Konusunu Oylayın.: İmanın fazlalaşması veya eksilmesi mümkün müdür?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İmanın fazlalaşması veya eksilmesi mümkün müdür?
  1. 21.Şubat.2012, 22:57
    1
    Misafir

    İmanın fazlalaşması veya eksilmesi mümkün müdür?






    İmanın fazlalaşması veya eksilmesi mümkün müdür? Mumsema İmanın fazlalaşması veya eksilmesi mümkün müdür?


  2. 21.Şubat.2012, 23:41
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: İmanın fazlalaşması veya eksilmesi mümkün müdür?




    İmam-ı Azam bu hususu şöyle açıklamıştır:
    “İman ne artar ne de eksilir.”
    Çünkü imanın fazlalığı, ancak küfrün azalmasını, imanın azalması da, ancak küfrün artmasını tasavvur etmek suretiyle anlaşılır. Bu ise, bir kimsenin bir anda hem mü’min, hemde kafir olmasını gerektirir. Bu ise batıldır. Çünkü mü’minin imanında şüphe bulunmaz.
    İman, taalluk ettiği ve ilgili olduğu şey bakımından da artmaz ve eksilmez. Çünkü iman edilecek olan şey Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerinin tamamıdır. Bunların hepsine inanmayıp, bazısına inanılır, bazısına inanılmazsa iman gerçekleşmez.
    Fakat imanın keyfiyyet olarak, yani kuvvetli, zayıf ve kamil olması, istifade ettiği yakin derecelerinin “ilme’l-yakin” “ayne’l-yakin” ve “hakka’l-yakin” gibi değişik olması neticesi farklılık arzeder. İlme’l-yakin, ayne’l-yakin ve hakka’l-yakin mertebelerini daha iyi anlayabilmek için, şöyle bir misal verebiliriz:
    Uzaktan bir duman yükseldiğini görmek, orada ateşin varlığına ilme’l-yakin ile inanmak demektir. Dumanın çıktığı yere gidip ateşi görmek, ateşin varlığına ayne’l-yakin ile inanmaktır. Ateşin yakınına gidip sıcaklığını hissetmek ise, o şeyin ateş olduğuna hakka’l-yakin ile inanmaktır.
    Bunun içindir ki, Aliyyü’l-Kari: “İnananların farklı oluşu, aynı varlığa bakan değişik gözlerin o varlık hakkındaki görüşlerinin farklı oluşu gibidir.” demiştir. Yani, insanların bir şey görme kabiliyeti birbirinden nasıl değişik iseler, insanların imanlarının farklı oluşu da buna benzemektedir. Mesela; görerek inanan kişinin imanı, düşünerek ve haber alarak bilgi edinen ve bu bilgi ile iman eden kişinin imanından daha kuvvetlidir. Bunun içindir ki İbrahim aleyhisselam ölüleri nasıl dirilttiğini göstermesini Allah-u Zülcelal’den istemiştir. Ayet-i kerimede buyrulduğu gibi Allah-u Zülcelal’in: “İnanmadın mı?” sorusuna İbrahim aleyhisselam: “(Gözümle de görerek) Kalbim mutmain olsun diye.” (Bakara; 260) cevap vermiştir.
    Sonuç olarak; imanda ziyade ve noksandan maksat; imanın kuvvetli veya zayıf olmasıdır. Bir kimsenin de imanı bu mana da kuvvetli veya zayıf olabilir. Nitekim, mesela müslümanlardan her hangi birinin imanının, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in veya Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh’ın imanı kadar tahkik ve yakin bakımından kuvvetli olmadığında ittifak vardır.
    İmanın kemalinden sayılan ibadet ve iyi amelin fazla olması imana kuvvet, noksan olması ise zayıflık verir.


  3. 21.Şubat.2012, 23:41
    2
    Hadimul Müslimin



    İmam-ı Azam bu hususu şöyle açıklamıştır:
    “İman ne artar ne de eksilir.”
    Çünkü imanın fazlalığı, ancak küfrün azalmasını, imanın azalması da, ancak küfrün artmasını tasavvur etmek suretiyle anlaşılır. Bu ise, bir kimsenin bir anda hem mü’min, hemde kafir olmasını gerektirir. Bu ise batıldır. Çünkü mü’minin imanında şüphe bulunmaz.
    İman, taalluk ettiği ve ilgili olduğu şey bakımından da artmaz ve eksilmez. Çünkü iman edilecek olan şey Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerinin tamamıdır. Bunların hepsine inanmayıp, bazısına inanılır, bazısına inanılmazsa iman gerçekleşmez.
    Fakat imanın keyfiyyet olarak, yani kuvvetli, zayıf ve kamil olması, istifade ettiği yakin derecelerinin “ilme’l-yakin” “ayne’l-yakin” ve “hakka’l-yakin” gibi değişik olması neticesi farklılık arzeder. İlme’l-yakin, ayne’l-yakin ve hakka’l-yakin mertebelerini daha iyi anlayabilmek için, şöyle bir misal verebiliriz:
    Uzaktan bir duman yükseldiğini görmek, orada ateşin varlığına ilme’l-yakin ile inanmak demektir. Dumanın çıktığı yere gidip ateşi görmek, ateşin varlığına ayne’l-yakin ile inanmaktır. Ateşin yakınına gidip sıcaklığını hissetmek ise, o şeyin ateş olduğuna hakka’l-yakin ile inanmaktır.
    Bunun içindir ki, Aliyyü’l-Kari: “İnananların farklı oluşu, aynı varlığa bakan değişik gözlerin o varlık hakkındaki görüşlerinin farklı oluşu gibidir.” demiştir. Yani, insanların bir şey görme kabiliyeti birbirinden nasıl değişik iseler, insanların imanlarının farklı oluşu da buna benzemektedir. Mesela; görerek inanan kişinin imanı, düşünerek ve haber alarak bilgi edinen ve bu bilgi ile iman eden kişinin imanından daha kuvvetlidir. Bunun içindir ki İbrahim aleyhisselam ölüleri nasıl dirilttiğini göstermesini Allah-u Zülcelal’den istemiştir. Ayet-i kerimede buyrulduğu gibi Allah-u Zülcelal’in: “İnanmadın mı?” sorusuna İbrahim aleyhisselam: “(Gözümle de görerek) Kalbim mutmain olsun diye.” (Bakara; 260) cevap vermiştir.
    Sonuç olarak; imanda ziyade ve noksandan maksat; imanın kuvvetli veya zayıf olmasıdır. Bir kimsenin de imanı bu mana da kuvvetli veya zayıf olabilir. Nitekim, mesela müslümanlardan her hangi birinin imanının, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in veya Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh’ın imanı kadar tahkik ve yakin bakımından kuvvetli olmadığında ittifak vardır.
    İmanın kemalinden sayılan ibadet ve iyi amelin fazla olması imana kuvvet, noksan olması ise zayıflık verir.





+ Yorum Gönder