Konusunu Oylayın.: Hz. Muhammed (s.a.v) Annesi Amine'nin Yüksek Nitelikleri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz. Muhammed (s.a.v) Annesi Amine'nin Yüksek Nitelikleri
  1. 19.Şubat.2012, 23:14
    1
    Misafir

    Hz. Muhammed (s.a.v) Annesi Amine'nin Yüksek Nitelikleri

  2. 19.Şubat.2012, 23:37
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Hz. Muhammed (s.a.v) Annesi Amine'nin Yüksek Nitelikleri




    Kendisi hakkında nakledilen haberlerden de anlaşıldığı üzere Amine, yüksek sıfatlarla muttasıf idi. Çok sabırlı ve mütehammil bir yaratılışa sahipti. Yücelik ve üstünlük sıfatlarında iffetli Mer­yem'e benzerdi. Cenab-ı Allah'ın onu, beşeriyetin efendisi Muham-med (sav) e anne olarak seçmiş olması, iffetli Meryem'i, Mesih pey­gamber için ana olarak seçmesine benzemektedir.

    Sabırlı oluşunda, evlilik fitnelerinden uzak, kainattaki en bü­yük risaletin sahibine hamile kalışı hususlarında da, iffetli Mer­yem'e benzemektedir.

    Çağındaki bütün genç kızların evlenmek istedikleri bir genç olan Abdullah'la evlenmişti. Ama bu evliliği çok kısa sürmüştü. Ba­zı tarihçilerin anlattıklarına göre bu evlilik üç gün, ya da üç ay sür­müştür. Bundan sonra Abdullah, zevcesini evde bırakmış ve aile ef­radının geçimini temin etmek üzere Kureyşlilerin yanına gitmiş, onlardan hurma almıştır. Yolculuk sırasında babasının dayıları olan Neccar oğullarının yanına uğramış ve orada vefat etmiştir.

    Bu sabırlı ana, genç kocasından ayrılmanın acısına sabırla kat­lanmıştı. Evliliğin daha ilk zamanlarında, ailesinin geçimini sağ­lamak üzere gurbete çıkan kocasının yokluğuna razı olmuştur. Çünkü Abdullah, ailesim'n geçimini temin etmek için Neccar oğul­larının yanına gitmişti. Faziletli ve erdemli bir kadın, kendi kav­mine faydalı olmak, onların durumunu düzeltmek uğruna kocası­nın gurbete çıkmasına ve sevdiklerinden ayrı kalmasına katlanır. Kısa bir süre evli kaldıktan sonra, kocası gurbete gitmiş ve sevgili yavrusu Muhammed'i kocası yanında bulunmadığı bir sırada do­ğurmaya sabır ve metanetle rıza göstermişti. Abdullah'ın zevcesi olma şerefiyle yetinmiş, kocasından mahrum olmayı bu onurla ye­tinerek kabul etmişti. Sevgili yavrusu Muhammed (sav)'in doğu­muyla gönül sevincine ulaşmış, kocasından ayrı olmanın mihnet­leri biraz daha hafiflemişti. Gurbetteki kocasıyla yeniden kavuşa­cakları umudunu hep içinde taşımıştı. Fakat şanı yüce ve her şeye gücü yeten Allah, onu imtihan etmek istemişti. Bu sebeple de ko­casını gurbette iken vefat ettirmişti. Amine, Rabbi'nin emrine rı­za göstererek, bu acıya büyük bir sabırla göğüs germiş ve çocuğu­nu yalnız başına terbiye etmeye çalışmıştı.

    Muhammed (sav) süt emme çağını geride bıraktıktan sonra, annesi yük ve denklerini bağladı, çocuğuyla birlikte Medine'ye doğru yola çıktı. Çölleri ve vahaları aştı. Öyle zorluk ve meşakkat­lerle karşılaştı ki, buna ancak sabırlı kimseler dayanabilirdi. Ko­casının kabrini ziyaret etmek üzere, Medine'ye geldi. Hayattay­ken bütün bakışları üzerinde toplayan sevgili eşinin mezarını zi­yaret etmek istiyordu. Hikmet sahibi Allah'ın takdiri, bu isteğinin gerçekleşmesini uygun görmedi. Bütün bu mihnetler karşısında o, sükûnet ve sabır içinde Allah'ın takdirine boyun eğmiş ve rıza göstermişti: "O (Allah), yaptığından sorumlu değildir, onlar ise sorumlu tutulacaklardır" (Enbiya: 23)

    Kocasının mezarının civarında en azından üç yıl müddetle bek­ledi. Kendisi için çok güzel olan günler geçirdi. Çünkü sevgili ko­casının yakınında idi. Bununla yetinmiş ve-kalbine sükûnet gel­mişti. Sabırlı idi. Adı gibi güvenilir bir Amine idi. Kavmi gibi şeref­liydi. Mayası gibi asil idi.

    Rivayetlerden açıkça anlaşıldığına göre o, yavrusunu Mekke eşrafı olan kavminden uzak tutmak istememişti. Yavrusunu de­delerinden ayrı tutmak niyetinde değildi. Onu her zaman kendi nefsine tercih eder ve üstün tutardı. Mekke'ye götürüp dedelerine teslim etmek maksadıyla, yine zorluklara ve meşakkatlere kat­lanmayı göze aldı. Mekke yoluna düşerek çölleri ve vahaları ka-tetmeye başladı. Beraberinde, yol zahmeti hususunda kendisine yardım edecek bir cariyesinden başka kimse yoktu. O nurani çocu­ğunun bakımı hususunda kendisine cariyesinden başka yardım eden bir kimsesi yoktu. Ama bütün bu zorluklara, büyük bir feda­karlıkla katlanıyor ve sevgili yavrusuna olan tutkunluğundan do­layı bu zahmetleri göze alıyordu. Yolda iken vefat etti. Ebva deni­len, Mekke ve Medine arasındaki köye defnedildi. Ruhunu Rabbi-ne teslim ederken, geride en kıymetli varlığı olan yavrusunu bıra­kıyordu. Yavrusuyla vedalaştı. Nitekim daha önce de yavrusunun babasıyla vedalaşmıştı. Yavrusunun babasıyla vedalaşırken, o kıymetli varlığı olan kocasını, ebediyet yoluna uğurlamıştı. Ama şimdiki vedalaşma, öncekinden farklıydı. Çünkü bu defa kendisi ebediyet yoluna giderken, geride sevgili yavrusunu hayatın zor­luklarıyla başbaşa bırakıyordu. Beraberinde bulunan cariyesiyle birlikte yavrusunu Allah'ın himaye ve gözetimine havale ediyor­du. Allah da onun yavrusunu gözetim ve kontrolü altına alıp hi­maye etti. Nitekim yavrusu, büyük dedesinin yanma, ailesine ka­vuştu. Artık o, Abdulmuttalib'in koruması altındaydı.

    Bu sakin ve sabırlı mücahideye bakmak için burada kısa olarak durmamız gerekmektedir. Amine'nin Meryem gibi iffetle yaşamış olduğunu söylerken şöyle bir yorum yapmamız gerekmektedir. Amine, karnında bu kainatın varlık sırrını taşıması ve onu koru­ması bakımından, iffetli Meryem'e benzemektedir. Ancak, melek­lerin, Meryem'e: 'Allah seni alemlerin kadınlarına üstün kılıp seçti sözü, Amine için söylenmemiştir. Zekeriyya peygamber Meryem'i gözetim ve bakımı altına almış, onu mabede yerleştir­mişti. Veheb'in kızı Amine ise, normal geleneğe uyarak kocasının akrabaları tarafından ailesinin büyüklerinden istenmiş ve evlen­mişti. Allah'ın hükmü ile o temiz bir nefis sahibi olarak Muham-med (sav)'ın emanetini rahminde taşımış ve bu emaneti Allah'ın gözetimi altında muhafaza etmişti. Bu görevini eksiksiz ve kusur­suz bir şekilde yerine getirmişti. Kendisine, emanetin kutsallığı­nı bildiren bir kimse olmadığı halde, ruhundaki tabii şevkle bunu sezmiş ve duygularıyla anlamıştı.



  3. 19.Şubat.2012, 23:37
    2
    Hadimul Müslimin



    Kendisi hakkında nakledilen haberlerden de anlaşıldığı üzere Amine, yüksek sıfatlarla muttasıf idi. Çok sabırlı ve mütehammil bir yaratılışa sahipti. Yücelik ve üstünlük sıfatlarında iffetli Mer­yem'e benzerdi. Cenab-ı Allah'ın onu, beşeriyetin efendisi Muham-med (sav) e anne olarak seçmiş olması, iffetli Meryem'i, Mesih pey­gamber için ana olarak seçmesine benzemektedir.

    Sabırlı oluşunda, evlilik fitnelerinden uzak, kainattaki en bü­yük risaletin sahibine hamile kalışı hususlarında da, iffetli Mer­yem'e benzemektedir.

    Çağındaki bütün genç kızların evlenmek istedikleri bir genç olan Abdullah'la evlenmişti. Ama bu evliliği çok kısa sürmüştü. Ba­zı tarihçilerin anlattıklarına göre bu evlilik üç gün, ya da üç ay sür­müştür. Bundan sonra Abdullah, zevcesini evde bırakmış ve aile ef­radının geçimini temin etmek üzere Kureyşlilerin yanına gitmiş, onlardan hurma almıştır. Yolculuk sırasında babasının dayıları olan Neccar oğullarının yanına uğramış ve orada vefat etmiştir.

    Bu sabırlı ana, genç kocasından ayrılmanın acısına sabırla kat­lanmıştı. Evliliğin daha ilk zamanlarında, ailesinin geçimini sağ­lamak üzere gurbete çıkan kocasının yokluğuna razı olmuştur. Çünkü Abdullah, ailesim'n geçimini temin etmek için Neccar oğul­larının yanına gitmişti. Faziletli ve erdemli bir kadın, kendi kav­mine faydalı olmak, onların durumunu düzeltmek uğruna kocası­nın gurbete çıkmasına ve sevdiklerinden ayrı kalmasına katlanır. Kısa bir süre evli kaldıktan sonra, kocası gurbete gitmiş ve sevgili yavrusu Muhammed'i kocası yanında bulunmadığı bir sırada do­ğurmaya sabır ve metanetle rıza göstermişti. Abdullah'ın zevcesi olma şerefiyle yetinmiş, kocasından mahrum olmayı bu onurla ye­tinerek kabul etmişti. Sevgili yavrusu Muhammed (sav)'in doğu­muyla gönül sevincine ulaşmış, kocasından ayrı olmanın mihnet­leri biraz daha hafiflemişti. Gurbetteki kocasıyla yeniden kavuşa­cakları umudunu hep içinde taşımıştı. Fakat şanı yüce ve her şeye gücü yeten Allah, onu imtihan etmek istemişti. Bu sebeple de ko­casını gurbette iken vefat ettirmişti. Amine, Rabbi'nin emrine rı­za göstererek, bu acıya büyük bir sabırla göğüs germiş ve çocuğu­nu yalnız başına terbiye etmeye çalışmıştı.

    Muhammed (sav) süt emme çağını geride bıraktıktan sonra, annesi yük ve denklerini bağladı, çocuğuyla birlikte Medine'ye doğru yola çıktı. Çölleri ve vahaları aştı. Öyle zorluk ve meşakkat­lerle karşılaştı ki, buna ancak sabırlı kimseler dayanabilirdi. Ko­casının kabrini ziyaret etmek üzere, Medine'ye geldi. Hayattay­ken bütün bakışları üzerinde toplayan sevgili eşinin mezarını zi­yaret etmek istiyordu. Hikmet sahibi Allah'ın takdiri, bu isteğinin gerçekleşmesini uygun görmedi. Bütün bu mihnetler karşısında o, sükûnet ve sabır içinde Allah'ın takdirine boyun eğmiş ve rıza göstermişti: "O (Allah), yaptığından sorumlu değildir, onlar ise sorumlu tutulacaklardır" (Enbiya: 23)

    Kocasının mezarının civarında en azından üç yıl müddetle bek­ledi. Kendisi için çok güzel olan günler geçirdi. Çünkü sevgili ko­casının yakınında idi. Bununla yetinmiş ve-kalbine sükûnet gel­mişti. Sabırlı idi. Adı gibi güvenilir bir Amine idi. Kavmi gibi şeref­liydi. Mayası gibi asil idi.

    Rivayetlerden açıkça anlaşıldığına göre o, yavrusunu Mekke eşrafı olan kavminden uzak tutmak istememişti. Yavrusunu de­delerinden ayrı tutmak niyetinde değildi. Onu her zaman kendi nefsine tercih eder ve üstün tutardı. Mekke'ye götürüp dedelerine teslim etmek maksadıyla, yine zorluklara ve meşakkatlere kat­lanmayı göze aldı. Mekke yoluna düşerek çölleri ve vahaları ka-tetmeye başladı. Beraberinde, yol zahmeti hususunda kendisine yardım edecek bir cariyesinden başka kimse yoktu. O nurani çocu­ğunun bakımı hususunda kendisine cariyesinden başka yardım eden bir kimsesi yoktu. Ama bütün bu zorluklara, büyük bir feda­karlıkla katlanıyor ve sevgili yavrusuna olan tutkunluğundan do­layı bu zahmetleri göze alıyordu. Yolda iken vefat etti. Ebva deni­len, Mekke ve Medine arasındaki köye defnedildi. Ruhunu Rabbi-ne teslim ederken, geride en kıymetli varlığı olan yavrusunu bıra­kıyordu. Yavrusuyla vedalaştı. Nitekim daha önce de yavrusunun babasıyla vedalaşmıştı. Yavrusunun babasıyla vedalaşırken, o kıymetli varlığı olan kocasını, ebediyet yoluna uğurlamıştı. Ama şimdiki vedalaşma, öncekinden farklıydı. Çünkü bu defa kendisi ebediyet yoluna giderken, geride sevgili yavrusunu hayatın zor­luklarıyla başbaşa bırakıyordu. Beraberinde bulunan cariyesiyle birlikte yavrusunu Allah'ın himaye ve gözetimine havale ediyor­du. Allah da onun yavrusunu gözetim ve kontrolü altına alıp hi­maye etti. Nitekim yavrusu, büyük dedesinin yanma, ailesine ka­vuştu. Artık o, Abdulmuttalib'in koruması altındaydı.

    Bu sakin ve sabırlı mücahideye bakmak için burada kısa olarak durmamız gerekmektedir. Amine'nin Meryem gibi iffetle yaşamış olduğunu söylerken şöyle bir yorum yapmamız gerekmektedir. Amine, karnında bu kainatın varlık sırrını taşıması ve onu koru­ması bakımından, iffetli Meryem'e benzemektedir. Ancak, melek­lerin, Meryem'e: 'Allah seni alemlerin kadınlarına üstün kılıp seçti sözü, Amine için söylenmemiştir. Zekeriyya peygamber Meryem'i gözetim ve bakımı altına almış, onu mabede yerleştir­mişti. Veheb'in kızı Amine ise, normal geleneğe uyarak kocasının akrabaları tarafından ailesinin büyüklerinden istenmiş ve evlen­mişti. Allah'ın hükmü ile o temiz bir nefis sahibi olarak Muham-med (sav)'ın emanetini rahminde taşımış ve bu emaneti Allah'ın gözetimi altında muhafaza etmişti. Bu görevini eksiksiz ve kusur­suz bir şekilde yerine getirmişti. Kendisine, emanetin kutsallığı­nı bildiren bir kimse olmadığı halde, ruhundaki tabii şevkle bunu sezmiş ve duygularıyla anlamıştı.






+ Yorum Gönder