Tevhidi arza devam ediyordu. Diğer ikisi de mütemadiyen o sözlerine tekrar ediyorlardı.
    Nihayet Ebu Talib bunlara söylediği son söz olarak:

    «O (yani ben) Abdulmuttalib'in milleti üzeredir» dedi ve La ilahe illAllah demekten çekindi.

    Rasulullah (s.a.v.): «İyi bil amcacığım! Yemin ederim ki ben hakkında mağfiret dilemekten nehyolunmadıkça her halde Allah (c.c)'dan senin için af ve mağfiret dilerim» dedi.
    Bunun üzerine Allah (c.c):

    «Ne nebinin ne de mü'minlerin, cehennemlik oldukları belli olduktan sonra yakın akrabaları da olsa şirk koşanlar için mağfiret dilemeleri asla doğru olmaz.» (Tevbe: 113) ayetini indirdi.
    (Buhari-Muslim)


    Ebû Hureyre’den yapılan bir rivayete göre Rasûlullah (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:
    “Anneme mağfiret dilemem hususunda Rabbimden izin istedim, izin vermedi. Kabrini ziyaret edeyim diye izin istedim, bana izin verdi”
    (Muslim, Cenâiz, 105, 106, 108; Tirmizî, Cenâiz, 60; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 77; Nesâî, Cenâiz, 101; Ahmed b. Hanbel, Musned, II, 441; V, 356.)

    Başka bir rivayette de şöyle denilmektedir:
    Rasûlullah (sallAllahu aleyhi ve sellem) annesinin kabrini ziyaret etti. (Kabrin yanındayken) ağladı. Yanındakileri de ağlattı. Sonra şöyle buyurdu:
    “Anneme mağfiret dilemem hususunda Rabbimden izin istedim, izin vermedi. Kabrini ziyaret edeyim diye izin istedim, bana izin verdi. Kabirleri ziyaret ediniz, çünkü onlar ölümü hatırlatır”
    (Ebû Dâvud, Cenâiz 77; İbn Mâce, Cenâiz 49)

    - İbrahim’in babası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi. Fakat onun, bir Allah düşmanı olduğu, kendisine belli olunca ondan uzak durdu. Gerçekten İbrahim, çok duygusal ve yumuşak huylu idi. (Tevbe, 114)

    Müslüman çocuğuna dini hususunda aşırı yardım eden kafir anne baba cehenneme gitse de diğer azgın kafirlerden azabı farklı (daha hafif ) olabilir.

    Hz. Abbâs, Ebû Tâlib'in imân ettiğini söyleseydi; "Dalaletteki amcan sana yarar sağlıyordu, ona bir yararın oldu mu?" demezdi.
    Rasûlullah bu soruya karşılık şöyle buyurmuştur:
    "Hakkında şefaatim kabul edildi de ince bir ateş tabakası içinde oldu. Ayağında ateşten iki ayakkabı var, onlar yüzünden beyni kaynıyor. Ben olmasaydım, ateşin en alt tabakasında olurdu"
    (Buhârî, Rikâk, 51; Muslim, İmân, 362-364; Tirmizî, Cehennem, 12; Dârimî, Rikâk, 121; Ahmed İbn Hanbel, 1/295, 2/432, 439, 3/13, 4/274)


    Dünyaya gelmemize vesile oldukları ve bizi küçükken yetiştirdiklerinden dolayı kafir de olsalar onlara of diyemeyiz ama şunu da unutmamalıyız ki Müslümanlar arasındaki gerçek bağ ve kardeşliğin akide bağı unutulmamalıdır.


    - Nuh Rabbine dua edip dedi ki: “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vâdinise elbette haktır. Sen hakimler hakimisin.” (Hud, 45)
    Allah: "Ey Nuh! O kesinlikle senin ehlin (âilen)'den değildir. Çünkü o salih olmayan bir amelin sahibidir. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben, seni, cahillerden olmaktan sakındırırım."(Hud suresi 46. ayet)
    alıntı.






+ Yorum Gönder