Konusunu Oylayın.: Bu dünyada masum insanların başına gelen / gelecek olan musibetlerin mükafatı nerede verilmeye başlanır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Bu dünyada masum insanların başına gelen / gelecek olan musibetlerin mükafatı nerede verilmeye başlanır?
  1. 27.Şubat.2012, 21:03
    1
    Misafir

    Bu dünyada masum insanların başına gelen / gelecek olan musibetlerin mükafatı nerede verilmeye başlanır?






    Bu dünyada masum insanların başına gelen / gelecek olan musibetlerin mükafatı nerede verilmeye başlanır? Mumsema Bu dünyada masum insanların başına gelen / gelecek olan musibetlerin mükafatı nerede verilmeye başlanır?


  2. 27.Şubat.2012, 23:19
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Bu dünyada masum insanların başına gelen / gelecek olan musibetlerin mükafatı nerede verilmeye başlanır?




    Bela ve musibetlerin mü’minler için bu dünyada yaptığı hataların karşılığı olduğunu ifade etmiştik. Ancak bu musibetlerde günahsız ve masum insanlar da zarar görmekte, canları ve malları heder olabilmektedir. Bu noktada akla gelen sorulardan ilki şu sorudur:
    “Bu musibetlerden sadece günahkarlar nasiplerini alsalar, masumlar almasalar olmaz mı?”
    Ayette geçtiği gibi,
    “Bir bela, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar.” (Enfal, 8/25)
    Bu ayetten almamız gereken bazı dersler vardır. Fakat akla gelen ilk konu “neden musibetlerin sadece zalimlere gelmeyip masumları da içine adlığı konusudur.” Yani musibet gelince kurunun yanında yaş da yanmakta, masum insanlarda canlarını ve mallarını kaybedebilmektedirler.

    Bunun cevabı, bu dünyanın tecrübe ve imtihan yeri olması sırrında yatmaktadır. Yani eğer musibet geldiği vakit sadece zalimler ve günahkarlara isabet etse, masumlar ve günahsızlar bu musibetlerden korunsalar o zaman imtihan sırrına zıt bir durum ortaya çıkardı.

    “…bir deprem oluyor, yıkılan binaların altından sadece günahkarlar ölü çıkıyor, diğerlerine bir şey olmuyor; diğer taraftan bir sel felaketi geliyor zalimler boğuluyor, masumlar gaybi bir el ile kurtarılıyor. Bunu duyan günahkar insanlar artık tövbe etmeye başlıyor, çünkü tövbe etmezse ibadetlerini yapmazsa bu dünyada hemen musibete maruz kalacağı düşüncesine kapılıyor…”

    İmtihan gereği olarak, bir musibet geldiği zaman hem iyileri hem de kötüleri beraberce içine alıyor. Böylece imtihan sırrı kaybolmuyor. Eğer musibetlerde ve zulümlerde iyiler kurtulup sadece kötüler zarar görseydi, imtihan sırrı kaybolurdu. Kötüler de iyi olmak zorunda kalırlardı. Böylece Ebubekir (ra.) ruhlu insanlar ile Ebucehil ruhlu insanlar aynı seviyede kalırdı. Bu açıdan bazen hiç suçu olmayan günahsız kimseler de zulme maruz kalabilmektedirler.

    Bu musibetlerde masumlara Cenab-ı Hakk’ ın Rahmetinin büyük mükâfatları söz konusudur. Çünkü o masum insanların fani malları onlar hakkında sadaka olup bâki bir mal olmakta ve sona eren hayatları ise ebedi bir hayatı kazandıracak şekilde, bir nevi şehitlik mertebesi onlara kazandırmaktadır. Elbette bu dünyadaki az ve geçici bir zahmete karşılık, büyük ve ebedi bir saadeti, mükâfatı kazanmak az bir mükâfat değildir.

    Zulmedenler yaptıklarının cezasını bu dünyada olmasa bile ebedi alemde hakkıyla çekeceklerdir. Bu bakımdan adalet yerini bulacaktır. Zulme uğrayanlar ise hem zalimlerden haklarını alacaklar, hem de suçsuz ve günahsız olduğu halde bu zulme uğramasından dolayı da Allah'ın lütfuna ve rahmetine mazhar olarak ebedi alemde sonsuz nimetlere gark olacaklardır. Hatta günahsız olarak böyle zulümlere maruz kalanlara ahirerette durumları ve sorulacak olsa, "Çok az zahmetle çok büyük mükafat aldık ve zulmedenlerin cezalarını hakkıyla aldıklarını da gördük, çok memnunuz." diyeceklerdir.

    Ayrıca böyle zulümlere maruz kalanlar, bir rahmet eseri olarak Allah'ın değişik ihsanlarına mazhar olabilirler.

    Allah hiç bir kuluna zulmetmez; kullarına zulmedenlerin cezasını ise onlara zaman tanısa bile asla ihmal etmez.
    “Allah’ın rahmetinden azla rahmet edilmez.
    Allah’ın gadabından fazla gadap edilmez.”
    Fakat masumların bu musibetlerden dolayı büyük mükafatlar görürler. Musibetler onların günahlarına kefaret olur, derecelerini artırır. Eğer musibete maruz kalanlar, henüz teklif çağına gelmemiş çocuklar ise, zerre kadar hayrı ve şerri neticesiz bırakmayan Cenab-ı Hakk'ın rahmetinden umulur ki, onlara ahiret aleminde diğer çocuklardan çok daha ileri bir saadet bahşetsin.

    İnsanın başına gelen musibetlerin mükafatı bazen bu dünyada verilebilir; ancak daha çok ahiret alemlerinde verilir.
    S.İslamiyet


  3. 27.Şubat.2012, 23:19
    2
    Moderatör



    Bela ve musibetlerin mü’minler için bu dünyada yaptığı hataların karşılığı olduğunu ifade etmiştik. Ancak bu musibetlerde günahsız ve masum insanlar da zarar görmekte, canları ve malları heder olabilmektedir. Bu noktada akla gelen sorulardan ilki şu sorudur:
    “Bu musibetlerden sadece günahkarlar nasiplerini alsalar, masumlar almasalar olmaz mı?”
    Ayette geçtiği gibi,
    “Bir bela, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar.” (Enfal, 8/25)
    Bu ayetten almamız gereken bazı dersler vardır. Fakat akla gelen ilk konu “neden musibetlerin sadece zalimlere gelmeyip masumları da içine adlığı konusudur.” Yani musibet gelince kurunun yanında yaş da yanmakta, masum insanlarda canlarını ve mallarını kaybedebilmektedirler.

    Bunun cevabı, bu dünyanın tecrübe ve imtihan yeri olması sırrında yatmaktadır. Yani eğer musibet geldiği vakit sadece zalimler ve günahkarlara isabet etse, masumlar ve günahsızlar bu musibetlerden korunsalar o zaman imtihan sırrına zıt bir durum ortaya çıkardı.

    “…bir deprem oluyor, yıkılan binaların altından sadece günahkarlar ölü çıkıyor, diğerlerine bir şey olmuyor; diğer taraftan bir sel felaketi geliyor zalimler boğuluyor, masumlar gaybi bir el ile kurtarılıyor. Bunu duyan günahkar insanlar artık tövbe etmeye başlıyor, çünkü tövbe etmezse ibadetlerini yapmazsa bu dünyada hemen musibete maruz kalacağı düşüncesine kapılıyor…”

    İmtihan gereği olarak, bir musibet geldiği zaman hem iyileri hem de kötüleri beraberce içine alıyor. Böylece imtihan sırrı kaybolmuyor. Eğer musibetlerde ve zulümlerde iyiler kurtulup sadece kötüler zarar görseydi, imtihan sırrı kaybolurdu. Kötüler de iyi olmak zorunda kalırlardı. Böylece Ebubekir (ra.) ruhlu insanlar ile Ebucehil ruhlu insanlar aynı seviyede kalırdı. Bu açıdan bazen hiç suçu olmayan günahsız kimseler de zulme maruz kalabilmektedirler.

    Bu musibetlerde masumlara Cenab-ı Hakk’ ın Rahmetinin büyük mükâfatları söz konusudur. Çünkü o masum insanların fani malları onlar hakkında sadaka olup bâki bir mal olmakta ve sona eren hayatları ise ebedi bir hayatı kazandıracak şekilde, bir nevi şehitlik mertebesi onlara kazandırmaktadır. Elbette bu dünyadaki az ve geçici bir zahmete karşılık, büyük ve ebedi bir saadeti, mükâfatı kazanmak az bir mükâfat değildir.

    Zulmedenler yaptıklarının cezasını bu dünyada olmasa bile ebedi alemde hakkıyla çekeceklerdir. Bu bakımdan adalet yerini bulacaktır. Zulme uğrayanlar ise hem zalimlerden haklarını alacaklar, hem de suçsuz ve günahsız olduğu halde bu zulme uğramasından dolayı da Allah'ın lütfuna ve rahmetine mazhar olarak ebedi alemde sonsuz nimetlere gark olacaklardır. Hatta günahsız olarak böyle zulümlere maruz kalanlara ahirerette durumları ve sorulacak olsa, "Çok az zahmetle çok büyük mükafat aldık ve zulmedenlerin cezalarını hakkıyla aldıklarını da gördük, çok memnunuz." diyeceklerdir.

    Ayrıca böyle zulümlere maruz kalanlar, bir rahmet eseri olarak Allah'ın değişik ihsanlarına mazhar olabilirler.

    Allah hiç bir kuluna zulmetmez; kullarına zulmedenlerin cezasını ise onlara zaman tanısa bile asla ihmal etmez.
    “Allah’ın rahmetinden azla rahmet edilmez.
    Allah’ın gadabından fazla gadap edilmez.”
    Fakat masumların bu musibetlerden dolayı büyük mükafatlar görürler. Musibetler onların günahlarına kefaret olur, derecelerini artırır. Eğer musibete maruz kalanlar, henüz teklif çağına gelmemiş çocuklar ise, zerre kadar hayrı ve şerri neticesiz bırakmayan Cenab-ı Hakk'ın rahmetinden umulur ki, onlara ahiret aleminde diğer çocuklardan çok daha ileri bir saadet bahşetsin.

    İnsanın başına gelen musibetlerin mükafatı bazen bu dünyada verilebilir; ancak daha çok ahiret alemlerinde verilir.
    S.İslamiyet





+ Yorum Gönder