Konusunu Oylayın.: Allah-u Zülcelal'in, Kur'an-ı Kerimde duaların kabul olunacağına dair va'di vardır. Bazı kimseler dua ediyoruz, fakat dualarımız kabul olmuyor demektedir. Bunun sebebi nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Allah-u Zülcelal'in, Kur'an-ı Kerimde duaların kabul olunacağına dair va'di vardır. Bazı kimseler dua ediyoruz, fakat dualarımız kabul olmuyor demektedir. Bunun sebebi nedir?
  1. 21.Şubat.2012, 21:54
    1
    Misafir

    Allah-u Zülcelal'in, Kur'an-ı Kerimde duaların kabul olunacağına dair va'di vardır. Bazı kimseler dua ediyoruz, fakat dualarımız kabul olmuyor demektedir. Bunun sebebi nedir?






    Allah-u Zülcelal'in, Kur'an-ı Kerimde duaların kabul olunacağına dair va'di vardır. Bazı kimseler dua ediyoruz, fakat dualarımız kabul olmuyor demektedir. Bunun sebebi nedir? Mumsema Allah-u Zülcelal'in, Kur'an-ı Kerimde duaların kabul olunacağına dair va'di vardır. Bazı kimseler dua ediyoruz, fakat dualarımız kabul olmuyor demektedir. Bunun sebebi nedir?


  2. 21.Şubat.2012, 21:54
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Allah-u Zülcelal'in, Kur'an-ı Kerimde duaların kabul olunacağına dair va'di vardır. Bazı kimseler dua ediyoruz, fakat dualarımız kabul olmuyor demektedir. Bunun sebebi nedir?


    Benzer Konular

    - Dualarımız Neden Kabul Olmuyor ? 5 Madde

    - Hutbe: Dualarımız Neden Kabul Olmuyor?

    - Birçok defa duâ ediyoruz Dualarımız neden kabul olmuyor ?

    - Duaların allah tarafından kabul edilmediğine dair birşey tasarladım beynmide

    - Bazen duâ ediyoruz, kabul olmuyor. Nedendir?

  3. 22.Şubat.2012, 00:03
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Allah-u Zülcelal'in, Kur'an-ı Kerimde duaların kabul olunacağına dair va'di vardır. Bazı kimseler dua ediyoruz, fakat dualarımız kabul olmuyor demektedir. Bunun sebebi




    Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
    “Sizden her birinizin duası isti’cal (acele) edilmedikçe kabul olunur. İnsan (acele eder de) dua ettimde kabul olunmadı der. Bundan dolayı umudunu keser ve artık dua etmeyi de bırakır.” (Müslim)
    Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
    “Sizden biri, dua ettim de kabul edilmedi, diyerek acele etmediği müddetçe duası kabul edilir.” (Buhâri, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mâce)
    Bu hadis-i şeriflerden de anlaşıldığı gibi demek ki kulun, gönülden isteyerek Allah-u Zülcelal’e teslim olması gerekmektedir. Allah-u Zülcelal geç verir, hemen verir ya da vermez. Bu O’nun bileceği iştir.
    Allah-u Zülcelal kendisine dua eden kulun duasını kesinlikle kabul eder. Fakat duanın kabul edildiği hemen o anda belli olmayabilir. Bu duanın kabul edildiği bir süre sonra ortaya çıkabileceği gibi bazen de onun kabul edildiği ahirette ortaya çıkabilir.
    Nitekim belirtildiğine göre Hz. Musa, firavun ile kavminin helak edilmesi için dua edip de kardeşi Harun aleyhisselam bu duaya amin deyince, Allah-u Zülcelal onlara vahy yolu ile: “Duanız kabul edildi, siz yolunuzdan şaşmayınız.” buyurmuştur. İbn-i Abbas radıyallahu anh’ın belirttiğine göre, Hz. Musa ve Hz. Harun’un duası ile dileklerinin gerçekleşmesi arasında kırk yıl geçmiştir.
    Bir kul: “Allah-u Zülcelal’e dua ettim, bana cevap vermedi.” derse, hayasızlık ve edebsizlik etmiş, bilmeyerek yalan söylemiş olur.
    Bir kul: “Ey Allah’ım” dediği vakit, Allah-u Zülcelal’in kuluna gerçek icabeti: “Lebbeyk” olur. Yani dediğini duydum demektir. Allah-u Zülcelal’in icabetinden maksad, bir hacetin üstün bir şekilde görülmesi demek değildir. Kul, Allah-u Zülcelal’e: “Ya Rabbi! Bana şunu yap, bunu yap!” der, Allah-u Zülcelal: “Peki, fakat ben bunu sana lüzumlu bir vakitte yaparım.” buyurur.
    Bu vakit, ya dünyada veya ahirettedir. Bu yön Allah-u Zülcelal’in bileceği bir iştir. Yalnız şu cihet iyi bilinmelidir ki, Allah-u Zülcelal her duaya daima: “Lebbeyk” der. Aynı şekilde daima hacetleri karşılar. Hiçbir kimse yoktur ki, ilahi çevre ve azamete başvursun da, haceti görülmeden eli boş dönmüş olsun. Çünkü o öyle bir çevredir ki, orada ikramcıların ikramcısı bulunmaktadır. Böyle büyük bir zat bir kimseyi geri çevirebilir mi?


  4. 22.Şubat.2012, 00:03
    2
    Hadimul Müslimin



    Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
    “Sizden her birinizin duası isti’cal (acele) edilmedikçe kabul olunur. İnsan (acele eder de) dua ettimde kabul olunmadı der. Bundan dolayı umudunu keser ve artık dua etmeyi de bırakır.” (Müslim)
    Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
    “Sizden biri, dua ettim de kabul edilmedi, diyerek acele etmediği müddetçe duası kabul edilir.” (Buhâri, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mâce)
    Bu hadis-i şeriflerden de anlaşıldığı gibi demek ki kulun, gönülden isteyerek Allah-u Zülcelal’e teslim olması gerekmektedir. Allah-u Zülcelal geç verir, hemen verir ya da vermez. Bu O’nun bileceği iştir.
    Allah-u Zülcelal kendisine dua eden kulun duasını kesinlikle kabul eder. Fakat duanın kabul edildiği hemen o anda belli olmayabilir. Bu duanın kabul edildiği bir süre sonra ortaya çıkabileceği gibi bazen de onun kabul edildiği ahirette ortaya çıkabilir.
    Nitekim belirtildiğine göre Hz. Musa, firavun ile kavminin helak edilmesi için dua edip de kardeşi Harun aleyhisselam bu duaya amin deyince, Allah-u Zülcelal onlara vahy yolu ile: “Duanız kabul edildi, siz yolunuzdan şaşmayınız.” buyurmuştur. İbn-i Abbas radıyallahu anh’ın belirttiğine göre, Hz. Musa ve Hz. Harun’un duası ile dileklerinin gerçekleşmesi arasında kırk yıl geçmiştir.
    Bir kul: “Allah-u Zülcelal’e dua ettim, bana cevap vermedi.” derse, hayasızlık ve edebsizlik etmiş, bilmeyerek yalan söylemiş olur.
    Bir kul: “Ey Allah’ım” dediği vakit, Allah-u Zülcelal’in kuluna gerçek icabeti: “Lebbeyk” olur. Yani dediğini duydum demektir. Allah-u Zülcelal’in icabetinden maksad, bir hacetin üstün bir şekilde görülmesi demek değildir. Kul, Allah-u Zülcelal’e: “Ya Rabbi! Bana şunu yap, bunu yap!” der, Allah-u Zülcelal: “Peki, fakat ben bunu sana lüzumlu bir vakitte yaparım.” buyurur.
    Bu vakit, ya dünyada veya ahirettedir. Bu yön Allah-u Zülcelal’in bileceği bir iştir. Yalnız şu cihet iyi bilinmelidir ki, Allah-u Zülcelal her duaya daima: “Lebbeyk” der. Aynı şekilde daima hacetleri karşılar. Hiçbir kimse yoktur ki, ilahi çevre ve azamete başvursun da, haceti görülmeden eli boş dönmüş olsun. Çünkü o öyle bir çevredir ki, orada ikramcıların ikramcısı bulunmaktadır. Böyle büyük bir zat bir kimseyi geri çevirebilir mi?





+ Yorum Gönder