Konusunu Oylayın.: Boşanmaların asıl sebebi ne?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Boşanmaların asıl sebebi ne?
  1. 23.Şubat.2012, 13:11
    1
    Misafir

    Boşanmaların asıl sebebi ne?






    Boşanmaların asıl sebebi ne? Mumsema Boşanmaların asıl sebebi ne?


  2. 23.Şubat.2012, 13:11
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 23.Şubat.2012, 14:41
    2
    ebuturab
    Site Doktoru

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Mart.2007
    Üye No: 74
    Mesaj Sayısı: 1,714
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 20
    Bulunduğu yer: vuslat-ı nur

    Cevap: Boşanmaların asıl sebebi ne?




    Alıntı


    Alıntı
    Boşanmaların asıl sebebi ne?




    Dinimiz aile kurumunu cemiyetin vazgeçilmez bir parçası olarak görür. Çünkü aile nesillerin yetiştiği ve topluma hazırlandığı bir kurumdur. Bu anlamda aile kurumu ne kadar güçlü olursa toplum da o kadar güçlü ve sağlıklı olur.
    2011-12-22
    Ne yazık ki, çağımızın getirdiği sorunlar, aile kurumunu derinden sarsıyor ve boşanmalar gün geçtik te daha da artıyor. Boşanan ailelerde ise en büyük yarayı çocuklar alıyor.

    Araştırmalara göre, eşler arasındaki anlaşmazlıklar ve kıskançlık durumu ayrılmaların birinci sebebi olarak görülüyor. Aile araştırmaları Genel müdürlüğünün yaptığı araştırmalara göre ise, flört ile başlayan evlilikler genellikle ilk beş yılda sonlanıyor. Araştırmaya göre boşanma nedenleri ise, kıskançlık, ilgisizlik, çocuğu yapılan kötü muamele, şiddet, ekonomik sorunlar olarak görülüyor.

    Çağımızın getirdiği sorunlar, internet, cep telefonu ve televizyon gibi araçların hayatımızı etkiler hale gelmesi, kadının kocasını bir eş olarak değil de rekabet ettiği yarıştığı biri olarak görmesi karı kocaya algılarının değişmesi yaşanan sorunları tetikliyor ve ayrılmalara neden olabiliyor. Ailenin yeniden düzenlenmesi ve çocukların ebeveynleriyle sıcak bir ortamda yaşamaları için ise, karı kocanın birbirini desteklemeleri ve sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekir. Bunun için kişinin eşiyle ve çocuklarıyla ilişkilerinde Allahın rızasını gözetmesi gerekir.
    Değiştiremiyorsak değişebiliriz

    Bir genç kız, ayrıldığı nişanlısını hiçbir şekilde unutamadığını ve unutmak istedikçe sevgisinin daha da yoğunlaştığını ifade etmiş ve unutmak için neler yapabilirim? Diye sormuş. Hepimizin unutmak, hayatımızdan tamamen silmek istediğimiz şeyler vardır ama bunu bir türlü yapamayız...

    İnsanoğlu, hayat boyu acıdan kaçar ve acıyla yüzleşmekten uzak durur. Çünkü acı ona, yoksunluğunu, çaresizliğini ve güçsüzlüğünü hatırlatır. Böyle zamanlarda kişi, acının ardındaki olaya kilitlenir ve haksızlığa uğradığını, değersiz olduğunu hisseder. O yüzden acıyı bastırır, arka bahçesine atar ve bu kapıya kilit vurur kimseye açmak istemez... Kendisine haksızlık yaptığına inandığı kişi hakkında konuşmak istemez, "konuyu kapatalım" der. Kişi burada acıdan kaçmakta acının üstünü örtmekte ve acıyla yüzleşmekten kaçınmaktadır. Oysa kapattığı üstünü örttüğü her şey onu etki altına almaktadır. Acıyı unutmak yerine eritmek, zayıflatmak ve etkisiz hale getirmek ve onunla birlikte yaşamak kişiyi daha az yorar daha az yıpratır... Ama bu, acıyla yüzleşmeyi gerektirdiğinden insanlar kaçış yolunu tercih ederler...

    Unutma kavramına fizyolojik açıdan bakan kuramcılar, unutmayı, öğrenilen bilgilin beyinde zaman içinde silinmesi olarak açıklarlar. Koşullanma yoluyla öğrenmeye göre ise, pekiştirilmeyen, ödüllendirilmeyen tekrarlarda, uyaranlarla tepkiler arasındaki bağ zayıflayacağından sönme olur ve unutma gerçekleşir. Ancak unutulan şeyler yeniden hatırlanır ve yeniden küllenir. Yaşadığımız işittiğimiz karşılaştığımız şahit olduğumuz her şey belleğimizde saklıdır ve küçük bir çağrışımda hemen ortaya çıkarlar. Bize acı veren hatıralarımız aklımıza geldiğinde ise, "bu da nereden çıktı, hatırlamaz olaydım" der hüzünleniriz... Ama yaşananlar unutulmuş değildir, sadece silik bir nokta gibi belleğin kıyısında yaşamaktadır. Psikanalistlere göre, kişiye acı veren anılar bilinçten uzaklaştırılarak bilinçdışına atılır ve kişi bu şekilde kaygıdan kurtulmaya çalışır.

    Öncelikle şunu kabul etmeliyiz ki, ısrarla unutmak istediğimiz şeyler kendiliğinden unuttuğumuz meselelerden farklıdır. Burada bir incinmişlik, bir tepki ve çıkış yolu arama girişimi vardır. Kişi yaşadığı ihanet baskı ya da haksızlığı zihninden silerek rahatlamak istiyordur... Çünkü ağır bir incinmişlik, ezilmişlik ve hak ettiği sevgiye ulaşamamışlık hissi yaşamaktadır. Kişi sevmiştir, emek vermiştir, zaman harcamıştır ama bunca yatırımlarının neticesinde ihanetle karşılaşmıştır. Unutmak istiyorum diyordur ama arka tarafta aslında, adam yerine konulmadığını, sevilmeye değer olmadığını, küçük düşürüldüğünü aşağılandığını hissetmekte yaşadığı acıyı dindirmek için unutmak istemektedir. Oysa yaşanan her şey zihnimizin toprağında bir iz bırakmıştır ve unutmak mümkün değildir ama yaşananları kabullenmek mümkündür. Bu konuda kişi unutmak istiyorum diye zorlandığında aslında sen sevilmeye değer değilsin, sen zayıfsın diye kendine baskı yapmakta ve kendini cezalandırmaktadır. Böyle zamanlarda kişi unutmak istiyorum diye üsteledikçe üzerinde yoğun bir baskı hissetmektedir. Çünkü buna mecbur hissetmektedir kendini. Sevgisine karşılık bulamayan kişi, sevgisine karşılık bulamadığına sevilmeye layık olmadığına inanmakta ve kendini suçlamaktadır. Kişi her ne kadar ben karşılıksız seviyorum dese de, bütün ilişkilerimizde bir karşılık beklentisi vardır. Beklenen karşılığı bulamadığında kişi kendini haksızlığa uğramış hisseder. Ama insan hayatı, acı, keder neşe, nefrek kin, sevgi, adalet...gibi iyiliğin ve kötülüğün de yer aldığı bir mezradır. Fakat Nihayetinde hayatta ne kadar acı keder, hüzün varsa bir gün hepsi sona erecektir...

    Acıdan kaçmak ve acıyı yok saymak yerine olayları olduğu gibi kabul etmek ve yaşananların bir imtihan olduğunu düşünmek daha yerinde olur. Çünkü kişi bu şekilde yaşadığı baskıdan kurtulur ve hayatın içinde acıyla neşenin yan yana olduğunu anlar.



  4. 23.Şubat.2012, 14:41
    2
    Site Doktoru



    Alıntı


    Alıntı
    Boşanmaların asıl sebebi ne?




    Dinimiz aile kurumunu cemiyetin vazgeçilmez bir parçası olarak görür. Çünkü aile nesillerin yetiştiği ve topluma hazırlandığı bir kurumdur. Bu anlamda aile kurumu ne kadar güçlü olursa toplum da o kadar güçlü ve sağlıklı olur.
    2011-12-22
    Ne yazık ki, çağımızın getirdiği sorunlar, aile kurumunu derinden sarsıyor ve boşanmalar gün geçtik te daha da artıyor. Boşanan ailelerde ise en büyük yarayı çocuklar alıyor.

    Araştırmalara göre, eşler arasındaki anlaşmazlıklar ve kıskançlık durumu ayrılmaların birinci sebebi olarak görülüyor. Aile araştırmaları Genel müdürlüğünün yaptığı araştırmalara göre ise, flört ile başlayan evlilikler genellikle ilk beş yılda sonlanıyor. Araştırmaya göre boşanma nedenleri ise, kıskançlık, ilgisizlik, çocuğu yapılan kötü muamele, şiddet, ekonomik sorunlar olarak görülüyor.

    Çağımızın getirdiği sorunlar, internet, cep telefonu ve televizyon gibi araçların hayatımızı etkiler hale gelmesi, kadının kocasını bir eş olarak değil de rekabet ettiği yarıştığı biri olarak görmesi karı kocaya algılarının değişmesi yaşanan sorunları tetikliyor ve ayrılmalara neden olabiliyor. Ailenin yeniden düzenlenmesi ve çocukların ebeveynleriyle sıcak bir ortamda yaşamaları için ise, karı kocanın birbirini desteklemeleri ve sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekir. Bunun için kişinin eşiyle ve çocuklarıyla ilişkilerinde Allahın rızasını gözetmesi gerekir.
    Değiştiremiyorsak değişebiliriz

    Bir genç kız, ayrıldığı nişanlısını hiçbir şekilde unutamadığını ve unutmak istedikçe sevgisinin daha da yoğunlaştığını ifade etmiş ve unutmak için neler yapabilirim? Diye sormuş. Hepimizin unutmak, hayatımızdan tamamen silmek istediğimiz şeyler vardır ama bunu bir türlü yapamayız...

    İnsanoğlu, hayat boyu acıdan kaçar ve acıyla yüzleşmekten uzak durur. Çünkü acı ona, yoksunluğunu, çaresizliğini ve güçsüzlüğünü hatırlatır. Böyle zamanlarda kişi, acının ardındaki olaya kilitlenir ve haksızlığa uğradığını, değersiz olduğunu hisseder. O yüzden acıyı bastırır, arka bahçesine atar ve bu kapıya kilit vurur kimseye açmak istemez... Kendisine haksızlık yaptığına inandığı kişi hakkında konuşmak istemez, "konuyu kapatalım" der. Kişi burada acıdan kaçmakta acının üstünü örtmekte ve acıyla yüzleşmekten kaçınmaktadır. Oysa kapattığı üstünü örttüğü her şey onu etki altına almaktadır. Acıyı unutmak yerine eritmek, zayıflatmak ve etkisiz hale getirmek ve onunla birlikte yaşamak kişiyi daha az yorar daha az yıpratır... Ama bu, acıyla yüzleşmeyi gerektirdiğinden insanlar kaçış yolunu tercih ederler...

    Unutma kavramına fizyolojik açıdan bakan kuramcılar, unutmayı, öğrenilen bilgilin beyinde zaman içinde silinmesi olarak açıklarlar. Koşullanma yoluyla öğrenmeye göre ise, pekiştirilmeyen, ödüllendirilmeyen tekrarlarda, uyaranlarla tepkiler arasındaki bağ zayıflayacağından sönme olur ve unutma gerçekleşir. Ancak unutulan şeyler yeniden hatırlanır ve yeniden küllenir. Yaşadığımız işittiğimiz karşılaştığımız şahit olduğumuz her şey belleğimizde saklıdır ve küçük bir çağrışımda hemen ortaya çıkarlar. Bize acı veren hatıralarımız aklımıza geldiğinde ise, "bu da nereden çıktı, hatırlamaz olaydım" der hüzünleniriz... Ama yaşananlar unutulmuş değildir, sadece silik bir nokta gibi belleğin kıyısında yaşamaktadır. Psikanalistlere göre, kişiye acı veren anılar bilinçten uzaklaştırılarak bilinçdışına atılır ve kişi bu şekilde kaygıdan kurtulmaya çalışır.

    Öncelikle şunu kabul etmeliyiz ki, ısrarla unutmak istediğimiz şeyler kendiliğinden unuttuğumuz meselelerden farklıdır. Burada bir incinmişlik, bir tepki ve çıkış yolu arama girişimi vardır. Kişi yaşadığı ihanet baskı ya da haksızlığı zihninden silerek rahatlamak istiyordur... Çünkü ağır bir incinmişlik, ezilmişlik ve hak ettiği sevgiye ulaşamamışlık hissi yaşamaktadır. Kişi sevmiştir, emek vermiştir, zaman harcamıştır ama bunca yatırımlarının neticesinde ihanetle karşılaşmıştır. Unutmak istiyorum diyordur ama arka tarafta aslında, adam yerine konulmadığını, sevilmeye değer olmadığını, küçük düşürüldüğünü aşağılandığını hissetmekte yaşadığı acıyı dindirmek için unutmak istemektedir. Oysa yaşanan her şey zihnimizin toprağında bir iz bırakmıştır ve unutmak mümkün değildir ama yaşananları kabullenmek mümkündür. Bu konuda kişi unutmak istiyorum diye zorlandığında aslında sen sevilmeye değer değilsin, sen zayıfsın diye kendine baskı yapmakta ve kendini cezalandırmaktadır. Böyle zamanlarda kişi unutmak istiyorum diye üsteledikçe üzerinde yoğun bir baskı hissetmektedir. Çünkü buna mecbur hissetmektedir kendini. Sevgisine karşılık bulamayan kişi, sevgisine karşılık bulamadığına sevilmeye layık olmadığına inanmakta ve kendini suçlamaktadır. Kişi her ne kadar ben karşılıksız seviyorum dese de, bütün ilişkilerimizde bir karşılık beklentisi vardır. Beklenen karşılığı bulamadığında kişi kendini haksızlığa uğramış hisseder. Ama insan hayatı, acı, keder neşe, nefrek kin, sevgi, adalet...gibi iyiliğin ve kötülüğün de yer aldığı bir mezradır. Fakat Nihayetinde hayatta ne kadar acı keder, hüzün varsa bir gün hepsi sona erecektir...

    Acıdan kaçmak ve acıyı yok saymak yerine olayları olduğu gibi kabul etmek ve yaşananların bir imtihan olduğunu düşünmek daha yerinde olur. Çünkü kişi bu şekilde yaşadığı baskıdan kurtulur ve hayatın içinde acıyla neşenin yan yana olduğunu anlar.






+ Yorum Gönder