Konusunu Oylayın.: Hz. Musa'nın nil nehrine bırakılması ile ilgili

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz. Musa'nın nil nehrine bırakılması ile ilgili
  1. 18.Şubat.2012, 18:07
    1
    Misafir

    Hz. Musa'nın nil nehrine bırakılması ile ilgili

  2. 18.Şubat.2012, 19:24
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hz. Musa'nın nil nehrine bırakılması ile ilgili




    Musa (a.s.), M.Ö. 13. asırda yaşamıştır.Firavun’un aldığı tedbir, ileride kendisini tahtından edecek bebeğin hayatta kalmasını engelleyemedi. Hz. Musa (a.s.), Allah’ın kudretini ve kendisine verdiği değeri gösteren fevkalâde bir şekilde dünyaya geldi, O’nun lütfü ile öldürülmekten kurtuldu. Allah Teâlâ, Hz. Musa (a.s.)’ı Firavun ve adamlarından korumak bir tarafa, bizzat onun tarafından sarayda büyütülmesini sağladı. İsrailoğulları’ndan Imran ve hanımı, erkek bir çocukları dünyaya geldiğinde, şüphesiz büyük bir korkuya kapılmışlardı. Ciğerparelerinin, Firavun’un adamları tarafından bulunup öldürülmesi an meselesiydi; çünkü çıkarılmış olan kanun bunu gerektiriyordu. Bunu engelleyebilecek bir güçleri de bulunmuyordu. Ancak yetişen ilâhî yardım, onları bu sıkıntıdan bir ölçüde kurtardı. Şöyle ki, Allah Teâlâ, Hz. Musa (a.s.)’m annesine, doğurduğu bebeğini emzirmeye devam etmesini, öldürülmesinden korktuğu zaman ise onu bir sandık içinde nehre bırakmasını vahy/ilham etti. Ayrıca ona, nehre bıraktığı çocuğu dolayısıyla korkmamasını ve üzülmemesini söyledi. Bebeğini kurtarıp bir süre sonra kendisine geri göndereceğini ve onu ileride peygam¬ber olarak görevlendireceğini haber verdi. Kendisine gelen bu ilâhî bilgi sayesinde rahatlayan ve verilen talimata uyan anne, söylendiğine göre, doğumdan yaklaşık üç ay sonra, küçük yavrusunu bir sandık içinde Nil nehrine bıraktı. Doğum ve ilâhî talimat sonunda bebeğin nehre bırakılması, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır:
    “Biz, Musa’nın annesine şöyle ilham ettik: Çocuğu emzir. Başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman ise, onu hemen sandığa koyup nehre bırak. Sakın (ölecek diye) korkma ve ayrılığına üzülme. Biz, onu sana geri döndüreceğiz ve onu peygamberlerden yapacağız. ” [9]
    Cenab-ı Hak, Hz. Musa (a.s.)’m annesine, ayrıca bebeğini ,bebeğe düşman olan birinin yanında büyüttüreceğini ve iyi bir şekilde bakılmasını sağlayacağını müjdelemişti. Nitekim Hz. Musa (a.s.)’a hitaben kendisini besleyecek kimselerin sevgisini kazanması için onu sevimli kıldığına işaret ederek şöyle buyurmuştur:

    “Hani bir zaman Biz, annene önemli hususlar ilham etmiştik. Ona şöyle demiştik: Musa’yı sandığa koy, nehre bırak da nehir onu sahile atsın, onu benim de, onun da düşmanı oları biri alsın. Seni sevimli kıldım ki, muhafazam altında yetişesin.” [10]

    Firavun Ailesinin Hz. Musa (A.S.)’ı Nehirden Alması
    Nil nehri, içinde Hz. Musa’nın bulunduğu sandığı, Firavun sarayının bulunduğu yere götürmüştü. Bâzı cariyeler, sandık içinde bir bebek görünce onu nehirden çıkarıp hemen kraliçeye getirdiler. Kraliçe bebeğin yüzünü açtığında, onun çok güzel bir bebek olduğunu görmüş ve kalbinde ona karşı kuvvetli bir sevgi hissetmişti. Ancak bir süre sonra bebeği gören Firavun, hanımının aksine bebeği öldürmekten başka bir şey düşünmüyordu. Çünkü o ve saray ricali, nehre bırakılmış bu sahipsiz bebeğin, İsrailoğulları’ndan bir aileye ait olduğunu çok iyi biliyorlardı. Çocuğunu bir kaç ay gizleyebilen aile, onu daha fazla gizleyemeyeceğini anlamış, belki biri sahip çıkar ve ona bakar diye, bir sandık içinde nehre bırakmış olmalıydı.
    Ancak Firavun ve adamlarının bu kötü düşüncesine rağmen korkulan olmadı. Çünkü kraliçe, Allah’ın sahiplenmesini kolaylaştırmak ve bu sayede büyütülmesini sağlamak için sevimli kıldığı bu bebeği çok sevmiş ve ona candan bağlanmıştı. Sözlerinden o sırada erkek çocuğu olmadığı anlaşılan bu kadın, kocası Firavun’a, “Onu Öldürmeyip evlât edinelim, bizim çocuğumuz olarak büyüdüğü takdirde, umulur ki bize faydası dokunur.” dedi. Firavun, hanımı Âsiye’nin bu teklifini kabul edince, Musa adı verilen bebek ölümden kurtulmuş oldu. Firavun ve yakınları, kaderin kendileri için gizlediği gerçeği, yani nehirden çıkarıp evlat edindikleri çocuğun, ileride kendileri için bir düşman ve üzüntü kaynağı olacağını, saltanatlarının onun elinde sona ereceğini nereden bileceklerdi! Onların hile ve tuzakları, ilâhî iradeyi asla engelleyemezdi. Çocuğun nehirden çıkarılıp saraya alınışı, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle anlatılır:

    “Firavun ailesi, ileride kendilerine düşman ve üzüntü sebebi olacak çocuğu bulup getirdiler. Şüphesiz Firavun, Hâmân ve askerleri yanilıyorlardı. Firavun’un hanımı, ıBu benim için de senin için de sevinç kaynağı bir çocuk. Onu Öldürmeyin; belki bize faydalı olur veya onu evlât ediniriz.’ dedi. Onlar, işin farkında değillerdi.”
    Diğer tarafta ise, 3 aylık bebeğini bir sandik içinde nehre bırakan anne, Allah tarafından kendisine teminat verilmesine rağmen, çocuğunun başına gelenlerden habersiz, endişeyle birlikte şaşkınlık ve tasa içinde bulunuyordu. Telaş ve acelecilikten, neredeyse durumun anlaşılmasına yol açacak davranışlarda bulunup oğlunu ele verecekti. Ancak Allah Teâlâ, ileride oğlunun peygamberliğine İman ederek mü’minlerden olacak bu anneye dayanma gücü ve sabır verd\ Bu sayede kendini tutmaya muvaffak olan anne, yine de çocuğunu kimin aldığını öğrenmek istiyordu. Bu maksatla kızına sandık içinde nehre saldığı küçük kardeşinin peşini takip etmesini ve onu kimin aldığına dair bir haber getirmesini söyledi. Gizli bir şekilde hiç bir kimseye görünmemeye çalışarak nehirdeki sandığın peşinden giden kız kardeşi, bebeğin Firavun ailesi tarafından “saraya alındığını görmüştü. Henüz 10-12 yaşlarında olduğu bildirilen bu kız, anlaşılan oldukça zeki bir çocuktu. Nitekim o, kardeşinin kimler tarafından alındığını görmekle yetinmeyip, Firavun’un sarayına kadar girerek, küçük kardeşinin o andaki durumunu öğrenmeye de muvaffak oldu. O, Firavun ailesinin, nehirde buldukları bebeğe sütanne ve bakıcı aramakta olduklarını, bu maksatla bebek sahibi bâzı kadınları saraya getirdiklerini görmüştü. Ancak kardeşi, bu maksatla getirilen hiç bir kadından süt emmiyordu. Orada bulunanların aralarında onu emzirebilecek tanıdık kadınlardan bahsettiklerini duyunca, söze karışarak kendisinin de bunu yapabilecek bir tanıdığının olduğunu söyledi. Bahsettiği kadın ve ailesinin bu bebeğe çok iyi bakabileceklerini anlattı. Onu dinleyenler, bahsettiği kadını denemekte bir beis görmemişlerdi. Kız kardeşinin tavsiyesine uyulmuş, böylece nehirdeki sandıkta bulunan bebeğe süt vermesi için gerçek annesi saraya getirilmişti. Diğer kadınları emmeyen Musa, hemen onu emmeğe başladı.

    Firavun’un eşi Âsiye buna çok sevinmişti. Tanımadığı bu kadını sütanne olarak kiralamaya karar verdi ve ona çocuğun sütten kesilmesine kadar sarayda kalmasını teklif etti. Ancak bu kadın, evdeki çoluk ve çocuğunu yalnız bırakamayacağını, dolayısıyla bebeğe ancak kendi evinde bakabileceğini ve bunda bir kusur etmeyeceğini
    söylemişti. Âsiye, buna izin verdi ve bebeği aralarındaki yakınlığı aklından dahi geçirmediği, öz annesine teslim etti. Bu durum, şüphesiz ki, en çok Musa’nın ailesini sevindirmişti. Kur’ân-ı Kerim, bu konuyu şöyle anlatmaktadır:
    “Musa’nın annesinin gönlünde, oğlundan başka bir şey yoktu. Eğer mü’minlerden olması için, kalbini pekiştirmeseydik, neredeyse Musa’nın kendi çocuğu olduğunu açığa vuracaktı. Annesi, Musa’nın kız kardeşine, ‘Onu takip et!’ dedi. O da, Musa’yı uzaktan gözetledi. Firavun ve adamlarından kimse işin farkında değildi.
    Biz, annesi gelmeden Musa’nın başka kadınları emmesine engel olmuştuk. Bunun üzerine, Musa’nın kız kardeşi, ‘Sizin için,ona bakıp onu yetiştirecek ve şefkatli davranacak bir aile göstereyim mi? ‘ dedi. Böylece biz, Musa’yı annesine geri verdik, sevinsin, üzülmesin ve Allah’ın vaadinin hak olduğunu bilsin diye. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” [15]
    “Bir zaman da kız kardeşin, Firavun’un sarayına gidip, ‘Size, onu bakıp yetiştirecek birini buluvereyim mi?’ diyordu. Böylece annen sevinsin, üzülmesin diye Seni, tekrar ona verdik.” [16]
    alıntı.



  3. 18.Şubat.2012, 19:24
    2
    Silent and lonely rains



    Musa (a.s.), M.Ö. 13. asırda yaşamıştır.Firavun’un aldığı tedbir, ileride kendisini tahtından edecek bebeğin hayatta kalmasını engelleyemedi. Hz. Musa (a.s.), Allah’ın kudretini ve kendisine verdiği değeri gösteren fevkalâde bir şekilde dünyaya geldi, O’nun lütfü ile öldürülmekten kurtuldu. Allah Teâlâ, Hz. Musa (a.s.)’ı Firavun ve adamlarından korumak bir tarafa, bizzat onun tarafından sarayda büyütülmesini sağladı. İsrailoğulları’ndan Imran ve hanımı, erkek bir çocukları dünyaya geldiğinde, şüphesiz büyük bir korkuya kapılmışlardı. Ciğerparelerinin, Firavun’un adamları tarafından bulunup öldürülmesi an meselesiydi; çünkü çıkarılmış olan kanun bunu gerektiriyordu. Bunu engelleyebilecek bir güçleri de bulunmuyordu. Ancak yetişen ilâhî yardım, onları bu sıkıntıdan bir ölçüde kurtardı. Şöyle ki, Allah Teâlâ, Hz. Musa (a.s.)’m annesine, doğurduğu bebeğini emzirmeye devam etmesini, öldürülmesinden korktuğu zaman ise onu bir sandık içinde nehre bırakmasını vahy/ilham etti. Ayrıca ona, nehre bıraktığı çocuğu dolayısıyla korkmamasını ve üzülmemesini söyledi. Bebeğini kurtarıp bir süre sonra kendisine geri göndereceğini ve onu ileride peygam¬ber olarak görevlendireceğini haber verdi. Kendisine gelen bu ilâhî bilgi sayesinde rahatlayan ve verilen talimata uyan anne, söylendiğine göre, doğumdan yaklaşık üç ay sonra, küçük yavrusunu bir sandık içinde Nil nehrine bıraktı. Doğum ve ilâhî talimat sonunda bebeğin nehre bırakılması, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır:
    “Biz, Musa’nın annesine şöyle ilham ettik: Çocuğu emzir. Başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman ise, onu hemen sandığa koyup nehre bırak. Sakın (ölecek diye) korkma ve ayrılığına üzülme. Biz, onu sana geri döndüreceğiz ve onu peygamberlerden yapacağız. ” [9]
    Cenab-ı Hak, Hz. Musa (a.s.)’m annesine, ayrıca bebeğini ,bebeğe düşman olan birinin yanında büyüttüreceğini ve iyi bir şekilde bakılmasını sağlayacağını müjdelemişti. Nitekim Hz. Musa (a.s.)’a hitaben kendisini besleyecek kimselerin sevgisini kazanması için onu sevimli kıldığına işaret ederek şöyle buyurmuştur:

    “Hani bir zaman Biz, annene önemli hususlar ilham etmiştik. Ona şöyle demiştik: Musa’yı sandığa koy, nehre bırak da nehir onu sahile atsın, onu benim de, onun da düşmanı oları biri alsın. Seni sevimli kıldım ki, muhafazam altında yetişesin.” [10]

    Firavun Ailesinin Hz. Musa (A.S.)’ı Nehirden Alması
    Nil nehri, içinde Hz. Musa’nın bulunduğu sandığı, Firavun sarayının bulunduğu yere götürmüştü. Bâzı cariyeler, sandık içinde bir bebek görünce onu nehirden çıkarıp hemen kraliçeye getirdiler. Kraliçe bebeğin yüzünü açtığında, onun çok güzel bir bebek olduğunu görmüş ve kalbinde ona karşı kuvvetli bir sevgi hissetmişti. Ancak bir süre sonra bebeği gören Firavun, hanımının aksine bebeği öldürmekten başka bir şey düşünmüyordu. Çünkü o ve saray ricali, nehre bırakılmış bu sahipsiz bebeğin, İsrailoğulları’ndan bir aileye ait olduğunu çok iyi biliyorlardı. Çocuğunu bir kaç ay gizleyebilen aile, onu daha fazla gizleyemeyeceğini anlamış, belki biri sahip çıkar ve ona bakar diye, bir sandık içinde nehre bırakmış olmalıydı.
    Ancak Firavun ve adamlarının bu kötü düşüncesine rağmen korkulan olmadı. Çünkü kraliçe, Allah’ın sahiplenmesini kolaylaştırmak ve bu sayede büyütülmesini sağlamak için sevimli kıldığı bu bebeği çok sevmiş ve ona candan bağlanmıştı. Sözlerinden o sırada erkek çocuğu olmadığı anlaşılan bu kadın, kocası Firavun’a, “Onu Öldürmeyip evlât edinelim, bizim çocuğumuz olarak büyüdüğü takdirde, umulur ki bize faydası dokunur.” dedi. Firavun, hanımı Âsiye’nin bu teklifini kabul edince, Musa adı verilen bebek ölümden kurtulmuş oldu. Firavun ve yakınları, kaderin kendileri için gizlediği gerçeği, yani nehirden çıkarıp evlat edindikleri çocuğun, ileride kendileri için bir düşman ve üzüntü kaynağı olacağını, saltanatlarının onun elinde sona ereceğini nereden bileceklerdi! Onların hile ve tuzakları, ilâhî iradeyi asla engelleyemezdi. Çocuğun nehirden çıkarılıp saraya alınışı, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle anlatılır:

    “Firavun ailesi, ileride kendilerine düşman ve üzüntü sebebi olacak çocuğu bulup getirdiler. Şüphesiz Firavun, Hâmân ve askerleri yanilıyorlardı. Firavun’un hanımı, ıBu benim için de senin için de sevinç kaynağı bir çocuk. Onu Öldürmeyin; belki bize faydalı olur veya onu evlât ediniriz.’ dedi. Onlar, işin farkında değillerdi.”
    Diğer tarafta ise, 3 aylık bebeğini bir sandik içinde nehre bırakan anne, Allah tarafından kendisine teminat verilmesine rağmen, çocuğunun başına gelenlerden habersiz, endişeyle birlikte şaşkınlık ve tasa içinde bulunuyordu. Telaş ve acelecilikten, neredeyse durumun anlaşılmasına yol açacak davranışlarda bulunup oğlunu ele verecekti. Ancak Allah Teâlâ, ileride oğlunun peygamberliğine İman ederek mü’minlerden olacak bu anneye dayanma gücü ve sabır verd\ Bu sayede kendini tutmaya muvaffak olan anne, yine de çocuğunu kimin aldığını öğrenmek istiyordu. Bu maksatla kızına sandık içinde nehre saldığı küçük kardeşinin peşini takip etmesini ve onu kimin aldığına dair bir haber getirmesini söyledi. Gizli bir şekilde hiç bir kimseye görünmemeye çalışarak nehirdeki sandığın peşinden giden kız kardeşi, bebeğin Firavun ailesi tarafından “saraya alındığını görmüştü. Henüz 10-12 yaşlarında olduğu bildirilen bu kız, anlaşılan oldukça zeki bir çocuktu. Nitekim o, kardeşinin kimler tarafından alındığını görmekle yetinmeyip, Firavun’un sarayına kadar girerek, küçük kardeşinin o andaki durumunu öğrenmeye de muvaffak oldu. O, Firavun ailesinin, nehirde buldukları bebeğe sütanne ve bakıcı aramakta olduklarını, bu maksatla bebek sahibi bâzı kadınları saraya getirdiklerini görmüştü. Ancak kardeşi, bu maksatla getirilen hiç bir kadından süt emmiyordu. Orada bulunanların aralarında onu emzirebilecek tanıdık kadınlardan bahsettiklerini duyunca, söze karışarak kendisinin de bunu yapabilecek bir tanıdığının olduğunu söyledi. Bahsettiği kadın ve ailesinin bu bebeğe çok iyi bakabileceklerini anlattı. Onu dinleyenler, bahsettiği kadını denemekte bir beis görmemişlerdi. Kız kardeşinin tavsiyesine uyulmuş, böylece nehirdeki sandıkta bulunan bebeğe süt vermesi için gerçek annesi saraya getirilmişti. Diğer kadınları emmeyen Musa, hemen onu emmeğe başladı.

    Firavun’un eşi Âsiye buna çok sevinmişti. Tanımadığı bu kadını sütanne olarak kiralamaya karar verdi ve ona çocuğun sütten kesilmesine kadar sarayda kalmasını teklif etti. Ancak bu kadın, evdeki çoluk ve çocuğunu yalnız bırakamayacağını, dolayısıyla bebeğe ancak kendi evinde bakabileceğini ve bunda bir kusur etmeyeceğini
    söylemişti. Âsiye, buna izin verdi ve bebeği aralarındaki yakınlığı aklından dahi geçirmediği, öz annesine teslim etti. Bu durum, şüphesiz ki, en çok Musa’nın ailesini sevindirmişti. Kur’ân-ı Kerim, bu konuyu şöyle anlatmaktadır:
    “Musa’nın annesinin gönlünde, oğlundan başka bir şey yoktu. Eğer mü’minlerden olması için, kalbini pekiştirmeseydik, neredeyse Musa’nın kendi çocuğu olduğunu açığa vuracaktı. Annesi, Musa’nın kız kardeşine, ‘Onu takip et!’ dedi. O da, Musa’yı uzaktan gözetledi. Firavun ve adamlarından kimse işin farkında değildi.
    Biz, annesi gelmeden Musa’nın başka kadınları emmesine engel olmuştuk. Bunun üzerine, Musa’nın kız kardeşi, ‘Sizin için,ona bakıp onu yetiştirecek ve şefkatli davranacak bir aile göstereyim mi? ‘ dedi. Böylece biz, Musa’yı annesine geri verdik, sevinsin, üzülmesin ve Allah’ın vaadinin hak olduğunu bilsin diye. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” [15]
    “Bir zaman da kız kardeşin, Firavun’un sarayına gidip, ‘Size, onu bakıp yetiştirecek birini buluvereyim mi?’ diyordu. Böylece annen sevinsin, üzülmesin diye Seni, tekrar ona verdik.” [16]
    alıntı.






+ Yorum Gönder