Konusunu Oylayın.: Kabir hayatı nasıl olacak

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kabir hayatı nasıl olacak
  1. 29.Şubat.2012, 17:26
    1
    Misafir

    Kabir hayatı nasıl olacak






    Kabir hayatı nasıl olacak Mumsema Ölüm sonrası kabir sualı ve kabir hayatı nasıl olacak. İkincisi daha önceden rahmeti rahmana kavuşan anne babamız ve sevdiklerimizle ahiretde kavuşup görüşebilecekmıyız .Lütfen bu soruma cevap verırseniz sevinirim ,saygıları


  2. 29.Şubat.2012, 17:26
    1
    sefer yeğen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    sefer yeğen
    Misafir



    Ölüm sonrası kabir sualı ve kabir hayatı nasıl olacak. İkincisi daha önceden rahmeti rahmana kavuşan anne babamız ve sevdiklerimizle ahiretde kavuşup görüşebilecekmıyız .Lütfen bu soruma cevap verırseniz sevinirim ,saygıları


    Benzer Konular

    - Cesedi, bulunamayan ölülerin kabir azabı nasıl olacak?

    - Kabir hayatı nasıl geçecektir ?

    - Kabir azabı nasıl olacak?

    - Ölüm ve sonrası kabir hayatı ve kabir azabı

    - Cennette İnsan Hayatı Nasıl olacak

  3. 29.Şubat.2012, 17:30
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: kabir hayatı nasıl olacak




    Hutbemiz, dünya hayatı ile Âhiret hayatı arasında bir köprü mesâbesinde olan Kabir Hayatı hakkındadır.

    İnsan için takdir olunan ömür sermayesi tükenip sayılı nefesler nihâyete erdiği zaman o kimse dünyada iken yaptığı iyi veya kötü ameller ile tenvîr veya tahrip ettiği kabrine defnolunmaktadır. İşte dünya hayatının nihâyete erdiği andan itibaren kıyametin kopacağı ana kadar olan bu merhaleye alem-i berzah yani kabir hayatı denir. Kabirden içeri adım atılınca, arkada bıraktığımız dünya hayatında nasıl bir inanç sahibi olduğumuzdan ve ömrümüzü negibi işlerle tamamladığımızdan Münker ve Nekir isimli iki melek tarafından süâle tabi tutulacağız ki bu süallerede kabir süâli adı verilir.
    Ehl-i Sünnet vel’Cemaat itikadına göre Kabir süali haktır. Kabir süâlinin ve kabir hayatındaki azâb veya mükâfatın hak olduğuna dair bir çok hadîs-i şerîf de mevcuttur.
    Bu hususla alâkalı olarak Hz. Aişe(r.anha) validemiz, Peygamber Efendimiz (sav)’in her namazda kabir azâbından Allah’a sığındığını beyan buyurmuşlardır. Hadîs-i şeriflerinde de Resûlüllah Efendimiz(sav): “Mü’min kabrine konulunca bir (vazifeli)melek gelir ve şöyle süal eder: “Kime kulluk ediyordun?” Hz. Allah( cc ) ona cevab vermesinde nusretini ihsan eder ve O mü’min şöyle cevab verir: “Allah’a kulluk ediyordum.” (vazifeli) Melek tekrar: “(Peygamber Efendimiz(sav)’i kasdederek) Bu zat hakkında ne söylüyordun?” O Mü’min: “O Allah’ın kulu ve Rasûlüdür” der. Artık ona başka bir şey sorulmaz. Cehennemdeki yerine götürülür ve: “Burası senindi. Fakat Allah( cc ) seni ondan kurtardı. Onun yerine sana Cennette bir yer verdi.” denilir. Cennetteki yerini görünce: “Beni bırakında gidip aileme müjde vereyim” der. Fakat ona: “Burada kal.” denilir.” Kâfir veya münâfık kabrine konulunca (vazifeli)bir melek gelir ve azarlayarak: “Neye kulluk ediyordun?” diye sorar. Oda: “Bilmiyorum.” der. Melek: “Bilemeyesin, söyleyemeyesin.” der ve (Fahr-i Kâinât Efendimiz işaret edilerek): “Şu zât hakkında ne söylüyordun? diye sorar. O kâfir de: “İnsanların dediği gibi derdim.” deyince: “Ona ... öyle bir vuruş vurulur ki, insanlar ve cinlerden başka bütün mahlûkat onun feryâdını duyar.” buyurmaktadırlar.
    Tasarruf ve irşad olan evliyaullahtan bir tanesine, evlatlarından biri kabir süâlinden, Münker ve Nekir’den çok korktuğunu ifade ettiğinde, O büyük zat: “Evladım niçin korkuyorsun. Sen kabirde münker nekire cevab verirken senin arkanda olacağım ve iki elim omuzlarında olacak. O süallere senin yerine ben cevab vereceğim” buyurur.
    Muhterem Mü’minler!
    Dünya hayatında yapacağımız her iyi ve salih amel –Rabbımız’ın lütuf ve rahmeti ile- kabir azabımızın hafiflemesine veya hiç azab görmememize sebeb olurken, tam aksine işlediğimiz her kötü ve çirkin amelde kabir azâbı görmemize sebeb olacaktır. Kabir azâbının şiddetli olmasına sebeb teşkil eden birçok husus olmakla beraber, bilhâssa şu iki husûsun daha çok sebep olacağı birçok hadîs-i şerifte de beyan edilmektedir.
    Bunlardan birincisi bevilden sakınmamak, ikincisi gıybet ve koğuculuk yapmak.
    Peygamber Efendimiz(sav) bir hadîs-i şeriflerinde: “Bevilden kaçınınız. Çünkü kabir azâbının ekserisi bevildendir.” buyurmaktadırlar.
    Diğer bir hadîs-i şerîfte de şöyle beyan edilmektedir. Ebû Hüreyre(ra) der ki: “Resûlüllah(sav) ile birlikte yürüyorduk. İki kabrin yanına varınca durdu. Bizde durduk. Birden değişti. Öyleki gömleğinin kolu titredi. Bunun üzerine: “Sana ne oldu Ey Allah’ın Resûlü” dedik. O’da: “Benim duyduğumu duymuyormusunuz?” buyurdu. Bizde: “Ey Allah’ın peygamberi! Ne oldu?” diye sorduk. Resûlüllah: “Bu iki adam kabirlerinde küçük bir hatadan dolayı şiddetli azâb görüyorlar.” diye cevab verdi. Biz: “Nedir o?” dedik. O’da: “Birisi idrardan kaçınmazdı. Diğeri ise diliyle insanları incitir ve onların arasında koğuculuk yapardı.” buyurdular ve iki hurma dalı isteyerek her kabre birer tane diktiler. Biz: “Bunun onlara faydası olur mu?” diye sorduk. Peygamberimiz’de: “Evet, yeşil kaldıkça onların azâbını hafifletir.” buyurdular.”
    Bu bakımdan kabirler üzerine yeşil bitki, husûsiyle de ağaç dikmek sünnettir ve kabir ehline menfaatlidir.
    Muhterem Mü’minler!
    Îzah etmeye çalıştığımız hususları hülâsa edecek olursak; Eğer insan kâfir veya münâfık olarak son nefesini tamamlamış ise hem kabirde hem de daha sonraki Âhiret âleminde ebediyyen ilâhî azâba düçâr olacaktır. Eğer mü’min olarak ömrünü tamamlamış ve Allah’ın rahmet ve mağfireti ile îmânını götürebilmiş ise, bu kimse de günahları nisbetinde ilâhî azâba müstehak olacak, cezâsını tamamladıktan sonra Rabbımız’ın kendisi için hazırladığı mükâfâtlara gark olacaktır. Yine inanç ve itikadımız odur ki; Mü’min bir kimsenin Allâh’ın lütuf ve ihsanı ile başta Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) şefaati uzması olmak üzre Cenâb-ı Hak’kın kendilerine şefaat selahiyeti verdiği dostlarının şefaatleri, himmet ve teveccühleri sayesinde hiç kabir süâli ve azâbı görmemesi veya o süallere çok kolay bir şekilde cevab verebilmesi de mümkündür.
    İşte Muhterem Mü’minler; Rabbımız’ın bir fırsat olarak bize bahşettiği dünyâ hayatını en güzel şekli ile değerlendirmeye, ömrümüzü Cenâb-ı Hak’kın rızâsına muvâfık bir şekilde tamamlamaya gayret etmek ve diğer günahlardan olduğu gibi bilhâssa Hadis-i Şerifte de dikkatimizin celbedildiği bevilden ve gıybetten, azamî derecede kaçınmak icab eder. Mü’minler olarak birbirimize dua ederken; Mevlamızdan daima sıhhat ve afiyet içersinde Hayırlı bir ömür ihsan etmesi için dua etmek, bütün bunlarla beraber, piranımızın şefaatine, himmet ve teveccühlerine bizleri mazhar kılacak olan hizmet, gayret ve itaatten de hiç ayrılmamak ve onlara sımsıkı sarılmak gerekir.
    // mollacami.net // Müderris
    arşinden



  4. 29.Şubat.2012, 17:30
    2
    Silent and lonely rains



    Hutbemiz, dünya hayatı ile Âhiret hayatı arasında bir köprü mesâbesinde olan Kabir Hayatı hakkındadır.

    İnsan için takdir olunan ömür sermayesi tükenip sayılı nefesler nihâyete erdiği zaman o kimse dünyada iken yaptığı iyi veya kötü ameller ile tenvîr veya tahrip ettiği kabrine defnolunmaktadır. İşte dünya hayatının nihâyete erdiği andan itibaren kıyametin kopacağı ana kadar olan bu merhaleye alem-i berzah yani kabir hayatı denir. Kabirden içeri adım atılınca, arkada bıraktığımız dünya hayatında nasıl bir inanç sahibi olduğumuzdan ve ömrümüzü negibi işlerle tamamladığımızdan Münker ve Nekir isimli iki melek tarafından süâle tabi tutulacağız ki bu süallerede kabir süâli adı verilir.
    Ehl-i Sünnet vel’Cemaat itikadına göre Kabir süali haktır. Kabir süâlinin ve kabir hayatındaki azâb veya mükâfatın hak olduğuna dair bir çok hadîs-i şerîf de mevcuttur.
    Bu hususla alâkalı olarak Hz. Aişe(r.anha) validemiz, Peygamber Efendimiz (sav)’in her namazda kabir azâbından Allah’a sığındığını beyan buyurmuşlardır. Hadîs-i şeriflerinde de Resûlüllah Efendimiz(sav): “Mü’min kabrine konulunca bir (vazifeli)melek gelir ve şöyle süal eder: “Kime kulluk ediyordun?” Hz. Allah( cc ) ona cevab vermesinde nusretini ihsan eder ve O mü’min şöyle cevab verir: “Allah’a kulluk ediyordum.” (vazifeli) Melek tekrar: “(Peygamber Efendimiz(sav)’i kasdederek) Bu zat hakkında ne söylüyordun?” O Mü’min: “O Allah’ın kulu ve Rasûlüdür” der. Artık ona başka bir şey sorulmaz. Cehennemdeki yerine götürülür ve: “Burası senindi. Fakat Allah( cc ) seni ondan kurtardı. Onun yerine sana Cennette bir yer verdi.” denilir. Cennetteki yerini görünce: “Beni bırakında gidip aileme müjde vereyim” der. Fakat ona: “Burada kal.” denilir.” Kâfir veya münâfık kabrine konulunca (vazifeli)bir melek gelir ve azarlayarak: “Neye kulluk ediyordun?” diye sorar. Oda: “Bilmiyorum.” der. Melek: “Bilemeyesin, söyleyemeyesin.” der ve (Fahr-i Kâinât Efendimiz işaret edilerek): “Şu zât hakkında ne söylüyordun? diye sorar. O kâfir de: “İnsanların dediği gibi derdim.” deyince: “Ona ... öyle bir vuruş vurulur ki, insanlar ve cinlerden başka bütün mahlûkat onun feryâdını duyar.” buyurmaktadırlar.
    Tasarruf ve irşad olan evliyaullahtan bir tanesine, evlatlarından biri kabir süâlinden, Münker ve Nekir’den çok korktuğunu ifade ettiğinde, O büyük zat: “Evladım niçin korkuyorsun. Sen kabirde münker nekire cevab verirken senin arkanda olacağım ve iki elim omuzlarında olacak. O süallere senin yerine ben cevab vereceğim” buyurur.
    Muhterem Mü’minler!
    Dünya hayatında yapacağımız her iyi ve salih amel –Rabbımız’ın lütuf ve rahmeti ile- kabir azabımızın hafiflemesine veya hiç azab görmememize sebeb olurken, tam aksine işlediğimiz her kötü ve çirkin amelde kabir azâbı görmemize sebeb olacaktır. Kabir azâbının şiddetli olmasına sebeb teşkil eden birçok husus olmakla beraber, bilhâssa şu iki husûsun daha çok sebep olacağı birçok hadîs-i şerifte de beyan edilmektedir.
    Bunlardan birincisi bevilden sakınmamak, ikincisi gıybet ve koğuculuk yapmak.
    Peygamber Efendimiz(sav) bir hadîs-i şeriflerinde: “Bevilden kaçınınız. Çünkü kabir azâbının ekserisi bevildendir.” buyurmaktadırlar.
    Diğer bir hadîs-i şerîfte de şöyle beyan edilmektedir. Ebû Hüreyre(ra) der ki: “Resûlüllah(sav) ile birlikte yürüyorduk. İki kabrin yanına varınca durdu. Bizde durduk. Birden değişti. Öyleki gömleğinin kolu titredi. Bunun üzerine: “Sana ne oldu Ey Allah’ın Resûlü” dedik. O’da: “Benim duyduğumu duymuyormusunuz?” buyurdu. Bizde: “Ey Allah’ın peygamberi! Ne oldu?” diye sorduk. Resûlüllah: “Bu iki adam kabirlerinde küçük bir hatadan dolayı şiddetli azâb görüyorlar.” diye cevab verdi. Biz: “Nedir o?” dedik. O’da: “Birisi idrardan kaçınmazdı. Diğeri ise diliyle insanları incitir ve onların arasında koğuculuk yapardı.” buyurdular ve iki hurma dalı isteyerek her kabre birer tane diktiler. Biz: “Bunun onlara faydası olur mu?” diye sorduk. Peygamberimiz’de: “Evet, yeşil kaldıkça onların azâbını hafifletir.” buyurdular.”
    Bu bakımdan kabirler üzerine yeşil bitki, husûsiyle de ağaç dikmek sünnettir ve kabir ehline menfaatlidir.
    Muhterem Mü’minler!
    Îzah etmeye çalıştığımız hususları hülâsa edecek olursak; Eğer insan kâfir veya münâfık olarak son nefesini tamamlamış ise hem kabirde hem de daha sonraki Âhiret âleminde ebediyyen ilâhî azâba düçâr olacaktır. Eğer mü’min olarak ömrünü tamamlamış ve Allah’ın rahmet ve mağfireti ile îmânını götürebilmiş ise, bu kimse de günahları nisbetinde ilâhî azâba müstehak olacak, cezâsını tamamladıktan sonra Rabbımız’ın kendisi için hazırladığı mükâfâtlara gark olacaktır. Yine inanç ve itikadımız odur ki; Mü’min bir kimsenin Allâh’ın lütuf ve ihsanı ile başta Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) şefaati uzması olmak üzre Cenâb-ı Hak’kın kendilerine şefaat selahiyeti verdiği dostlarının şefaatleri, himmet ve teveccühleri sayesinde hiç kabir süâli ve azâbı görmemesi veya o süallere çok kolay bir şekilde cevab verebilmesi de mümkündür.
    İşte Muhterem Mü’minler; Rabbımız’ın bir fırsat olarak bize bahşettiği dünyâ hayatını en güzel şekli ile değerlendirmeye, ömrümüzü Cenâb-ı Hak’kın rızâsına muvâfık bir şekilde tamamlamaya gayret etmek ve diğer günahlardan olduğu gibi bilhâssa Hadis-i Şerifte de dikkatimizin celbedildiği bevilden ve gıybetten, azamî derecede kaçınmak icab eder. Mü’minler olarak birbirimize dua ederken; Mevlamızdan daima sıhhat ve afiyet içersinde Hayırlı bir ömür ihsan etmesi için dua etmek, bütün bunlarla beraber, piranımızın şefaatine, himmet ve teveccühlerine bizleri mazhar kılacak olan hizmet, gayret ve itaatten de hiç ayrılmamak ve onlara sımsıkı sarılmak gerekir.
    // mollacami.net // Müderris
    arşinden






+ Yorum Gönder