Konusunu Oylayın.: Hadisler ne kadar güvenilirdir ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hadisler ne kadar güvenilirdir ?
  1. 21.Şubat.2012, 07:00
    1
    Misafir

    Hadisler ne kadar güvenilirdir ?

  2. 21.Şubat.2012, 13:03
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hadisler ne kadar güvenilirdir ?




    Hadislere yönelik hücumlara karşı İslam alimlerinden; Muhammed Ebu Şehbe, Mustafa Es-Sıbai, Zahid El-Kevseri, Abdülfettah Ebu Gudde gibi pek çok alim hadisleri müdafaa üzerinde hassasiyetle durmuşlar, hadis düşmanlarıyla mücadele etmişlerdir. “Cahil halk tabakasında hadislere yönelik şüpheler genellikle hadis ilminin tarihi süreci ve hadis alanında yapılan muazzam çalışmaların bilinmemesinden kaynaklanmaktadır.” Bu insanlara konu izah edildiğinde kolaylıkla tutumlarından vazgeçmektedirler.

    Hadislerin güvenilir bir şekilde günümüze geldiğini açıklayacak başlıklar şunlardır:

    Peygamberimiz (asm), sahabelere hadislerin ezberlenmesi ve yazıya geçirilmesi için teşvikte bulunmuştur.

    Hadislerin Yazılması
    Peygamberimiz (asm) Kuran’la karışır endişesiyle kendi sözlerini yazdırmamış, fakat ezberlenmesi için teşviklerde bulunmuştur. Bununla beraber bazı şahısların hadisleri yazmasına müsaade etmiştir. Abdullah b. Amr (ra) pek çok hadisi yazmış ve onun yazdığı hadis risalesi “Sadıka” ismiyle meşhur olmuştur. Peygamberimizin (asm) ahirete intikalinden sonraki dönemde ise Kuran’ın hadisle karışma endişesi kalmadığından hadis yazma işi çoğalmış sahabeler ve onların talebeleri olan tabiin çoklukla hadisleri yazma yönüne gitmişlerdir. (Hz Ebu Hureyre’nin (ra) talebesi Hemmam b. Münebbih’in Ebu Hureyre’den (ra) yazdığı hadisler bu gün mevcuttur.) Bilhassa Hz. Ömer’in (ra) torunu olan Ömer b. Abdülaziz (h. 61-101) halife olduğunda bütün şehirlerdeki alimlere emirler göndererek, hadislerin yazılmasını resmileştirdi. O dönemde tabiinden ibni Şihab Ez-Zühri’nin (ra) bu alandaki çalışmaları meşhurdur. Daha sonra gelen alimler ise hadislerin yazılmasını daha sistemli hale getirdiler. (Talat Koçyiğit, Hadis Usulü)

    Hadislerin Ezberlenmesi
    Peygamberimiz ezber konusunda hassasiyetle durmuş ve sahabeleri teşvik etmiştir. O dönemde zaten halkın ekseriyetinin ümmi oluşu, yazının yaygın olmayışı, zaruri olarak ezber üzerinde durmaya insanları sevk etmişti. Ayrıca Peygamberimizin (asm) belagatlı söz söyleyişi, muhatabın durumlarına göre konuşması gibi durumlar da ezberi kolaylaştırmıştı. Tabiin döneminde hadislerin yazılması yaygınlaşmakla beraber, ezber de beraberinde yürüdü. Hadis alimleri ezbere büyük ehemmiyet verdiler, hadis ezberlemeyeni hadis alimi saymadılar ve ezber zayıflığını cerh sebebi saydılar. Ezber konusunda içlerinde harikulade şahıslar çıktı. Örneğin; Kur’an-ı Kerim’i sekiz günde ezberlemiş olan İmam Zühri: “Kalbime tevdi ettiğim ilimlerden hiç birini unutmadım. Hiçbir sözü, bir alimin ağzından dinledikten sonra, bir daha tekrarlatmış değilim. Ezberlediğim hadislerden yalnız birisinde şüphe edecek oldum, onu da, ravisine sordum, ezberlediğim nasıl ise öyle çıktı” demiştir. Emevi halifelerinden Hişam oğullarından birisi için, İmam Zühri’ye ezberinden 400 hadis yazdırdı. Bir ay kadar sonra Hişam: “O yazılar zayi oldu, onları yeniden yazdır” dedi; Zühri de yazdırdı. Her iki nüsha karşılaştırıldığında hiçbir fazla veya noksan olmadığı görüldü. Ahmed b. Hanbel (ra) bir milyon hadisi ezberlemişti. Bu rakam olağanüstü bir rakamdır. Fikir vermesi için şöyle bir misal verelim: Bu gün en geniş hadis koleksiyonu Kenzül Ummal’dir ve bu kitap 16 cilt olup içinde 46 bin hadis vardır. 1 milyon hadis bu ölçüye göre 320 cildin üzerinde bir rakamdır. Ortalama bu kadar kitap üst üste konulduğunda 10 metre yüksekliği bulur. İmam Buhari 17 yaşındayken 70 bin hadis ezberlemişti. Daha sonraları ise 500 bin civarında hadis ezberlemiştir. Firuzabadi’nin hafızası da fevkaladeydi. Her gece 200 satır ezberlerdi. Kur’an sayfalarıyla bu 15 sayfa civarındadır. İmam Müslim’in sahihini bir haftada ezberlemişti. Hadis ilminde yüz bin hadisi sened ve metinleriyle ezberleyen hadisçiye “Hafız”, üç yüz bin hadis ezberleyene “Hüccet”, Peygamberimizin (asm) bütün sünnetini hıfz ve ihata edene “Hakim” ünvanı verilmiştir. Hadis alimi Hafız Ez-Zehebi “Tezkiretül Huffaz” adlı eserinde 1176 hadis hafızının hayat hikayesini ele alır.
    (Asım Köksal, İslam’da iki Kaynak: Kitap ve Sünnet)

    Hadis alimleri ravileri tenkid, sahih hadisleri tanıma ve elde etme konusunda büyük bir çaba sarfetmişlerdir. Bunun yanında mevzu yani uydurma hadis alanında da çalışmalar yapılmış, hangi alanlarda hadis uydurulduğu, kimlerin uydurduğu ve bu tür hadisleri tanıma yolları tesbit edilmiş, bu konuda geniş hacimli kitaplar telif edilmiştir. Yapılan araştırmalar bu tür hadislerin ekseriyetle İslam düşmanlığından, siyasi veya itikadi düşüncelerle, ırkçılık, mezhep ve fırka taassubu, şahsi çıkar ve menfaat sağlamak, hikayeci vaizlerin halkı amele teşvik için uydurulduğunu ortaya koymaktadır. Hadis diye uydurulmuş sözleri toplamak amacıyla yazılan eserler, işaret edelim ki hadis tarihi içinde ilk devirlerde değil, hicri 6. asrın başlarından itibaren görülmeye başlamıştır. Mevzuat kitaplarının ilk örneklerini teşkil eden el-Makdisi (v.507/1113)’nin Tezkiratu’l-Mevzuat’ı ile İbnu’l-Cevzi (v.597/1200)’nin Kitabu’l-Mevzuat’ı, Ukayli’nin ed-Duafa’sından başlamak üzere Hatib Bağdadi (v.463/1071)’nin eserlerine kadar uzanan yaklaşık 150 yıllık bir zaman kesimi içinde yazılmış eserlerden topladıkları gibi, tenkidlerde de Yahya b. Said el-Kattan (v.198/813)’dan başlayarak Abdurrahman b. el-Mehdi (v.198/813), Yahya b. Main (v.233/847), Ahmed b. Hanbel (v.241/855), Buhari (v.256/869), Nesai (v.303/915), İbn Ebi Hatim (v.327/938), İbn Hibban (v.354/965), İbn Adiy (v.365/975) ve Darekutni (v.385/995)’nin değerlendirmelerinden yararlanmışlardır. Hadis diye uydurulmuş sözlerle ilgili kitapların yazımı 1900’lü yıllara kadar, değişik kapsam ve tertiplerle süregelmiştir. Halen de konuya dair elde mevcut kitaplar taranmak suretiyle hadis diye uydurulmuş sözlerle ilgili ilmi araştırmalar değişik ülkelerde akademik faaliyet olarak sürdürülmektedir. Konu hemen her hadis usulü kitabında da şu ya da bu ölçüde işlenmekte, tanıtılmaktadır. Hadis diye uydurulmuş sözleri ya alfabetik ya da konularına göre tanıtan eserlerden 18 kadarının muhteva tanıtımı, Doç Dr. M. Yaşar Kandemir’in “Mevzu Hadisler” adlı araştırmasında tanıtılmaktadır. Ayrıca hadis diye dillerde dolaşan sözleri tetkik eden eserlerde de hadis diye uydurulmuş sözlere işaret edilmektedir. El-Acluni’nin Keşfu-l-Hafa’sı bu tür eserlerdendir. Aliyyu’l-Kari (v.1014/1605)’nin el-Mevzuatu’l-Kübra’sı ile İbn Arrak (v.963/1556)’ın Tenzihu’ş-şeria’sı konuya ait bilgi ihtiyacını karşılamaya yeterlidir. (İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü) Bir yandan hadis uydurulurken öte yandan bunların çanlarına ot tıkayan hadis alimleri karşılarına çıkmıştır. Bunlar: Buhari, Nesai, İbn-i Hibban, Ebu Bişr-i Devlabi, Ukayli, Cürcani, Darekutni, Hakim gibi hadis alimleridir.

    (Aliyyu’l-Kari, Mevzu Hadisler)

    Hadis ilimleri tedrici bir gelişme göstermiştir. Bu gelişmeyi belli dönemler içinde şöyle sıralayabiliriz:

    Doğuş Dönemi
    Bu dönem hicrî 1. asrın sonuna kadar uzanan sahabe asrıdır. Bu devirde hadis çalışmalarını anlayabilmek için önce sahabeyi tanımak gerekir. Sahabe: Ashab-ı kiram hadis rivayeti bakımından iki kısma ayrılmaktadır. Binden fazla hadis rivayet etmiş olanlar Muksirun, binden az rivayet etmiş olanlar Mukirun diye tanımlanır. Muksirun 7 sahabe efendimizden oluşmaktadır. Ehli Sünnet bilginlerince Rasulullah’ı (asm) görme mutluluğuna ermiş olan ashabı kiram, hadis rivayeti bakımından güven ve itimada layık kabul edilmiştir. Bunun için onlar tenkid (cerh ve tadil) dışı bırakılmıştır. Sahabe asrından oluşan bu ilk doğuş döneminde iki önemli olayla karşılaşmaktayız. Biri hadislerin ashabı kiram tarafından ezberlenmesi öteki ise hadislerin yazıya geçirilmesidir.

    Sahabenin Hadis Ezberleme Sebepleri
    -
    Zihinlerinin temizliği ve zekalarının kuvveti -Dini savunma duygusu ve gayreti -Hadisin İslam’daki önemi -Hadislerin üslubu ve kolay anlaşılması
    Hadislerin Yazıya Geçirilmesi (Kitabü’l hadis) Hadisin yazıya geçirilmesi meselesi bilginin korunması ve gelecek nesillere nakledilmesinin önemli vesilelerindendir. Peygamberimiz (asm) ilk önce hadislerim yazılmasına izin vermemiş, sünnetin ezberlenemeyecek kadar çoğaldığını görünce yazılmasına müsaade etmiştir. Açıkça ortaya çıkmıştır ki ilk asırda hadislerin yazılmasının hoş karşılanmaması Allah’ın(cc) kitabına bir başka şeyi eş tutmamak ya da bir başka şey dolayısıyla Kur’an’la meşgul olmaktan uzak kalmamak içindir.

    Hadislerin Yazıya Geçirilmesinin Faydaları

    Söz konusu faydaları üç noktada özetlemek mümkündür: 1- Hadislerin yazılması sonucunda şer’i delillerin kaybolması önlenmiştir.2- Her bir hadis dolayısıyla Rasulullah’a (asm) selatu selam okunması tekrarlanmış olur. 3- Rasulullah’ın (asm): “Sözümü dinleyip belleyen ve bellediği gibi başkalarına ulaştıranların Allah yüzünü ağartsın.” duasına nail olmaktır.

    Tekamül Dönemi

    Bu devre 2. asrın başından 3. asrın evveline kadardır. Hadis ilimleri bu devrede tekamül etti. En önemlileri şunlardır: -İnsanlarda hıfz melekesi zaafa uğradı. -Senedler uzadı ve zamanın uzaması ve hadis ravilerinin çoğalması sebebiyle tarihler artı. -Siyasi bakımdan şii, revafız, havric itikadî bakımdan da mutezile, cebriye doğru yoldan saptı. Bu olumsuz gelişmeler karşısında İslam alimleri gayrete geldi ve muhtemel her zararın önüne geçebilecek tedbirler aldılar

    -Resmi Tedvin:
    Ömer bin Abdulaziz eyaletlere hadis olarak ne biliyorlarsa yazmalarını ve zayi olmaması için bir araya toplamalarını emretti.

    -Cerh ve tadil:
    Hususunda alimler daha geniş çalışmalar yaptılar. -Ehli hadis olarak tanınmayan kişilerden hadis kabulünü durdurdular. -Gizli illetlerini açığa çıkarmak için hadisleri inceden inceye araştırdılar. Her yeni şekil için yeni bir tarif ve hükmünü açıklayan bir tarif ortaya çıkardılar.
    Hadis

    İlimlerinim ayrı ayrı telif ve tedvin dönemi
    Hicri 3. asırdan 4. asrın yarısına kadar sürer. Bu devir tasnif asrıdır, hadis edebiyatının altın çağıdır. Çünkü bu asırda sünnet ve sünnetle ilgili ilimler tam anlamıyla tedil ve tasnif edilmiş, hadis kitaplarının en değerlileri Kütüb-i Sitteler bu devrede telif edilmişlerdir.

    Kütübü Sitte ve Müellifleri
    Bu dönemde görülen musannif eserlerin en meşhuru ve en muteberi hiç şüphesiz, başta Buhari’nin Sahihi olmak üzere Kütüb-ü Sitteye dahil diğer kitaplardır. Buhari, Müslim El Hacca Bin Kuşeyri (El camiul sahih), Ebu Davud (Sünen), Tirmizi, Nesai (Mücteba), İbni Mace.

    Bereketlenme Dönemi
    4. asrın ortalarından 7. asrın başlarına kadar uzanır. Bu dönem de ulema, geçmiş alimlerin ilk tedvin devri eserleri üzerine eğildi. Bir branşta yazılmış olan muhtelif eserlerde ki bilgileri birleştirdiler, öncekilerin ihmal ettikleri konuları tamamladılar. Bunu yaparken de bilgileri senetleriyle tam bir itimad içinde naklettiler. İşte bu devirde hadis ilimlerini içine alan eseler telif edilmiş ve hadis ilimleri konusunda tedvin faaliyetleri iyice gelişmiştir.

    Olgunlaşma Dönemi
    Bu devre 7. asırdan 10. asra kadar devam eder. Bu dönemde hadis ilimlerine ait eserler tam kemaline ulaşmıştır. Bu ilmin bütün nevilerini içine alan eserler ortaya konmuştur. Buna ibarelerin tehzibi ve meselelerin dikkatle yazılması da ilave edilmiştir.

    Duraklama Dönemi
    Bu dönem 10. asırdan 14. asra kadar sürer. Bu dönemde ilmî meseleler üzerinde çalışma tasnif ve yenilikler getirilmemiştir. Nazım ve nesir olarak hadis ilimlerinde özet çalışmalar çoğalmıştır. Bu dönem alimlerini, konuların derinliklerine girmeksizin önceki müelliflerin sözleri üzerinde lafzi münakaşalar meşgul etmiştir.

    Uyanış ve Müsteşriklere Cevap Teşkil Eden Çalışmalar Dönemi
    14 asırdan günümüze kadarki dönem içinde, İslam dünyasının şark ve garp ile temasının neticesinde ortaya çıkan tehlikeler, hele hele askeri istilalarla meydana gelen fikri istilaların her türlü tehlikenin fevkine çıkarttığı fikri tehlikeler karşısında müslümanlar uyandı. Sünnet etrafında müsteşrikler tarafından ortaya atılan ve ecnebi hayranları tarafından da aynen iktibas edilen ve benimsenen birtakım desiseler ve şüpheler baş gösterdi. Bu ecnebi hayranları bahis konusu şüpheleri mırıldanmaya ve nakletmeye başladılar. Şüphe belirtilen bahisler etrafında eserler yazmak, onların yanlış ve iftiralarını reddetmek gerekmekteydi. Keza mevcut hadis ilimleri hakkında telif usulü de yenilemeyi gerektiriyordu. Binaenaleyh ulema bu gerekleri de yerine getirdiler ve faydalı ve gerçekten orijinalitesi olan eserler artmaya başladı.

    İsnad Sistemi
    “
    İsnad dindendir. Eğer isnad olmasaydı her rastgelen aklına eseni rivayet etmeye kalkışırdı.”
    İsnad, “Hadisi ilk söyleyene yükseltmek yani bu irtibatı sağlayan ravileri sırasıyla ve rivayete mahsus terimlerle saymak” demektir. İsnadı “ medar-ı ilmi hadis “ (hadis ilminin üzerinde döndüğü temel) diye tanımlamışlardır. Nitekim Abdullah İbn Mübarek de “İsnad dindendir. Eğer isnad olmasaydı her rastgelen aklına eseni rivayet etmeye kalkışırdı.” demiş hadis ilminde her şeyin sağlam temel üzerine oturtulduğunu ifade etmiştir. İsnadın hicri I. asrın ikinci yarısında yavaş yavaş aranmaya başlanması sonucunda “Daha çok tabiilerce ve az da olsa sahabilerce hadislerin tahkiki ve Resulullah’tan (asm) duyandan duymak maksadıyla” “rıhle” denen ilim yolculukları başlatılmıştır. Ebu Eyüp el-Ensari’nin kendi bildiği bir hadisi Resulullah’tan (asm) duyan kişi olarak tanıdığı Ukbe b. Amir’e sormak, yani ilk raviden dinleyip bilgisini tahkik etmek için Medine’den Mısır’a gitmesi bu noktadaki sahabilere ait hassasiyeti ifade eder. “İsnad sistemi kabul etmek gerekir ki rivayet anarşisine karşı alınmış köklü ve bilimsel bir tedbirdir. Öyle bir tedbirdir ki hiçbir uydurmacı ve yalancı yakasını kurtaramamış mutlaka açığa çıkmıştır.” İsnad sistemi sadece hadislerin hadis koleksiyonlarında yazılmasına kadar işletilmiş, daha sonra terk edilmiş bir sistem değildir. Ayrıca hadis âlimleri hadisin sadece sened kısmıyla uğraşmamış metin kısımlarıyla da ilgilenmişlerdir. Öte yandan ilmi zihniyetin tam bir belirtisi sayılması gerekli olan “isnadı sahih olan bir hadisin gizli bir kusuru bulunabileceği ve işin ehli olmayanların bir hadisin senedini sahih görmekle hemen metninin de sahih olduğuna hükmedivermemesi gerektiği fikri” hadisçilerin ortaklaşa benimsedikleri bir görüştür. (İsmail Lütfi Çakan, Hadis Edebiyatı)...
    alıntı.


  3. 21.Şubat.2012, 13:03
    2
    Silent and lonely rains



    Hadislere yönelik hücumlara karşı İslam alimlerinden; Muhammed Ebu Şehbe, Mustafa Es-Sıbai, Zahid El-Kevseri, Abdülfettah Ebu Gudde gibi pek çok alim hadisleri müdafaa üzerinde hassasiyetle durmuşlar, hadis düşmanlarıyla mücadele etmişlerdir. “Cahil halk tabakasında hadislere yönelik şüpheler genellikle hadis ilminin tarihi süreci ve hadis alanında yapılan muazzam çalışmaların bilinmemesinden kaynaklanmaktadır.” Bu insanlara konu izah edildiğinde kolaylıkla tutumlarından vazgeçmektedirler.

    Hadislerin güvenilir bir şekilde günümüze geldiğini açıklayacak başlıklar şunlardır:

    Peygamberimiz (asm), sahabelere hadislerin ezberlenmesi ve yazıya geçirilmesi için teşvikte bulunmuştur.

    Hadislerin Yazılması
    Peygamberimiz (asm) Kuran’la karışır endişesiyle kendi sözlerini yazdırmamış, fakat ezberlenmesi için teşviklerde bulunmuştur. Bununla beraber bazı şahısların hadisleri yazmasına müsaade etmiştir. Abdullah b. Amr (ra) pek çok hadisi yazmış ve onun yazdığı hadis risalesi “Sadıka” ismiyle meşhur olmuştur. Peygamberimizin (asm) ahirete intikalinden sonraki dönemde ise Kuran’ın hadisle karışma endişesi kalmadığından hadis yazma işi çoğalmış sahabeler ve onların talebeleri olan tabiin çoklukla hadisleri yazma yönüne gitmişlerdir. (Hz Ebu Hureyre’nin (ra) talebesi Hemmam b. Münebbih’in Ebu Hureyre’den (ra) yazdığı hadisler bu gün mevcuttur.) Bilhassa Hz. Ömer’in (ra) torunu olan Ömer b. Abdülaziz (h. 61-101) halife olduğunda bütün şehirlerdeki alimlere emirler göndererek, hadislerin yazılmasını resmileştirdi. O dönemde tabiinden ibni Şihab Ez-Zühri’nin (ra) bu alandaki çalışmaları meşhurdur. Daha sonra gelen alimler ise hadislerin yazılmasını daha sistemli hale getirdiler. (Talat Koçyiğit, Hadis Usulü)

    Hadislerin Ezberlenmesi
    Peygamberimiz ezber konusunda hassasiyetle durmuş ve sahabeleri teşvik etmiştir. O dönemde zaten halkın ekseriyetinin ümmi oluşu, yazının yaygın olmayışı, zaruri olarak ezber üzerinde durmaya insanları sevk etmişti. Ayrıca Peygamberimizin (asm) belagatlı söz söyleyişi, muhatabın durumlarına göre konuşması gibi durumlar da ezberi kolaylaştırmıştı. Tabiin döneminde hadislerin yazılması yaygınlaşmakla beraber, ezber de beraberinde yürüdü. Hadis alimleri ezbere büyük ehemmiyet verdiler, hadis ezberlemeyeni hadis alimi saymadılar ve ezber zayıflığını cerh sebebi saydılar. Ezber konusunda içlerinde harikulade şahıslar çıktı. Örneğin; Kur’an-ı Kerim’i sekiz günde ezberlemiş olan İmam Zühri: “Kalbime tevdi ettiğim ilimlerden hiç birini unutmadım. Hiçbir sözü, bir alimin ağzından dinledikten sonra, bir daha tekrarlatmış değilim. Ezberlediğim hadislerden yalnız birisinde şüphe edecek oldum, onu da, ravisine sordum, ezberlediğim nasıl ise öyle çıktı” demiştir. Emevi halifelerinden Hişam oğullarından birisi için, İmam Zühri’ye ezberinden 400 hadis yazdırdı. Bir ay kadar sonra Hişam: “O yazılar zayi oldu, onları yeniden yazdır” dedi; Zühri de yazdırdı. Her iki nüsha karşılaştırıldığında hiçbir fazla veya noksan olmadığı görüldü. Ahmed b. Hanbel (ra) bir milyon hadisi ezberlemişti. Bu rakam olağanüstü bir rakamdır. Fikir vermesi için şöyle bir misal verelim: Bu gün en geniş hadis koleksiyonu Kenzül Ummal’dir ve bu kitap 16 cilt olup içinde 46 bin hadis vardır. 1 milyon hadis bu ölçüye göre 320 cildin üzerinde bir rakamdır. Ortalama bu kadar kitap üst üste konulduğunda 10 metre yüksekliği bulur. İmam Buhari 17 yaşındayken 70 bin hadis ezberlemişti. Daha sonraları ise 500 bin civarında hadis ezberlemiştir. Firuzabadi’nin hafızası da fevkaladeydi. Her gece 200 satır ezberlerdi. Kur’an sayfalarıyla bu 15 sayfa civarındadır. İmam Müslim’in sahihini bir haftada ezberlemişti. Hadis ilminde yüz bin hadisi sened ve metinleriyle ezberleyen hadisçiye “Hafız”, üç yüz bin hadis ezberleyene “Hüccet”, Peygamberimizin (asm) bütün sünnetini hıfz ve ihata edene “Hakim” ünvanı verilmiştir. Hadis alimi Hafız Ez-Zehebi “Tezkiretül Huffaz” adlı eserinde 1176 hadis hafızının hayat hikayesini ele alır.
    (Asım Köksal, İslam’da iki Kaynak: Kitap ve Sünnet)

    Hadis alimleri ravileri tenkid, sahih hadisleri tanıma ve elde etme konusunda büyük bir çaba sarfetmişlerdir. Bunun yanında mevzu yani uydurma hadis alanında da çalışmalar yapılmış, hangi alanlarda hadis uydurulduğu, kimlerin uydurduğu ve bu tür hadisleri tanıma yolları tesbit edilmiş, bu konuda geniş hacimli kitaplar telif edilmiştir. Yapılan araştırmalar bu tür hadislerin ekseriyetle İslam düşmanlığından, siyasi veya itikadi düşüncelerle, ırkçılık, mezhep ve fırka taassubu, şahsi çıkar ve menfaat sağlamak, hikayeci vaizlerin halkı amele teşvik için uydurulduğunu ortaya koymaktadır. Hadis diye uydurulmuş sözleri toplamak amacıyla yazılan eserler, işaret edelim ki hadis tarihi içinde ilk devirlerde değil, hicri 6. asrın başlarından itibaren görülmeye başlamıştır. Mevzuat kitaplarının ilk örneklerini teşkil eden el-Makdisi (v.507/1113)’nin Tezkiratu’l-Mevzuat’ı ile İbnu’l-Cevzi (v.597/1200)’nin Kitabu’l-Mevzuat’ı, Ukayli’nin ed-Duafa’sından başlamak üzere Hatib Bağdadi (v.463/1071)’nin eserlerine kadar uzanan yaklaşık 150 yıllık bir zaman kesimi içinde yazılmış eserlerden topladıkları gibi, tenkidlerde de Yahya b. Said el-Kattan (v.198/813)’dan başlayarak Abdurrahman b. el-Mehdi (v.198/813), Yahya b. Main (v.233/847), Ahmed b. Hanbel (v.241/855), Buhari (v.256/869), Nesai (v.303/915), İbn Ebi Hatim (v.327/938), İbn Hibban (v.354/965), İbn Adiy (v.365/975) ve Darekutni (v.385/995)’nin değerlendirmelerinden yararlanmışlardır. Hadis diye uydurulmuş sözlerle ilgili kitapların yazımı 1900’lü yıllara kadar, değişik kapsam ve tertiplerle süregelmiştir. Halen de konuya dair elde mevcut kitaplar taranmak suretiyle hadis diye uydurulmuş sözlerle ilgili ilmi araştırmalar değişik ülkelerde akademik faaliyet olarak sürdürülmektedir. Konu hemen her hadis usulü kitabında da şu ya da bu ölçüde işlenmekte, tanıtılmaktadır. Hadis diye uydurulmuş sözleri ya alfabetik ya da konularına göre tanıtan eserlerden 18 kadarının muhteva tanıtımı, Doç Dr. M. Yaşar Kandemir’in “Mevzu Hadisler” adlı araştırmasında tanıtılmaktadır. Ayrıca hadis diye dillerde dolaşan sözleri tetkik eden eserlerde de hadis diye uydurulmuş sözlere işaret edilmektedir. El-Acluni’nin Keşfu-l-Hafa’sı bu tür eserlerdendir. Aliyyu’l-Kari (v.1014/1605)’nin el-Mevzuatu’l-Kübra’sı ile İbn Arrak (v.963/1556)’ın Tenzihu’ş-şeria’sı konuya ait bilgi ihtiyacını karşılamaya yeterlidir. (İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü) Bir yandan hadis uydurulurken öte yandan bunların çanlarına ot tıkayan hadis alimleri karşılarına çıkmıştır. Bunlar: Buhari, Nesai, İbn-i Hibban, Ebu Bişr-i Devlabi, Ukayli, Cürcani, Darekutni, Hakim gibi hadis alimleridir.

    (Aliyyu’l-Kari, Mevzu Hadisler)

    Hadis ilimleri tedrici bir gelişme göstermiştir. Bu gelişmeyi belli dönemler içinde şöyle sıralayabiliriz:

    Doğuş Dönemi
    Bu dönem hicrî 1. asrın sonuna kadar uzanan sahabe asrıdır. Bu devirde hadis çalışmalarını anlayabilmek için önce sahabeyi tanımak gerekir. Sahabe: Ashab-ı kiram hadis rivayeti bakımından iki kısma ayrılmaktadır. Binden fazla hadis rivayet etmiş olanlar Muksirun, binden az rivayet etmiş olanlar Mukirun diye tanımlanır. Muksirun 7 sahabe efendimizden oluşmaktadır. Ehli Sünnet bilginlerince Rasulullah’ı (asm) görme mutluluğuna ermiş olan ashabı kiram, hadis rivayeti bakımından güven ve itimada layık kabul edilmiştir. Bunun için onlar tenkid (cerh ve tadil) dışı bırakılmıştır. Sahabe asrından oluşan bu ilk doğuş döneminde iki önemli olayla karşılaşmaktayız. Biri hadislerin ashabı kiram tarafından ezberlenmesi öteki ise hadislerin yazıya geçirilmesidir.

    Sahabenin Hadis Ezberleme Sebepleri
    -
    Zihinlerinin temizliği ve zekalarının kuvveti -Dini savunma duygusu ve gayreti -Hadisin İslam’daki önemi -Hadislerin üslubu ve kolay anlaşılması
    Hadislerin Yazıya Geçirilmesi (Kitabü’l hadis) Hadisin yazıya geçirilmesi meselesi bilginin korunması ve gelecek nesillere nakledilmesinin önemli vesilelerindendir. Peygamberimiz (asm) ilk önce hadislerim yazılmasına izin vermemiş, sünnetin ezberlenemeyecek kadar çoğaldığını görünce yazılmasına müsaade etmiştir. Açıkça ortaya çıkmıştır ki ilk asırda hadislerin yazılmasının hoş karşılanmaması Allah’ın(cc) kitabına bir başka şeyi eş tutmamak ya da bir başka şey dolayısıyla Kur’an’la meşgul olmaktan uzak kalmamak içindir.

    Hadislerin Yazıya Geçirilmesinin Faydaları

    Söz konusu faydaları üç noktada özetlemek mümkündür: 1- Hadislerin yazılması sonucunda şer’i delillerin kaybolması önlenmiştir.2- Her bir hadis dolayısıyla Rasulullah’a (asm) selatu selam okunması tekrarlanmış olur. 3- Rasulullah’ın (asm): “Sözümü dinleyip belleyen ve bellediği gibi başkalarına ulaştıranların Allah yüzünü ağartsın.” duasına nail olmaktır.

    Tekamül Dönemi

    Bu devre 2. asrın başından 3. asrın evveline kadardır. Hadis ilimleri bu devrede tekamül etti. En önemlileri şunlardır: -İnsanlarda hıfz melekesi zaafa uğradı. -Senedler uzadı ve zamanın uzaması ve hadis ravilerinin çoğalması sebebiyle tarihler artı. -Siyasi bakımdan şii, revafız, havric itikadî bakımdan da mutezile, cebriye doğru yoldan saptı. Bu olumsuz gelişmeler karşısında İslam alimleri gayrete geldi ve muhtemel her zararın önüne geçebilecek tedbirler aldılar

    -Resmi Tedvin:
    Ömer bin Abdulaziz eyaletlere hadis olarak ne biliyorlarsa yazmalarını ve zayi olmaması için bir araya toplamalarını emretti.

    -Cerh ve tadil:
    Hususunda alimler daha geniş çalışmalar yaptılar. -Ehli hadis olarak tanınmayan kişilerden hadis kabulünü durdurdular. -Gizli illetlerini açığa çıkarmak için hadisleri inceden inceye araştırdılar. Her yeni şekil için yeni bir tarif ve hükmünü açıklayan bir tarif ortaya çıkardılar.
    Hadis

    İlimlerinim ayrı ayrı telif ve tedvin dönemi
    Hicri 3. asırdan 4. asrın yarısına kadar sürer. Bu devir tasnif asrıdır, hadis edebiyatının altın çağıdır. Çünkü bu asırda sünnet ve sünnetle ilgili ilimler tam anlamıyla tedil ve tasnif edilmiş, hadis kitaplarının en değerlileri Kütüb-i Sitteler bu devrede telif edilmişlerdir.

    Kütübü Sitte ve Müellifleri
    Bu dönemde görülen musannif eserlerin en meşhuru ve en muteberi hiç şüphesiz, başta Buhari’nin Sahihi olmak üzere Kütüb-ü Sitteye dahil diğer kitaplardır. Buhari, Müslim El Hacca Bin Kuşeyri (El camiul sahih), Ebu Davud (Sünen), Tirmizi, Nesai (Mücteba), İbni Mace.

    Bereketlenme Dönemi
    4. asrın ortalarından 7. asrın başlarına kadar uzanır. Bu dönem de ulema, geçmiş alimlerin ilk tedvin devri eserleri üzerine eğildi. Bir branşta yazılmış olan muhtelif eserlerde ki bilgileri birleştirdiler, öncekilerin ihmal ettikleri konuları tamamladılar. Bunu yaparken de bilgileri senetleriyle tam bir itimad içinde naklettiler. İşte bu devirde hadis ilimlerini içine alan eseler telif edilmiş ve hadis ilimleri konusunda tedvin faaliyetleri iyice gelişmiştir.

    Olgunlaşma Dönemi
    Bu devre 7. asırdan 10. asra kadar devam eder. Bu dönemde hadis ilimlerine ait eserler tam kemaline ulaşmıştır. Bu ilmin bütün nevilerini içine alan eserler ortaya konmuştur. Buna ibarelerin tehzibi ve meselelerin dikkatle yazılması da ilave edilmiştir.

    Duraklama Dönemi
    Bu dönem 10. asırdan 14. asra kadar sürer. Bu dönemde ilmî meseleler üzerinde çalışma tasnif ve yenilikler getirilmemiştir. Nazım ve nesir olarak hadis ilimlerinde özet çalışmalar çoğalmıştır. Bu dönem alimlerini, konuların derinliklerine girmeksizin önceki müelliflerin sözleri üzerinde lafzi münakaşalar meşgul etmiştir.

    Uyanış ve Müsteşriklere Cevap Teşkil Eden Çalışmalar Dönemi
    14 asırdan günümüze kadarki dönem içinde, İslam dünyasının şark ve garp ile temasının neticesinde ortaya çıkan tehlikeler, hele hele askeri istilalarla meydana gelen fikri istilaların her türlü tehlikenin fevkine çıkarttığı fikri tehlikeler karşısında müslümanlar uyandı. Sünnet etrafında müsteşrikler tarafından ortaya atılan ve ecnebi hayranları tarafından da aynen iktibas edilen ve benimsenen birtakım desiseler ve şüpheler baş gösterdi. Bu ecnebi hayranları bahis konusu şüpheleri mırıldanmaya ve nakletmeye başladılar. Şüphe belirtilen bahisler etrafında eserler yazmak, onların yanlış ve iftiralarını reddetmek gerekmekteydi. Keza mevcut hadis ilimleri hakkında telif usulü de yenilemeyi gerektiriyordu. Binaenaleyh ulema bu gerekleri de yerine getirdiler ve faydalı ve gerçekten orijinalitesi olan eserler artmaya başladı.

    İsnad Sistemi
    “
    İsnad dindendir. Eğer isnad olmasaydı her rastgelen aklına eseni rivayet etmeye kalkışırdı.”
    İsnad, “Hadisi ilk söyleyene yükseltmek yani bu irtibatı sağlayan ravileri sırasıyla ve rivayete mahsus terimlerle saymak” demektir. İsnadı “ medar-ı ilmi hadis “ (hadis ilminin üzerinde döndüğü temel) diye tanımlamışlardır. Nitekim Abdullah İbn Mübarek de “İsnad dindendir. Eğer isnad olmasaydı her rastgelen aklına eseni rivayet etmeye kalkışırdı.” demiş hadis ilminde her şeyin sağlam temel üzerine oturtulduğunu ifade etmiştir. İsnadın hicri I. asrın ikinci yarısında yavaş yavaş aranmaya başlanması sonucunda “Daha çok tabiilerce ve az da olsa sahabilerce hadislerin tahkiki ve Resulullah’tan (asm) duyandan duymak maksadıyla” “rıhle” denen ilim yolculukları başlatılmıştır. Ebu Eyüp el-Ensari’nin kendi bildiği bir hadisi Resulullah’tan (asm) duyan kişi olarak tanıdığı Ukbe b. Amir’e sormak, yani ilk raviden dinleyip bilgisini tahkik etmek için Medine’den Mısır’a gitmesi bu noktadaki sahabilere ait hassasiyeti ifade eder. “İsnad sistemi kabul etmek gerekir ki rivayet anarşisine karşı alınmış köklü ve bilimsel bir tedbirdir. Öyle bir tedbirdir ki hiçbir uydurmacı ve yalancı yakasını kurtaramamış mutlaka açığa çıkmıştır.” İsnad sistemi sadece hadislerin hadis koleksiyonlarında yazılmasına kadar işletilmiş, daha sonra terk edilmiş bir sistem değildir. Ayrıca hadis âlimleri hadisin sadece sened kısmıyla uğraşmamış metin kısımlarıyla da ilgilenmişlerdir. Öte yandan ilmi zihniyetin tam bir belirtisi sayılması gerekli olan “isnadı sahih olan bir hadisin gizli bir kusuru bulunabileceği ve işin ehli olmayanların bir hadisin senedini sahih görmekle hemen metninin de sahih olduğuna hükmedivermemesi gerektiği fikri” hadisçilerin ortaklaşa benimsedikleri bir görüştür. (İsmail Lütfi Çakan, Hadis Edebiyatı)...
    alıntı.





+ Yorum Gönder