Konusunu Oylayın.: Tasavvuf Kültüründe Kardeşlik Algısı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Tasavvuf Kültüründe Kardeşlik Algısı
  1. 14.Şubat.2012, 18:08
    1
    Misafir

    Tasavvuf Kültüründe Kardeşlik Algısı

  2. 23.Şubat.2012, 17:29
    2
    betafix
    huzur yüreğinde saklı

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Kasım.2008
    Üye No: 38403
    Mesaj Sayısı: 354
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Tasavvuf Kültüründe Kardeşlik Algısı




    Peygamber SAS Efendimiz buyuruyor ki: "İki müslüman bir araya gelirse, Allah birinden ötekisini, ötekisinden berikisini mutlaka faydalandırır.
    İki müslüman karşılaşırsa, iki el gibidir; birbirlerini yıkar, temizler, pak eyler. Tek el yıkama işinde yarım kalır, kendi dışını yıkayamaz. Ama, iki el olunca birbirlerini yıkıyor, temizliyor. O iki el gibi birbirini temizler.

    "Hiç bir ümmet, topluluk, grup yoktur ki, Allah oraya bir haberci, bir ihtarcı, bir ihbarcı, bir ikazcı göndermemiş olsun." Mutlaka göndermiştir. Çünkü, insanoğullarının ikaza ihtiyacı vardır, uyarıya ihtiyacı vardır. Allah-u Teâlâ Hazretleri de lütfuyla keremiyle bu uyarma işini, gönderdiği vazifeli kimselerle yaptırmıştır. Cihan tarihi boyunca her topluluğa bir nezir göndererek bu vazifeyi yaptırmıştır.
    İslâm kardeşliği, mü’minlerin birbirinde fâni olmasıdır. Buna da “fenâ fi’l ihvan” denir. Kemalâta ermenin ilk mertebesi de budur. Allah’ın Rasûlü aleyhisselâtü vesselâm buyurmuştur: “Kişi dostunun dini üzeredir. Binaenaleyh, sizden herhangi biriniz kiminle dostluk yaptığını iyice düşünüp tetkik etsin.

    [4]
    Sadâkat: Doğrulukta kalben ihlâslı ve samimi olmak, İslâm kar-deşliğinde ise sebat ve vefâdır.
    Sohbet ve arkadaşlığını istediğin bir kimsede beş haslet bulun-malıdır:
    1) Akıllı olması
    2) Güzel ahlâklı olması
    3) Fâsık olmaması
    4) Takva sahibi olması
    5) Dünyaya fazla düşkün olmamasıdır.
    Bil ki, İslâm kardeşliği (uhuvvet) iman etmiş iki şahsın arasındaki manevî bağdır. Arkadaşının senin üzerinde malda, nefisde, dilde ve kalpte hakkı vardır. Onu affetmek ona duada bulunmak, ona karşı ihlâslı olmak, vefakâr olmak, kolaylık göstermek, tekellüf ve teklifi terk etmek vazifendir.
    İki kardeşin hali iki elin durumu gibidir; birbirini temizler. Al-lah’ın Rasûlü aleyhisselâm iki kardeşi el ve ayağa değil iki ele ben-zetmiştir. Çünkü iki el aynı hedefte yardımlaşmakta oldukları gibi kardeşler de yardımlaşırlar. Kardeşler aynı maksatta kardeşlik yap-tıkları zaman kardeşlik de tahakkuk eder. Onlar bir yönden bir kişi gibidirler. Böyle olmaları onları sıkıntıda da genişlikte de ortak ol-malarını gerektirir. Malda ve halde müşterek olurlar. Özellikle nefsin tercihi ortadan kalkar.
    Arkadaşlarla beraber malda takip edilen yol ise; üç mertebeye ay-rılır.
    1) O mertebelerin en küçüğü, malın fazla kısmından onun ihtiya-cını gidereceksin.
    2) Onu kendi nefsinin yerine koyacaksın. Malında onunla ortak-lığa razı olacaksın.
    3) Derecelerin en yücesidir. Kardeşini kendi nefsine tercih etmen ve onun ihtiyacını kendi ihtiyacından evvel görmendir. Bu derece sıddıkların derecesidir.
    Ebû Umame el-Bahili’nin rivayet buyurduğu hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: Allah’ın Rasûlü biz bir birimizle mücadele ederken çıkageldi. Bu durumumuzu müşahede eden Rasûl-i Ekrem aleyhisselâtü vesselâm kızarak buyurdu: “Ey ashabım! Mücadeleyi, hayrı az olduğu için bırakınız. Mücadeleyi bırakınız. Çünkü o kar-deşler arasında düşmanlığı körükler.”[5]
    Hasan-ı Basrî radıyallahu anh buyurmuştur: ”Bin kişinin sevgisi için bir kişinin düşmanlığını satın alma.”
    İbni Abbas, Allah’ın Rasûlünden rivayet ediyor ki, Peygamber Efendimiz aleyhisselâtü vesselâm şöyle buyurdu: “Sakın kardeşinle mücadele etme! Ona, yerine getiremeyeceğin bir sözü de verme.”

    [6]
    Arkadaşlık, kötü şeyler söylememeyi iktiza ettiği gibi, sevimli şeylerin söylenmesini de gerektirir. Sevimli şeyler söylemek, daha güzeldir. Çünkü sukût ile kanaat eden bir kimse kabir ehline arkadaş oluyor. Zira insanlar, birbirinden faydalansınlar diye arkadaş edi-nirler.
    Allah’ın Rasûlü aleyhisselâtü vesselâm buyurmuştur: “Sizden herhangi biriniz arkadaşını sevdiği zaman ona: “Seni Allah rızası için seviyorum” diye haber versin”.

    [7]
    Arkadaşlığın hukukundan birisi de öğretmek ve nasihat etmektir. Unutulmasın ki, arkadaşının ilme muhtaçlığı, hiçbir zaman mala muhtaçlığından daha az değildir. Eğer sen ilmen zenginsen faziletin-den onun ihtiyacını gidermelisin. Onu dünya ve ahiret meselelerinde uyaracaksın. Fakat bunları yaparken hiç kimsenin bunlara muttali olmamasına dikkat edeceksin. Zira cemaat huzurunda yapılan tenkidler, azarlamaktan ve rezil etmekten başka bir şey değildir. Giz-lice yapılan tenkidler ise, şefkat ve nasihattır. Çünkü Allah’ın Rasûlü buyurmuştur: “Mü’min mü’minin aynasıdır.”[8]
    Allah’ın peygamberi aleyhisselâtü vesselâm buyurmuştur: “Her kim ki, arkadaşı kendisinden özürünün kabulünü isterse, o da onun özürünü kabul etmezse, sultan yardakçılarının tacirlerden zulmen aldıkları vergiden dolayı yüklendikleri günah gibi, günah yüklenmiş olur.”

    [9]
    Başka bir hadis-i şerifte: “Mü’min geç kızar, çabuk razı olup barı-şır.”

    [10]
    Dikkat edilirse, Allah’ın Rasûlü: “Mü’min kızmaz” dememiştir. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
    اَلَّذينَ يُنْفِقُونَ فِى السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمينَ الْغَيْظَ وَالْعَافينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنينَ
    “O muttakîler ki bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affederler. Allah da böyle iyi davrananları sever.”

    [11]
    Cenab-ı Hak, “Mü’minler öfkesizdir.” dememiştir. Çünkü tabiî olarak insanın yaralanıp elem duymaması mümkün değildir. İnsa-noğlu elem duymasına rağmen ona karşı sabır gösterip, mütehammil olmalı kardeşini affetmelidir.
    Vefânın manası, sevgide ölünceye kadar sebat etmektir. Ölümden sonra da dostunun evlât ve dostlarına aynı sevgiyi devam ettirmek-tir. Ölümden sonra gösterilen azıcık vefakârlık, hayatta iken gösteri-len çok vefakârlıktan daha hayırlıdır.
    Bunun için rivayet ediliyor ki: “Cenab-ı Peygamber aleyhisselâtü vesselâm, huzuruna gelen bir ihtiyar kadına ikramda bulundu. Rasûlullah’tan: “Ya Rasûlallah, neden bu kadına bu kadar ikram edi-yorsun?” diye sorulduğunda buyurdular ki: “Bu kadın, Hatice za-manında bize gelip gidiyordu. Abdin keremi dindendir.”

    [12]
    Nitekim, Peygamber Efendimiz aleyhisselâtü vesselâm buyur-muştur: “Müslüman kardeşini hakir görmek bir mü’min için şer ba-kımından yeter de artar”.

    [13]
    Arkadaşlarının konuşmasına kulak verip onun kelimelerinden sürurlanıp ve tasdik edecek şekilde onu dinleyip konuşmasından memnuniyetini izhar etmelisin. Onların konuşmasını mücadele ve itiraz etmek suretiyle kesmemelisin. Eğer konuştukları esnada senin acil bir işin baş gösterirse onlardan özür dileyerek konuşmalarını ke-sebilirsin. İttihad tahakkuk ettiği zaman, bu hakların bir takımı ha-fifleşir.
    Zahirî edepler, batın edeplerinin ve kalbin temizliğinin alametle-rindendir. Ne zaman ki, kalpler tasfiyeye kavuşursa artık içindekilerinin izharı için tekellüf göstermeğe ihtiyaç kalmaz. Halık’a doğru bakış sahibi olan, zahir ve bâtında istikametten ayrılmaz. İç alemini Allah’ın sevgisi ve ondan ötürü halkın sevgisiyle süsler. Za-hirini de Allah için ibadet, halk için hizmetle süslendirir. Böyle yap-mak Allah için yapılan hizmet nevilerinin en alâsıdır. Zira bunlara ancak güzel ahlâk ile yetişilebilir. Kişi güzel ahlâkıyla gece ibadet, gündüz oruç tutan ve daha fazlasını yapan salihler derecesine yük-selir.
    Bir hadis-i şerifte buyuruldu: “İki kimse Allah için birbirlerini sevdikleri takdirde, arkadaşını en fazla seveni Allah daha fazla se-ver”

    [14]
    Allah yolunda kardeş olan iki kişiden birisinin makamı diğerinin makamından daha yüksek olduğu zaman öbürü de onunla beraber, onun makamına yükselir. Nasıl ki zürriyetler ebeveynlerine (eğer dindar iseler) aile efradının (dindarlık şartıyla) birisi diğerine iltihak ediyorsa, öylece mertebece eksik olan kardeş mertebece yüksek olan kardeşe iltihak eder. Çünkü Allah yolunda elde edilen kardeşlik, do-ğum yoluyla gelenden az değildir.
    Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
    وَالَّذينَ امَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِايمَانٍ اَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَا اَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَىْءٍ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَهينٌ
    ”İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tâbi olanlar (var ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Onların amellerinden de bir şey eksiltmedik. Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir.”

    [15]
    Bir hadisde buyurulur ki: “Yedi sınıf insan vardır. Allah onları ar-şın gölgesinden başka gölge bulunmadığı günde arşın gölgesinde gölgelendirir. Bunlar:
    1- Adaletle hükmeden devlet başkanı.
    2- Allah’a ibadet eden genç mü’min.
    3- Camiden çıktığı zaman camiye dönünceye kadar kalbi cami ile bağlı bulunan kimse.
    4- Allah için toplanıp Allah için ayrılanlar.
    5- Tenha bir yerde Allah’ı zikredip Allah korkusundan ağlayan kişi.
    6- Soylu ve güzel bir kadın kendine davet ettiğinde, “ben Al-lah’dan korkuyorum” diye haramı reddeden mü’min.
    7- Sadaka verdiğinde sol eli sağ elinin infak ettiğini bilmeyecek kadar onu gizleyen kişi.”[16]
    Peygamberimiz buyurmuştur:
    “Bir zat, Allah yolunda bulunan bir kardeşini ziyaret etti. Cenab-ı Hak o zatın yolunda bir meleği bekletti;
    Melek ona: “Nereye gidiyorsun?”
    O: “Filan kardeşimi ziyarete etmeyi irade ediyorum” dedi.
    Melek: “Onun yanında bir ihtiyacın mı vardır?”
    O: “Hayır,” dedi.
    Melek: “Sana iyilik yaptığı için mi gidiyorsun?”
    O: “Hayır,” dedi. Melek: “Ya niçin gidiyorsun?”
    O: “Ben onu Allah için seviyorum da ondan gidiyorum,” dedi.
    Melek: “Muhakkak Cenab-ı Hak beni sana gönderdi ve sana ha-ber veriyor ki, o âdemi Allah için sevdiğinden Allah da seni seviyor ve sana Cennet’i vacip kılmıştır” dedi.





  3. 23.Şubat.2012, 17:29
    2
    huzur yüreğinde saklı



    Peygamber SAS Efendimiz buyuruyor ki: "İki müslüman bir araya gelirse, Allah birinden ötekisini, ötekisinden berikisini mutlaka faydalandırır.
    İki müslüman karşılaşırsa, iki el gibidir; birbirlerini yıkar, temizler, pak eyler. Tek el yıkama işinde yarım kalır, kendi dışını yıkayamaz. Ama, iki el olunca birbirlerini yıkıyor, temizliyor. O iki el gibi birbirini temizler.

    "Hiç bir ümmet, topluluk, grup yoktur ki, Allah oraya bir haberci, bir ihtarcı, bir ihbarcı, bir ikazcı göndermemiş olsun." Mutlaka göndermiştir. Çünkü, insanoğullarının ikaza ihtiyacı vardır, uyarıya ihtiyacı vardır. Allah-u Teâlâ Hazretleri de lütfuyla keremiyle bu uyarma işini, gönderdiği vazifeli kimselerle yaptırmıştır. Cihan tarihi boyunca her topluluğa bir nezir göndererek bu vazifeyi yaptırmıştır.
    İslâm kardeşliği, mü’minlerin birbirinde fâni olmasıdır. Buna da “fenâ fi’l ihvan” denir. Kemalâta ermenin ilk mertebesi de budur. Allah’ın Rasûlü aleyhisselâtü vesselâm buyurmuştur: “Kişi dostunun dini üzeredir. Binaenaleyh, sizden herhangi biriniz kiminle dostluk yaptığını iyice düşünüp tetkik etsin.

    [4]
    Sadâkat: Doğrulukta kalben ihlâslı ve samimi olmak, İslâm kar-deşliğinde ise sebat ve vefâdır.
    Sohbet ve arkadaşlığını istediğin bir kimsede beş haslet bulun-malıdır:
    1) Akıllı olması
    2) Güzel ahlâklı olması
    3) Fâsık olmaması
    4) Takva sahibi olması
    5) Dünyaya fazla düşkün olmamasıdır.
    Bil ki, İslâm kardeşliği (uhuvvet) iman etmiş iki şahsın arasındaki manevî bağdır. Arkadaşının senin üzerinde malda, nefisde, dilde ve kalpte hakkı vardır. Onu affetmek ona duada bulunmak, ona karşı ihlâslı olmak, vefakâr olmak, kolaylık göstermek, tekellüf ve teklifi terk etmek vazifendir.
    İki kardeşin hali iki elin durumu gibidir; birbirini temizler. Al-lah’ın Rasûlü aleyhisselâm iki kardeşi el ve ayağa değil iki ele ben-zetmiştir. Çünkü iki el aynı hedefte yardımlaşmakta oldukları gibi kardeşler de yardımlaşırlar. Kardeşler aynı maksatta kardeşlik yap-tıkları zaman kardeşlik de tahakkuk eder. Onlar bir yönden bir kişi gibidirler. Böyle olmaları onları sıkıntıda da genişlikte de ortak ol-malarını gerektirir. Malda ve halde müşterek olurlar. Özellikle nefsin tercihi ortadan kalkar.
    Arkadaşlarla beraber malda takip edilen yol ise; üç mertebeye ay-rılır.
    1) O mertebelerin en küçüğü, malın fazla kısmından onun ihtiya-cını gidereceksin.
    2) Onu kendi nefsinin yerine koyacaksın. Malında onunla ortak-lığa razı olacaksın.
    3) Derecelerin en yücesidir. Kardeşini kendi nefsine tercih etmen ve onun ihtiyacını kendi ihtiyacından evvel görmendir. Bu derece sıddıkların derecesidir.
    Ebû Umame el-Bahili’nin rivayet buyurduğu hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: Allah’ın Rasûlü biz bir birimizle mücadele ederken çıkageldi. Bu durumumuzu müşahede eden Rasûl-i Ekrem aleyhisselâtü vesselâm kızarak buyurdu: “Ey ashabım! Mücadeleyi, hayrı az olduğu için bırakınız. Mücadeleyi bırakınız. Çünkü o kar-deşler arasında düşmanlığı körükler.”[5]
    Hasan-ı Basrî radıyallahu anh buyurmuştur: ”Bin kişinin sevgisi için bir kişinin düşmanlığını satın alma.”
    İbni Abbas, Allah’ın Rasûlünden rivayet ediyor ki, Peygamber Efendimiz aleyhisselâtü vesselâm şöyle buyurdu: “Sakın kardeşinle mücadele etme! Ona, yerine getiremeyeceğin bir sözü de verme.”

    [6]
    Arkadaşlık, kötü şeyler söylememeyi iktiza ettiği gibi, sevimli şeylerin söylenmesini de gerektirir. Sevimli şeyler söylemek, daha güzeldir. Çünkü sukût ile kanaat eden bir kimse kabir ehline arkadaş oluyor. Zira insanlar, birbirinden faydalansınlar diye arkadaş edi-nirler.
    Allah’ın Rasûlü aleyhisselâtü vesselâm buyurmuştur: “Sizden herhangi biriniz arkadaşını sevdiği zaman ona: “Seni Allah rızası için seviyorum” diye haber versin”.

    [7]
    Arkadaşlığın hukukundan birisi de öğretmek ve nasihat etmektir. Unutulmasın ki, arkadaşının ilme muhtaçlığı, hiçbir zaman mala muhtaçlığından daha az değildir. Eğer sen ilmen zenginsen faziletin-den onun ihtiyacını gidermelisin. Onu dünya ve ahiret meselelerinde uyaracaksın. Fakat bunları yaparken hiç kimsenin bunlara muttali olmamasına dikkat edeceksin. Zira cemaat huzurunda yapılan tenkidler, azarlamaktan ve rezil etmekten başka bir şey değildir. Giz-lice yapılan tenkidler ise, şefkat ve nasihattır. Çünkü Allah’ın Rasûlü buyurmuştur: “Mü’min mü’minin aynasıdır.”[8]
    Allah’ın peygamberi aleyhisselâtü vesselâm buyurmuştur: “Her kim ki, arkadaşı kendisinden özürünün kabulünü isterse, o da onun özürünü kabul etmezse, sultan yardakçılarının tacirlerden zulmen aldıkları vergiden dolayı yüklendikleri günah gibi, günah yüklenmiş olur.”

    [9]
    Başka bir hadis-i şerifte: “Mü’min geç kızar, çabuk razı olup barı-şır.”

    [10]
    Dikkat edilirse, Allah’ın Rasûlü: “Mü’min kızmaz” dememiştir. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
    اَلَّذينَ يُنْفِقُونَ فِى السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمينَ الْغَيْظَ وَالْعَافينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنينَ
    “O muttakîler ki bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affederler. Allah da böyle iyi davrananları sever.”

    [11]
    Cenab-ı Hak, “Mü’minler öfkesizdir.” dememiştir. Çünkü tabiî olarak insanın yaralanıp elem duymaması mümkün değildir. İnsa-noğlu elem duymasına rağmen ona karşı sabır gösterip, mütehammil olmalı kardeşini affetmelidir.
    Vefânın manası, sevgide ölünceye kadar sebat etmektir. Ölümden sonra da dostunun evlât ve dostlarına aynı sevgiyi devam ettirmek-tir. Ölümden sonra gösterilen azıcık vefakârlık, hayatta iken gösteri-len çok vefakârlıktan daha hayırlıdır.
    Bunun için rivayet ediliyor ki: “Cenab-ı Peygamber aleyhisselâtü vesselâm, huzuruna gelen bir ihtiyar kadına ikramda bulundu. Rasûlullah’tan: “Ya Rasûlallah, neden bu kadına bu kadar ikram edi-yorsun?” diye sorulduğunda buyurdular ki: “Bu kadın, Hatice za-manında bize gelip gidiyordu. Abdin keremi dindendir.”

    [12]
    Nitekim, Peygamber Efendimiz aleyhisselâtü vesselâm buyur-muştur: “Müslüman kardeşini hakir görmek bir mü’min için şer ba-kımından yeter de artar”.

    [13]
    Arkadaşlarının konuşmasına kulak verip onun kelimelerinden sürurlanıp ve tasdik edecek şekilde onu dinleyip konuşmasından memnuniyetini izhar etmelisin. Onların konuşmasını mücadele ve itiraz etmek suretiyle kesmemelisin. Eğer konuştukları esnada senin acil bir işin baş gösterirse onlardan özür dileyerek konuşmalarını ke-sebilirsin. İttihad tahakkuk ettiği zaman, bu hakların bir takımı ha-fifleşir.
    Zahirî edepler, batın edeplerinin ve kalbin temizliğinin alametle-rindendir. Ne zaman ki, kalpler tasfiyeye kavuşursa artık içindekilerinin izharı için tekellüf göstermeğe ihtiyaç kalmaz. Halık’a doğru bakış sahibi olan, zahir ve bâtında istikametten ayrılmaz. İç alemini Allah’ın sevgisi ve ondan ötürü halkın sevgisiyle süsler. Za-hirini de Allah için ibadet, halk için hizmetle süslendirir. Böyle yap-mak Allah için yapılan hizmet nevilerinin en alâsıdır. Zira bunlara ancak güzel ahlâk ile yetişilebilir. Kişi güzel ahlâkıyla gece ibadet, gündüz oruç tutan ve daha fazlasını yapan salihler derecesine yük-selir.
    Bir hadis-i şerifte buyuruldu: “İki kimse Allah için birbirlerini sevdikleri takdirde, arkadaşını en fazla seveni Allah daha fazla se-ver”

    [14]
    Allah yolunda kardeş olan iki kişiden birisinin makamı diğerinin makamından daha yüksek olduğu zaman öbürü de onunla beraber, onun makamına yükselir. Nasıl ki zürriyetler ebeveynlerine (eğer dindar iseler) aile efradının (dindarlık şartıyla) birisi diğerine iltihak ediyorsa, öylece mertebece eksik olan kardeş mertebece yüksek olan kardeşe iltihak eder. Çünkü Allah yolunda elde edilen kardeşlik, do-ğum yoluyla gelenden az değildir.
    Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
    وَالَّذينَ امَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِايمَانٍ اَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَا اَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَىْءٍ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَهينٌ
    ”İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tâbi olanlar (var ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Onların amellerinden de bir şey eksiltmedik. Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir.”

    [15]
    Bir hadisde buyurulur ki: “Yedi sınıf insan vardır. Allah onları ar-şın gölgesinden başka gölge bulunmadığı günde arşın gölgesinde gölgelendirir. Bunlar:
    1- Adaletle hükmeden devlet başkanı.
    2- Allah’a ibadet eden genç mü’min.
    3- Camiden çıktığı zaman camiye dönünceye kadar kalbi cami ile bağlı bulunan kimse.
    4- Allah için toplanıp Allah için ayrılanlar.
    5- Tenha bir yerde Allah’ı zikredip Allah korkusundan ağlayan kişi.
    6- Soylu ve güzel bir kadın kendine davet ettiğinde, “ben Al-lah’dan korkuyorum” diye haramı reddeden mü’min.
    7- Sadaka verdiğinde sol eli sağ elinin infak ettiğini bilmeyecek kadar onu gizleyen kişi.”[16]
    Peygamberimiz buyurmuştur:
    “Bir zat, Allah yolunda bulunan bir kardeşini ziyaret etti. Cenab-ı Hak o zatın yolunda bir meleği bekletti;
    Melek ona: “Nereye gidiyorsun?”
    O: “Filan kardeşimi ziyarete etmeyi irade ediyorum” dedi.
    Melek: “Onun yanında bir ihtiyacın mı vardır?”
    O: “Hayır,” dedi.
    Melek: “Sana iyilik yaptığı için mi gidiyorsun?”
    O: “Hayır,” dedi. Melek: “Ya niçin gidiyorsun?”
    O: “Ben onu Allah için seviyorum da ondan gidiyorum,” dedi.
    Melek: “Muhakkak Cenab-ı Hak beni sana gönderdi ve sana ha-ber veriyor ki, o âdemi Allah için sevdiğinden Allah da seni seviyor ve sana Cennet’i vacip kılmıştır” dedi.








+ Yorum Gönder