Konusunu Oylayın.: Hz- Hızır kimdir. Bazı insanların dediği gibi hala yaşıyor mudur?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Hz- Hızır kimdir. Bazı insanların dediği gibi hala yaşıyor mudur?
  1. 21.Şubat.2012, 21:51
    1
    Misafir

    Hz- Hızır kimdir. Bazı insanların dediği gibi hala yaşıyor mudur?

  2. 22.Şubat.2012, 00:17
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Hz- Hızır kimdir. Bazı insanların dediği gibi hala yaşıyor mudur?




    Hz. Hızır'ın nebi ya da veli olduğu hususunda ihtilaf vardır. Bazı alimler, onun için peygamber değildir, Allah-u Zülcelal'in salih bir kuludur, demişlerse de, Cumhur-u Ulemaya göre peygamberdir. Hz. Hızır, Hz Musa zamanında yaşamış ve kendisiyle görüşmüştür.

    Hz. Hızır ne kadar yaşamıştır, hala yaşıyor mu? Bu konuda kesin bir şey söylenemez.

    İmam-ı Nevevi, bazı hadislere dayanarak, Hz. Hızır'ın ölmediğini ve kıyamete kadar yaşayacağını beyan etmiştir.

    Bazı alimlere göre ise; Eğer Hz. Hızır yaşasa idi, Hz. Peygamber (a.s.v)'le beraber cihada katılırdı, denildiği gibi, hayatta olup dünyayı gezseydi, mutlaka Hz. Peygamber (a.s.v)'in cenazesinde bulunurdu. Buna göre Hz. Hızır hala hayattadır demek tahminden başka bir şey değildir, demişlerdir.

    Görüldüğü gibi, Hz. Hızır'ın hala yaşıyor olup olmamasında ihtilaf vardır. Hala yaşadığına dair kesin delillerde mevcut değildir. Doğrusunu Allah-u Zülcelal bilir.



  3. 22.Şubat.2012, 00:17
    2
    Hadimul Müslimin



    Hz. Hızır'ın nebi ya da veli olduğu hususunda ihtilaf vardır. Bazı alimler, onun için peygamber değildir, Allah-u Zülcelal'in salih bir kuludur, demişlerse de, Cumhur-u Ulemaya göre peygamberdir. Hz. Hızır, Hz Musa zamanında yaşamış ve kendisiyle görüşmüştür.

    Hz. Hızır ne kadar yaşamıştır, hala yaşıyor mu? Bu konuda kesin bir şey söylenemez.

    İmam-ı Nevevi, bazı hadislere dayanarak, Hz. Hızır'ın ölmediğini ve kıyamete kadar yaşayacağını beyan etmiştir.

    Bazı alimlere göre ise; Eğer Hz. Hızır yaşasa idi, Hz. Peygamber (a.s.v)'le beraber cihada katılırdı, denildiği gibi, hayatta olup dünyayı gezseydi, mutlaka Hz. Peygamber (a.s.v)'in cenazesinde bulunurdu. Buna göre Hz. Hızır hala hayattadır demek tahminden başka bir şey değildir, demişlerdir.

    Görüldüğü gibi, Hz. Hızır'ın hala yaşıyor olup olmamasında ihtilaf vardır. Hala yaşadığına dair kesin delillerde mevcut değildir. Doğrusunu Allah-u Zülcelal bilir.



  4. 22.Şubat.2012, 00:47
    3
    berkehan
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Ekim.2010
    Üye No: 79359
    Mesaj Sayısı: 265
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 47

    Cevap: Hz- Hızır kimdir. Bazı insanların dediği gibi hala yaşıyor mudur?

    Biz, senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar? Enbiya 34

    Yukarıdaki ayetten anladığımız.Hızır inancındaki gibi bir insan hiç yaşamamıştır.

    Hızır İslam kaynaklı bir inanç değildir.Hızır a çok tanrılı dinlerde rastlanır.Kısaca tabiatın canlanmasını sağlayan bitki tanrısı diyebiliriz.

    Hadis alimleri Hızır hakkındaki hadislerin tamamının uydurma olduğunda ittifak etmişlerdir.


  5. 22.Şubat.2012, 00:47
    3
    berkehan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Biz, senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar? Enbiya 34

    Yukarıdaki ayetten anladığımız.Hızır inancındaki gibi bir insan hiç yaşamamıştır.

    Hızır İslam kaynaklı bir inanç değildir.Hızır a çok tanrılı dinlerde rastlanır.Kısaca tabiatın canlanmasını sağlayan bitki tanrısı diyebiliriz.

    Hadis alimleri Hızır hakkındaki hadislerin tamamının uydurma olduğunda ittifak etmişlerdir.


  6. 22.Şubat.2012, 04:25
    4
    Ufkuaçık
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ekim.2008
    Üye No: 35628
    Mesaj Sayısı: 693
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 57

    Cevap: Hz- Hızır kimdir. Bazı insanların dediği gibi hala yaşıyor mudur?

    Hızır'ın asıl adı İlyas aleyhisselam olduğu rivayet edilmektedir.


  7. 22.Şubat.2012, 04:25
    4
    Devamlı Üye
    Hızır'ın asıl adı İlyas aleyhisselam olduğu rivayet edilmektedir.


  8. 22.Şubat.2012, 15:23
    5
    Ercan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Temmuz.2011
    Üye No: 88468
    Mesaj Sayısı: 3,121
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: Gaziantep

    Cevap: Hz- Hızır kimdir. Bazı insanların dediği gibi hala yaşıyor mudur?

    Alıntı
    Yukarıdaki ayetten anladığımız
    .
    Hızır inancındaki gibi bir insan hiç yaşamamıştır
    .

    Hızır İslam kaynaklı bir inanç değildir
    .
    Hızır a çok tanrılı dinlerde rastlanır
    .
    Kısaca tabiatın canlanmasını sağlayan bitki tanrısı diyebiliriz
    .

    Hadis alimleri Hızır hakkındaki hadislerin tamamının uydurma olduğunda ittifak etmişlerdir
    .



    Berkehan kardeş böyle keskin ve net bir şekilde konuyu kestirip atmışsın. Siteye giren ve birşeyler öğrenmek isteyen kardeşlerimizi yanlış yönlendirmeyelim inşallah. Hz. Hızır yaşamıştır. Hz. Musa ile seyahatleri de Buhari ve Müslimin sahih hadisleri ile sabittir.

    Ayrıntılı bilgi:

    Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri Mektubat eserinde, Hızır (as)'ın ha¬yatıyla ilgili bazı muhaddis ve âlimlerin, umum ve cumhur-u ulemaya nisbeten çok hafif ve ufak ihtilâflarına işaret ederek ihtilaflı tarafı hiç tahlile girişmeden konunun sıhhatli ve cumhur-u ulemanın ittifaklı bulunduğu tarafı açıklar. İlmî ve aklî delilleri de arkasında destek yapar ve Hızır (as) hayatta olduğunu, fakat ikinci hayat mertebesinde bulunduğundan bir kısım ulemânın onun hayatından şüphe ettiklerini, Hazret-i Hızır ile Hazret-i İlyas Aleyhimesselâmın yeryüzünde yaşadıkları halde, bize göre serbest bir hayatları olduğunu, bizi sınırlayan ve dar kalıplara sokan zorunlulukların ve sınırlamaların onlara gelince çözüldüğünü, hükümsüz kaldığını ve devreden çıktığını, meselâ bir anda bir çok yerde bulunabildiklerini, beşeriyet kayıtlarıyla hareket kabiliyetlerinin kısıtlanmadığını, isterlerse yiyip içtiklerini, fakat bizim gibi mecbur olmadıklarını, şuhud ve keşif ehli evliyanın Hazret-i Hızır’la (as) mâcerâları bulunduğunu, hattâ evliyâ makamlarından bir makamın makam-ı Hızır tabir edildiğini, bu makama gelen bir velînin Hazret-i Hızır (as) ile görüştüğünü ve Hazret-i Hızır’dan ders aldığını, bazen de yanlış olarak bu makam sahibinin Hızır (as) zannedildiğini kaydeder

    Biz burada mevzudaki bazı âlimlerin ihtilâflarının kaynağını, yani; "Hayatta değildir" diyenlerin dayandıkları kaynakları ve bunlara karşı verilmiş cevapları çok kısaca kaydetmek istiyoruz.

    Başta İmam-ı Buhari olmak üzere bazı muhaddisler, Resul-i Ekrem'in (asm.): ""Sizin bu geceniz var ya, bundan yüz sene sonra, şu anda mevcutlardan kimse yeryüzünde kalmayacaktır" (Buhari, İlim, 41) hadisine göre, Hızır (as)’ın da, o asır içinde vefat etmiş olacağı kanaatini ileri sürmüşlerdir.

    İbn-ül Cevzî gibi bazı zâtlar da, Kur'anın "Senden önce hiç bir beşere dünyada daimîlik ve beka vermedik" (Enbiya Suresi, 34) âyetiyle, Resulullah'tan (asm.) önce Hızır (a.s)'ın vefat etmiş olacağına hükmetmişlerdir.

    Başta yukarıdaki Hadîsi rivayet eden Hz. Abdullah bin Ömer (r.a) ol¬mak üzere, birçok hadîs şarihleri, Resulullah'ın o hadîsi asır olarak şimdi yaşayanların hepsinin vefat edeceğini haber vermiş, demişlerdir. Yani, Allah'ın bir umumî kanunu olarak bu günden yüz sene sonra, şimdi yaşayanların hepsi vefat eder ve asır son bulur, demektir. Ayrıca Hadiste geçen “Sizin bu geceniz var ya” ifadesinde geçen “siz” kelimesi de Ümmet-i Muhammedden önce yaşayanları içine almadığını gösterir. Öyleyse Peygamberimizin ümmetinden o zaman hayatta olanların yüz sene içinde öleceği bildirilmiştir. (Ayni, Umdetü’l-Kari, I. Cilt II. Cüz 175-177) Buna göre İsa, İdris, Hızır ve İlyas aleyhimüsselam bunların dışında kalır.

    Konuyla ilgili Ayet Peygamber'e hitaben der ki: "Senden evvel yaşayan hiçbir beşere dünyada ebedilik ve beka vermedik. Öyle ise, sen de ve sizler de onlar gibi dünyada baki kalmayacaksınız." Halbuki, Hz. Musa'dan (a.s) çok evvel¬den beri hayatta kalmış ve Hz. Musa ile beraber seyahati ve macerası, yine Buharı ve Müslim'in sahih hadîsleriyle sabit olmuş olan Hz. Hızır'ın (a.s) vefatını bu ayetin genel hükmünden ayrı tutmak uygun olacaktır. Aksi halde aynı âyetin umumî kaide ve hükmüyle, Hazret-i İsa ve İdris Aleyhimesselâmların vefatlarını da düşünmek icab edecektir ki; Kur'anın ayetlerine zıt bir fikre saplanmak olur. Demek ki ayeti kerimeyi, her canlının mutlaka öleceği ve ebediliğin ancak Allaha mahsus olduğunun bildirilmesi şeklinde yorumlamak münasiptir.

    Hz. Hızır'ın (as.) Hz. Peygamber'le (asm) görüştüğü ve bazı sahabelerin onu gördükleri hakkında rivayetler ve İslam Alimlerinin onun hala hayatta olduğunu kabul ettiklerini gösteren kaynaklar için bazı kitapların isimlerini vermekle yetiniyoruz. (El-lsabe - İbn-i Hacer 1/429-452; Sahih-i Müslim 4/1847 ve 2050; Şerh-üs Sünne - Begavî 15/280; Cem'-ül Fevaid 1/43; Müsned-ül Firdevs 1/345 ve 427, 5/504; Cem'-ül Cevami' - Suyutî hadîs no: 4118 ve 70707; Kenz-ül Ummal ha¬dîs no: 34409; Mevarid-üz Zam'an - İbn-i Hibban hadîs no: 2092; Tirmizî hadîs no: 30151; Züher-ül Firdevs - İbn-i Hacer 4/401; İhya-u Ulûm-id Din 1/336; El-Feth-ül Kebir 1/439; Şerh-i Müslim - Nevevî 8/234; Râmuz-ül Ehadîs sh: 198; Nur-ul Ebsar sh: 157, 258 ve 270; El-Musannef - San'anî 2/393; El-Feth-ür Rabbani - Geylanî sh: 240 ….)
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  9. 22.Şubat.2012, 15:23
    5
    Devamlı Üye
    Alıntı
    Yukarıdaki ayetten anladığımız
    .
    Hızır inancındaki gibi bir insan hiç yaşamamıştır
    .

    Hızır İslam kaynaklı bir inanç değildir
    .
    Hızır a çok tanrılı dinlerde rastlanır
    .
    Kısaca tabiatın canlanmasını sağlayan bitki tanrısı diyebiliriz
    .

    Hadis alimleri Hızır hakkındaki hadislerin tamamının uydurma olduğunda ittifak etmişlerdir
    .



    Berkehan kardeş böyle keskin ve net bir şekilde konuyu kestirip atmışsın. Siteye giren ve birşeyler öğrenmek isteyen kardeşlerimizi yanlış yönlendirmeyelim inşallah. Hz. Hızır yaşamıştır. Hz. Musa ile seyahatleri de Buhari ve Müslimin sahih hadisleri ile sabittir.

    Ayrıntılı bilgi:

    Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri Mektubat eserinde, Hızır (as)'ın ha¬yatıyla ilgili bazı muhaddis ve âlimlerin, umum ve cumhur-u ulemaya nisbeten çok hafif ve ufak ihtilâflarına işaret ederek ihtilaflı tarafı hiç tahlile girişmeden konunun sıhhatli ve cumhur-u ulemanın ittifaklı bulunduğu tarafı açıklar. İlmî ve aklî delilleri de arkasında destek yapar ve Hızır (as) hayatta olduğunu, fakat ikinci hayat mertebesinde bulunduğundan bir kısım ulemânın onun hayatından şüphe ettiklerini, Hazret-i Hızır ile Hazret-i İlyas Aleyhimesselâmın yeryüzünde yaşadıkları halde, bize göre serbest bir hayatları olduğunu, bizi sınırlayan ve dar kalıplara sokan zorunlulukların ve sınırlamaların onlara gelince çözüldüğünü, hükümsüz kaldığını ve devreden çıktığını, meselâ bir anda bir çok yerde bulunabildiklerini, beşeriyet kayıtlarıyla hareket kabiliyetlerinin kısıtlanmadığını, isterlerse yiyip içtiklerini, fakat bizim gibi mecbur olmadıklarını, şuhud ve keşif ehli evliyanın Hazret-i Hızır’la (as) mâcerâları bulunduğunu, hattâ evliyâ makamlarından bir makamın makam-ı Hızır tabir edildiğini, bu makama gelen bir velînin Hazret-i Hızır (as) ile görüştüğünü ve Hazret-i Hızır’dan ders aldığını, bazen de yanlış olarak bu makam sahibinin Hızır (as) zannedildiğini kaydeder

    Biz burada mevzudaki bazı âlimlerin ihtilâflarının kaynağını, yani; "Hayatta değildir" diyenlerin dayandıkları kaynakları ve bunlara karşı verilmiş cevapları çok kısaca kaydetmek istiyoruz.

    Başta İmam-ı Buhari olmak üzere bazı muhaddisler, Resul-i Ekrem'in (asm.): ""Sizin bu geceniz var ya, bundan yüz sene sonra, şu anda mevcutlardan kimse yeryüzünde kalmayacaktır" (Buhari, İlim, 41) hadisine göre, Hızır (as)’ın da, o asır içinde vefat etmiş olacağı kanaatini ileri sürmüşlerdir.

    İbn-ül Cevzî gibi bazı zâtlar da, Kur'anın "Senden önce hiç bir beşere dünyada daimîlik ve beka vermedik" (Enbiya Suresi, 34) âyetiyle, Resulullah'tan (asm.) önce Hızır (a.s)'ın vefat etmiş olacağına hükmetmişlerdir.

    Başta yukarıdaki Hadîsi rivayet eden Hz. Abdullah bin Ömer (r.a) ol¬mak üzere, birçok hadîs şarihleri, Resulullah'ın o hadîsi asır olarak şimdi yaşayanların hepsinin vefat edeceğini haber vermiş, demişlerdir. Yani, Allah'ın bir umumî kanunu olarak bu günden yüz sene sonra, şimdi yaşayanların hepsi vefat eder ve asır son bulur, demektir. Ayrıca Hadiste geçen “Sizin bu geceniz var ya” ifadesinde geçen “siz” kelimesi de Ümmet-i Muhammedden önce yaşayanları içine almadığını gösterir. Öyleyse Peygamberimizin ümmetinden o zaman hayatta olanların yüz sene içinde öleceği bildirilmiştir. (Ayni, Umdetü’l-Kari, I. Cilt II. Cüz 175-177) Buna göre İsa, İdris, Hızır ve İlyas aleyhimüsselam bunların dışında kalır.

    Konuyla ilgili Ayet Peygamber'e hitaben der ki: "Senden evvel yaşayan hiçbir beşere dünyada ebedilik ve beka vermedik. Öyle ise, sen de ve sizler de onlar gibi dünyada baki kalmayacaksınız." Halbuki, Hz. Musa'dan (a.s) çok evvel¬den beri hayatta kalmış ve Hz. Musa ile beraber seyahati ve macerası, yine Buharı ve Müslim'in sahih hadîsleriyle sabit olmuş olan Hz. Hızır'ın (a.s) vefatını bu ayetin genel hükmünden ayrı tutmak uygun olacaktır. Aksi halde aynı âyetin umumî kaide ve hükmüyle, Hazret-i İsa ve İdris Aleyhimesselâmların vefatlarını da düşünmek icab edecektir ki; Kur'anın ayetlerine zıt bir fikre saplanmak olur. Demek ki ayeti kerimeyi, her canlının mutlaka öleceği ve ebediliğin ancak Allaha mahsus olduğunun bildirilmesi şeklinde yorumlamak münasiptir.

    Hz. Hızır'ın (as.) Hz. Peygamber'le (asm) görüştüğü ve bazı sahabelerin onu gördükleri hakkında rivayetler ve İslam Alimlerinin onun hala hayatta olduğunu kabul ettiklerini gösteren kaynaklar için bazı kitapların isimlerini vermekle yetiniyoruz. (El-lsabe - İbn-i Hacer 1/429-452; Sahih-i Müslim 4/1847 ve 2050; Şerh-üs Sünne - Begavî 15/280; Cem'-ül Fevaid 1/43; Müsned-ül Firdevs 1/345 ve 427, 5/504; Cem'-ül Cevami' - Suyutî hadîs no: 4118 ve 70707; Kenz-ül Ummal ha¬dîs no: 34409; Mevarid-üz Zam'an - İbn-i Hibban hadîs no: 2092; Tirmizî hadîs no: 30151; Züher-ül Firdevs - İbn-i Hacer 4/401; İhya-u Ulûm-id Din 1/336; El-Feth-ül Kebir 1/439; Şerh-i Müslim - Nevevî 8/234; Râmuz-ül Ehadîs sh: 198; Nur-ul Ebsar sh: 157, 258 ve 270; El-Musannef - San'anî 2/393; El-Feth-ür Rabbani - Geylanî sh: 240 ….)
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  10. 22.Şubat.2012, 17:19
    6
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hz- Hızır kimdir. Bazı insanların dediği gibi hala yaşıyor mudur?

    Alıntı
    Hızır İslam kaynaklı bir inanç değildir
    .
    Hızır a çok tanrılı dinlerde rastlanır
    .
    Kısaca tabiatın canlanmasını sağlayan bitki tanrısı diyebiliriz
    .
    Bu yazıdaki ayetler sana delil olsun berkehan kardeş
    bizim inandığımız şamanların hıdırellez hıdırı değil
    sağlam kaynaklardan bilgi almalısın
    bizi ilgilendiren Kur'an-ı Kerimde bildirilen Hızır(a.s)dir




    ----------------------------------

    HZ. MUSA VE HZ. HIZIR KISSASI


    Hz.Musa ve genç yardımcısının “iki denizin birleştiği yere” yaptıkları yolculuk
    Hani Musa genç yardımcısına demişti: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim." (Kehf Suresi, 60)Balık, buluşma yerinin tam olarak belirlenmesinde bir işaret olmuşturBöylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu. (Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: "Yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk." (Genç-yardımcısı) Dedi ki: "Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı şeytandan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu." (Musa) Dedi ki: "Bizim de aradığımız buydu." Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler. (Kehf Suresi, 61-64)Ayetlerden Hz. Musa ve genç yardımcısının yanlarında yemek üzere bir balık getirdikleri anlaşılmaktadır. Ancak henüz yeme vakitleri gelmeden evvel, Allah bu balığı ikisine birden unutturmuş, balık da onların unuttukları bu anda akıntıya doğru gidip, yanlarından uzaklaşmıştır.Ancak bu unutmanın pek çok hikmetleri vardır. Allah bir hayır ve hikmet üzerine ikisine birden yiyeceklerini unutturmuştur. Hz. Musa'nın iki denizin birleştiği yere gelmesinin nedeni, Kehf Suresi'nin devamında hakkında bilgiler verilen önemli ve kutlu bir şahısla görüşmektir. Kaderde belirlenmiş bu yere ulaşmak için Hz. Musa ve genç yardımcısı uzun zaman geçirmişlerdir. Ancak bu buluşmanın tam yerine ulaşabilmek için daha fazla detaya ihtiyaçları vardır. Çünkü iki denizin birleştiği yer olarak ifade edilen mekan geniş bir alanı ifade etmektedir. Böyle geniş bir alanın hangi noktasında buluşacaklarını bilmeden, aradıkları kişiyi bulmaları çok zor olabilir. İşte bu aşamada balığın kaçışının bir hikmeti ortaya çıkmaktadır. Bu kaçış açık bir işarettir. Çünkü balık, aradığı (Hz. Hızır olduğu tahmin edilen) kutlu şahıs ile Hz. Musa'nın buluşacakları yerin detayının tespitinde bir görev üstlenmiştir. Musa Peygamber ve yardımcısının unutması sonucu balığın kaçtığı yer, onların buluşma noktasını belirlemektedir. Allah bu buluşmanın nokta tayinini, balığın kaçışını vesile kılarak gerçekleştirmektedir.Hz. Musa’nın üstün merhamet ve ilim sahibi Hz. Hızır ile buluşmasıDerken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular. (Kehf Suresi, 65)Allah kullarına karşı sonsuz merhamet sahibidir, Rahman ve Rahim'dir. Hz. Musa'nın buluşmak üzere yola çıktığı Hz. Hızır ise Allah'ın kendisine rahmet verdiği bir kişidir. Yani Allah'ın Rahman ve Rahim sıfatı Hz. Hızır üzerinde tecelli etmektedir. Allah, Hz. Hızır'a Kendi katından üstün bir ilim vermiş ve onu üstün bir kul kılmıştır. Hz. Musa tabi olmak için Hz. Hızır’dan izin istemiştirMusa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" (Kehf Suresi, 66)Ayetlerde geçen ifadelerden, Hz. Musa'nın buluşacağı bu kutlu kişi hakkında daha önceden vahiy ile detaylı bilgi aldığı anlaşılmaktadır. Söz konusu durumu ortaya koyan pek çok delil vardır. Örneğin Hz. Musa buluşacağı yere, bulunduğu yere göre oldukça uzak olmasına rağmen gitmek için bir çaba sarf etmiştir. Çünkü orada buluşacağı kişinin kendisine çok fazla fayda vereceğine emindir. Bunun herhangi bir buluşma olmadığını, çok özel bir buluşma olduğunu bilmektedir. O nedenle her türlü zorluğu göze almakta, uzun bir yol katetmektedir. Ayrıca buluşur buluşmaz karşısındaki kişiyi hemen tanımış, onun üstün ahlakını ve ilmini fark etmiş ve kendisine tabi olmayı talep etmiştir. Bu da karşısındaki kişinin ilim öğretilen, kutlu bir kişi olduğunun kendisine önceden bildirmiş olabileceğini göstermektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)Hz. Hızır’ın Hz. Musa’ya verdiği cevapDedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin." (Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" (Kehf Suresi, 67-68)Ayetlerde dikkat çekildiğine göre Hz. Hızır da Hz. Musa hakkında detaylı bilgiye sahiptir. Üstelik konuşmalarından Hz. Hızır'ın geleceğe dair bazı bilgilere de Allah'ın bildirmesiyle sahip olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Hızır, Hz. Musa'nın talebini dinledikten sonra ona hemen kendisiyle birlikte olmaya sabır gösteremeyeceğini söylemiştir. Daha hiçbir olay olmadan, Hz. Musa'nın nasıl bir tavır göstereceğini bilmeden ve görmeden Hz. Hızır'ın böyle bir açıklamada bulunması çok dikkat çekicidir. Bunun nedeni ise Allah’ın dilemesiyle Hz. Hızır'ın geleceği bilmesidir. (En doğrusunu Allah bilir.) Hz. Musa inşallah diyerek söz vermiştir(Musa "İnşaallah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi. (Kehf Suresi, 69)Ayette görüldüğü üzere, Hz. Musa, Hz. Hızır'ın söylediği sözler karşısında hemen Müslümanca bir tavır göstermekte ve "İnşallah" -yani "eğer Allah dilerse"- diye cevap vermektedir. Bu kelime müminlerin Allah'a olan teslimiyetlerinin, kaderin her an işlediğini bildiklerinin, Allah dilemedikçe hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerinin farkında olduklarının bir ifadesidir. Hz. Hızır Hz. Musa’dan açıklayıncaya kadar kendisine soru sormamasını istemiştirDedi ki: "Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar." (Kehf Suresi, 70)Hz. Musa ve Hz. Hızır kıssası ile peygambere ve elçilere uymanın önemine bir kez daha dikkat çekilmektedir. Bu tabiyet esnasında müminlerin titiz bir saygı göstermeye ehemmiyet vermeleri gerekmektedir. Eğer yapılan bir hareketin ya da söylenen bir sözün hikmetleri görülmüyorsa, o zaman Müslümana düşen şey; tabi olduğu elçinin veya mürşidin, hikmetlerini açıklamasını saygıyla beklemektir. Bu bakış açısına sahip bir Müslüman, yapılanın aslında son derece isabetli ve doğru olduğunu hemen fark edecek ve ilk baştaki tavrının hatalı olduğunu kolaylıkla anlayacaktır. Nitekim ayetlerde de tabi olunan kişinin gerekli gördüğü zaman yaptığı işlerin, aldığı kararların ve söylediği sözlerin hikmetini öğütle açıklayacağı bildirilmektedir. Örneğin Hz. Hızır Kehf Suresi'nin bu ayetinde "ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar" diyerek, Hz. Musa'ya karşılaştığı olayların hikmetini açıklayacağını hissettirmiştir.Hz. Hızır bindikleri gemiyi delmiştir Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın." (Kehf Suresi, 71)Kehf Suresi'nin bu ayetinden Hz. Musa'nın Hz. Hızır ile olan yolculuğu sırasında yanına genç arkadaşını almadığı anlaşılmaktadır. Bu seçimin pek çok hikmeti olabilir. Ancak bunlardan biri, ikili eğitimin önemine işaret etmesidir.Ayette bildirilen olay, Hz. Hızır'ın ilk karşılaştıklarında ona söylediği sabır gösteremeyeceği olaylardan birinin kaderinde gerçekleştiği andır. Hz. Hızır'a geleceğe dair verilen bilginin bir kısmı böylece gerçekleşmiştir. Hz. Musa Hz. Hızır’dan aldığı eğitimin devam etmesini talep etmiştirDedi ki: "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?" (Musa)"Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma" dedi. (Kehf Suresi, 72-73)Kehf Suresi'ndeki bu ayetlerde, Hz. Hızır'ın konuşmalarındaki kesinlik dikkati çekmektedir. Hz. Hızır, gerçekleşecek olan olayları bildirirken çok emin bir üslupla konuşmaktadır. Hz. Musa'nın hiçbir şekilde sabredemeyeceğini "kesinlikle" diyerek ifade etmekte, buna gücü yetemeyeceğini dile getirmektedir. Hz. Musa'nın ayette geçen "bu işimde bana zorluk çıkarma" şeklindeki sözlerinden ise, Hz. Hızır'la olan eğitimin kesilmesini istemediği anlaşılmaktadır. Hz. Hızır’ın çocuğu öldürmesine Hz. Musa’nın gösterdiği tepkiBöylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: "Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın." (Kehf Suresi, 74)Hz. Musa her ne kadar söz verse de, soru sormama konusunda karar alıp, irade göstermek istese de kaderinin dışına çıkamamakta ve bu soruları sormayı engelleyememektedir. Üstelik Hz. Hızır'ın Allah'ın emriyle hareket eden, ilim sahibi bir kişi olduğunu bildiği, ona tabi olduğunu söylediği halde, Hz. Hızır'ın yaptıkları karşısında bir tepki göstermektedir. Hz. Hızır da Allah'ın emri ve dilemesiyle hareket eden, salih bir kuldur. Yaptığı her hareket, söylediği her söz ancak Allah'ın emriyle gerçekleşmektedir. Üstelik bu ölümün bir cana karşılık olup olmadığını Allah dilemedikçe hiç kimsenin bilmesi mümkün değildir. Aynı şekilde öldürülen çocuğun "tertemiz bir can" olup olmadığını da Allah bildirmedikçe, hiç kimse bilemez. Hz. Hızır’dan aldığı derslerin devamı için Hz. Musa’nın bulduğu çözümDedi ki: "Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?" (Musa "Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun" dedi. (Kehf Suresi, 75-76)76. ayette ise Hz. Musa'nın, meydana gelen bu durumdan Hz. Hızır'ın rahatsızlık duyduğunun farkında olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Hızır'ın yaptığı hatırlatmalara ve sabır gösteremeyeceği yönünde kesinlik arz eden konuşmalarına rağmen, Hz. Musa ısrarla sabır göstereceğini ifade etmiş, ancak iki olaydan sonra artık bir çözüm yolu bulmaya karar vermiştir. Bunun için de Hz. Hızır'ın bu eğitimden vazgeçmemesine yönelik yeni bir ikna üslubu kullanmıştır.Kasaba halkının Hz. Musa ve Hz. Hızır’ı konuklamaktan kaçınmaları(Yine) Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti. (Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin." (Kehf Suresi, 77)Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti...(Kehf suresi, 77) Yollarına devam eden Hz. Musa ve Hz. Hızır, girdikleri kasabada güzellikle karşılanmamışlardır. Bu karşılamadan yaptıkları yolculuğun çok zorlu bir yolculuk olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü kasaba halkı onları konuklamaktan, hatta onlara yemek vermekten dahi kaçınmıştır. Bu ayette Allah, doğruyu ve faydalı ilmi bulmak için her türlü zorluğa talip olunmasının makbuliyetine işaret etmektedir. Hz. Musa da, Hz. Hızır ile birlikte olabilmek, onun ilminden istifade edebilmek ve öğütlerinden faydalanabilmek için her türlü zorluğa razıdır. Bu tüm inananlar için de bir öğüt niteliğindedir. Müslümanlar da benzer bir durumla karşılaştıklarında aynı kararlılığı ve güzel ahlakı göstermelidirler. Ayette ayrıca Hz. Hızır'ın son derece yetenekli, maharetli ve süratli bir kimse olduğuna işaret edilmektedir. Bu, hem daha önce gemiyi içindekilere hiç sezdirmeden tahrip edebilmesinden, hem de duvarı inşa ederken yaptığı işin hızından ve dayanıklılığından anlaşılmaktadır. Allah ayetinde "hemen onu inşa etti" diye bildirerek bu hıza ve tecrübeye işaret etmiştir. Ayrıca Hz. Hızır, gemiyi delerken de çok büyük bir hüner göstermiştir. Gemiyi tahrip etmemiş, sadece birkaç küçük hasarla, karşı tarafın beğenmeyeceği bir hale getirmiştir. Buradan Hz. Hızır'ın duvarın ve geminin yapıldığı malzemeye tam bir hakimiyeti olduğu anlaşılmaktadır. Ayetin devamında Hz. Musa üçüncü ve son kez Hz. Hızır'a bir soru sormaktadır. Oysa Hz. Hızır ücret alıp almaması gerektiğini zaten Allah'ın kendisine verdiği ilimle gayet iyi bilmektedir.Hz. Musa’nın sorduğu son soru, aralarında ayrılma vaktinin geldiğinin bir işareti olmuşturDedi ki: "İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim. (Kehf Suresi, 78)Hz. Hızır bu ayette, Hz. Musa'ya "yorumu yapılmadığı için sabredemedin" diyerek öğütle açıklamada bulunacağını söylemektedir. Bu sözleriyle tüm bunların, hikmetleri açıklanırsa sabredebilecek şeyler olduğunu ifade etmiştir. Yani eğer Hz. Hızır ilk andan itibaren sorulan soruların hikmetlerini açıklamış olsaydı, Hz. Musa bunlara sabır gösterebilirdi. Burada bir kez daha peygamberin veya mürşidin açıklamadığı konularda mutlak hayır ve hikmet aranması gerektiği akla gelmektedir.Hz. Hızır’ın gemiyi delmesinin nedenleri"Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı." (Kehf Suresi, 79)Bu ayette görüldüğü gibi, ayrılma kararını belirledikten sonra Hz. Hızır olayların hayır ve hikmetlerini birer birer açıklamaya başlar. Birinci olayda Hz. Hızır bir gemiyi delmiştir. Ancak bu gemiyi delmesinin çok önemli birkaç nedeni vardır.Merhamet, müminlere düşkünlük ve şefkat Allah'ın peygamberlerinin ve elçilerinin de en dikkat çeken özellikleridir. Allah'ın üstün ilme sahip kullarından biri olan Hz. Hızır da tüm elçiler gibi şefkatli ve merhametli, Allah'ın katından rahmet verdiği bir insandır. O nedenle de yoksulluk ve ihtiyaç içinde olan bu insanlara yardım etmek için hemen gemilerinde bir delik açmış, böylece gemiyi eksik ve kusurlu göstererek zalimlerin el koymasından kurtarmıştır. Hz. Hızır'ın gemiyi delişinde de çok büyük bir akıl, feraset, basiret ve ileri görüşlülük hemen dikkati çekmektedir. Çünkü gemiyi makul ölçülerde, tekrar tamir edildiğinde kolayca kullanılabilecek şekilde tahrip etmiştir. Böylece gemiyi gören kişi kusurlu zannedecek ve el koymaktan vazgeçecektir. Ancak gemi sahipleri zorba kişilerin mallarını gasp etme tehlikesi ortadan kalktıktan sonra gemiyi kolaylıkla yeniden tamir edip, kullanabilecek hale getireceklerdir. Allah, çocuğun canını almak için Hz. Hızır’ı vesile etmiştir"Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk. Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik." (Kehf Suresi, 80-81)Ayette çocuğun ailesinin mümin kimseler olduğu haber verilmektedir. Bu bilgi ile, o devirde de hak dinin olduğuna işaret edilmektedir. Hz. Hızır'ın çocuğun canını almasıyla ilgili ayetler incelenirken vurgulanması gereken bir diğer konu ise, çocuğun ölümünün Allah'ın bir takdiri olduğudur. O çocuğun ölümünü Allah kaderinde yer ve zaman olarak yazmıştır. Allah "Sizi çamurdan yaratan, sonra bir ecel belirleyen O'dur. Adı konulmuş ecel, O'nun katındadır." (Enam Suresi, 2) ayetiyle insanlara bu gerçeği hatırlatmaktadır. Kuran'da bildirildiği gibi her insanın canını melekler alır. Allah, Enfal Suresi'nde bu gerçeği şu şekilde bildirir:Melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak: "Yakıcı azabı tadın" diye o inkar edenlerin canlarını alırken görmelisin. (Enfal Suresi, 50)Ancak meleklerin canı alması da bir sebeptir, gerçekte ise canı alan ancak Allah'tır. Allah bu çocuğun canının alınmasını Hz. Hızır'ın eliyle takdir etmiştir. Ancak Hz. Hızır olmayıp, başka biri de bu ölüme bir vesile olabilirdi. Bir kaza sonucu, kalbinin durması nedeniyle ya da düşüp başını yaralayarak bir anda hayatını yitirebilirdi. Ayrıca bu olayda Allah, ölüm meleklerini görünmeyen sebep kılmış, görünen yüzünde ise, Hz. Hızır çocuğun canını alıyor gibi göstermiştir. Gerçekte ise Hz. Hızır vahiyle hareket eden bir insandır ve Allah'ın emrinin dışına kesinlikle çıkamaz. Allah dilemedikçe, kendi iradesiyle birşey yapması mümkün değildir. Allah bu çocuğun canını almak için onu vesile etmiştir.Hz. Hızır ileride inkarcılardan olacağına dair kesin bilgiye sahip olduğu bir çocuğu, Allah'ın emriyle öldürmektedir. O çocuğun hem ailesine ve çevresine zulmetmesini engellemek, hem de günahlara boğulmasına mani olmak istemektedir. Bunun için önceden tedbir almaktadır.Hz. Hızır’ın öksüz çocuklara ait olan duvarı inşa etmesinin hikmeti"Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu." (Kehf Suresi, 82)Hz. Hızır İslam ahlakının bir gereği olarak yetim çocukların geleceğini düşünmekte ve onlar için çok önemli bir yatırım yapmaktadır. Eğer Hz. Hızır duvarı tamir etmeseydi, duvar yıkılıp yetim çocukların babalarına ait hazine ortaya çıkacak, çocukların malları da zalim kimseler tarafından yağmalanacaktı. İşte bu nedenle Hz. Hızır hazine için, çocuklar ergenliğe erişinceye kadar korunup, gizlenebilecek sağlam bir yer yapmış, onların gelecekleri için önemli bir tedbir almıştır. Ayette ayrıca Hz. Hızır'ın "Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım" dediğine dikkat çekilmektedir. Bu, daha önce de vurguladığımız gibi, herşeyi yapanın Allah olduğunu, herşeyin kaderde olup bittiğini bildiğini gösteren bir konuşmadır. Hz. Hızır hiçbir kararı kendi dilemesiyle yapmadığını en güzel şekilde ifade etmektedir.alıntı


  11. 22.Şubat.2012, 17:19
    6
    Silent and lonely rains
    Alıntı
    Hızır İslam kaynaklı bir inanç değildir
    .
    Hızır a çok tanrılı dinlerde rastlanır
    .
    Kısaca tabiatın canlanmasını sağlayan bitki tanrısı diyebiliriz
    .
    Bu yazıdaki ayetler sana delil olsun berkehan kardeş
    bizim inandığımız şamanların hıdırellez hıdırı değil
    sağlam kaynaklardan bilgi almalısın
    bizi ilgilendiren Kur'an-ı Kerimde bildirilen Hızır(a.s)dir




    ----------------------------------

    HZ. MUSA VE HZ. HIZIR KISSASI


    Hz.Musa ve genç yardımcısının “iki denizin birleştiği yere” yaptıkları yolculuk
    Hani Musa genç yardımcısına demişti: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim." (Kehf Suresi, 60)Balık, buluşma yerinin tam olarak belirlenmesinde bir işaret olmuşturBöylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu. (Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: "Yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk." (Genç-yardımcısı) Dedi ki: "Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı şeytandan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu." (Musa) Dedi ki: "Bizim de aradığımız buydu." Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler. (Kehf Suresi, 61-64)Ayetlerden Hz. Musa ve genç yardımcısının yanlarında yemek üzere bir balık getirdikleri anlaşılmaktadır. Ancak henüz yeme vakitleri gelmeden evvel, Allah bu balığı ikisine birden unutturmuş, balık da onların unuttukları bu anda akıntıya doğru gidip, yanlarından uzaklaşmıştır.Ancak bu unutmanın pek çok hikmetleri vardır. Allah bir hayır ve hikmet üzerine ikisine birden yiyeceklerini unutturmuştur. Hz. Musa'nın iki denizin birleştiği yere gelmesinin nedeni, Kehf Suresi'nin devamında hakkında bilgiler verilen önemli ve kutlu bir şahısla görüşmektir. Kaderde belirlenmiş bu yere ulaşmak için Hz. Musa ve genç yardımcısı uzun zaman geçirmişlerdir. Ancak bu buluşmanın tam yerine ulaşabilmek için daha fazla detaya ihtiyaçları vardır. Çünkü iki denizin birleştiği yer olarak ifade edilen mekan geniş bir alanı ifade etmektedir. Böyle geniş bir alanın hangi noktasında buluşacaklarını bilmeden, aradıkları kişiyi bulmaları çok zor olabilir. İşte bu aşamada balığın kaçışının bir hikmeti ortaya çıkmaktadır. Bu kaçış açık bir işarettir. Çünkü balık, aradığı (Hz. Hızır olduğu tahmin edilen) kutlu şahıs ile Hz. Musa'nın buluşacakları yerin detayının tespitinde bir görev üstlenmiştir. Musa Peygamber ve yardımcısının unutması sonucu balığın kaçtığı yer, onların buluşma noktasını belirlemektedir. Allah bu buluşmanın nokta tayinini, balığın kaçışını vesile kılarak gerçekleştirmektedir.Hz. Musa’nın üstün merhamet ve ilim sahibi Hz. Hızır ile buluşmasıDerken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular. (Kehf Suresi, 65)Allah kullarına karşı sonsuz merhamet sahibidir, Rahman ve Rahim'dir. Hz. Musa'nın buluşmak üzere yola çıktığı Hz. Hızır ise Allah'ın kendisine rahmet verdiği bir kişidir. Yani Allah'ın Rahman ve Rahim sıfatı Hz. Hızır üzerinde tecelli etmektedir. Allah, Hz. Hızır'a Kendi katından üstün bir ilim vermiş ve onu üstün bir kul kılmıştır. Hz. Musa tabi olmak için Hz. Hızır’dan izin istemiştirMusa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" (Kehf Suresi, 66)Ayetlerde geçen ifadelerden, Hz. Musa'nın buluşacağı bu kutlu kişi hakkında daha önceden vahiy ile detaylı bilgi aldığı anlaşılmaktadır. Söz konusu durumu ortaya koyan pek çok delil vardır. Örneğin Hz. Musa buluşacağı yere, bulunduğu yere göre oldukça uzak olmasına rağmen gitmek için bir çaba sarf etmiştir. Çünkü orada buluşacağı kişinin kendisine çok fazla fayda vereceğine emindir. Bunun herhangi bir buluşma olmadığını, çok özel bir buluşma olduğunu bilmektedir. O nedenle her türlü zorluğu göze almakta, uzun bir yol katetmektedir. Ayrıca buluşur buluşmaz karşısındaki kişiyi hemen tanımış, onun üstün ahlakını ve ilmini fark etmiş ve kendisine tabi olmayı talep etmiştir. Bu da karşısındaki kişinin ilim öğretilen, kutlu bir kişi olduğunun kendisine önceden bildirmiş olabileceğini göstermektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)Hz. Hızır’ın Hz. Musa’ya verdiği cevapDedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin." (Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" (Kehf Suresi, 67-68)Ayetlerde dikkat çekildiğine göre Hz. Hızır da Hz. Musa hakkında detaylı bilgiye sahiptir. Üstelik konuşmalarından Hz. Hızır'ın geleceğe dair bazı bilgilere de Allah'ın bildirmesiyle sahip olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Hızır, Hz. Musa'nın talebini dinledikten sonra ona hemen kendisiyle birlikte olmaya sabır gösteremeyeceğini söylemiştir. Daha hiçbir olay olmadan, Hz. Musa'nın nasıl bir tavır göstereceğini bilmeden ve görmeden Hz. Hızır'ın böyle bir açıklamada bulunması çok dikkat çekicidir. Bunun nedeni ise Allah’ın dilemesiyle Hz. Hızır'ın geleceği bilmesidir. (En doğrusunu Allah bilir.) Hz. Musa inşallah diyerek söz vermiştir(Musa "İnşaallah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi. (Kehf Suresi, 69)Ayette görüldüğü üzere, Hz. Musa, Hz. Hızır'ın söylediği sözler karşısında hemen Müslümanca bir tavır göstermekte ve "İnşallah" -yani "eğer Allah dilerse"- diye cevap vermektedir. Bu kelime müminlerin Allah'a olan teslimiyetlerinin, kaderin her an işlediğini bildiklerinin, Allah dilemedikçe hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerinin farkında olduklarının bir ifadesidir. Hz. Hızır Hz. Musa’dan açıklayıncaya kadar kendisine soru sormamasını istemiştirDedi ki: "Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar." (Kehf Suresi, 70)Hz. Musa ve Hz. Hızır kıssası ile peygambere ve elçilere uymanın önemine bir kez daha dikkat çekilmektedir. Bu tabiyet esnasında müminlerin titiz bir saygı göstermeye ehemmiyet vermeleri gerekmektedir. Eğer yapılan bir hareketin ya da söylenen bir sözün hikmetleri görülmüyorsa, o zaman Müslümana düşen şey; tabi olduğu elçinin veya mürşidin, hikmetlerini açıklamasını saygıyla beklemektir. Bu bakış açısına sahip bir Müslüman, yapılanın aslında son derece isabetli ve doğru olduğunu hemen fark edecek ve ilk baştaki tavrının hatalı olduğunu kolaylıkla anlayacaktır. Nitekim ayetlerde de tabi olunan kişinin gerekli gördüğü zaman yaptığı işlerin, aldığı kararların ve söylediği sözlerin hikmetini öğütle açıklayacağı bildirilmektedir. Örneğin Hz. Hızır Kehf Suresi'nin bu ayetinde "ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar" diyerek, Hz. Musa'ya karşılaştığı olayların hikmetini açıklayacağını hissettirmiştir.Hz. Hızır bindikleri gemiyi delmiştir Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın." (Kehf Suresi, 71)Kehf Suresi'nin bu ayetinden Hz. Musa'nın Hz. Hızır ile olan yolculuğu sırasında yanına genç arkadaşını almadığı anlaşılmaktadır. Bu seçimin pek çok hikmeti olabilir. Ancak bunlardan biri, ikili eğitimin önemine işaret etmesidir.Ayette bildirilen olay, Hz. Hızır'ın ilk karşılaştıklarında ona söylediği sabır gösteremeyeceği olaylardan birinin kaderinde gerçekleştiği andır. Hz. Hızır'a geleceğe dair verilen bilginin bir kısmı böylece gerçekleşmiştir. Hz. Musa Hz. Hızır’dan aldığı eğitimin devam etmesini talep etmiştirDedi ki: "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?" (Musa)"Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma" dedi. (Kehf Suresi, 72-73)Kehf Suresi'ndeki bu ayetlerde, Hz. Hızır'ın konuşmalarındaki kesinlik dikkati çekmektedir. Hz. Hızır, gerçekleşecek olan olayları bildirirken çok emin bir üslupla konuşmaktadır. Hz. Musa'nın hiçbir şekilde sabredemeyeceğini "kesinlikle" diyerek ifade etmekte, buna gücü yetemeyeceğini dile getirmektedir. Hz. Musa'nın ayette geçen "bu işimde bana zorluk çıkarma" şeklindeki sözlerinden ise, Hz. Hızır'la olan eğitimin kesilmesini istemediği anlaşılmaktadır. Hz. Hızır’ın çocuğu öldürmesine Hz. Musa’nın gösterdiği tepkiBöylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: "Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın." (Kehf Suresi, 74)Hz. Musa her ne kadar söz verse de, soru sormama konusunda karar alıp, irade göstermek istese de kaderinin dışına çıkamamakta ve bu soruları sormayı engelleyememektedir. Üstelik Hz. Hızır'ın Allah'ın emriyle hareket eden, ilim sahibi bir kişi olduğunu bildiği, ona tabi olduğunu söylediği halde, Hz. Hızır'ın yaptıkları karşısında bir tepki göstermektedir. Hz. Hızır da Allah'ın emri ve dilemesiyle hareket eden, salih bir kuldur. Yaptığı her hareket, söylediği her söz ancak Allah'ın emriyle gerçekleşmektedir. Üstelik bu ölümün bir cana karşılık olup olmadığını Allah dilemedikçe hiç kimsenin bilmesi mümkün değildir. Aynı şekilde öldürülen çocuğun "tertemiz bir can" olup olmadığını da Allah bildirmedikçe, hiç kimse bilemez. Hz. Hızır’dan aldığı derslerin devamı için Hz. Musa’nın bulduğu çözümDedi ki: "Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?" (Musa "Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun" dedi. (Kehf Suresi, 75-76)76. ayette ise Hz. Musa'nın, meydana gelen bu durumdan Hz. Hızır'ın rahatsızlık duyduğunun farkında olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Hızır'ın yaptığı hatırlatmalara ve sabır gösteremeyeceği yönünde kesinlik arz eden konuşmalarına rağmen, Hz. Musa ısrarla sabır göstereceğini ifade etmiş, ancak iki olaydan sonra artık bir çözüm yolu bulmaya karar vermiştir. Bunun için de Hz. Hızır'ın bu eğitimden vazgeçmemesine yönelik yeni bir ikna üslubu kullanmıştır.Kasaba halkının Hz. Musa ve Hz. Hızır’ı konuklamaktan kaçınmaları(Yine) Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti. (Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin." (Kehf Suresi, 77)Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti...(Kehf suresi, 77) Yollarına devam eden Hz. Musa ve Hz. Hızır, girdikleri kasabada güzellikle karşılanmamışlardır. Bu karşılamadan yaptıkları yolculuğun çok zorlu bir yolculuk olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü kasaba halkı onları konuklamaktan, hatta onlara yemek vermekten dahi kaçınmıştır. Bu ayette Allah, doğruyu ve faydalı ilmi bulmak için her türlü zorluğa talip olunmasının makbuliyetine işaret etmektedir. Hz. Musa da, Hz. Hızır ile birlikte olabilmek, onun ilminden istifade edebilmek ve öğütlerinden faydalanabilmek için her türlü zorluğa razıdır. Bu tüm inananlar için de bir öğüt niteliğindedir. Müslümanlar da benzer bir durumla karşılaştıklarında aynı kararlılığı ve güzel ahlakı göstermelidirler. Ayette ayrıca Hz. Hızır'ın son derece yetenekli, maharetli ve süratli bir kimse olduğuna işaret edilmektedir. Bu, hem daha önce gemiyi içindekilere hiç sezdirmeden tahrip edebilmesinden, hem de duvarı inşa ederken yaptığı işin hızından ve dayanıklılığından anlaşılmaktadır. Allah ayetinde "hemen onu inşa etti" diye bildirerek bu hıza ve tecrübeye işaret etmiştir. Ayrıca Hz. Hızır, gemiyi delerken de çok büyük bir hüner göstermiştir. Gemiyi tahrip etmemiş, sadece birkaç küçük hasarla, karşı tarafın beğenmeyeceği bir hale getirmiştir. Buradan Hz. Hızır'ın duvarın ve geminin yapıldığı malzemeye tam bir hakimiyeti olduğu anlaşılmaktadır. Ayetin devamında Hz. Musa üçüncü ve son kez Hz. Hızır'a bir soru sormaktadır. Oysa Hz. Hızır ücret alıp almaması gerektiğini zaten Allah'ın kendisine verdiği ilimle gayet iyi bilmektedir.Hz. Musa’nın sorduğu son soru, aralarında ayrılma vaktinin geldiğinin bir işareti olmuşturDedi ki: "İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim. (Kehf Suresi, 78)Hz. Hızır bu ayette, Hz. Musa'ya "yorumu yapılmadığı için sabredemedin" diyerek öğütle açıklamada bulunacağını söylemektedir. Bu sözleriyle tüm bunların, hikmetleri açıklanırsa sabredebilecek şeyler olduğunu ifade etmiştir. Yani eğer Hz. Hızır ilk andan itibaren sorulan soruların hikmetlerini açıklamış olsaydı, Hz. Musa bunlara sabır gösterebilirdi. Burada bir kez daha peygamberin veya mürşidin açıklamadığı konularda mutlak hayır ve hikmet aranması gerektiği akla gelmektedir.Hz. Hızır’ın gemiyi delmesinin nedenleri"Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı." (Kehf Suresi, 79)Bu ayette görüldüğü gibi, ayrılma kararını belirledikten sonra Hz. Hızır olayların hayır ve hikmetlerini birer birer açıklamaya başlar. Birinci olayda Hz. Hızır bir gemiyi delmiştir. Ancak bu gemiyi delmesinin çok önemli birkaç nedeni vardır.Merhamet, müminlere düşkünlük ve şefkat Allah'ın peygamberlerinin ve elçilerinin de en dikkat çeken özellikleridir. Allah'ın üstün ilme sahip kullarından biri olan Hz. Hızır da tüm elçiler gibi şefkatli ve merhametli, Allah'ın katından rahmet verdiği bir insandır. O nedenle de yoksulluk ve ihtiyaç içinde olan bu insanlara yardım etmek için hemen gemilerinde bir delik açmış, böylece gemiyi eksik ve kusurlu göstererek zalimlerin el koymasından kurtarmıştır. Hz. Hızır'ın gemiyi delişinde de çok büyük bir akıl, feraset, basiret ve ileri görüşlülük hemen dikkati çekmektedir. Çünkü gemiyi makul ölçülerde, tekrar tamir edildiğinde kolayca kullanılabilecek şekilde tahrip etmiştir. Böylece gemiyi gören kişi kusurlu zannedecek ve el koymaktan vazgeçecektir. Ancak gemi sahipleri zorba kişilerin mallarını gasp etme tehlikesi ortadan kalktıktan sonra gemiyi kolaylıkla yeniden tamir edip, kullanabilecek hale getireceklerdir. Allah, çocuğun canını almak için Hz. Hızır’ı vesile etmiştir"Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk. Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik." (Kehf Suresi, 80-81)Ayette çocuğun ailesinin mümin kimseler olduğu haber verilmektedir. Bu bilgi ile, o devirde de hak dinin olduğuna işaret edilmektedir. Hz. Hızır'ın çocuğun canını almasıyla ilgili ayetler incelenirken vurgulanması gereken bir diğer konu ise, çocuğun ölümünün Allah'ın bir takdiri olduğudur. O çocuğun ölümünü Allah kaderinde yer ve zaman olarak yazmıştır. Allah "Sizi çamurdan yaratan, sonra bir ecel belirleyen O'dur. Adı konulmuş ecel, O'nun katındadır." (Enam Suresi, 2) ayetiyle insanlara bu gerçeği hatırlatmaktadır. Kuran'da bildirildiği gibi her insanın canını melekler alır. Allah, Enfal Suresi'nde bu gerçeği şu şekilde bildirir:Melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak: "Yakıcı azabı tadın" diye o inkar edenlerin canlarını alırken görmelisin. (Enfal Suresi, 50)Ancak meleklerin canı alması da bir sebeptir, gerçekte ise canı alan ancak Allah'tır. Allah bu çocuğun canının alınmasını Hz. Hızır'ın eliyle takdir etmiştir. Ancak Hz. Hızır olmayıp, başka biri de bu ölüme bir vesile olabilirdi. Bir kaza sonucu, kalbinin durması nedeniyle ya da düşüp başını yaralayarak bir anda hayatını yitirebilirdi. Ayrıca bu olayda Allah, ölüm meleklerini görünmeyen sebep kılmış, görünen yüzünde ise, Hz. Hızır çocuğun canını alıyor gibi göstermiştir. Gerçekte ise Hz. Hızır vahiyle hareket eden bir insandır ve Allah'ın emrinin dışına kesinlikle çıkamaz. Allah dilemedikçe, kendi iradesiyle birşey yapması mümkün değildir. Allah bu çocuğun canını almak için onu vesile etmiştir.Hz. Hızır ileride inkarcılardan olacağına dair kesin bilgiye sahip olduğu bir çocuğu, Allah'ın emriyle öldürmektedir. O çocuğun hem ailesine ve çevresine zulmetmesini engellemek, hem de günahlara boğulmasına mani olmak istemektedir. Bunun için önceden tedbir almaktadır.Hz. Hızır’ın öksüz çocuklara ait olan duvarı inşa etmesinin hikmeti"Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu." (Kehf Suresi, 82)Hz. Hızır İslam ahlakının bir gereği olarak yetim çocukların geleceğini düşünmekte ve onlar için çok önemli bir yatırım yapmaktadır. Eğer Hz. Hızır duvarı tamir etmeseydi, duvar yıkılıp yetim çocukların babalarına ait hazine ortaya çıkacak, çocukların malları da zalim kimseler tarafından yağmalanacaktı. İşte bu nedenle Hz. Hızır hazine için, çocuklar ergenliğe erişinceye kadar korunup, gizlenebilecek sağlam bir yer yapmış, onların gelecekleri için önemli bir tedbir almıştır. Ayette ayrıca Hz. Hızır'ın "Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım" dediğine dikkat çekilmektedir. Bu, daha önce de vurguladığımız gibi, herşeyi yapanın Allah olduğunu, herşeyin kaderde olup bittiğini bildiğini gösteren bir konuşmadır. Hz. Hızır hiçbir kararı kendi dilemesiyle yapmadığını en güzel şekilde ifade etmektedir.alıntı


  12. 22.Şubat.2012, 18:44
    7
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Hz- Hızır kimdir. Bazı insanların dediği gibi hala yaşıyor mudur?

    Hızır Aleyhisselam ın hala yaşadığı deccal hadisi ile belirlidir. hani deccal bir kişiye musallat olacak. onu 3 parçaay bölecek. sonra diriltecek. şimdi inandın mı ilah olduguma diyecek. oda şimdi inandım deccal olduguna diyecek. o 3 parcaya ayırdıgı Ehli sünnet alimlerimizce hızır aleyhisselam dır denilmiştir. bir yandan Ehli sünnet alimlerimiz. Karaların hakimi ilyas Aleyhisselam. Denizlerin hakimi Hızır aleyhisselam demiştir. Hızır Aleyhisselam ile İlyas aleyhisselamın her yıl kabede buluştuklarıda söylenmektedir.

    İmam rabbani hazretlerinin 282. mektubatında hızır aleyhisselam ile ilyas aleyhisselam ın imam rabbani ile görüştükleride sabittir


  13. 22.Şubat.2012, 18:44
    7
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Hızır Aleyhisselam ın hala yaşadığı deccal hadisi ile belirlidir. hani deccal bir kişiye musallat olacak. onu 3 parçaay bölecek. sonra diriltecek. şimdi inandın mı ilah olduguma diyecek. oda şimdi inandım deccal olduguna diyecek. o 3 parcaya ayırdıgı Ehli sünnet alimlerimizce hızır aleyhisselam dır denilmiştir. bir yandan Ehli sünnet alimlerimiz. Karaların hakimi ilyas Aleyhisselam. Denizlerin hakimi Hızır aleyhisselam demiştir. Hızır Aleyhisselam ile İlyas aleyhisselamın her yıl kabede buluştuklarıda söylenmektedir.

    İmam rabbani hazretlerinin 282. mektubatında hızır aleyhisselam ile ilyas aleyhisselam ın imam rabbani ile görüştükleride sabittir


  14. 23.Şubat.2012, 03:49
    8
    berkehan
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Ekim.2010
    Üye No: 79359
    Mesaj Sayısı: 265
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 47

    Cevap: Hz- Hızır kimdir. Bazı insanların dediği gibi hala yaşıyor mudur?

    Ercan Kardeş putperest inancını İslama katmaya çalışmışsın.Siteye giren ve birşeyler öğrenmek isteyen kardeşlerimizi yanlış yönlendirmeyelim inşallah.Hz Hızır diye bir kimse hiç yaşamamış ve yaşamıyor.Hz Musa kıssasındaki kimsenin Hızır olduğunu Kuran bize söylemiyor.Hadis alimlerinin hızır ile alakalı tüm hadislerin mevzu olduğuyla alakalı olarak ittifakı vardır.Buhari ve Muslim de de geçse hadislerin tamamı uydurmadır.

    Alıntı yaptığınız yazınızın alt tarafında

    "Konuyla ilgili Ayet Peygamber'e hitaben der ki: "Senden evvel yaşayan hiçbir beşere dünyada ebedilik ve beka vermedik. Öyle ise, sen de ve sizler de onlar gibi dünyada baki kalmayacaksınız." Halbuki, Hz. Musa'dan (a.s) çok evvel¬den beri hayatta kalmış ve Hz. Musa ile beraber seyahati ve macerası, yine Buharı ve Müslim'in sahih hadîsleriyle sabit olmuş olan Hz. Hızır'ın (a.s) vefatını bu ayetin genel hükmünden ayrı tutmak uygun olacaktır. Aksi halde aynı âyetin umumî kaide ve hükmüyle, Hazret-i İsa ve İdris Aleyhimesselâmların vefatlarını da düşünmek icab edecektir ki; Kur'anın ayetlerine zıt bir fikre saplanmak olur. Demek ki ayeti kerimeyi, her canlının mutlaka öleceği ve ebediliğin ancak Allaha mahsus olduğunun bildirilmesi şeklinde yorumlamak münasiptir."

    denmektedir.

    BU görüşlerin tamamı yanlıştır.Lütfen böyle yalan yanlış şeylerle insanları yanlışa yönlendirmeyin.Çünkü tüm geçmiş ümmetlerde ki insanlar vefat ettirilmiştir.Hz İsa da Hz.İdris de bunlara dahildir.

    Maide 116

    Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.”

    Maide 117

    "Onlara, senin bana emrettiğin şu sözden başka bir şey söylemedim: 'Benim Rabbim ve sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' İçlerinde olduğum sürece üzerlerine tanıktım. Sen beni vefat ettirince üzerlerine yalnız sen gözetleyici oldun. Ve sen zaten her şey üzerinde bir Şehîdsin, bir tanıksın."

    Yukarıdaki ayetlerden de anlaşıldığı gibi Hz İsa da vefat ettirilmiştir.





  15. 23.Şubat.2012, 03:49
    8
    berkehan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Ercan Kardeş putperest inancını İslama katmaya çalışmışsın.Siteye giren ve birşeyler öğrenmek isteyen kardeşlerimizi yanlış yönlendirmeyelim inşallah.Hz Hızır diye bir kimse hiç yaşamamış ve yaşamıyor.Hz Musa kıssasındaki kimsenin Hızır olduğunu Kuran bize söylemiyor.Hadis alimlerinin hızır ile alakalı tüm hadislerin mevzu olduğuyla alakalı olarak ittifakı vardır.Buhari ve Muslim de de geçse hadislerin tamamı uydurmadır.

    Alıntı yaptığınız yazınızın alt tarafında

    "Konuyla ilgili Ayet Peygamber'e hitaben der ki: "Senden evvel yaşayan hiçbir beşere dünyada ebedilik ve beka vermedik. Öyle ise, sen de ve sizler de onlar gibi dünyada baki kalmayacaksınız." Halbuki, Hz. Musa'dan (a.s) çok evvel¬den beri hayatta kalmış ve Hz. Musa ile beraber seyahati ve macerası, yine Buharı ve Müslim'in sahih hadîsleriyle sabit olmuş olan Hz. Hızır'ın (a.s) vefatını bu ayetin genel hükmünden ayrı tutmak uygun olacaktır. Aksi halde aynı âyetin umumî kaide ve hükmüyle, Hazret-i İsa ve İdris Aleyhimesselâmların vefatlarını da düşünmek icab edecektir ki; Kur'anın ayetlerine zıt bir fikre saplanmak olur. Demek ki ayeti kerimeyi, her canlının mutlaka öleceği ve ebediliğin ancak Allaha mahsus olduğunun bildirilmesi şeklinde yorumlamak münasiptir."

    denmektedir.

    BU görüşlerin tamamı yanlıştır.Lütfen böyle yalan yanlış şeylerle insanları yanlışa yönlendirmeyin.Çünkü tüm geçmiş ümmetlerde ki insanlar vefat ettirilmiştir.Hz İsa da Hz.İdris de bunlara dahildir.

    Maide 116

    Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.”

    Maide 117

    "Onlara, senin bana emrettiğin şu sözden başka bir şey söylemedim: 'Benim Rabbim ve sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' İçlerinde olduğum sürece üzerlerine tanıktım. Sen beni vefat ettirince üzerlerine yalnız sen gözetleyici oldun. Ve sen zaten her şey üzerinde bir Şehîdsin, bir tanıksın."

    Yukarıdaki ayetlerden de anlaşıldığı gibi Hz İsa da vefat ettirilmiştir.





  16. 23.Şubat.2012, 04:04
    9
    berkehan
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Ekim.2010
    Üye No: 79359
    Mesaj Sayısı: 265
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 47

    Cevap: Hz- Hızır kimdir. Bazı insanların dediği gibi hala yaşıyor mudur?

    Bu yazıdaki ayetler sana delil olsun berkehan kardeş
    bizim inandığımız şamanların hıdırellez hıdırı değil
    sağlam kaynaklardan bilgi almalısın
    bizi ilgilendiren Kur'an-ı Kerimde bildirilen Hızır(a.s)dir

    Kaynak: http://www.mumsema.com/misafir-sorul...#ixzz1nA6avVGq

    Desert Rose kardeş "sağlam kaynaklar" dediğiniz Sorularla İslamiyet sitesimi?

    Size en doğru kaynaktan ayetler yazmıştım.Sizde bana delil olsun diye bir takım yerlerden bulduğunuz bir yazıyı kopyala yapıştır yapmışsınız.Kopyala yapıştır yaptığınız yerler değildir delil olacak şeyler.Kabul edeceğimiz delilimiz Kuranın kendisidir ve sahih hadislerdir.Lütfen hızır isminin Kuranın neresinde geçtiğini söylermisiniz?Kuranda geçen Hz. Musa hikayesindeki kişinin hızır olduğuna dair bir tek kelime Kuranda yoktur.Bu yazıyı alıntıladığınız kişiler bunu nereden uydurmuşlar biliyormusunuz.Bilmiyorsanız bilmediğiniz kişilerin yazılarını kopyala yapıştır yapmayın lütfen.



  17. 23.Şubat.2012, 04:04
    9
    berkehan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Bu yazıdaki ayetler sana delil olsun berkehan kardeş
    bizim inandığımız şamanların hıdırellez hıdırı değil
    sağlam kaynaklardan bilgi almalısın
    bizi ilgilendiren Kur'an-ı Kerimde bildirilen Hızır(a.s)dir

    Kaynak: http://www.mumsema.com/misafir-sorul...#ixzz1nA6avVGq

    Desert Rose kardeş "sağlam kaynaklar" dediğiniz Sorularla İslamiyet sitesimi?

    Size en doğru kaynaktan ayetler yazmıştım.Sizde bana delil olsun diye bir takım yerlerden bulduğunuz bir yazıyı kopyala yapıştır yapmışsınız.Kopyala yapıştır yaptığınız yerler değildir delil olacak şeyler.Kabul edeceğimiz delilimiz Kuranın kendisidir ve sahih hadislerdir.Lütfen hızır isminin Kuranın neresinde geçtiğini söylermisiniz?Kuranda geçen Hz. Musa hikayesindeki kişinin hızır olduğuna dair bir tek kelime Kuranda yoktur.Bu yazıyı alıntıladığınız kişiler bunu nereden uydurmuşlar biliyormusunuz.Bilmiyorsanız bilmediğiniz kişilerin yazılarını kopyala yapıştır yapmayın lütfen.



  18. 23.Şubat.2012, 09:01
    10
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Hz- Hızır kimdir. Bazı insanların dediği gibi hala yaşıyor mudur?

    Alıntı
    Hadis alimlerinin hızır ile alakalı tüm hadislerin mevzu olduğuyla alakalı olarak ittifakı vardır.Buhari ve Muslim de de geçse hadislerin tamamı uydurmadır.
    bunu ıspatlamanı bekliyoruz. Ayrıca senin bidatcı oldugunu biliyorum. hadisleride inkar ettigini çok iyi bilmekteyim. Hatta orada demişsin buhari ve Müsllimde geçse bile Tamamı uydurmadır. bu kadar insan küçülmez berkehan kendine gel. Hadi Hızır aleyhisselam yaşamıştır ama ölmüştür kendi zamanı içinde desen birşey demem.

    Alıntı
    BU görüşlerin tamamı yanlıştır.Lütfen böyle yalan yanlış şeylerle insanları yanlışa yönlendirmeyin.Çünkü tüm geçmiş ümmetlerde ki insanlar vefat ettirilmiştir.Hz İsa da Hz.İdris de bunlara dahildir.
    yok daha neler. Hz İsa (Aleyhisselam) için mütevadir derecesinde Hadisler vardır. Ehli sünnet alimlerimizce. Hz İsanın gelmesini insankar edenlerin kafir olmasından korkulur demişlerdir. idris (Aleyhisselam) 4. kat semada hala da yaşadığı sabittir. İsa Aleyhisselam ında 2. kat semada yaşadığı. sende şimdi Süleyman Ateş gibi orada oksijen yok nasıl yaşayacaklar demessin inşaAllah..

    Alıntı
    Desert Rose kardeş "sağlam kaynaklar" dediğiniz Sorularla İslamiyet sitesimi?
    Sorularla islamiyet sitesi sağlam bir sitedir. ve oradada ayetlerle ve senin inkar ettigin hadislerle cevabını vermiş. sen kaynak getir de görelim nasıl bir kaynak.

    Alıntı
    Size en doğru kaynaktan ayetler yazmıştım.Sizde bana delil olsun diye bir takım yerlerden bulduğunuz bir yazıyı kopyala yapıştır yapmışsınız.Kopyala yapıştır yaptığınız yerler değildir delil olacak şeyler.Kabul edeceğimiz delilimiz Kuranın kendisidir ve sahih hadislerdir
    ne ayeti Ayette yazıyormu İsa Aleyhisselam ölmüştür. Ayette yazıyormu idris aleyhisselam ölmüştür. kopyala yapıştır yapılan yerlerdeki delilleri sen görmezden geliyorsun. sende o ayeti gittin kopyala yapıştır yaptın. yoksa sen o ayetlerin 1 tanesini bile ezberinde bilecegini sanmam. ondan sonra kabul edecegimiz delillerimiz Kuranın kendisidir diyorsun. Kur'an daki ayetlere hep yanlış manalar kendi çıkarına göre manalar veriyorsun. Sahi hadislerdir diyorsun birde delil olarak. sen Mütavadir olanlara bile inanmıyorsun sahi hadislere nasıl inanacaksın.

    Alıntı
    Kuranda geçen Hz. Musa hikayesindeki kişinin hızır olduğuna dair bir tek kelime Kuranda yoktur.Bu yazıyı alıntıladığınız kişiler bunu nereden uydurmuşlar biliyormusunuz.Bilmiyorsanız bilmediğiniz kişilerin yazılarını kopyala yapıştır yapmayın lütfen.
    hadislere inansan Peygamberimiz (Sallahu aleyhi ve sellem) kimle görüştüğünü açıklamıştır. ama sende öyle yüksek bir akıl varki kur'an ı kendin tefsir edecen.

    Kehf suresinin 60-72. âyetlerinde, Musa aleyhisselamla Hazret-i Hızır’ın arkadaşlıkları anlatılmaktadır. Tefsir ve hadis kitaplarında, Musa aleyhisselamın arkadaşının Hazret-i Hızır olduğu bildiriliyor. (Beydavi, Celaleyn, Medarik, Buhari)



    Hazret-i Hızır hakkındaki hadis-i şeriflerden biri şöyle:
    (Hızır, kuru bir yere beyaz bir post serip üstüne oturunca, kuru yer birden yeşillenir. Biten yeşil otlar, arkasında sallandığı için ona Hızır denmiştir.) [Buhari]

    daha hadisi şerifler tara bulabilirsin.

    burası inkar yeri değil. sen her konuda en sahi hadislere bile uydurma deme cüretinde bulunan birisin. orada iki tane ayet getirmişsin. o ayette İsa Aleyhisselam ın öldügünümü söylüyor. delil olarak nasıl ayetler getiriyorsun.


    Alıntı
    Maide 116

    Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.”
    burada ne demek istiyor Ayeti kerimede. Hıristiyanlar Allahın oğludur diyorlar. Allah ta kıyamette soracak İsa Aleyhisselama senmi dedin ben Allah'ın oğluyum diye. İsa ALeyhisselam ise kesinlikle ben öyle birşey demedim diyecek. bu ayetimi bize delil getiriyorsun. vede ne mantıkla getiriyorsun.


    Alıntı
    "Onlara, senin bana emrettiğin şu sözden başka bir şey söylemedim: 'Benim Rabbim ve sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' İçlerinde olduğum sürece üzerlerine tanıktım. Sen beni vefat ettirince üzerlerine yalnız sen gözetleyici oldun. Ve sen zaten her şey üzerinde bir Şehîdsin, bir tanıksın."
    buyur birinci yazdıgın ayetin tefsirini yapacak bir ayettir. eeeeeee. nasıl bir delil bunlar. orada vefat ettirince dedigide yanına 2. kat semaya çekmesi.

    buyur sana Ömer nasuhi bilmen tefsirini nasıl yapmışta gör.


    Bu mübarek âyetler de. Hz. İsa'nın kendisine yönelecek ilâhî suale vereceği cevâbın devamını açıklamaktadır. Şöyle ki: Yarabbü. En mükemmel şekilde bildiğin gibi (Ben onlara) o kendilerine gönderildiğim kavme (bana emrettiğinden) bana tebliğ etmemi emrettiğin şeylerden (başkasını söylemedim) hâşâ öyle ilahlık iddiasına cüretkâr olmadım, senin emrettiğin şekilde onlara hitaben: (benim ve sizin rabbimiz olan Allah Teâlâ'ya ibâdet ediniz, dedim) Onları tevhid dairesine çağırmaya devam ettim. (Ve ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerine şahit olmuş idim) hallerine bakar, kendilerini Allah'ın emri doğrultusunda amele sevk etmek ister, onları ilâhî dine muhalefetten men eylerdim, (vaktaki benî aldın) beni alıp semaya kaldırdın (onların üzerine gözetici) onların hallerine bakan, amellerini, iddialarını tesbit buyuran (ancak sen oldun ve) Ey âlemlerin ilâhı!, (sen herşey üzerine tamamiyle şahitsin) Evet Yarabbü. Benim ve bütün kavmimin ve diğer bütün mahlûkların hallerini, sözlerini, iddialarını bilen ve onlara şahit olan ancak sensin sen.Bu âyeti kerime de "tevarfr'den maksat, Hz. İsa'nın dünyadan alâkasını kesip semâya kaldırılmasından ibarettir. "Tevâffi", ".istigfa" kelimeleri bir nesneyi tamamiyle almak, tutmak manasınadır. Bu tabir ölümden daha geneldir. Mevt = ölüm, bu tabirden bir nevidir.



    daha bırak bu hadis inkarlığını da kendine gel. helak olacak bitecen yoksa. Kur'an-ı da kendi çıkarlarına göre yorumlama.


  19. 23.Şubat.2012, 09:01
    10
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Hadis alimlerinin hızır ile alakalı tüm hadislerin mevzu olduğuyla alakalı olarak ittifakı vardır.Buhari ve Muslim de de geçse hadislerin tamamı uydurmadır.
    bunu ıspatlamanı bekliyoruz. Ayrıca senin bidatcı oldugunu biliyorum. hadisleride inkar ettigini çok iyi bilmekteyim. Hatta orada demişsin buhari ve Müsllimde geçse bile Tamamı uydurmadır. bu kadar insan küçülmez berkehan kendine gel. Hadi Hızır aleyhisselam yaşamıştır ama ölmüştür kendi zamanı içinde desen birşey demem.

    Alıntı
    BU görüşlerin tamamı yanlıştır.Lütfen böyle yalan yanlış şeylerle insanları yanlışa yönlendirmeyin.Çünkü tüm geçmiş ümmetlerde ki insanlar vefat ettirilmiştir.Hz İsa da Hz.İdris de bunlara dahildir.
    yok daha neler. Hz İsa (Aleyhisselam) için mütevadir derecesinde Hadisler vardır. Ehli sünnet alimlerimizce. Hz İsanın gelmesini insankar edenlerin kafir olmasından korkulur demişlerdir. idris (Aleyhisselam) 4. kat semada hala da yaşadığı sabittir. İsa Aleyhisselam ında 2. kat semada yaşadığı. sende şimdi Süleyman Ateş gibi orada oksijen yok nasıl yaşayacaklar demessin inşaAllah..

    Alıntı
    Desert Rose kardeş "sağlam kaynaklar" dediğiniz Sorularla İslamiyet sitesimi?
    Sorularla islamiyet sitesi sağlam bir sitedir. ve oradada ayetlerle ve senin inkar ettigin hadislerle cevabını vermiş. sen kaynak getir de görelim nasıl bir kaynak.

    Alıntı
    Size en doğru kaynaktan ayetler yazmıştım.Sizde bana delil olsun diye bir takım yerlerden bulduğunuz bir yazıyı kopyala yapıştır yapmışsınız.Kopyala yapıştır yaptığınız yerler değildir delil olacak şeyler.Kabul edeceğimiz delilimiz Kuranın kendisidir ve sahih hadislerdir
    ne ayeti Ayette yazıyormu İsa Aleyhisselam ölmüştür. Ayette yazıyormu idris aleyhisselam ölmüştür. kopyala yapıştır yapılan yerlerdeki delilleri sen görmezden geliyorsun. sende o ayeti gittin kopyala yapıştır yaptın. yoksa sen o ayetlerin 1 tanesini bile ezberinde bilecegini sanmam. ondan sonra kabul edecegimiz delillerimiz Kuranın kendisidir diyorsun. Kur'an daki ayetlere hep yanlış manalar kendi çıkarına göre manalar veriyorsun. Sahi hadislerdir diyorsun birde delil olarak. sen Mütavadir olanlara bile inanmıyorsun sahi hadislere nasıl inanacaksın.

    Alıntı
    Kuranda geçen Hz. Musa hikayesindeki kişinin hızır olduğuna dair bir tek kelime Kuranda yoktur.Bu yazıyı alıntıladığınız kişiler bunu nereden uydurmuşlar biliyormusunuz.Bilmiyorsanız bilmediğiniz kişilerin yazılarını kopyala yapıştır yapmayın lütfen.
    hadislere inansan Peygamberimiz (Sallahu aleyhi ve sellem) kimle görüştüğünü açıklamıştır. ama sende öyle yüksek bir akıl varki kur'an ı kendin tefsir edecen.

    Kehf suresinin 60-72. âyetlerinde, Musa aleyhisselamla Hazret-i Hızır’ın arkadaşlıkları anlatılmaktadır. Tefsir ve hadis kitaplarında, Musa aleyhisselamın arkadaşının Hazret-i Hızır olduğu bildiriliyor. (Beydavi, Celaleyn, Medarik, Buhari)



    Hazret-i Hızır hakkındaki hadis-i şeriflerden biri şöyle:
    (Hızır, kuru bir yere beyaz bir post serip üstüne oturunca, kuru yer birden yeşillenir. Biten yeşil otlar, arkasında sallandığı için ona Hızır denmiştir.) [Buhari]

    daha hadisi şerifler tara bulabilirsin.

    burası inkar yeri değil. sen her konuda en sahi hadislere bile uydurma deme cüretinde bulunan birisin. orada iki tane ayet getirmişsin. o ayette İsa Aleyhisselam ın öldügünümü söylüyor. delil olarak nasıl ayetler getiriyorsun.


    Alıntı
    Maide 116

    Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.”
    burada ne demek istiyor Ayeti kerimede. Hıristiyanlar Allahın oğludur diyorlar. Allah ta kıyamette soracak İsa Aleyhisselama senmi dedin ben Allah'ın oğluyum diye. İsa ALeyhisselam ise kesinlikle ben öyle birşey demedim diyecek. bu ayetimi bize delil getiriyorsun. vede ne mantıkla getiriyorsun.


    Alıntı
    "Onlara, senin bana emrettiğin şu sözden başka bir şey söylemedim: 'Benim Rabbim ve sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' İçlerinde olduğum sürece üzerlerine tanıktım. Sen beni vefat ettirince üzerlerine yalnız sen gözetleyici oldun. Ve sen zaten her şey üzerinde bir Şehîdsin, bir tanıksın."
    buyur birinci yazdıgın ayetin tefsirini yapacak bir ayettir. eeeeeee. nasıl bir delil bunlar. orada vefat ettirince dedigide yanına 2. kat semaya çekmesi.

    buyur sana Ömer nasuhi bilmen tefsirini nasıl yapmışta gör.


    Bu mübarek âyetler de. Hz. İsa'nın kendisine yönelecek ilâhî suale vereceği cevâbın devamını açıklamaktadır. Şöyle ki: Yarabbü. En mükemmel şekilde bildiğin gibi (Ben onlara) o kendilerine gönderildiğim kavme (bana emrettiğinden) bana tebliğ etmemi emrettiğin şeylerden (başkasını söylemedim) hâşâ öyle ilahlık iddiasına cüretkâr olmadım, senin emrettiğin şekilde onlara hitaben: (benim ve sizin rabbimiz olan Allah Teâlâ'ya ibâdet ediniz, dedim) Onları tevhid dairesine çağırmaya devam ettim. (Ve ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerine şahit olmuş idim) hallerine bakar, kendilerini Allah'ın emri doğrultusunda amele sevk etmek ister, onları ilâhî dine muhalefetten men eylerdim, (vaktaki benî aldın) beni alıp semaya kaldırdın (onların üzerine gözetici) onların hallerine bakan, amellerini, iddialarını tesbit buyuran (ancak sen oldun ve) Ey âlemlerin ilâhı!, (sen herşey üzerine tamamiyle şahitsin) Evet Yarabbü. Benim ve bütün kavmimin ve diğer bütün mahlûkların hallerini, sözlerini, iddialarını bilen ve onlara şahit olan ancak sensin sen.Bu âyeti kerime de "tevarfr'den maksat, Hz. İsa'nın dünyadan alâkasını kesip semâya kaldırılmasından ibarettir. "Tevâffi", ".istigfa" kelimeleri bir nesneyi tamamiyle almak, tutmak manasınadır. Bu tabir ölümden daha geneldir. Mevt = ölüm, bu tabirden bir nevidir.



    daha bırak bu hadis inkarlığını da kendine gel. helak olacak bitecen yoksa. Kur'an-ı da kendi çıkarlarına göre yorumlama.


  20. 23.Şubat.2012, 10:45
    11
    Ercan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Temmuz.2011
    Üye No: 88468
    Mesaj Sayısı: 3,121
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: Gaziantep

    Cevap: Hz- Hızır kimdir. Bazı insanların dediği gibi hala yaşıyor mudur?

    Aslanım sana cevap vermeye bile değmez. Sen bildiğin yolda ilerle. Allah sana da inandığın hocana da hidayet nasip etsin. Sağolsun İslamyolu kardeşim verilecek cevapları tek tek yazmış. Allah razı olsun.


  21. 23.Şubat.2012, 10:45
    11
    Devamlı Üye
    Aslanım sana cevap vermeye bile değmez. Sen bildiğin yolda ilerle. Allah sana da inandığın hocana da hidayet nasip etsin. Sağolsun İslamyolu kardeşim verilecek cevapları tek tek yazmış. Allah razı olsun.


  22. 29.Mayıs.2012, 16:33
    12
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: Hz- Hızır kimdir. Bazı insanların dediği gibi hala yaşıyor mudur?

    Hz. Hızır (as)...


    Hz. Hızır (as)'ın hayatı hakkında detaylı bilgi bulunmamaktadır. Kur'ân-ı Kerîm'de, Hızır (a.s.)'ın isminden açıkça bahsedilmez. Ancak Kehf Sûresi'nin 60-82. âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâ (as) ile ilgili kıssadan

    "Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul..." (Kehf, 18/65)

    diye sözü edilen şahsın Hızır (a.s.) olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bizzat Peygamber Efendimiz (asm)'den gelen sahîh hadislerde bu şahsın Hızır olduğu açıkça belirtilmiştir. (bk. Buhârî, İlm 16, 44, Tefsîru'l-Kur'ân, Tefsîru Sûrati'l-Kehf 2-4; Müslim, Fedâil 170-174).


  23. 29.Mayıs.2012, 16:33
    12
    Moderatör
    Hz. Hızır (as)...


    Hz. Hızır (as)'ın hayatı hakkında detaylı bilgi bulunmamaktadır. Kur'ân-ı Kerîm'de, Hızır (a.s.)'ın isminden açıkça bahsedilmez. Ancak Kehf Sûresi'nin 60-82. âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâ (as) ile ilgili kıssadan

    "Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul..." (Kehf, 18/65)

    diye sözü edilen şahsın Hızır (a.s.) olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bizzat Peygamber Efendimiz (asm)'den gelen sahîh hadislerde bu şahsın Hızır olduğu açıkça belirtilmiştir. (bk. Buhârî, İlm 16, 44, Tefsîru'l-Kur'ân, Tefsîru Sûrati'l-Kehf 2-4; Müslim, Fedâil 170-174).





+ Yorum Gönder