Konusunu Oylayın.: Birini ayıplayanın o şey başına gelmedikçe ölmeyeceğiyle ilgili hadisler okumuştum. Bu hataya düşen kişi ne yapması gerekir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Birini ayıplayanın o şey başına gelmedikçe ölmeyeceğiyle ilgili hadisler okumuştum. Bu hataya düşen kişi ne yapması gerekir?
  1. 27.Şubat.2012, 21:43
    1
    Misafir

    Birini ayıplayanın o şey başına gelmedikçe ölmeyeceğiyle ilgili hadisler okumuştum. Bu hataya düşen kişi ne yapması gerekir?






    Birini ayıplayanın o şey başına gelmedikçe ölmeyeceğiyle ilgili hadisler okumuştum. Bu hataya düşen kişi ne yapması gerekir? Mumsema Birini ayıplayanın o şey başına gelmedikçe ölmeyeceğiyle ilgili hadisler okumuştum. Bu hataya düşen kişi ne yapması gerekir?


  2. 27.Şubat.2012, 23:13
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,606
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Birini ayıplayanın o şey başına gelmedikçe ölmeyeceğiyle ilgili hadisler okumuştum. Bu hataya düşen kişi ne yapması gerekir?




    "Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz."
    sözü, kaynaklarımızda hadis olarak geçmektedir. (Tirmizi, Kıyamet, 53, no: 2507; Beyhaki, Şuabu'l-İman, 5/315, no: 2778; bk. Keşfu'l-Hafa, 2/265)
    Hz. Abdullah İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "(Bir gün) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) minbere çıkıp yüksek sesiyle şöyle nidâ etti:
    "Ey diliyle Müslüman olup da kalbine iman nüfuz etmemiş olan (münafık)lar! Müslümanlara eza vermeyin, onları kınamayın, kusurlarını araştırmayın. Zira, kim Müslüman kardeşinin kusurunu araştırırsa, Allah da kendisinin kusurlarını araştırır. Allah kimin kusurunu araştırırsa, onu, evinin içinde (insanlardan gizli) bile olsa rüsvay eder."
    İbnu Ömer bir gün Ka'be'ye nazar etti ve:
    "Şânın ne yüce, hürmetin ne yüce! Ancak mü'minin Allah yanındaki hürmeti senden de yüce!" dedi." [Tirmizî, Birr 85, (2033).]
    AÇIKLAMA:
    1. Burada Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) insanların kusurlarını araştırmayı münâfıklık olarak ifâde buyurmaktadır. Zîra diliyle Müslüman olup kalbine iman ulaşmayanlar münafıktır. Ancak imanı
    "kemaliyle" diyerek kayıtlayacak olursak, Müslümanın da kastedildiği anlaşılır ve böylece hitaba Müslüman ve münâfık her iki grup da dâhil olur. Şârihler hadisi böyle anlarlar. Nitekim hadisin devamında "Kim Müslüman kardeşinin kusurunu araştırırsa" tabiri için, Müslüman kardeşi tabiri geçmektedir. Münâfık Müslümana kardeş olamayacağına göre, Resûlullah, hitabında fâsık Müslümanı da kastetmiş olmaktadır. Şu halde, hadiste sadece münâfıkların kastedildiğini söyleyenler hadisin zâhirine muhalefet etmiş olur. Hadisin daha âmm olan vechiyle hükmetmek daha doğru, daha isâbetli olur.

    2. Müslümanlara eza vermeyin, ibâresindeki Müslümanlarla "kâmil Müslümanlar", yâni diliyle ikrar eden ve kalbiyle de inanmış bulunan müslümanlar kastedilmiş olmaktadır.

    3. Müslümanın kınanması demek, geçmiş zamanda işlediği günahları, hataları, kusurları sebebiyle ayıplanması, geçmişinin başına kakılması demektir. Âlimler, Müslüman kişi hâlini düzeltmiş ise, eski günahlarından tövbe ettiğinin bilinmesi ile bilinmemesi arasında fark görmezler, her iki halde onların başına kakılmasının câiz olmayacağını söylerler.

    Ancak, işlemekte olduğu esnada görülen veya yakın zamanda işlemiş olduğu ve fakat tövbe ettiği görülmeyen günahı sebebiyle ayıplanmasına gelince, bu işin, muktedir olan herkese vacib olduğu belirtilmiştir. Hatta duruma göre fiiline hadd veya ta'zir gerekebilir. Bu durumda müdahale, emr-i bi'lmâruf ve nehy-i ani'lmünker sınıfına girer.

    4. Müslüman kardeşinin kusurunu araştırmama emri, "kâmil Müslüman" diye kayıtlanmıştır. Fâsık bu yasaktan hariç tutulmuştur, çünkü ondan sakınmak ve başkalarını da sakındırmak gerekir. Müslümanın kusurunu araştırmayı âyet-i kerime de yasaklamıştır:
    "Mü'minler arasında hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve âhirette can yakıcı azâb vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz." (Nur, 24/19)
    "Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin (kusurunu arayıp) tecessüs etmeyin, kimse kimseyi gıybet etmesin. Hanginiz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır...?" (Hucurat, 49/12).
    Bir kişiyi hatasından dolayı kınayan kişi tövbe istiğfar etmeli ve o kişiden helallik dilemelidir. Bu vesile ile Allah Teala onun tövbesini kabul eder ve musibetten uzak tutar.


  3. 27.Şubat.2012, 23:13
    2
    Moderatör



    "Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz."
    sözü, kaynaklarımızda hadis olarak geçmektedir. (Tirmizi, Kıyamet, 53, no: 2507; Beyhaki, Şuabu'l-İman, 5/315, no: 2778; bk. Keşfu'l-Hafa, 2/265)
    Hz. Abdullah İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "(Bir gün) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) minbere çıkıp yüksek sesiyle şöyle nidâ etti:
    "Ey diliyle Müslüman olup da kalbine iman nüfuz etmemiş olan (münafık)lar! Müslümanlara eza vermeyin, onları kınamayın, kusurlarını araştırmayın. Zira, kim Müslüman kardeşinin kusurunu araştırırsa, Allah da kendisinin kusurlarını araştırır. Allah kimin kusurunu araştırırsa, onu, evinin içinde (insanlardan gizli) bile olsa rüsvay eder."
    İbnu Ömer bir gün Ka'be'ye nazar etti ve:
    "Şânın ne yüce, hürmetin ne yüce! Ancak mü'minin Allah yanındaki hürmeti senden de yüce!" dedi." [Tirmizî, Birr 85, (2033).]
    AÇIKLAMA:
    1. Burada Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) insanların kusurlarını araştırmayı münâfıklık olarak ifâde buyurmaktadır. Zîra diliyle Müslüman olup kalbine iman ulaşmayanlar münafıktır. Ancak imanı
    "kemaliyle" diyerek kayıtlayacak olursak, Müslümanın da kastedildiği anlaşılır ve böylece hitaba Müslüman ve münâfık her iki grup da dâhil olur. Şârihler hadisi böyle anlarlar. Nitekim hadisin devamında "Kim Müslüman kardeşinin kusurunu araştırırsa" tabiri için, Müslüman kardeşi tabiri geçmektedir. Münâfık Müslümana kardeş olamayacağına göre, Resûlullah, hitabında fâsık Müslümanı da kastetmiş olmaktadır. Şu halde, hadiste sadece münâfıkların kastedildiğini söyleyenler hadisin zâhirine muhalefet etmiş olur. Hadisin daha âmm olan vechiyle hükmetmek daha doğru, daha isâbetli olur.

    2. Müslümanlara eza vermeyin, ibâresindeki Müslümanlarla "kâmil Müslümanlar", yâni diliyle ikrar eden ve kalbiyle de inanmış bulunan müslümanlar kastedilmiş olmaktadır.

    3. Müslümanın kınanması demek, geçmiş zamanda işlediği günahları, hataları, kusurları sebebiyle ayıplanması, geçmişinin başına kakılması demektir. Âlimler, Müslüman kişi hâlini düzeltmiş ise, eski günahlarından tövbe ettiğinin bilinmesi ile bilinmemesi arasında fark görmezler, her iki halde onların başına kakılmasının câiz olmayacağını söylerler.

    Ancak, işlemekte olduğu esnada görülen veya yakın zamanda işlemiş olduğu ve fakat tövbe ettiği görülmeyen günahı sebebiyle ayıplanmasına gelince, bu işin, muktedir olan herkese vacib olduğu belirtilmiştir. Hatta duruma göre fiiline hadd veya ta'zir gerekebilir. Bu durumda müdahale, emr-i bi'lmâruf ve nehy-i ani'lmünker sınıfına girer.

    4. Müslüman kardeşinin kusurunu araştırmama emri, "kâmil Müslüman" diye kayıtlanmıştır. Fâsık bu yasaktan hariç tutulmuştur, çünkü ondan sakınmak ve başkalarını da sakındırmak gerekir. Müslümanın kusurunu araştırmayı âyet-i kerime de yasaklamıştır:
    "Mü'minler arasında hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve âhirette can yakıcı azâb vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz." (Nur, 24/19)
    "Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin (kusurunu arayıp) tecessüs etmeyin, kimse kimseyi gıybet etmesin. Hanginiz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır...?" (Hucurat, 49/12).
    Bir kişiyi hatasından dolayı kınayan kişi tövbe istiğfar etmeli ve o kişiden helallik dilemelidir. Bu vesile ile Allah Teala onun tövbesini kabul eder ve musibetten uzak tutar.





+ Yorum Gönder