Konusunu Oylayın.: Değişmeyen ne kaldı acaba?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Değişmeyen ne kaldı acaba?
  1. 23.Şubat.2012, 13:12
    1
    Misafir

    Değişmeyen ne kaldı acaba?

  2. 23.Şubat.2012, 14:47
    2
    ebuturab
    Site Doktoru

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Mart.2007
    Üye No: 74
    Mesaj Sayısı: 1,714
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 20
    Bulunduğu yer: vuslat-ı nur

    Cevap: Değişmeyen ne kaldı acaba?




    Alıntı


    Alıntı
    Değişmeyen ne kaldı acaba?



    Eskiden dedelerimiz ve ninelerimiz evimizin sultanı başımızın tacıydı. Torunlar, oğullar kızlar ve bütün aile efradı onların etrafında toplanırlar ve evin bütün meselelerini önce onlarla istişare ederlerdi.


    Torunlar ninelerin ve dedelerin masallarıyla büyürdü. Aile bireyleri onları incitmemeye, gönüllerini hoş tutmaya özen gösterirlerdi.

    Onlar Cennete giden yolun yaşlıların gönüllerinden geçtiğini bilirler ve buna inanırlardı.

    Bugün artık her şey değişti. Büyük ebeveynlerimiz huzur evlerinde çocuklarının yollarını gözlüyorlar. Ama hamdolsun, insanların ekseriyeti bir tür algı dönüşümüne uğrasalar da, İslami duyarlılığını kaybetmeyen ve ebeveynlerinin gönüllerini hoş tutmaya çalışan insanlarımız hâlâ var.

    Batı toplumlarında ise aile kurumunun çözüldüğünü ve bu konuda çeşitli arayışların devam ettiğini görüyoruz.

    Bu toplumlar, yaşanan tahribatı ortadan kaldırmak, aile kurumunu yeniden düzenlemek ve ebeveyn çocuk ilişkilerini geliştirebilmek için çeşitli çareler arıyor. Ancak üretilen çözümler, maneviyattan uzak olduğundan tam olarak bir sonucu ulaşamıyorlar ulaşamayacaklar da...

    Son günlerde Belçika'da yapılan bir araştırmadan söz ediliyor.

    Sigorta Şirketi Delta Loyd'un yaptığı araştırmaya göre, her on Belçikalıdan altısı, yardıma muhtaç olan ya da herhangi bir rahatsızlığı olan anne babasına bakmak istemediğini belirtiyor.

    Buna göre Belçikalıların yüzde atmışı hasta ya da bakıma muhtaç anne babasına bakmak ve zor günlerinden onların yanında olmak istemiyor ve sadece on kişiden biri muhtaç ebeveynine evinde bakabileceğini söylüyor.

    Aynı araştırma kapsamında, anne babanın rahatsızlığı durumunda, maddi yardıma ihtiyaç hasıl olursa yardım edilip edilmeyeceği sorulmuş ve insanların yüzde elli yedisi yardım etmem cevabını vermiştir. Bu kimselerin yüzde elli beşinin miras beklentisi içinde de olmadıkları ortaya çıkmıştır. Bütün bunlar bu toplumlarda aile kurumunun aldığı yarayı gözler önüne seriyor.

    Ancak bu toplumların çözüm kaynakları bu sorunu ortadan kaldıracak güçte olmadığından hiçbir şekilde sonuca ulaşılamıyor.
    Yeniden hayat bulacağız

    Hazreti Peygamber, evimizde, işimizde ve hayatımızın bütün alanlarında bizlere yol gösteriyor ve insanlığı öğretmeye devam ediyor. Ama bizler çoğu zaman bir uyku mahmurluğuna kapılarak önümüzü göremeyebiliyoruz. Artık, hayatımızın her anında, onun hayatından neler öğrendiğimiz ve ne kadar ona benzemeye çalıştığımız sorusunu kendimize sormalı ve bilincimizi uyanık hale getirmeliyiz. Hazreti Peygamber, alemlere rahmet olarak gönderilmişti. Bizler bu rahmetin gölgesinde yürümeye ve onun kılavuzluğunda ebediyete göçmeye aday garip ve mahzun müminleriz... Ve, insanların birbirlerine öfke savurduğu, merhamet duygularının gittikçe köreldiği bir dünyada onun rahmetini ve bütün insanlığı kucaklayan şefkatini sadece bilmeye değil aynı zamanda yaşamaya da ihtiyacımız olduğunu da biliyoruz.

    Merhamet duygusu yaratılmışlar arasında sadece insana verilmiştir. O nedenle merhameti olmayanı vahşi bir hayvana benzetmekten hiç kaçınmayız. Merhametli insanları ise iyi insanlar olarak tarif ederiz.

    Aile içinde merhamet terbiyesi anne baba tarafından çocuğa verilmelidir. Peki nasıl? Bazı şeyleri, çocuk anne babayı model alarak öğrenir. Merhamet eğitimi de bu kapsamda ele alınmalıdır. Çocuklarına şefkatle yaklaşan, onlara merhamet eden ebeveynler çocuklarına bu duyguyu empoze etmektedirler. Sevgi dolu bir ailede büyüyen çocuk, ailesiyle ve çevresindeki insanlarla ilişkilerinde de aynı şekilde sevgi ve saygı renginde hareket edecektir. Bu nedenle çocuklara şefkatle muamele etmeli ve onlara örnek olmalıyız.

    Kişinin insanca yaşayabilmesi için, rahmet ve merhamet duygusunu yüreğinin kıvamı haline getirmesi gerekir. Yani, kişi Rahmet Peygamberi nasıl bir rahmet önderliği yapmıştı, ben onun izinde hangi kilometrelerdeyim diye soracak kendine. Evlerimiz, okullarımız, sokaklarımız, rahmetle boyanacak ve en küçük kurumdan başlayarak devletin zirvesine kadar her alanda öteki ilişkisini rahmetle kuşatacağız. Bunu yaptığımızda, öfke, kin ve gurur fucurundan arınmış, saf ve temiz duygularla rahmete dönüşmüş olarak yeniden hayat bulacağız.
    Azimle yürüyen kurbağa

    Doğduğumuzda büyük yeteneklere sahibizdir. Ancak aileden ve çevreden gelen olumsuz değerlendirmeler yeteneklerimizin gelişmesine fırsat vermez ve bizler potansiyelimizi değerlendirme ve engin ufuklara uçma cesareti bulamayız. Çevremizden duyduğumuz "sen yapamazsın, senden adam olmaz, senin gücün yetmez...

    Gibi sözler bizi etkilemiş ve bir süre sonra kendimizi yetersiz görmeye başlamışızdır. Son günlerde sıkça bahsedilen şu hikaye çevremizden gelen olumsuz yönlendirmelerin üzerimizde bıraktığı tesiri açıklar mahiyette:

    Bir kurbağa, bir elektrik direğine tırmanma yarışı düzenler. Yarışmaya katılan kurbağalar yavaş yavaş direğe tırmanmaya başlarlar. Fakat aşağı tarafta bekleyen seyirci kurbağalar start veriyor ve direğe tırmanan kurbağaların cesaretini kırıyorlar. Onlar bütün gücüyle direğe tırmanmaya çalışan kurbağaları izliyor ve konuşmaya devam ediyorlar:

    "Bu güne kadar bu direğe tırmanan olmadı, geçen sefer beş kurbağa düşüp ölmüştü, hatta biri kafalama düşüp ölmüştü. Evet evet hatırlıyorum, dört tanesi elektriğe kapılmıştı, bak şimdi kayacak elleri, şuna bak ayağı tele takılıyor. Bak şimdi kayacak elleri, yok bu iş olmaz, ya bırakırlar bu işi ya da ölümü göze alırlar. Üstelik düşerlerse çok fena olur, zaten çok yüksekteler" Aşağı taraftan kendilerini yönlendiren seyirci kurbağalar direğe tırmanmakta olanların inançlarını tamamen kırarlar ve kurbağalar yavaş yavaş yarışı bırakmaya başlarlar. Bir süre sonra bütün kurbağalar yarışı bırakmıştır sadece biri her şeye rağmen yarışı sürdürmeye kararlıdır. Kurbağa aşağıdan gelen tezahüratlardan hiç etkilenmeden yoluna devam eder, direğin yukarısına kadar ulaşır ve sağ salim geri döner. Döndüğünde bu işi nasıl başardığını sorarlar. Kurbağa işaretlerle durumu anlatmaya çalışır. Çünkü kurbağa sağırdır ve aşağıdan gelen olumsuz tezahüratlardan hiç haberi yoktur. Büyük bir gayretle yarışmayı tamamlayan kurbağa arkadaşlarının niçin bu kadar başarısız olduklarına bir anlam veremez ve yarışmayı başarıyla tamamlar.

    Her çocuk doğuştan yeteneklidir ve yeteneklerini geliştirecek bir ortama ihtiyaç duyar. Ama, anne babalar ve çevre daha hayatın başında onun umutlarını kırarlar. Çünkü büyüklerin zihinlerinde öğrenilmiş yanlış düşünce kalıpları vardır ve bunu çocuğa bir şekilde yansıtırlar.

    Anneler babalar! Lütfen çocuklarınıza "sen yapamazsın, senden bir şey olmaz" sözlerini kullanmayın. Onların hayallerini bu sözlerle yıkmayın. Bunun yerine yapabilirsin, başarabilirsin diyerek onları teşvik edin, yıkıcı olmayın yapıcı olun. Yoksa çocuklar direğin sonuna varmadan geri dönecek ve yeteneklerini geliştirme şansı bulamayacaklar.


  3. 23.Şubat.2012, 14:47
    2
    Site Doktoru



    Alıntı


    Alıntı
    Değişmeyen ne kaldı acaba?



    Eskiden dedelerimiz ve ninelerimiz evimizin sultanı başımızın tacıydı. Torunlar, oğullar kızlar ve bütün aile efradı onların etrafında toplanırlar ve evin bütün meselelerini önce onlarla istişare ederlerdi.


    Torunlar ninelerin ve dedelerin masallarıyla büyürdü. Aile bireyleri onları incitmemeye, gönüllerini hoş tutmaya özen gösterirlerdi.

    Onlar Cennete giden yolun yaşlıların gönüllerinden geçtiğini bilirler ve buna inanırlardı.

    Bugün artık her şey değişti. Büyük ebeveynlerimiz huzur evlerinde çocuklarının yollarını gözlüyorlar. Ama hamdolsun, insanların ekseriyeti bir tür algı dönüşümüne uğrasalar da, İslami duyarlılığını kaybetmeyen ve ebeveynlerinin gönüllerini hoş tutmaya çalışan insanlarımız hâlâ var.

    Batı toplumlarında ise aile kurumunun çözüldüğünü ve bu konuda çeşitli arayışların devam ettiğini görüyoruz.

    Bu toplumlar, yaşanan tahribatı ortadan kaldırmak, aile kurumunu yeniden düzenlemek ve ebeveyn çocuk ilişkilerini geliştirebilmek için çeşitli çareler arıyor. Ancak üretilen çözümler, maneviyattan uzak olduğundan tam olarak bir sonucu ulaşamıyorlar ulaşamayacaklar da...

    Son günlerde Belçika'da yapılan bir araştırmadan söz ediliyor.

    Sigorta Şirketi Delta Loyd'un yaptığı araştırmaya göre, her on Belçikalıdan altısı, yardıma muhtaç olan ya da herhangi bir rahatsızlığı olan anne babasına bakmak istemediğini belirtiyor.

    Buna göre Belçikalıların yüzde atmışı hasta ya da bakıma muhtaç anne babasına bakmak ve zor günlerinden onların yanında olmak istemiyor ve sadece on kişiden biri muhtaç ebeveynine evinde bakabileceğini söylüyor.

    Aynı araştırma kapsamında, anne babanın rahatsızlığı durumunda, maddi yardıma ihtiyaç hasıl olursa yardım edilip edilmeyeceği sorulmuş ve insanların yüzde elli yedisi yardım etmem cevabını vermiştir. Bu kimselerin yüzde elli beşinin miras beklentisi içinde de olmadıkları ortaya çıkmıştır. Bütün bunlar bu toplumlarda aile kurumunun aldığı yarayı gözler önüne seriyor.

    Ancak bu toplumların çözüm kaynakları bu sorunu ortadan kaldıracak güçte olmadığından hiçbir şekilde sonuca ulaşılamıyor.
    Yeniden hayat bulacağız

    Hazreti Peygamber, evimizde, işimizde ve hayatımızın bütün alanlarında bizlere yol gösteriyor ve insanlığı öğretmeye devam ediyor. Ama bizler çoğu zaman bir uyku mahmurluğuna kapılarak önümüzü göremeyebiliyoruz. Artık, hayatımızın her anında, onun hayatından neler öğrendiğimiz ve ne kadar ona benzemeye çalıştığımız sorusunu kendimize sormalı ve bilincimizi uyanık hale getirmeliyiz. Hazreti Peygamber, alemlere rahmet olarak gönderilmişti. Bizler bu rahmetin gölgesinde yürümeye ve onun kılavuzluğunda ebediyete göçmeye aday garip ve mahzun müminleriz... Ve, insanların birbirlerine öfke savurduğu, merhamet duygularının gittikçe köreldiği bir dünyada onun rahmetini ve bütün insanlığı kucaklayan şefkatini sadece bilmeye değil aynı zamanda yaşamaya da ihtiyacımız olduğunu da biliyoruz.

    Merhamet duygusu yaratılmışlar arasında sadece insana verilmiştir. O nedenle merhameti olmayanı vahşi bir hayvana benzetmekten hiç kaçınmayız. Merhametli insanları ise iyi insanlar olarak tarif ederiz.

    Aile içinde merhamet terbiyesi anne baba tarafından çocuğa verilmelidir. Peki nasıl? Bazı şeyleri, çocuk anne babayı model alarak öğrenir. Merhamet eğitimi de bu kapsamda ele alınmalıdır. Çocuklarına şefkatle yaklaşan, onlara merhamet eden ebeveynler çocuklarına bu duyguyu empoze etmektedirler. Sevgi dolu bir ailede büyüyen çocuk, ailesiyle ve çevresindeki insanlarla ilişkilerinde de aynı şekilde sevgi ve saygı renginde hareket edecektir. Bu nedenle çocuklara şefkatle muamele etmeli ve onlara örnek olmalıyız.

    Kişinin insanca yaşayabilmesi için, rahmet ve merhamet duygusunu yüreğinin kıvamı haline getirmesi gerekir. Yani, kişi Rahmet Peygamberi nasıl bir rahmet önderliği yapmıştı, ben onun izinde hangi kilometrelerdeyim diye soracak kendine. Evlerimiz, okullarımız, sokaklarımız, rahmetle boyanacak ve en küçük kurumdan başlayarak devletin zirvesine kadar her alanda öteki ilişkisini rahmetle kuşatacağız. Bunu yaptığımızda, öfke, kin ve gurur fucurundan arınmış, saf ve temiz duygularla rahmete dönüşmüş olarak yeniden hayat bulacağız.
    Azimle yürüyen kurbağa

    Doğduğumuzda büyük yeteneklere sahibizdir. Ancak aileden ve çevreden gelen olumsuz değerlendirmeler yeteneklerimizin gelişmesine fırsat vermez ve bizler potansiyelimizi değerlendirme ve engin ufuklara uçma cesareti bulamayız. Çevremizden duyduğumuz "sen yapamazsın, senden adam olmaz, senin gücün yetmez...

    Gibi sözler bizi etkilemiş ve bir süre sonra kendimizi yetersiz görmeye başlamışızdır. Son günlerde sıkça bahsedilen şu hikaye çevremizden gelen olumsuz yönlendirmelerin üzerimizde bıraktığı tesiri açıklar mahiyette:

    Bir kurbağa, bir elektrik direğine tırmanma yarışı düzenler. Yarışmaya katılan kurbağalar yavaş yavaş direğe tırmanmaya başlarlar. Fakat aşağı tarafta bekleyen seyirci kurbağalar start veriyor ve direğe tırmanan kurbağaların cesaretini kırıyorlar. Onlar bütün gücüyle direğe tırmanmaya çalışan kurbağaları izliyor ve konuşmaya devam ediyorlar:

    "Bu güne kadar bu direğe tırmanan olmadı, geçen sefer beş kurbağa düşüp ölmüştü, hatta biri kafalama düşüp ölmüştü. Evet evet hatırlıyorum, dört tanesi elektriğe kapılmıştı, bak şimdi kayacak elleri, şuna bak ayağı tele takılıyor. Bak şimdi kayacak elleri, yok bu iş olmaz, ya bırakırlar bu işi ya da ölümü göze alırlar. Üstelik düşerlerse çok fena olur, zaten çok yüksekteler" Aşağı taraftan kendilerini yönlendiren seyirci kurbağalar direğe tırmanmakta olanların inançlarını tamamen kırarlar ve kurbağalar yavaş yavaş yarışı bırakmaya başlarlar. Bir süre sonra bütün kurbağalar yarışı bırakmıştır sadece biri her şeye rağmen yarışı sürdürmeye kararlıdır. Kurbağa aşağıdan gelen tezahüratlardan hiç etkilenmeden yoluna devam eder, direğin yukarısına kadar ulaşır ve sağ salim geri döner. Döndüğünde bu işi nasıl başardığını sorarlar. Kurbağa işaretlerle durumu anlatmaya çalışır. Çünkü kurbağa sağırdır ve aşağıdan gelen olumsuz tezahüratlardan hiç haberi yoktur. Büyük bir gayretle yarışmayı tamamlayan kurbağa arkadaşlarının niçin bu kadar başarısız olduklarına bir anlam veremez ve yarışmayı başarıyla tamamlar.

    Her çocuk doğuştan yeteneklidir ve yeteneklerini geliştirecek bir ortama ihtiyaç duyar. Ama, anne babalar ve çevre daha hayatın başında onun umutlarını kırarlar. Çünkü büyüklerin zihinlerinde öğrenilmiş yanlış düşünce kalıpları vardır ve bunu çocuğa bir şekilde yansıtırlar.

    Anneler babalar! Lütfen çocuklarınıza "sen yapamazsın, senden bir şey olmaz" sözlerini kullanmayın. Onların hayallerini bu sözlerle yıkmayın. Bunun yerine yapabilirsin, başarabilirsin diyerek onları teşvik edin, yıkıcı olmayın yapıcı olun. Yoksa çocuklar direğin sonuna varmadan geri dönecek ve yeteneklerini geliştirme şansı bulamayacaklar.





+ Yorum Gönder