Konusunu Oylayın.: Tanınan sahte Mesih'ler kimlerdir ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Tanınan sahte Mesih'ler kimlerdir ?
  1. 29.Şubat.2012, 18:01
    1
    Misafir

    Tanınan sahte Mesih'ler kimlerdir ?

  2. 29.Şubat.2012, 18:27
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Tanınan sahte Mesih'ler kimlerdir ?




    Tarihteki sahte Mesihlerin en ünlüsü olan ve Elisabetta ismini veren Sabetay Sevi, 1626 yılında İzmir’de doğmuş, çocukluk ve gençlik yıllarını bu şehirde geçirmiştir. İzmir’in tanınmış hahamlarından İsak dAlbadan Tevrat, Talmud ve Kabala eğitimi alan Sevi, Rabbi Josef Eskapadan ise mistisizmi öğrenmiştir. (Abraham Galante, Nouveaux Documents sur Sabbatai Sevi, İstanbul, 1935, s. 17; Josef Kastein, Sabbatai Zewi der Messias von İzmir, Berlin, 1930, s. 21-22.) Genç yaşta Kabalaya büyük ilgi duyan Sabetay Sevi, böylece Kabalist olmaya, Kabalaya uygun bir yaşam sürmeye karar vermiştir. Daha 15 yaşında geniş bir Kabala bilgisine sahip olan Seviye göre bir gerçek vardı: O da Kabalanın dünyasıydı. (Abdurrahman Küçük, Dönmeler (Sabatayistler) Tarihi, Andaç Yayınları, 6. Baskı, Ankara, 2003, s. 217.) Bu nedenle kendine rehber ve yol gösterici olarak Kabalayı edinmişti.

    22 yaşına geldiğinde, Sabetay Sevi Mesihliğini ilan etti ve çok sayıda insanı kendi sapkın fikirlerine ortak etmeyi başardı. Çevresinde toplananların sayısı günden güne artıyordu. Bu gelişmelerden en çok rahatsız olanların başındaysa, önde gelen Yahudi din adamları geliyordu. Hahamlar onu lanetleyip aforoz ettiler. Kendisine karşı oluşan büyük tepki nedeniyle Sevi, İzmir’den ayrılmak zorunda kaldı ve faaliyetlerine İstanbul, Selanik, Atina, Kahire ve Kudüs’te devam etti.

    Sabetay Sevi kendisini Yahudileri kurtarmaya gelen Tanrının oğlu olarak tanıtıyordu. Tüm dünya Yahudilerinin yüzyıllardır beklediği büyük kurtarıcı olduğunu iddia etti ve Avrupa’daki Yahudiler de dahil olmak üzere kalabalık bir taraftar kitlesi topladı. Sevinin vaadi, Avrupa Yahudilerini çektikleri sıkıntılardan kurtarmak, Kutsal Topraklarda bir Yahudi devleti ve Yahudi egemenliğinde bir dünya kurmaktı. Propagandasını da bu vaatler üzerine kurdu. Sabetay Sevinin Mesihlik iddiasıyla ortaya çıkması, Yahudi cemaatlerinde heyecan ve kaynaşmaya neden oldu. Bu konuyla ilgili Yahudi yazar Moshe Sevilla Sharonun dikkat çektiği nokta oldukça önemlidir:

    Avrupa Yahudileri arasında Kabala felsefesinden beslenen mistik kurtuluş umudu, İsrail tarihinde sahte mesih kavramının doğmasına yol açtı. Sahte Mesihler, bu mistik felsefenin verdiği coşkuyla mesih olduklarına ve Tanrı tarafından İsrail’i sürgünden kurtarmaya memur edildiklerine inanan ya da çeşitli eylemlerinden dolayı toplumun Mesih olduklarına inandığı kişilerdi. (Moshe Sevilla Sharon, Türkiye Yahudileri, İletişim Yayınları, 1992, s. 68.) (Moshe Sevilla Sharonun bu ifadeleri, Kabalanın rolüne dikkat çekmesi açısından ayrıca önemlidir.)

    Sabetay Sevinin Din Ahlakından Uzak Hayatı

    Sabetay Sevinin üzerinde durulması gereken bir yönü, öne sürdüğü günahın kutsallığı teorisidir. Sevi, kendisini Mesih olarak ilan ettikten sonra Yahudi dininin günah saydığı eylemleri birbiri ardına işlemeye başlamıştır. Yahudi inançlarına göre söylenmesi yasak olan Allah'ın ismini (YHWH) ısrarla söylemiş (Abraham Galante, Les Juifes dİzmir, İstanbul, 1937, s. 238.), Şabat gününe uymamış, yenmesi dinen yasak olan yağları (bu yağlar Kuranda Enam Suresinin 146. ayetinde bildirilmektedir) yemiştir. Kısacası Musevilikte haram olan eylemleri birer birer serbest bırakmıştır. Encyclopaedia Judaica, sahte Mesih Sevinin bu davranışlarının, kendisinin tüm günahları serbest bırakmaya yönelik bir misyonu olduğu inancından kaynaklandığını yazmaktadır. Kudüs İbrani Üniversitesinden Gershom G. Scholem ise, Major Trends in Jewish Mysticism (Yahudi Mistisizminde Başlıca Yönelimler) adlı kitabında, Sevinin bu davranışlarının günahın kutsallığı doktrinine dayandığını belirtmektedir.

    Sevinin hayatındaki dönüm noktalarından biri, Kudüs’e yaptığı yolculuk sırasında, 1665 yılında, Gazzeli Nathan (Abraham Benjamen Nathan) ile tanışmasıdır. Isaac Lurianın Kabala okuluna bağlı olan Nathan, Sabetaya bir rüya gördüğünü ve bu rüyada Sabetayın gerçek Mesih olduğunun kendisine haber verildiğini söyler. (İbrahim Alaeddin Gövsa, Sabatay Sevi, Anka Yayınları, İstanbul, 2000, s. 36.) Nathan, Sabatay Seviye vereceği desteğe karşılık Mesihin peygamberi ünvanını alır. Gazzeli Nathan bu tarihten sonra kendi sahte peygamberliği ile birlikte Sabetay Sevinin sahte mesihliğinin propagandasını yapmaya başlar. Bu haberler Yahudi dünyasının dört bir yanına dalga dalga yayılır ve oldukça önemli bir etki yaratır.

    1666 yılında Anadolu, Avrupa, Orta Doğuda Seviyi İsrail Kralı ve Mesih olarak kabul eden çok sayıda kişinin varlığı söz konusudur. İzmir’e dönen Sevi, Nathanın da desteğiyle, politik gücü ele alacağını ima eder. Müritleri ise, yakında Sevinin Türk Sultanını savaş yapmadan yeneceğini ve kendine köle edeceğini söylemeye başlarlar.

    Osmanlı Yönetiminin Sabetay Seviye Tepkisi

    Sabetay ve yandaşlarının aşırı davranışları ve sapkın düşünceleri, doğal olarak Osmanlı otoritelerini harekete geçirmişti. Sabetay Sevi gözaltına alınıp İstanbul’a götürülerek yargılandı. Osmanlı yönetimi kendisine Mesihliğini ispat etmesini yoksa öldürüleceğini belirtti. Bunun üzerine sorgulamasında Mesihlik iddialarını kabul etmeyerek kendisine yöneltilen suçlamaları kesin bir dille reddetti, sıradan bir haham olduğunu iddia etti; hatta kendisine Mesihlik atfeden Yahudileri suçlayarak kendini temize çıkarmaya çalıştı. Bu şekilde beraat edemeyeceğini anlayınca, içinde bulunduğu zor durumdan kurtulmak için İslam’ı seçtiğini açıkladı. 16 Eylül 1666da Müslüman oldu (The Jewish Encyclopedia, XI, s. 224.) ve Sultan IV. Mehmedin huzurunda kelime-i şehadet getirerek, Aziz Mehmet Efendi adını aldı.

    Ancak bu göstermelik bir din değiştirmeydi. Ünlü tarihçi Cemal Kutay, Sabetayın çağın önde gelen alimlerinden Vani Mehmet Efendi müstesna olmak üzere herkesi kandırmayı başardığını ifade etmektedir. Vani Mehmet Efendi ise düşüncelerini şöyle dile getirmiştir:

    Bu adamın Müslümanlığı kalbi hisler ve ihlas ile kabul ettiğine kani değilim. Fakat dinimiz, şüpheyi reddeder ve kişinin imanı üzerinde hüküm, ancak Cenab-ı Hakkındır.

    Bu itibarla ihlas ile Müslüman olmasını niyazdan başka şey yapamam. Fakat ileride görülecektir ki, bugün adı Mehmet Aziz Efendi olan Sabetay Sevinin etrafında toplananlar, kendi yollarını terk etmeyecekler ve hatta ayrı bir cemaat teşkil edeceklerdir. Aralarında tefrika dahi çıkması muhtemeldir. (Cemal Kutay, Tarih Sohbetleri, VIII, İstanbul, 1968, s. 174.)

    Sabetaycılık konusunda yapılmış tarihi, ilmi, sosyal ve kültürel araştırmalar iki dinli ve iki kimlikli bir cemaat olduklarını ortaya koymaktadır. Bu nedenle her Sabetaycının hem Türkçe hem de İbranice adı bulunmaktaydı. Türkçe adlar toplumsal yaşamda, İbranice adlar ise aile ve cemaat içinde kullanılmaktaydı. (Yalçın, Soner, Efendi Beyaz Türklerin Büyük Sırrı, 14. Baskı, İstanbul, 2004, s. 40)

    Karakaşiler

    Muhafazakar olmalarıyla bilinen Karakaşiler, zanaatkar, esnaf ve işçilerden oluşuyordu. Genellikle dini yönü kuvvetli olan bilgili aileler bu grupta kalmıştır. Bugün Yakubiler ve Kapaniler gibi asimile olmamalarının ardındaki neden de budur. Yakubilerin aksine cemaat sırları, çocuklara onüç yaşına geldiklerinde verilmekteydi. Evlilikler sadece cemaat içinde yapılıyordu.

    İslamiyet’e gösterdikleri bağlılık, Yakubilerin aksine bir görüntüden ibaretti. Karakaşilerin ekonomik açıdan çok fazla geliştikleri söylenemese de 19. yüzyıl sonrasında özellikle basın ve ticaret alanlarında ilerleme kaydetmişlerdir.

    Karakaşiler de eğitim konusunda oldukça önemli hamlelerde bulunmuşlar ve Feyziye Mekteplerinin kuruluşuna öncülük etmişlerdir. Bugün dini ritüellerini en fazla uygulayan ve Sabetaycılığa bağlı kalan grup Karakaşilerdir. Halen kendi içlerinde evlilik kurumunu devam ettiren bu grup, dualarını İbranice ve Ladino dilinde okumaktadır. Özellikle Avrupadaki Sabetaycılarla geniş ilişkiler kurmuşlardır ve önemli bazı dinsel merkezlerde de halen faaliyet göstermektedirler. (Üç Sabetaycı Cemaat)

    Ölülerini hala Bülbülderesi Mezarlığına defnetmektedirler. Feyziye Mektepleri ise yüz otuz yıldır eğitime devam etmektedir.
    (Yalçın, Soner, Efendi Beyaz Türklerin Büyük Sırrı, 14. Baskı, İstanbul, 2004, s. 43)

    Kapancılar

    En kalabalık grup olan Kapancılar, çoğunlukla İzmir’de oturuyorlardı. Cemaat, üst ve orta sınıfı oluşturan tüccarlardan oluşuyordu.

    Özellikle 18. yüzyılda Avrupanın dinsel merkezlerinde oldukça etkili olmuşlarsa da güçlerini giderek kaybetmişlerdir. Kapancılar her ne kadar Karakaşilerden ayrılmış da olsa, bu iki grubun arasındaki ilişki Yakubilere nazaran daha olumluydu. Nitekim Selanikte yerleşim alanları açısından birbirlerine oldukça yakındılar. Her bir grup diğerine komşular diye hitap ederdi.

    Kapancılar daha çok ticaret ve sanayide gelişmeler göstermişti. Bu grubun üyeleri arasında bankacılar ve tüccarlar vardı. Kapancı grubu 19. yüzyılla beraber dışa açılmaya başlamış, özellikle eğitim alanında diğer gruplar gibi atılım yapmışlardır. Selanikte yetişen dönemin ünlü Kabalistleri bu grubun üyelerindendi. İnanç olarak sadece Sevinin dini prensiplerini kabul ettiklerinden, Sabetaycı teori konusunda çok daha saf inançlara sahiptiler. (Üç Sabetaycı Cemaat)

    Bu noktada belirtmek gerekir ki; her dönemde oldukça farklı kuralları, toplumsal ve ekonomik konumları olan bu üç Sabetayist cemaat, tarih boyunca ilk defa bir çatı altında bir araya gelmişlerdir: İttihat ve Terakki Cemiyeti. (Yalçın, Soner, Efendi Beyaz Türklerin Büyük Sırrı, 14. Baskı, İstanbul, 2004, s. 85) Osmanlı Devletini çöküşe götüren bu cemiyetin ortaya çıkışında Sabetayistlerin önemli bir rolü olmuştur.

    Yahudiler ve Sabetaycılar

    Sabetaycıları Yahudi sayan Osmanlının aksine, Yahudiler Sabetaycıları hiçbir zaman Yahudi saymamıştır. Bu nedenle Sabetaycılar kendi aralarında toplu halde ve ayrı mahallelerde yaşamış ve ne Yahudilere ne de Müslümanlara yüzyıllardır karışmamışlardır.

    Örneğin Selanikin Hamidiye Mahallesinde Sabetayistlerin yaptırdığı ve bugün Arkeoloji Müzesi olarak kullanılan Yeni Caminin ikinci katında kadınlara ayrılmış küçük bölümde renkli vitraylardan yapılmış altı köşeli yıldız bulunmaktadır. Ayrıca mermer trabzanlar da altı köşeli yıldızlarla süslenmiştir. (Yalçın, Soner, Efendi Beyaz Türklerin Büyük Sırrı, 14. Baskı, İstanbul, 2004, s. 58; Tarih ve Toplum Dergisi, Aralık 1997, Selanik Dönmelerinin Camisi, yazan Marc David Baer) Müslüman olduğunu söyleyen bir cemaatin ibadet ettiği bir camide, Yahudi kültürünün ve dininin izlerinin bulunması Sabetaycıların Yahudilikten vazgeçmediklerinin önemli bir göstergesidir.

    Bunlara karşılık kendilerini Müslüman gösterdikleri için, yabancı dillere büyük tepki gösteren Yahudilerin aksine, Türkçeyi öğrenmeyi gerekli saymışlardır. Bu yüzden Yahudiler daha çok kendi içlerine kapanırken, bu küçük cemaat, yönetici Türk kadroları ile daha fazla yakınlaşmıştır. (Fabrika Dergisi, Sayı:58, Nisan 2004; Goloğlu, Orhan, İttihatçılar ve Masonlar, Gür, İstanbul 1991 s:22-23)

    Sabetaycılar da, Yahudiler de Fransız Devriminin etkisiyle modernleşme rüzgarına kapılmışlardır. Ancak Yahudiler haham engeli nedeniyle daha geç, bu engeli bulunmayan Sabetaycılar ise daha erken bir biçimde döneme ayak uydurmuşlardır.

    Masonluk ve Sabetaycılık İlişkisi

    18. yüzyıl başlarında Osmanlı topraklarına giren masonluk 1748 yılında yasaklanmasına rağmen, III. Selim döneminde tekrar ortaya çıkmıştır. Sözde evrensel bir felsefeyi, eşitliği ve kardeşliği savunan masonluğun dini arka plana atması, Sabetayistlerin mason localarına girmeleri için oldukça geçerli bir sebepti. O dönemde zaten dinden uzaklaşmış olan Sabetaycılara masonluk bu nedenle çekici gelmekteydi. Üstelik mason törenleriyle Sabetaycıların dinsel ritüelleri arasında da birçok benzerlik vardı. Ancak belirtmek gerekir ki, Sabetaycılar için masonluğun en çekici yanı gizliliğin esas olmasıydı.(Yalçın, Soner, Efendi Beyaz Türklerin Büyük Sırrı, 14. Baskı, İstanbul, 2004, s. 84)

    Selanikte o dönemde mason locaları ve tarikatlarda etkili olan Türk ve Müslüman kimlikli aydınların pek çoğu Sabetaycıydı. (Paul Dumont, Grand Orient de France Arşivlerinde Osmanlı İmparatorluğu XIX Yüzyıl Ortası ile 1.Dünya Savaşına Yakın Dönemde İstanbul’da Fransız Obedyansına Bağlı Mason Locaları, Çev:Dr.Rifat İnsel ,Mimar Sinan Yay. No:7, İstanbul 1984 s:78) Nitekim günümüzde de bazı mason localarının Grand Comandor (ya da Türkçe karşılığı ile Hakim Büyük Amir)lerinin de yine Sabetaycı ailelere mensup kişiler olduğu bilinmektedir.

    Son olarak belirtmek gerekir ki, Sabetaycı aydınlar için İslamiyet’in en gizli düşmanı olan masonluk, sosyalleştikleri bir örgüttü. Üstelik giderek tümüyle etkisini yitiren dinsel kurumlarına bir alternatif olarak bu cemiyet onların manevi boşluklarının giderilmesinde de önemli bir role sahipti ve bu çatı altında buluşmaları bir rastlantı değildi. . (
    Sabetaycı Kültüre Ait Üç Belge)
    İLMİ MERCEK



  3. 29.Şubat.2012, 18:27
    2
    Silent and lonely rains



    Tarihteki sahte Mesihlerin en ünlüsü olan ve Elisabetta ismini veren Sabetay Sevi, 1626 yılında İzmir’de doğmuş, çocukluk ve gençlik yıllarını bu şehirde geçirmiştir. İzmir’in tanınmış hahamlarından İsak dAlbadan Tevrat, Talmud ve Kabala eğitimi alan Sevi, Rabbi Josef Eskapadan ise mistisizmi öğrenmiştir. (Abraham Galante, Nouveaux Documents sur Sabbatai Sevi, İstanbul, 1935, s. 17; Josef Kastein, Sabbatai Zewi der Messias von İzmir, Berlin, 1930, s. 21-22.) Genç yaşta Kabalaya büyük ilgi duyan Sabetay Sevi, böylece Kabalist olmaya, Kabalaya uygun bir yaşam sürmeye karar vermiştir. Daha 15 yaşında geniş bir Kabala bilgisine sahip olan Seviye göre bir gerçek vardı: O da Kabalanın dünyasıydı. (Abdurrahman Küçük, Dönmeler (Sabatayistler) Tarihi, Andaç Yayınları, 6. Baskı, Ankara, 2003, s. 217.) Bu nedenle kendine rehber ve yol gösterici olarak Kabalayı edinmişti.

    22 yaşına geldiğinde, Sabetay Sevi Mesihliğini ilan etti ve çok sayıda insanı kendi sapkın fikirlerine ortak etmeyi başardı. Çevresinde toplananların sayısı günden güne artıyordu. Bu gelişmelerden en çok rahatsız olanların başındaysa, önde gelen Yahudi din adamları geliyordu. Hahamlar onu lanetleyip aforoz ettiler. Kendisine karşı oluşan büyük tepki nedeniyle Sevi, İzmir’den ayrılmak zorunda kaldı ve faaliyetlerine İstanbul, Selanik, Atina, Kahire ve Kudüs’te devam etti.

    Sabetay Sevi kendisini Yahudileri kurtarmaya gelen Tanrının oğlu olarak tanıtıyordu. Tüm dünya Yahudilerinin yüzyıllardır beklediği büyük kurtarıcı olduğunu iddia etti ve Avrupa’daki Yahudiler de dahil olmak üzere kalabalık bir taraftar kitlesi topladı. Sevinin vaadi, Avrupa Yahudilerini çektikleri sıkıntılardan kurtarmak, Kutsal Topraklarda bir Yahudi devleti ve Yahudi egemenliğinde bir dünya kurmaktı. Propagandasını da bu vaatler üzerine kurdu. Sabetay Sevinin Mesihlik iddiasıyla ortaya çıkması, Yahudi cemaatlerinde heyecan ve kaynaşmaya neden oldu. Bu konuyla ilgili Yahudi yazar Moshe Sevilla Sharonun dikkat çektiği nokta oldukça önemlidir:

    Avrupa Yahudileri arasında Kabala felsefesinden beslenen mistik kurtuluş umudu, İsrail tarihinde sahte mesih kavramının doğmasına yol açtı. Sahte Mesihler, bu mistik felsefenin verdiği coşkuyla mesih olduklarına ve Tanrı tarafından İsrail’i sürgünden kurtarmaya memur edildiklerine inanan ya da çeşitli eylemlerinden dolayı toplumun Mesih olduklarına inandığı kişilerdi. (Moshe Sevilla Sharon, Türkiye Yahudileri, İletişim Yayınları, 1992, s. 68.) (Moshe Sevilla Sharonun bu ifadeleri, Kabalanın rolüne dikkat çekmesi açısından ayrıca önemlidir.)

    Sabetay Sevinin Din Ahlakından Uzak Hayatı

    Sabetay Sevinin üzerinde durulması gereken bir yönü, öne sürdüğü günahın kutsallığı teorisidir. Sevi, kendisini Mesih olarak ilan ettikten sonra Yahudi dininin günah saydığı eylemleri birbiri ardına işlemeye başlamıştır. Yahudi inançlarına göre söylenmesi yasak olan Allah'ın ismini (YHWH) ısrarla söylemiş (Abraham Galante, Les Juifes dİzmir, İstanbul, 1937, s. 238.), Şabat gününe uymamış, yenmesi dinen yasak olan yağları (bu yağlar Kuranda Enam Suresinin 146. ayetinde bildirilmektedir) yemiştir. Kısacası Musevilikte haram olan eylemleri birer birer serbest bırakmıştır. Encyclopaedia Judaica, sahte Mesih Sevinin bu davranışlarının, kendisinin tüm günahları serbest bırakmaya yönelik bir misyonu olduğu inancından kaynaklandığını yazmaktadır. Kudüs İbrani Üniversitesinden Gershom G. Scholem ise, Major Trends in Jewish Mysticism (Yahudi Mistisizminde Başlıca Yönelimler) adlı kitabında, Sevinin bu davranışlarının günahın kutsallığı doktrinine dayandığını belirtmektedir.

    Sevinin hayatındaki dönüm noktalarından biri, Kudüs’e yaptığı yolculuk sırasında, 1665 yılında, Gazzeli Nathan (Abraham Benjamen Nathan) ile tanışmasıdır. Isaac Lurianın Kabala okuluna bağlı olan Nathan, Sabetaya bir rüya gördüğünü ve bu rüyada Sabetayın gerçek Mesih olduğunun kendisine haber verildiğini söyler. (İbrahim Alaeddin Gövsa, Sabatay Sevi, Anka Yayınları, İstanbul, 2000, s. 36.) Nathan, Sabatay Seviye vereceği desteğe karşılık Mesihin peygamberi ünvanını alır. Gazzeli Nathan bu tarihten sonra kendi sahte peygamberliği ile birlikte Sabetay Sevinin sahte mesihliğinin propagandasını yapmaya başlar. Bu haberler Yahudi dünyasının dört bir yanına dalga dalga yayılır ve oldukça önemli bir etki yaratır.

    1666 yılında Anadolu, Avrupa, Orta Doğuda Seviyi İsrail Kralı ve Mesih olarak kabul eden çok sayıda kişinin varlığı söz konusudur. İzmir’e dönen Sevi, Nathanın da desteğiyle, politik gücü ele alacağını ima eder. Müritleri ise, yakında Sevinin Türk Sultanını savaş yapmadan yeneceğini ve kendine köle edeceğini söylemeye başlarlar.

    Osmanlı Yönetiminin Sabetay Seviye Tepkisi

    Sabetay ve yandaşlarının aşırı davranışları ve sapkın düşünceleri, doğal olarak Osmanlı otoritelerini harekete geçirmişti. Sabetay Sevi gözaltına alınıp İstanbul’a götürülerek yargılandı. Osmanlı yönetimi kendisine Mesihliğini ispat etmesini yoksa öldürüleceğini belirtti. Bunun üzerine sorgulamasında Mesihlik iddialarını kabul etmeyerek kendisine yöneltilen suçlamaları kesin bir dille reddetti, sıradan bir haham olduğunu iddia etti; hatta kendisine Mesihlik atfeden Yahudileri suçlayarak kendini temize çıkarmaya çalıştı. Bu şekilde beraat edemeyeceğini anlayınca, içinde bulunduğu zor durumdan kurtulmak için İslam’ı seçtiğini açıkladı. 16 Eylül 1666da Müslüman oldu (The Jewish Encyclopedia, XI, s. 224.) ve Sultan IV. Mehmedin huzurunda kelime-i şehadet getirerek, Aziz Mehmet Efendi adını aldı.

    Ancak bu göstermelik bir din değiştirmeydi. Ünlü tarihçi Cemal Kutay, Sabetayın çağın önde gelen alimlerinden Vani Mehmet Efendi müstesna olmak üzere herkesi kandırmayı başardığını ifade etmektedir. Vani Mehmet Efendi ise düşüncelerini şöyle dile getirmiştir:

    Bu adamın Müslümanlığı kalbi hisler ve ihlas ile kabul ettiğine kani değilim. Fakat dinimiz, şüpheyi reddeder ve kişinin imanı üzerinde hüküm, ancak Cenab-ı Hakkındır.

    Bu itibarla ihlas ile Müslüman olmasını niyazdan başka şey yapamam. Fakat ileride görülecektir ki, bugün adı Mehmet Aziz Efendi olan Sabetay Sevinin etrafında toplananlar, kendi yollarını terk etmeyecekler ve hatta ayrı bir cemaat teşkil edeceklerdir. Aralarında tefrika dahi çıkması muhtemeldir. (Cemal Kutay, Tarih Sohbetleri, VIII, İstanbul, 1968, s. 174.)

    Sabetaycılık konusunda yapılmış tarihi, ilmi, sosyal ve kültürel araştırmalar iki dinli ve iki kimlikli bir cemaat olduklarını ortaya koymaktadır. Bu nedenle her Sabetaycının hem Türkçe hem de İbranice adı bulunmaktaydı. Türkçe adlar toplumsal yaşamda, İbranice adlar ise aile ve cemaat içinde kullanılmaktaydı. (Yalçın, Soner, Efendi Beyaz Türklerin Büyük Sırrı, 14. Baskı, İstanbul, 2004, s. 40)

    Karakaşiler

    Muhafazakar olmalarıyla bilinen Karakaşiler, zanaatkar, esnaf ve işçilerden oluşuyordu. Genellikle dini yönü kuvvetli olan bilgili aileler bu grupta kalmıştır. Bugün Yakubiler ve Kapaniler gibi asimile olmamalarının ardındaki neden de budur. Yakubilerin aksine cemaat sırları, çocuklara onüç yaşına geldiklerinde verilmekteydi. Evlilikler sadece cemaat içinde yapılıyordu.

    İslamiyet’e gösterdikleri bağlılık, Yakubilerin aksine bir görüntüden ibaretti. Karakaşilerin ekonomik açıdan çok fazla geliştikleri söylenemese de 19. yüzyıl sonrasında özellikle basın ve ticaret alanlarında ilerleme kaydetmişlerdir.

    Karakaşiler de eğitim konusunda oldukça önemli hamlelerde bulunmuşlar ve Feyziye Mekteplerinin kuruluşuna öncülük etmişlerdir. Bugün dini ritüellerini en fazla uygulayan ve Sabetaycılığa bağlı kalan grup Karakaşilerdir. Halen kendi içlerinde evlilik kurumunu devam ettiren bu grup, dualarını İbranice ve Ladino dilinde okumaktadır. Özellikle Avrupadaki Sabetaycılarla geniş ilişkiler kurmuşlardır ve önemli bazı dinsel merkezlerde de halen faaliyet göstermektedirler. (Üç Sabetaycı Cemaat)

    Ölülerini hala Bülbülderesi Mezarlığına defnetmektedirler. Feyziye Mektepleri ise yüz otuz yıldır eğitime devam etmektedir.
    (Yalçın, Soner, Efendi Beyaz Türklerin Büyük Sırrı, 14. Baskı, İstanbul, 2004, s. 43)

    Kapancılar

    En kalabalık grup olan Kapancılar, çoğunlukla İzmir’de oturuyorlardı. Cemaat, üst ve orta sınıfı oluşturan tüccarlardan oluşuyordu.

    Özellikle 18. yüzyılda Avrupanın dinsel merkezlerinde oldukça etkili olmuşlarsa da güçlerini giderek kaybetmişlerdir. Kapancılar her ne kadar Karakaşilerden ayrılmış da olsa, bu iki grubun arasındaki ilişki Yakubilere nazaran daha olumluydu. Nitekim Selanikte yerleşim alanları açısından birbirlerine oldukça yakındılar. Her bir grup diğerine komşular diye hitap ederdi.

    Kapancılar daha çok ticaret ve sanayide gelişmeler göstermişti. Bu grubun üyeleri arasında bankacılar ve tüccarlar vardı. Kapancı grubu 19. yüzyılla beraber dışa açılmaya başlamış, özellikle eğitim alanında diğer gruplar gibi atılım yapmışlardır. Selanikte yetişen dönemin ünlü Kabalistleri bu grubun üyelerindendi. İnanç olarak sadece Sevinin dini prensiplerini kabul ettiklerinden, Sabetaycı teori konusunda çok daha saf inançlara sahiptiler. (Üç Sabetaycı Cemaat)

    Bu noktada belirtmek gerekir ki; her dönemde oldukça farklı kuralları, toplumsal ve ekonomik konumları olan bu üç Sabetayist cemaat, tarih boyunca ilk defa bir çatı altında bir araya gelmişlerdir: İttihat ve Terakki Cemiyeti. (Yalçın, Soner, Efendi Beyaz Türklerin Büyük Sırrı, 14. Baskı, İstanbul, 2004, s. 85) Osmanlı Devletini çöküşe götüren bu cemiyetin ortaya çıkışında Sabetayistlerin önemli bir rolü olmuştur.

    Yahudiler ve Sabetaycılar

    Sabetaycıları Yahudi sayan Osmanlının aksine, Yahudiler Sabetaycıları hiçbir zaman Yahudi saymamıştır. Bu nedenle Sabetaycılar kendi aralarında toplu halde ve ayrı mahallelerde yaşamış ve ne Yahudilere ne de Müslümanlara yüzyıllardır karışmamışlardır.

    Örneğin Selanikin Hamidiye Mahallesinde Sabetayistlerin yaptırdığı ve bugün Arkeoloji Müzesi olarak kullanılan Yeni Caminin ikinci katında kadınlara ayrılmış küçük bölümde renkli vitraylardan yapılmış altı köşeli yıldız bulunmaktadır. Ayrıca mermer trabzanlar da altı köşeli yıldızlarla süslenmiştir. (Yalçın, Soner, Efendi Beyaz Türklerin Büyük Sırrı, 14. Baskı, İstanbul, 2004, s. 58; Tarih ve Toplum Dergisi, Aralık 1997, Selanik Dönmelerinin Camisi, yazan Marc David Baer) Müslüman olduğunu söyleyen bir cemaatin ibadet ettiği bir camide, Yahudi kültürünün ve dininin izlerinin bulunması Sabetaycıların Yahudilikten vazgeçmediklerinin önemli bir göstergesidir.

    Bunlara karşılık kendilerini Müslüman gösterdikleri için, yabancı dillere büyük tepki gösteren Yahudilerin aksine, Türkçeyi öğrenmeyi gerekli saymışlardır. Bu yüzden Yahudiler daha çok kendi içlerine kapanırken, bu küçük cemaat, yönetici Türk kadroları ile daha fazla yakınlaşmıştır. (Fabrika Dergisi, Sayı:58, Nisan 2004; Goloğlu, Orhan, İttihatçılar ve Masonlar, Gür, İstanbul 1991 s:22-23)

    Sabetaycılar da, Yahudiler de Fransız Devriminin etkisiyle modernleşme rüzgarına kapılmışlardır. Ancak Yahudiler haham engeli nedeniyle daha geç, bu engeli bulunmayan Sabetaycılar ise daha erken bir biçimde döneme ayak uydurmuşlardır.

    Masonluk ve Sabetaycılık İlişkisi

    18. yüzyıl başlarında Osmanlı topraklarına giren masonluk 1748 yılında yasaklanmasına rağmen, III. Selim döneminde tekrar ortaya çıkmıştır. Sözde evrensel bir felsefeyi, eşitliği ve kardeşliği savunan masonluğun dini arka plana atması, Sabetayistlerin mason localarına girmeleri için oldukça geçerli bir sebepti. O dönemde zaten dinden uzaklaşmış olan Sabetaycılara masonluk bu nedenle çekici gelmekteydi. Üstelik mason törenleriyle Sabetaycıların dinsel ritüelleri arasında da birçok benzerlik vardı. Ancak belirtmek gerekir ki, Sabetaycılar için masonluğun en çekici yanı gizliliğin esas olmasıydı.(Yalçın, Soner, Efendi Beyaz Türklerin Büyük Sırrı, 14. Baskı, İstanbul, 2004, s. 84)

    Selanikte o dönemde mason locaları ve tarikatlarda etkili olan Türk ve Müslüman kimlikli aydınların pek çoğu Sabetaycıydı. (Paul Dumont, Grand Orient de France Arşivlerinde Osmanlı İmparatorluğu XIX Yüzyıl Ortası ile 1.Dünya Savaşına Yakın Dönemde İstanbul’da Fransız Obedyansına Bağlı Mason Locaları, Çev:Dr.Rifat İnsel ,Mimar Sinan Yay. No:7, İstanbul 1984 s:78) Nitekim günümüzde de bazı mason localarının Grand Comandor (ya da Türkçe karşılığı ile Hakim Büyük Amir)lerinin de yine Sabetaycı ailelere mensup kişiler olduğu bilinmektedir.

    Son olarak belirtmek gerekir ki, Sabetaycı aydınlar için İslamiyet’in en gizli düşmanı olan masonluk, sosyalleştikleri bir örgüttü. Üstelik giderek tümüyle etkisini yitiren dinsel kurumlarına bir alternatif olarak bu cemiyet onların manevi boşluklarının giderilmesinde de önemli bir role sahipti ve bu çatı altında buluşmaları bir rastlantı değildi. . (
    Sabetaycı Kültüre Ait Üç Belge)
    İLMİ MERCEK






+ Yorum Gönder