Konusunu Oylayın.: Aile içerisinde eşlerin görevleri nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Aile içerisinde eşlerin görevleri nelerdir?
  1. 26.Şubat.2012, 21:59
    1
    Misafir

    Aile içerisinde eşlerin görevleri nelerdir?

  2. 27.Şubat.2012, 02:01
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Aile içerisinde eşlerin görevleri nelerdir?





    Sonsuz hamd-ü senalar; kusur ve noksana delalet eden her çeşit sıfattan münezzeh, kemale delalet eden her nevi vasıfla muttasıf olan Rabbu’l-âlemîn’e, salât ve selamların en seçkini ise; âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasûl-i Kibriyâ Efendimiz’in üzerine olsun!

    İnsan ilişkilerinde güvenin temelini, kişilerin birbirlerine karşı sundukları dürüst davranışlar oluşturur. Karşılıklı gösterilebilecek dürüst davranışlar ise, güven duygusunda yatar.

    Birbirine güvenen ve ortak yaşamın bilincinde olan eşlerin oluşturduğu bir ailenin temelleri sağlam atılmış demektir. Böyle bir ailede de fertler, üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirdikleri takdirde ailenin devamının sağlanması da zor olmayacaktır.

    Makalemizin ilk bölümünde ailenin devam ve huzurunu sağlamak adına kocanın üzerine düşen vazifeler üzerinde durmuştuk. Makalemizin bu bölümünde ise kadın üzerine gereken vazife ve edepleri zikretmeye çalışacağız.

    KADINA DÜŞEN VAZİFE VE EDEBLER

    • Kadın kocasına karşı itaatkâr olmalıdır.İslâm’a göre kadın ve erkek birbirlerinin yardımcıları ve dert ortaklarıdır. Ailenin haricî işlerini yüklenen, evin geçimini temin eden ve her türlü ihtiyacı gidermeye çalışan erkek olduğu için kadın kocasına karşı davranışlarında son derece dikkatli olmalıdır.

    Hâkim’in rivayet ettiğine göre, Hz. Âişe (r.anhâ) şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’e; “Kadının üzerinde en çok hakkı bulunan kimdir?” dedim. Rasûlullah (s.a.v.); “Kocasıdır.” buyurdu. “Kişinin üzerinde en çok hakkı bulunan kimdir?” diye sordum. “Annesidir.” buyurdular.

    Rasûlullah (s.a.v.) bu hakkı vurgulayarak; “Bir kimsenin başka bir kimseye secde etmesini emretseydim, kadının kocasına, ona olan büyük hakkından dolayı secde etmesini emrederdim.” buyurmuştur.(Ebû Dâvûd)

    Cenâb-ı Hakk, sâliha kadınları vasfederken şöyle buyurmuştur: “…İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da gaybı (korunması gerekli olanı) korurlar…”(en-Nisâ, 4/34)

    Yine Allah Rasûlü (s.a.v.) buyuruyor ki: “Kadınların en hayırlısı baktığın zaman seni sevindiren, emrettiğin zaman sana itaat eden, ondan uzak olduğun zaman kendi nefsini ve senin malını koruyandır.”(Müslim, c. IV, s.1958)

    • Kadın kocasına hizmet etmelidir.Karı-koca arasındaki alakanın esası, hak ve görevlerde aralarında eşitliğin bulunmasıdır. Bunun delili Allâh Teâlâ’nın şu âyetidir: “…Kadınların, (eşlerine karşı) yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır…”(el-Bakara, 2/228)

    Karı-koca arasındaki teamül ve aralarındaki hayatın düzeni için İslâm’ın koyduğu esas tabiidir, fıtrîdir. Erkek evin dışında çalışıp kazanmaya, gayret göstermeye daha güçlüdür. Kadın da ev işlerini düzenlemeye, çocukları terbiye etmeye, evde rahat yaşayabilme sebeplerini kolaylaştırmaya, evde huzuru sağlamaya daha güçlüdür. Bunun için erkek kendisine münasip olan şeyle, kadın da tabiatına uygun görevlerle mükellef kılınmıştır.

    Çeşitli işlerle yorulan ve bitkin olan erkek, eve döndüğü zaman karısının kendisini güler yüz ve tatlı dille karşılamasını ve ruhen kendisine destek olmasını ister. Bu sebeple düşünceli bir kadın, kocasını daha kapıda güler yüzle karşılar ve onun gönlünü alarak ruhunu dinlendirmeye çalışır.

    Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak ölürse, o kadın Cennet’e girer.”(Tirmizî)

    Kadın, kocasının üzgün, kederli ve hasta zamanlarında onun bu hâllerini büyük alaka ve anlayışla karşılamalı ve onun gönlünü almak için elinden geleni yapmalıdır. Özellikle hastalandığında gerekli hizmetini görmeli ve asla kalbini kırmamalıdır. Zira zaman değişir ve kendisi de hasta düşebilir. Kadın bütün bu hizmetleri yaparken bunu kendine yük telakki etmemeli ve hizmetini Allah rızası için yapmalıdır. Ancak bu bilinçle yaptığı hizmetinin karşılığını alabileceğini unutmamalıdır.

    • Kadın kocasını beğenmezlik etmemeli ve kocasını tenkit etmemelidir.Kadın, hiçbir zaman güzelliği ile kocasına karşı övünemeyeceği gibi kocasını, yaratılıştan veya sonradan arız olan bir noksanlığından dolayı da azarlayamaz ve bu noksanlığı başına kakamaz. Çünkü onun şeklini beğenmemek onu beğenmemek değil, onu Yaratan’ı beğenmemektir. Zira onun kendi yaratılışında herhangi bir etkisi ve müdahalesi olamaz. Kadın, kocasının bu yönlerini yüzüne vurursa veya onun herhangi bir beceriksizliğini açığa vurursa bu, erkeğin kalbini kırar ve kalbinde karısına karşı bir nefret hissi uyanır. Bu his de zamanla gelişerek ailede huzursuzluğa sebep olur. Bundan dolayı kadın çıkabilecek huzursuzluğun kaynağını çok iyi bilmeli ve her zaman için sabırlı olmaya gayret göstermelidir. Cenâb-ı Hakk’ın takdirine rıza gösterip kocasına karşı sabırlı ve edepli olmalı, itaat ve sevgisinde kusur etmemelidir.

    Aynı zamanda kadın, kocasını küçük düşürecek hareket ve davranışlardan da kaçınmalıdır. Kadın kocasına karşı dışarıda olsun, evinde olsun daima iyi muamele etmeli, terbiye ve nezaketini bozmamalıdır. Arkadaşlarının veya akrabalarının yanın veya ev içinde kadının kocasını tenkit etmesi kocasını son derece üzer.
    Kadın hiçbir zaman şayet varsa malının çokluğuyla övünmemeli, kocasını küçük düşürmekten daima sakınmalıdır. Zira Hz. Hatice Annemiz, Rasûlullah (s.a.v.) ile evlenince bütün malını mülkünü, hatta canını ona teslim etmiş ve bunu yaparken Allah’ın rızasını umduğundan hem dünyada, hem de âhirette saadet ve selamete ermiştir.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: “Allah bana Hatice’den daha hayırlı bir zevce vermemiştir. Bütün insanlar bana inanmazken o bana inandı. Herkes beni yalanlarken o doğruladı. İnsanların benden kaçtıkları bir zamanda o bana malıyla destek oldu. Allah bana başka kadınlardan değil ondan çocuk ihsan etti.”(Müsned, Ahmed b. Hanbel)

    Müslüman kadın, Hz. Hatice’nin ahlâkını kendine örnek almalı ve kocasına karşı olan hareket ve davranışlarını ona göre ayarlamalıdır.
    • Kadın israftan sakınmalıdır.Kadının kanaatkâr olmayı bilmesi, aile saadeti açısından oldukça önemlidir. Kocasının kazandığı malları saçıp savurmamalı ve gereksiz harcamalardan kaçınmalıdır. Kadın kocasının güç yetiremeyeceği harcamalar yaptığı takdirde israf yolunu tercih etmiş olur. Kocasının malını israf etmesi ise, kendisinin ve çocuklarının malını israf etmesi demektir.

    Âişe (r.anhâ)’dan rivayetle Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Bereket yönünden kadınların en hayırlısı, geçimi (idaresi) en kolay olanıdır.”(Ahmet b. Hanbel, El-Hâkim, Beyhâkî)

    Eğer kadının kocası aşırı derecede cimri olursa ve çoluk çocuğunu geçindirecek nafakayı vermezse kadın gizlice kendine ve çocuklarına yetecek kadar miktarı kocasının malından alabilir. Ebû Süfyân’ın karısı Hind, Rasûlullâh (s.a.v.)’e gelerek; “Yâ Rasûlallah! Ebû Süfyân çok cimri bir kimsedir. Bana ve çocuklarıma yetecek derecede nafaka vermiyor. Onun malından gizlice almamda mahzur var mıdır?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.) de; “Örfe göre sana ve çocuklarına yetecek kadarını al.” buyurdu.(Buhârî, Buyû’ 95)

    Ayrıca kocanın karısından, nafakasından fazla kalan yemekleri israf etmeden fakirlere vermesini istemesi güzel bir harekettir. Kadına gereken, böyle hususlarda kocasının açıkça izni yoksa evinden dışarıya herhangi bir şey vermemesidir.

    Kadın, kocasının büyük zahmetlerle eve getirdiği nimetleri onsuz yememeye özen göstermelidir. Kocasının çektiği zahmet ve sıkıntıları düşünerek ona saygıda kusur etmemeye gayret göstermelidir. Bu, eşler arasında sevgi ve muhabbetin gereği olarak yapılmalıdır. Süfyân-ı Sevrî (r.aleyh); “Toplu halde yiyen bir ev halkı üzerine meleklerin ve Allah’ın salavât getirdikleri bize ulaşmıştır.” demiştir.

    • Kadın kocasının hoşlanmadığı kimseyi eve sokmamalıdır.Kadın, kocasının izni olmadan erkek olsun kadın olsun kocasının sevmediği kimseyi evine sokamaz. Bu hak kadına verilmemiştir. Bunun sebebi kötü düşünce ve kıskançlıklara meydan vermemektir. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Kadın kocasının izni olmadan evine kimsenin girmesine izin veremez.”(Buhârî, c.VI, s.150)

    • Kadın kocasının izni olmadan yakınlarını ziyaret etmemelidir.Şayet kadın, kocasının anne ve babasıyla birlikte kalıyorsa onlara kaşı son derece hürmetli olmalıdır. Kocasının nasıl kendi anne babasına hürmet etmesini istiyor ve bundan memnun kalıyorsa, kocasının da aynı şeyi kendisinden beklediğini unutmamalıdır. Böyle bir durum yoksa sıla-i rahmi kesmemeli, kocasının izni dâhilinde akrabalarına ihsan ve ikramda bulunup gönüllerini almalıdır. Böyle bir davranış ailede huzur ve muhabbeti temin eder. Bunun tersi ise aile huzurunun bozulmasına sebep olur. Zamanımızda aile geçimsizliklerinin birçoğunun temelinde bu yatar.

    Kadının anne ve babası kendisini ziyarete gelebiliyorlarsa koca karısını onlara göndermeyebilir. Ancak onların gelip kendi evinde kızlarını haftada bir ziyaret etmelerine mani olamaz. Anne baba dışındaki mahremlerde bu süre 1 yıl olarak belirlenmiştir.(İbn-i Âbidîn, c. 6, s. 602,603)

    İbn-i Batta’nın Ahkâm-ı Nisâ’da Enes (r.a.)’tan rivayet ettiğine göre: Bir adam yolculuğa çıktı ve karısının da evden çıkmasını yasakladı. Arkasından karısının babası hastandı. O da onu ziyaret için Rasûlullah (s.a.v.)’den izin istedi.

    Rasûlullah ona; “Allah’tan kork, kocana muhalefet etme!” buyurdu. Derken babası öldü. Kadın babasının cenazesinde bulunmak için izin istedi. “Allah’tan kork, kocana muhalefet etme!” cevabını aldı. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk, onu kocasına itaatinden dolayı affettiğini Rasûlü’ne vahyetti.

    Şayet koca, hanımının dinî bilgileri öğrenme ihtiyacını karşılayabiliyorsa, bu durumda kadın dinî meseleleri âlimlerden sormak için evinden çıkamaz. Eğer koca bu hususta yeterli olmamakla beraber karısına vekâleten âlimlerden müşkülatını soruyor ve verilen cevabı kendisine haber veriyorsa, kadın bu durumda da dışarıya çıkamaz. Eğer böyle bir durum da yoksa o vakit kadın dinî meselelerini sormak için evinden çıkıp âlimlere gidebilir.

    Kadın, üzerine farz-ı ayn olan meseleleri öğrendikten sonra zikir meclisine gitmek veya daha fazlasını öğrenmek amacıyla evden dışarı çıkmak için kocasının iznine muhtaçtır. Kadın izin hususunda diretip kocasının izin vermediği yere gitmekte ısrar ederse gittiği yerden evine dönünceye kadar üzerine meleklerin ve Cenâb-ı Hakk’ın lanetinin yağdığını aklından çıkarmamalıdır.

    • Kadın yabancı erkeklere bakmamalı ve onlarla konuşmamalıdır.Kadın herhangi bir mecburiyet olmadığı sürece mahremi olmayan erkeklere asla bakmamalıdır. Çünkü bir erkeğin yabancı bir kadına bakması nasıl haramsa, kadınların da yabancı erkeklere bakması öyle haramdır. Cenâb-ı Hakk; “Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini, ta yakalarının üzerine kadar salsınlar…”(en-Nûr, 24/31)

    Ümmü Seleme (r.anhâ) şöyle anlatıyor: Hz. Meymûne Rasûlullah’ın yanındayken ben de oradaydım. Tesettürle emrolunduktan sonra İbn-i Ümmü Mektûm oraya gelmişti. Rasûlullah bize hitaben; “Ondan sakının yani örtünün!” buyurdu. Biz; “O âmâ değil mi, o bizi göremiyor ve bilemiyor?” deyince Rasûlullah (s.a.v.) cevaben şöyle buyurdular: “Siz de mi âmâsınız? O sizi görmese bile siz onu görüyorsunuz.”(Ebû Dâvûd, Libâs 37)

    Buradan şöyle bir sonuca varmak mümkündür: Erkeklerin, gerek erkek gerek kadınların avret mahallerine bakmaları nasıl doğru değilse, kadınların da gerek kadın gerek erkeklerin avret mahallerine bakmaları doğru değildir. Bir erkeğin yabancı bir kadına şehvetle bakması caiz olmadığı gibi bir kadının da yabancı bir erkeğe şehvetle bakması caiz değildir.

    Şehevî istekleri harekete geçiren şeylerin en önemlilerinden birinin ses olduğunda şüphe yoktur. Bu nedenle ailevî huzurun bozulmaması için kadının sesini yabancı erkeklerden muhakkak sakınması lazımdır. Bir âyet-i kerimede Cenâb-ı Hakk şöyle buyurmaktadır: “Ey Peygamber’in hanımları! Siz, kadınlardan her hangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın. Güzel (ve doğru) söz söyleyin.”(el-Ahzâb, 33/33)

    Cenâb-ı Hakk bu âyette Rasûlullah’ın zevcelerine haram ve masiyete giden yolları yasaklamıştır. Âyet her ne kadar Rasûlullah’ın muhterem zevceleri hakkında nazil olmuşsa da bütün Mü’mine hanımları içine alır. Bu âyet-i kerimede anlatılmak istenen kısaca şudur: “Ey Mü’mine hanımlar! Size mahrem olmayan yabancı erkeklerle konuşmanız icap ettiği zaman onlarla tatlı ve latif sözlerle konuşmayın. Eğer böyle yaparsanız kalplerinde eğrilik olanlar sizin hakkınızda tamaha düşebilirler. Onlarla fitneye düşmeyeceğiniz şekilde ağır başlı ve sert bir eda ile konuşun.”

    • Kadın kocasına karşı güzel görünmeli, süslenmelidir.Kadının kocasına karşı kına, güzel koku vb. süs eşyalarıyla süslenmesi hoş karşılanmıştır. Kocasının isteği üzerine kadın, ev içerisinde belli sınırlar koymadan süslenebilir. Böyle davranmakla hem kocasının sevgisini kazanmış, hem de başka kadınlara olan meylini kesmiş olur.

    Kadın gizlenmesi gereken yerlerini sokakta, çarşı pazarda açığa çıkarmaya çalışmamalıdır. Bu davranışın çirkinliği Ahzâb sûresi 33’te şöyle açıklanmıştır: “Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın…”

    Hz. Âişe (r.anhâ)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) mescitte otururken Müzeyne Kabilesi’nden bir kadın süslenmiş olarak ve kibirli bir şekilde yürüyerek mescide girdi. Bunun üzerine Rasûlullah; “Ey insanlar! Kadınlarınızı mescide gelirken güzel koku sürünmek ve süs eşyalarını giymekten menedin. Şüphesiz İsrâiloğulları, kadınlarının süslerini gösterdikleri ve mescitlerde güzel koku kullandıkları için lanetlendiler.”(İbn-i Mâce)

    Kadın, süsünü ve güzelliğini yalnızca kocasına göstermelidir. Aksi davranışlarla fitneye sebep olmamalı ve aile huzurunun öncelikle kendi davranışlarıyla alakalı olduğunun her zaman bilincinde olmalıdır.

    İslâm’ın evliliğe verdiği önem ve evlenmeye teşvik hususunda ortaya koyduğu deliller bellidir. Cenâb-ı Hakk’ın emirlerine ve Allah Rasûlü'nün sünnetlerine riayet edilerek kurulan bir aile, elbette ki Cenâb-ı Hakk’ın rızasına nail olmuş bir birlikteliğin en güzel örneğidir.

    Rasûlullah buyuruyor ki: “Mü’min bir erkek hanımına, hanımı da kendisine baktığı zaman Allah onların her ikisine de rahmet nazarıyla bakar. Erkek hanımının elini tutuğu zaman ise, her ikisinin de günahları parmaklarından dökülür.”(Râfiî, Târih’inde Ebû Said’den)

    Evlilik bağının devamı ve eşlerin birbirleriyle uyumlu bir şekilde geçimi hususunda karı-kocadan her birine düşen görevler vardır. Evliliğin devamının sağlanması için bu görev ve sorumlukların edep ve itidalle yerine getirilmesi her iki taraf için de kaçınılmazdır.

    Kocaya Düşen Vazifeler

    • Kadınlarla iyi geçinmeli ve onlara karşı iyi ahlâklı olmalıdır. Kadınların duyguları erkeklerden farklı olduğu için kocaların böyle yapması onlara merhamet olur. Kur’ân-ı Kerim bunu emretmektedir: “Onlarla iyi geçinin.”(1)

    Allah Rasûlü (s.a.v.) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: “Hanımının kötü ahlâkına karşı sabır gösteren bir Müslüman’a Cenâb-ı Hakk, Eyyûb (a.s.)’a belâsı karşısında vermiş olduğu sevap kadarını verir. Kocasının kötü ahlâklarına karşı sabır gösteren Müslüman bir kadına Firavun’un hanımı Âsiye’nin sevabı kadar Allah tarafından sevap verilir.”(2)

    Bilinmelidir ki, kadınla iyi geçinmek, sadece kadına eziyet etmemek demek değildir. Bilakis kadına eziyet etmediği gibi kadından gelen eziyete de tahammül etmektir. Kadının heyecan ve öfkesi anında hilim ve sabır göstermektir. Böyle yapmakla bir kimse Allah Rasûlü’ne tabi olmuş olur.

    Kadınlarla şakalaşarak ve oynaşarak onların sıkıntılarını savmak, üzüntülerini gidermek ve zahmetlerini unutturmak gerekir. Çünkü böyle davranışlar kadınların gönlünü yumuşatır ve öfkelerini yatıştırır. Allah Rasulü (s.a.v.) de hanımlarıyla şakalaşıyor ve onların seviyesine iniyordu. Haberde varit olmuştur ki, Yüce Peygamber (s.a.v.) herkesten daha çok hanımlarıyla konuşan ve şakalaşan bir kimseydi. Hatta rivayet ediliyor ki, Peygamber (s.a.v.), Hz. Âişe Validemizle yarışıyordu. Rivayet edildiğine göre Âişe Validemiz, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.) benimle koşu yarışı yaptı. Yarışı ben kazandım."(3)

    Yine Allah Rasûlü kadınlara iyi ve yumuşak davranma hususunda şöyle buyurmuştur: "Mü'minler arasında imanca en kâmil olanı, ahlâkça en güzel olanıdır. En hayırlınız da ailesine hayırlı olandır."(4)

    Hz. Ömer (r.a.) sert mizacına rağmen şöyle buyurmuştur: “Müslüman kişi aile efradı içinde çocuk gibi olmalıdır. Ne zaman ailesi (eşi) onun yanındakini (nafakayı) isterlerse o zaman erkek olmalıdır.”

    Göçebe bir hatun, ölen kocasını şöyle vasıflandırıyordu: “Allah’a yemin ederim ki o, eve girdiği zaman güler yüzlü, çıktığında sükûnet hâlindeydi. Bulduğunu yer, kaybolanın nereye gittiğini sormazdı.”

    Bununla beraber şakada ve kadının isteklerine uymakta kadının ahlâkını bozacak ve kendisinin de kadın nezdindeki itibarını düşürecek kadar aşırıya kaçmamalıdır. Bilakis itidalli hareket etmelidir. Kadından herhangi bir münker sadır olduğunu gördüğünde heybetini ve razı olmadığını izhar etmeyi terk etmemelidir.

    Allah Rasûlü (s.a.v.); “Zevcesinin kölesi olan kaymış veya mahrum olmuştur.” buyurmaktadır. Rasûlullah (s.a.v.) bu hükmü, kadının hevâî isteklerinde kadına itaat edenin, kadının kölesi olacağına işaret ederek vermiştir. Cenâb-ı Hakk, kadını erkeğin tasarrufu altına verdiği halde kadının hevasına tabi olan bir erkek, şeytana itaat ediyor demektir. Zira şeytan “…ve elbette onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.”(en-Nisâ, 4/119) demiştir.(5)

    Hulasa, adalet ile gökler ve yer payidar olmuştur. Binaenaleyh haddini tecavüz eden her şey zıddına inkılâp eder. O halde, kadınlarla geçimde mutedil bir yol takip edilmelidir.

    • Koca, eşini kıskanmalıdır. Hasan-ı Basrî (k.s.) şöyle demiştir: “Siz hanımlarınızın çarşı ve pazarlarda erkeklerle sıkışık bir halde gezmelerine müsamaha mı ediyorsunuz? Kıskanmayanı Allah berbat etsin.”
    Ancak kıskançlıkta mutedil hareket etmelidir. Şöyle ki; koca, korkulan işlerin başlangıcından gafil olmamakla beraber zan ve gizli yanlarını tecessüs etmekte de ifrat etmemelidir.

    Hz. Ali (k.v.) şöyle buyurmuştur: “Sakın ifrat derecede ehlini (eşini) kıskanma. Zira böyle yaptığın takdirde kendini haklı çıkarmak için ona kötülük nispet etmek ve çamur atmak mecburiyetinde kalırsın.”

    Allah Rasûlü bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Kıskançlıktan bir nevi vardır ki Allah onu sever; bir kısmı da vardır ki Allah onu sevmez. Allah'ın sevdiği kıskançlık; kişinin (mahreminden haram kılınmış bir fiil görmesi ile) şüphe halinde duyduğu kıskançlıktır. Allah'ın sevmediği kıskançlık ise; şüphe olmadan kıskançlık duymasıdır. Aynı şekilde bir kısım gurur vardır ki Allah hoşlanmaz, bir kısmı da vardır ki Allah hoşlanır. Allah Teâlâ'nın sevdiği gurur; kişinin savaş sırasında ve sadaka verme esnasında nefsine güvenerek duyduğu gururdur. Allah'ın buğz edip sevmediği gurur ise; taşkınlık ve övünme sırasında duyduğu gururdur."(6)

    • Nafaka hususunda da mutedil olmak gereklidir. Müslüman bir kişiye hanımına nafaka vermek hususunda cimrilik yapmak yakışmaz. Ve aynı zamanda israfa kaçmak da uygun değildir. Zira Cenâb-ı Hakk şöyle buyurmaktadır: “Elini bağlayıp boynuna asma (cimrilik yapma!) Ama onu büsbütün de açma (israf etme!) Sonra kınanır ve hasret çeker hale düşersin.”(7)

    Allah Rasûlü bir hadis-i şeriflerinde buyuruyorlar ki; “Bir dinar var Allah yolunda harcadın, bir dinar var köle azat etmede harcadın, bir dinar var fakirler için tasadduk ettin, yine bir dinar var onu da ailen için harcadın. İşte (hep hayırda harcanan) bu dinarların sana en çok sevap getirecek olanı ehlin için harcadığındır.”(8)

    İnfak hususunda gözetilmesi vacip olan hususların en mühimi helalden yedirmektir. Ehline infak etmek için kötü kaynaklardan, haram yoldan kazanç elde etmemelidir. Zira böyle bir kazancı ehline yedirmesi onlar için bir cinayettir. Ve hiçbir zaman onların lehinde bir hareket değildir.

    Kocanın hanımına verdiği önemin tezahürlerinden birisi de, mülk edinme hususunda ona hakkını vermesidir. Kocanın hanımına mehrini vermesi kadının haklarındandır. Velisinin ve yakın akrabalarının, kadının rızası ve isteği dışında mehrinden bir şey almaya hakları yoktur. Cenâb-ı Hakk şöyle buyurmaktadır: “Kadınlara mehirlerini (bir görev olarak) gönül hoşluğuyla verin. Eğer kendi istekleriyle o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da afiyetle yiyin.”(9) Yani kadınlara mehirleri karşılık beklemeden ayrılmış bir pay olarak verilmelidir. Eğer kadın mehre malik olduktan sonra aldatma veya zorlama olmadan kocasına mehrinden bir şey bağışlarsa, kocanın onu gönül rahatlığıyla almasında bir günah yoktur. Eğer kadın utanarak, korkarak veya aldatılarak kocasına malından bir şey verirse kocasının bunu alması helal olmaz. Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor: “Eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz, öbürüne (mehir olarak) yüklerle mal vermiş olsanız dahi ondan hiç bir şeyi geri almayın. İftira ederek ve açık günaha girerek mi verdiğinizi geri alacaksınız? Hem birbirinize karılıp katılmış ve onlar sizden sağlam bir söz almış iken, onu nasıl (geri) alırsınız?”(10)

    • Kocanın görevlerinden birisi de hanımına ehl-i sünnetin inancını telkin etmek, onun kalbinden ve amellerinden bidatleri silmek, dinin gereklerini yerine getirme hususunda ihmalkâr ise onu Allah’ın azabından korkutmak, muhtaç olduğu ahkâmları ona öğretmektir.

    Buraya kadar zikrettiğimiz hususlar İslâm’ın, evlilik hayatının devamı, eşlerin uyum ve huzurunu sağlamak için kocanın yani aile reisinin üzerine yüklemiş olduğu vazifelerin en önemlileridir. Bir sonraki sayıda kadının üzerine düşen vazifeleri açıklamaya çalışacağız. Evlilikten kast olunan huzur ve mutluluk, ancak bu vazifelere gereken itina gösterildiği müddetçe hâsıl olacaktır.
    Allah (c.c.) bizleri, hakkı hak bilip ona tabi olanlardan eylesin! Âmin.


    Cenâb-ı Hakk cümlemizi emirlerine itaat ederek mutlu bir aile ortamı kurup devamını sağlayarak rızasını kazananlardan eylesin! Hakkı hak bilip ona tabi olanlardan eylesin! Âmin

    Kaynakça:
    1. en-Nisâ, 4/19.
    2. İhyâ, İmam Gazâlî, c. 2, s. 111.
    3. İbn-i Mâce, h.no: 624.
    4. Tirmizî, Radâ 11.
    5. B.k.z., İhyâ, İmam Gazâlî, c. 2, s. 115.
    6. Ebû Dâvûd, Cihad 114.
    7. el-İsrâ, 17/29.
    8. Müslim, Zekât 39.
    9. en-Nisâ, 4/4.
    10. en-Nisâ, 4/20-21.





  3. 27.Şubat.2012, 02:01
    2
    Hadimul Müslimin




    Sonsuz hamd-ü senalar; kusur ve noksana delalet eden her çeşit sıfattan münezzeh, kemale delalet eden her nevi vasıfla muttasıf olan Rabbu’l-âlemîn’e, salât ve selamların en seçkini ise; âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasûl-i Kibriyâ Efendimiz’in üzerine olsun!

    İnsan ilişkilerinde güvenin temelini, kişilerin birbirlerine karşı sundukları dürüst davranışlar oluşturur. Karşılıklı gösterilebilecek dürüst davranışlar ise, güven duygusunda yatar.

    Birbirine güvenen ve ortak yaşamın bilincinde olan eşlerin oluşturduğu bir ailenin temelleri sağlam atılmış demektir. Böyle bir ailede de fertler, üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirdikleri takdirde ailenin devamının sağlanması da zor olmayacaktır.

    Makalemizin ilk bölümünde ailenin devam ve huzurunu sağlamak adına kocanın üzerine düşen vazifeler üzerinde durmuştuk. Makalemizin bu bölümünde ise kadın üzerine gereken vazife ve edepleri zikretmeye çalışacağız.

    KADINA DÜŞEN VAZİFE VE EDEBLER

    • Kadın kocasına karşı itaatkâr olmalıdır.İslâm’a göre kadın ve erkek birbirlerinin yardımcıları ve dert ortaklarıdır. Ailenin haricî işlerini yüklenen, evin geçimini temin eden ve her türlü ihtiyacı gidermeye çalışan erkek olduğu için kadın kocasına karşı davranışlarında son derece dikkatli olmalıdır.

    Hâkim’in rivayet ettiğine göre, Hz. Âişe (r.anhâ) şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’e; “Kadının üzerinde en çok hakkı bulunan kimdir?” dedim. Rasûlullah (s.a.v.); “Kocasıdır.” buyurdu. “Kişinin üzerinde en çok hakkı bulunan kimdir?” diye sordum. “Annesidir.” buyurdular.

    Rasûlullah (s.a.v.) bu hakkı vurgulayarak; “Bir kimsenin başka bir kimseye secde etmesini emretseydim, kadının kocasına, ona olan büyük hakkından dolayı secde etmesini emrederdim.” buyurmuştur.(Ebû Dâvûd)

    Cenâb-ı Hakk, sâliha kadınları vasfederken şöyle buyurmuştur: “…İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da gaybı (korunması gerekli olanı) korurlar…”(en-Nisâ, 4/34)

    Yine Allah Rasûlü (s.a.v.) buyuruyor ki: “Kadınların en hayırlısı baktığın zaman seni sevindiren, emrettiğin zaman sana itaat eden, ondan uzak olduğun zaman kendi nefsini ve senin malını koruyandır.”(Müslim, c. IV, s.1958)

    • Kadın kocasına hizmet etmelidir.Karı-koca arasındaki alakanın esası, hak ve görevlerde aralarında eşitliğin bulunmasıdır. Bunun delili Allâh Teâlâ’nın şu âyetidir: “…Kadınların, (eşlerine karşı) yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır…”(el-Bakara, 2/228)

    Karı-koca arasındaki teamül ve aralarındaki hayatın düzeni için İslâm’ın koyduğu esas tabiidir, fıtrîdir. Erkek evin dışında çalışıp kazanmaya, gayret göstermeye daha güçlüdür. Kadın da ev işlerini düzenlemeye, çocukları terbiye etmeye, evde rahat yaşayabilme sebeplerini kolaylaştırmaya, evde huzuru sağlamaya daha güçlüdür. Bunun için erkek kendisine münasip olan şeyle, kadın da tabiatına uygun görevlerle mükellef kılınmıştır.

    Çeşitli işlerle yorulan ve bitkin olan erkek, eve döndüğü zaman karısının kendisini güler yüz ve tatlı dille karşılamasını ve ruhen kendisine destek olmasını ister. Bu sebeple düşünceli bir kadın, kocasını daha kapıda güler yüzle karşılar ve onun gönlünü alarak ruhunu dinlendirmeye çalışır.

    Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak ölürse, o kadın Cennet’e girer.”(Tirmizî)

    Kadın, kocasının üzgün, kederli ve hasta zamanlarında onun bu hâllerini büyük alaka ve anlayışla karşılamalı ve onun gönlünü almak için elinden geleni yapmalıdır. Özellikle hastalandığında gerekli hizmetini görmeli ve asla kalbini kırmamalıdır. Zira zaman değişir ve kendisi de hasta düşebilir. Kadın bütün bu hizmetleri yaparken bunu kendine yük telakki etmemeli ve hizmetini Allah rızası için yapmalıdır. Ancak bu bilinçle yaptığı hizmetinin karşılığını alabileceğini unutmamalıdır.

    • Kadın kocasını beğenmezlik etmemeli ve kocasını tenkit etmemelidir.Kadın, hiçbir zaman güzelliği ile kocasına karşı övünemeyeceği gibi kocasını, yaratılıştan veya sonradan arız olan bir noksanlığından dolayı da azarlayamaz ve bu noksanlığı başına kakamaz. Çünkü onun şeklini beğenmemek onu beğenmemek değil, onu Yaratan’ı beğenmemektir. Zira onun kendi yaratılışında herhangi bir etkisi ve müdahalesi olamaz. Kadın, kocasının bu yönlerini yüzüne vurursa veya onun herhangi bir beceriksizliğini açığa vurursa bu, erkeğin kalbini kırar ve kalbinde karısına karşı bir nefret hissi uyanır. Bu his de zamanla gelişerek ailede huzursuzluğa sebep olur. Bundan dolayı kadın çıkabilecek huzursuzluğun kaynağını çok iyi bilmeli ve her zaman için sabırlı olmaya gayret göstermelidir. Cenâb-ı Hakk’ın takdirine rıza gösterip kocasına karşı sabırlı ve edepli olmalı, itaat ve sevgisinde kusur etmemelidir.

    Aynı zamanda kadın, kocasını küçük düşürecek hareket ve davranışlardan da kaçınmalıdır. Kadın kocasına karşı dışarıda olsun, evinde olsun daima iyi muamele etmeli, terbiye ve nezaketini bozmamalıdır. Arkadaşlarının veya akrabalarının yanın veya ev içinde kadının kocasını tenkit etmesi kocasını son derece üzer.
    Kadın hiçbir zaman şayet varsa malının çokluğuyla övünmemeli, kocasını küçük düşürmekten daima sakınmalıdır. Zira Hz. Hatice Annemiz, Rasûlullah (s.a.v.) ile evlenince bütün malını mülkünü, hatta canını ona teslim etmiş ve bunu yaparken Allah’ın rızasını umduğundan hem dünyada, hem de âhirette saadet ve selamete ermiştir.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: “Allah bana Hatice’den daha hayırlı bir zevce vermemiştir. Bütün insanlar bana inanmazken o bana inandı. Herkes beni yalanlarken o doğruladı. İnsanların benden kaçtıkları bir zamanda o bana malıyla destek oldu. Allah bana başka kadınlardan değil ondan çocuk ihsan etti.”(Müsned, Ahmed b. Hanbel)

    Müslüman kadın, Hz. Hatice’nin ahlâkını kendine örnek almalı ve kocasına karşı olan hareket ve davranışlarını ona göre ayarlamalıdır.
    • Kadın israftan sakınmalıdır.Kadının kanaatkâr olmayı bilmesi, aile saadeti açısından oldukça önemlidir. Kocasının kazandığı malları saçıp savurmamalı ve gereksiz harcamalardan kaçınmalıdır. Kadın kocasının güç yetiremeyeceği harcamalar yaptığı takdirde israf yolunu tercih etmiş olur. Kocasının malını israf etmesi ise, kendisinin ve çocuklarının malını israf etmesi demektir.

    Âişe (r.anhâ)’dan rivayetle Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Bereket yönünden kadınların en hayırlısı, geçimi (idaresi) en kolay olanıdır.”(Ahmet b. Hanbel, El-Hâkim, Beyhâkî)

    Eğer kadının kocası aşırı derecede cimri olursa ve çoluk çocuğunu geçindirecek nafakayı vermezse kadın gizlice kendine ve çocuklarına yetecek kadar miktarı kocasının malından alabilir. Ebû Süfyân’ın karısı Hind, Rasûlullâh (s.a.v.)’e gelerek; “Yâ Rasûlallah! Ebû Süfyân çok cimri bir kimsedir. Bana ve çocuklarıma yetecek derecede nafaka vermiyor. Onun malından gizlice almamda mahzur var mıdır?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.) de; “Örfe göre sana ve çocuklarına yetecek kadarını al.” buyurdu.(Buhârî, Buyû’ 95)

    Ayrıca kocanın karısından, nafakasından fazla kalan yemekleri israf etmeden fakirlere vermesini istemesi güzel bir harekettir. Kadına gereken, böyle hususlarda kocasının açıkça izni yoksa evinden dışarıya herhangi bir şey vermemesidir.

    Kadın, kocasının büyük zahmetlerle eve getirdiği nimetleri onsuz yememeye özen göstermelidir. Kocasının çektiği zahmet ve sıkıntıları düşünerek ona saygıda kusur etmemeye gayret göstermelidir. Bu, eşler arasında sevgi ve muhabbetin gereği olarak yapılmalıdır. Süfyân-ı Sevrî (r.aleyh); “Toplu halde yiyen bir ev halkı üzerine meleklerin ve Allah’ın salavât getirdikleri bize ulaşmıştır.” demiştir.

    • Kadın kocasının hoşlanmadığı kimseyi eve sokmamalıdır.Kadın, kocasının izni olmadan erkek olsun kadın olsun kocasının sevmediği kimseyi evine sokamaz. Bu hak kadına verilmemiştir. Bunun sebebi kötü düşünce ve kıskançlıklara meydan vermemektir. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Kadın kocasının izni olmadan evine kimsenin girmesine izin veremez.”(Buhârî, c.VI, s.150)

    • Kadın kocasının izni olmadan yakınlarını ziyaret etmemelidir.Şayet kadın, kocasının anne ve babasıyla birlikte kalıyorsa onlara kaşı son derece hürmetli olmalıdır. Kocasının nasıl kendi anne babasına hürmet etmesini istiyor ve bundan memnun kalıyorsa, kocasının da aynı şeyi kendisinden beklediğini unutmamalıdır. Böyle bir durum yoksa sıla-i rahmi kesmemeli, kocasının izni dâhilinde akrabalarına ihsan ve ikramda bulunup gönüllerini almalıdır. Böyle bir davranış ailede huzur ve muhabbeti temin eder. Bunun tersi ise aile huzurunun bozulmasına sebep olur. Zamanımızda aile geçimsizliklerinin birçoğunun temelinde bu yatar.

    Kadının anne ve babası kendisini ziyarete gelebiliyorlarsa koca karısını onlara göndermeyebilir. Ancak onların gelip kendi evinde kızlarını haftada bir ziyaret etmelerine mani olamaz. Anne baba dışındaki mahremlerde bu süre 1 yıl olarak belirlenmiştir.(İbn-i Âbidîn, c. 6, s. 602,603)

    İbn-i Batta’nın Ahkâm-ı Nisâ’da Enes (r.a.)’tan rivayet ettiğine göre: Bir adam yolculuğa çıktı ve karısının da evden çıkmasını yasakladı. Arkasından karısının babası hastandı. O da onu ziyaret için Rasûlullah (s.a.v.)’den izin istedi.

    Rasûlullah ona; “Allah’tan kork, kocana muhalefet etme!” buyurdu. Derken babası öldü. Kadın babasının cenazesinde bulunmak için izin istedi. “Allah’tan kork, kocana muhalefet etme!” cevabını aldı. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk, onu kocasına itaatinden dolayı affettiğini Rasûlü’ne vahyetti.

    Şayet koca, hanımının dinî bilgileri öğrenme ihtiyacını karşılayabiliyorsa, bu durumda kadın dinî meseleleri âlimlerden sormak için evinden çıkamaz. Eğer koca bu hususta yeterli olmamakla beraber karısına vekâleten âlimlerden müşkülatını soruyor ve verilen cevabı kendisine haber veriyorsa, kadın bu durumda da dışarıya çıkamaz. Eğer böyle bir durum da yoksa o vakit kadın dinî meselelerini sormak için evinden çıkıp âlimlere gidebilir.

    Kadın, üzerine farz-ı ayn olan meseleleri öğrendikten sonra zikir meclisine gitmek veya daha fazlasını öğrenmek amacıyla evden dışarı çıkmak için kocasının iznine muhtaçtır. Kadın izin hususunda diretip kocasının izin vermediği yere gitmekte ısrar ederse gittiği yerden evine dönünceye kadar üzerine meleklerin ve Cenâb-ı Hakk’ın lanetinin yağdığını aklından çıkarmamalıdır.

    • Kadın yabancı erkeklere bakmamalı ve onlarla konuşmamalıdır.Kadın herhangi bir mecburiyet olmadığı sürece mahremi olmayan erkeklere asla bakmamalıdır. Çünkü bir erkeğin yabancı bir kadına bakması nasıl haramsa, kadınların da yabancı erkeklere bakması öyle haramdır. Cenâb-ı Hakk; “Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini, ta yakalarının üzerine kadar salsınlar…”(en-Nûr, 24/31)

    Ümmü Seleme (r.anhâ) şöyle anlatıyor: Hz. Meymûne Rasûlullah’ın yanındayken ben de oradaydım. Tesettürle emrolunduktan sonra İbn-i Ümmü Mektûm oraya gelmişti. Rasûlullah bize hitaben; “Ondan sakının yani örtünün!” buyurdu. Biz; “O âmâ değil mi, o bizi göremiyor ve bilemiyor?” deyince Rasûlullah (s.a.v.) cevaben şöyle buyurdular: “Siz de mi âmâsınız? O sizi görmese bile siz onu görüyorsunuz.”(Ebû Dâvûd, Libâs 37)

    Buradan şöyle bir sonuca varmak mümkündür: Erkeklerin, gerek erkek gerek kadınların avret mahallerine bakmaları nasıl doğru değilse, kadınların da gerek kadın gerek erkeklerin avret mahallerine bakmaları doğru değildir. Bir erkeğin yabancı bir kadına şehvetle bakması caiz olmadığı gibi bir kadının da yabancı bir erkeğe şehvetle bakması caiz değildir.

    Şehevî istekleri harekete geçiren şeylerin en önemlilerinden birinin ses olduğunda şüphe yoktur. Bu nedenle ailevî huzurun bozulmaması için kadının sesini yabancı erkeklerden muhakkak sakınması lazımdır. Bir âyet-i kerimede Cenâb-ı Hakk şöyle buyurmaktadır: “Ey Peygamber’in hanımları! Siz, kadınlardan her hangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın. Güzel (ve doğru) söz söyleyin.”(el-Ahzâb, 33/33)

    Cenâb-ı Hakk bu âyette Rasûlullah’ın zevcelerine haram ve masiyete giden yolları yasaklamıştır. Âyet her ne kadar Rasûlullah’ın muhterem zevceleri hakkında nazil olmuşsa da bütün Mü’mine hanımları içine alır. Bu âyet-i kerimede anlatılmak istenen kısaca şudur: “Ey Mü’mine hanımlar! Size mahrem olmayan yabancı erkeklerle konuşmanız icap ettiği zaman onlarla tatlı ve latif sözlerle konuşmayın. Eğer böyle yaparsanız kalplerinde eğrilik olanlar sizin hakkınızda tamaha düşebilirler. Onlarla fitneye düşmeyeceğiniz şekilde ağır başlı ve sert bir eda ile konuşun.”

    • Kadın kocasına karşı güzel görünmeli, süslenmelidir.Kadının kocasına karşı kına, güzel koku vb. süs eşyalarıyla süslenmesi hoş karşılanmıştır. Kocasının isteği üzerine kadın, ev içerisinde belli sınırlar koymadan süslenebilir. Böyle davranmakla hem kocasının sevgisini kazanmış, hem de başka kadınlara olan meylini kesmiş olur.

    Kadın gizlenmesi gereken yerlerini sokakta, çarşı pazarda açığa çıkarmaya çalışmamalıdır. Bu davranışın çirkinliği Ahzâb sûresi 33’te şöyle açıklanmıştır: “Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın…”

    Hz. Âişe (r.anhâ)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) mescitte otururken Müzeyne Kabilesi’nden bir kadın süslenmiş olarak ve kibirli bir şekilde yürüyerek mescide girdi. Bunun üzerine Rasûlullah; “Ey insanlar! Kadınlarınızı mescide gelirken güzel koku sürünmek ve süs eşyalarını giymekten menedin. Şüphesiz İsrâiloğulları, kadınlarının süslerini gösterdikleri ve mescitlerde güzel koku kullandıkları için lanetlendiler.”(İbn-i Mâce)

    Kadın, süsünü ve güzelliğini yalnızca kocasına göstermelidir. Aksi davranışlarla fitneye sebep olmamalı ve aile huzurunun öncelikle kendi davranışlarıyla alakalı olduğunun her zaman bilincinde olmalıdır.

    İslâm’ın evliliğe verdiği önem ve evlenmeye teşvik hususunda ortaya koyduğu deliller bellidir. Cenâb-ı Hakk’ın emirlerine ve Allah Rasûlü'nün sünnetlerine riayet edilerek kurulan bir aile, elbette ki Cenâb-ı Hakk’ın rızasına nail olmuş bir birlikteliğin en güzel örneğidir.

    Rasûlullah buyuruyor ki: “Mü’min bir erkek hanımına, hanımı da kendisine baktığı zaman Allah onların her ikisine de rahmet nazarıyla bakar. Erkek hanımının elini tutuğu zaman ise, her ikisinin de günahları parmaklarından dökülür.”(Râfiî, Târih’inde Ebû Said’den)

    Evlilik bağının devamı ve eşlerin birbirleriyle uyumlu bir şekilde geçimi hususunda karı-kocadan her birine düşen görevler vardır. Evliliğin devamının sağlanması için bu görev ve sorumlukların edep ve itidalle yerine getirilmesi her iki taraf için de kaçınılmazdır.

    Kocaya Düşen Vazifeler

    • Kadınlarla iyi geçinmeli ve onlara karşı iyi ahlâklı olmalıdır. Kadınların duyguları erkeklerden farklı olduğu için kocaların böyle yapması onlara merhamet olur. Kur’ân-ı Kerim bunu emretmektedir: “Onlarla iyi geçinin.”(1)

    Allah Rasûlü (s.a.v.) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: “Hanımının kötü ahlâkına karşı sabır gösteren bir Müslüman’a Cenâb-ı Hakk, Eyyûb (a.s.)’a belâsı karşısında vermiş olduğu sevap kadarını verir. Kocasının kötü ahlâklarına karşı sabır gösteren Müslüman bir kadına Firavun’un hanımı Âsiye’nin sevabı kadar Allah tarafından sevap verilir.”(2)

    Bilinmelidir ki, kadınla iyi geçinmek, sadece kadına eziyet etmemek demek değildir. Bilakis kadına eziyet etmediği gibi kadından gelen eziyete de tahammül etmektir. Kadının heyecan ve öfkesi anında hilim ve sabır göstermektir. Böyle yapmakla bir kimse Allah Rasûlü’ne tabi olmuş olur.

    Kadınlarla şakalaşarak ve oynaşarak onların sıkıntılarını savmak, üzüntülerini gidermek ve zahmetlerini unutturmak gerekir. Çünkü böyle davranışlar kadınların gönlünü yumuşatır ve öfkelerini yatıştırır. Allah Rasulü (s.a.v.) de hanımlarıyla şakalaşıyor ve onların seviyesine iniyordu. Haberde varit olmuştur ki, Yüce Peygamber (s.a.v.) herkesten daha çok hanımlarıyla konuşan ve şakalaşan bir kimseydi. Hatta rivayet ediliyor ki, Peygamber (s.a.v.), Hz. Âişe Validemizle yarışıyordu. Rivayet edildiğine göre Âişe Validemiz, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.) benimle koşu yarışı yaptı. Yarışı ben kazandım."(3)

    Yine Allah Rasûlü kadınlara iyi ve yumuşak davranma hususunda şöyle buyurmuştur: "Mü'minler arasında imanca en kâmil olanı, ahlâkça en güzel olanıdır. En hayırlınız da ailesine hayırlı olandır."(4)

    Hz. Ömer (r.a.) sert mizacına rağmen şöyle buyurmuştur: “Müslüman kişi aile efradı içinde çocuk gibi olmalıdır. Ne zaman ailesi (eşi) onun yanındakini (nafakayı) isterlerse o zaman erkek olmalıdır.”

    Göçebe bir hatun, ölen kocasını şöyle vasıflandırıyordu: “Allah’a yemin ederim ki o, eve girdiği zaman güler yüzlü, çıktığında sükûnet hâlindeydi. Bulduğunu yer, kaybolanın nereye gittiğini sormazdı.”

    Bununla beraber şakada ve kadının isteklerine uymakta kadının ahlâkını bozacak ve kendisinin de kadın nezdindeki itibarını düşürecek kadar aşırıya kaçmamalıdır. Bilakis itidalli hareket etmelidir. Kadından herhangi bir münker sadır olduğunu gördüğünde heybetini ve razı olmadığını izhar etmeyi terk etmemelidir.

    Allah Rasûlü (s.a.v.); “Zevcesinin kölesi olan kaymış veya mahrum olmuştur.” buyurmaktadır. Rasûlullah (s.a.v.) bu hükmü, kadının hevâî isteklerinde kadına itaat edenin, kadının kölesi olacağına işaret ederek vermiştir. Cenâb-ı Hakk, kadını erkeğin tasarrufu altına verdiği halde kadının hevasına tabi olan bir erkek, şeytana itaat ediyor demektir. Zira şeytan “…ve elbette onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.”(en-Nisâ, 4/119) demiştir.(5)

    Hulasa, adalet ile gökler ve yer payidar olmuştur. Binaenaleyh haddini tecavüz eden her şey zıddına inkılâp eder. O halde, kadınlarla geçimde mutedil bir yol takip edilmelidir.

    • Koca, eşini kıskanmalıdır. Hasan-ı Basrî (k.s.) şöyle demiştir: “Siz hanımlarınızın çarşı ve pazarlarda erkeklerle sıkışık bir halde gezmelerine müsamaha mı ediyorsunuz? Kıskanmayanı Allah berbat etsin.”
    Ancak kıskançlıkta mutedil hareket etmelidir. Şöyle ki; koca, korkulan işlerin başlangıcından gafil olmamakla beraber zan ve gizli yanlarını tecessüs etmekte de ifrat etmemelidir.

    Hz. Ali (k.v.) şöyle buyurmuştur: “Sakın ifrat derecede ehlini (eşini) kıskanma. Zira böyle yaptığın takdirde kendini haklı çıkarmak için ona kötülük nispet etmek ve çamur atmak mecburiyetinde kalırsın.”

    Allah Rasûlü bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Kıskançlıktan bir nevi vardır ki Allah onu sever; bir kısmı da vardır ki Allah onu sevmez. Allah'ın sevdiği kıskançlık; kişinin (mahreminden haram kılınmış bir fiil görmesi ile) şüphe halinde duyduğu kıskançlıktır. Allah'ın sevmediği kıskançlık ise; şüphe olmadan kıskançlık duymasıdır. Aynı şekilde bir kısım gurur vardır ki Allah hoşlanmaz, bir kısmı da vardır ki Allah hoşlanır. Allah Teâlâ'nın sevdiği gurur; kişinin savaş sırasında ve sadaka verme esnasında nefsine güvenerek duyduğu gururdur. Allah'ın buğz edip sevmediği gurur ise; taşkınlık ve övünme sırasında duyduğu gururdur."(6)

    • Nafaka hususunda da mutedil olmak gereklidir. Müslüman bir kişiye hanımına nafaka vermek hususunda cimrilik yapmak yakışmaz. Ve aynı zamanda israfa kaçmak da uygun değildir. Zira Cenâb-ı Hakk şöyle buyurmaktadır: “Elini bağlayıp boynuna asma (cimrilik yapma!) Ama onu büsbütün de açma (israf etme!) Sonra kınanır ve hasret çeker hale düşersin.”(7)

    Allah Rasûlü bir hadis-i şeriflerinde buyuruyorlar ki; “Bir dinar var Allah yolunda harcadın, bir dinar var köle azat etmede harcadın, bir dinar var fakirler için tasadduk ettin, yine bir dinar var onu da ailen için harcadın. İşte (hep hayırda harcanan) bu dinarların sana en çok sevap getirecek olanı ehlin için harcadığındır.”(8)

    İnfak hususunda gözetilmesi vacip olan hususların en mühimi helalden yedirmektir. Ehline infak etmek için kötü kaynaklardan, haram yoldan kazanç elde etmemelidir. Zira böyle bir kazancı ehline yedirmesi onlar için bir cinayettir. Ve hiçbir zaman onların lehinde bir hareket değildir.

    Kocanın hanımına verdiği önemin tezahürlerinden birisi de, mülk edinme hususunda ona hakkını vermesidir. Kocanın hanımına mehrini vermesi kadının haklarındandır. Velisinin ve yakın akrabalarının, kadının rızası ve isteği dışında mehrinden bir şey almaya hakları yoktur. Cenâb-ı Hakk şöyle buyurmaktadır: “Kadınlara mehirlerini (bir görev olarak) gönül hoşluğuyla verin. Eğer kendi istekleriyle o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da afiyetle yiyin.”(9) Yani kadınlara mehirleri karşılık beklemeden ayrılmış bir pay olarak verilmelidir. Eğer kadın mehre malik olduktan sonra aldatma veya zorlama olmadan kocasına mehrinden bir şey bağışlarsa, kocanın onu gönül rahatlığıyla almasında bir günah yoktur. Eğer kadın utanarak, korkarak veya aldatılarak kocasına malından bir şey verirse kocasının bunu alması helal olmaz. Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor: “Eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz, öbürüne (mehir olarak) yüklerle mal vermiş olsanız dahi ondan hiç bir şeyi geri almayın. İftira ederek ve açık günaha girerek mi verdiğinizi geri alacaksınız? Hem birbirinize karılıp katılmış ve onlar sizden sağlam bir söz almış iken, onu nasıl (geri) alırsınız?”(10)

    • Kocanın görevlerinden birisi de hanımına ehl-i sünnetin inancını telkin etmek, onun kalbinden ve amellerinden bidatleri silmek, dinin gereklerini yerine getirme hususunda ihmalkâr ise onu Allah’ın azabından korkutmak, muhtaç olduğu ahkâmları ona öğretmektir.

    Buraya kadar zikrettiğimiz hususlar İslâm’ın, evlilik hayatının devamı, eşlerin uyum ve huzurunu sağlamak için kocanın yani aile reisinin üzerine yüklemiş olduğu vazifelerin en önemlileridir. Bir sonraki sayıda kadının üzerine düşen vazifeleri açıklamaya çalışacağız. Evlilikten kast olunan huzur ve mutluluk, ancak bu vazifelere gereken itina gösterildiği müddetçe hâsıl olacaktır.
    Allah (c.c.) bizleri, hakkı hak bilip ona tabi olanlardan eylesin! Âmin.


    Cenâb-ı Hakk cümlemizi emirlerine itaat ederek mutlu bir aile ortamı kurup devamını sağlayarak rızasını kazananlardan eylesin! Hakkı hak bilip ona tabi olanlardan eylesin! Âmin

    Kaynakça:
    1. en-Nisâ, 4/19.
    2. İhyâ, İmam Gazâlî, c. 2, s. 111.
    3. İbn-i Mâce, h.no: 624.
    4. Tirmizî, Radâ 11.
    5. B.k.z., İhyâ, İmam Gazâlî, c. 2, s. 115.
    6. Ebû Dâvûd, Cihad 114.
    7. el-İsrâ, 17/29.
    8. Müslim, Zekât 39.
    9. en-Nisâ, 4/4.
    10. en-Nisâ, 4/20-21.








+ Yorum Gönder