Konusunu Oylayın.: Ezan sesi neden tüm İslam aleminde aynı olmalı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ezan sesi neden tüm İslam aleminde aynı olmalı?
  1. 14.Şubat.2012, 17:29
    1
    Misafir

    Ezan sesi neden tüm İslam aleminde aynı olmalı?

  2. 14.Şubat.2012, 18:04
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Ezan sesi neden tüm İslam aleminde aynı olmalı?




    Çanakkale Savaşı sırasında, Destegir'in babası ve Müslüman arkadaşları, İngiltere İmparatorluk orduları tarafından,henüz devlet olmayan Pakistan'dan devşirilip kendilerine, " Almanlara karşı çarpışacaksınız,"denerek Çanakkale'de, İngiliz saflarında savaşmaya getirilmişlerdi. Top ve tüfek sesleri, duman perdesi, toprak yağmuru altında ve kan ve barut kokusu arasında geçen birkaç günden sonra, cephedeki savaşın durulduğu bir vakit . Güneş çoktan batmış, yaralıların iniltisinden başka bir şey duyulmuyordu. Ansızın, bir ince ezan sesi yükseldi, düşman Türk tabyalarından. İngiliz mevzilerindeki Pakistanlılar şaşırmıştı. Demek ki Alman gâvuru değildi savaştıkları insanlar. Demek ki yalan söylemişti İngiliz gâvuru. O gece, sessizce ve topluca, Türk saflarına geçti Destegir'in babası ve
    arkadaşları. Ertesi günden itibaren savaş boyunca, kendilerini yurtlarından koparıp Çanakkale'ye sevk
    eden emperyalist efendilerine karşı çarpıştılar. Türkçe bilmiyorlardı, ama ne gam. Ölmek ve öldürmek için aynı dili konuşmaya gerek yoktu. Emir, tüm dillerde
    emirdi ve anlaşılırdı.
    Çanakkale zaferi kazanıldı. Pakistanlı askerlerin kimi şehit olmuştu, kimi gaziydi. Destegir'in babası, sağ kalanlar arasındaydı. Savaş bitmişti, ama başka bir cephede başlamak için. İmparatorluk parçalanıyordu. Türkler, kendi saflarında çarpışan Pakistanlıları, o sırada Osmanlı'ya ait Ege adalarına dağıttılar. Destegir'in babası, Girit'e gitti, Rumca öğrendi, orada evlendi ve bir oğlu oldu. Derken birinci mübadele yapıldı ve minicik Destegir, Pakistanlı hafız ve gazi babası, Giritli annesi, kendilerini Foça'da buldular. Hâlâ Türkçe bilmeyen aile reisinin yapabileceği tek iş vardı: müezzinlik. Pek güzel ezan okuyordu ve Foçalılar, müezzinleri Türk de olsa anlamadıkları için, Pakistanlı müezzinin Arapçasından hoşnuttular.
    Ancak bir gün, ezan Türkçe okunmaya başladı Türkiye'nin çiçeği burnunda cumhuriyetinde. Türkçeye dili dönmeyen Destegir'in babası, 'şeriatçı müezzin' diye tutuklanıp hapse atıldı ve orada ölür....

    Buradan da anlaşılıyor ki,derileri, dilleri, giyimleri,ayrı olan toplumların eğer dinleri bir ise o zaman o dini yaşayış biçimleri de bir olmalı ki, birbirlerini tanıyabilsinler bu ve buna benzer facialara sebep olunmasın…


  3. 14.Şubat.2012, 18:04
    2
    Editör



    Çanakkale Savaşı sırasında, Destegir'in babası ve Müslüman arkadaşları, İngiltere İmparatorluk orduları tarafından,henüz devlet olmayan Pakistan'dan devşirilip kendilerine, " Almanlara karşı çarpışacaksınız,"denerek Çanakkale'de, İngiliz saflarında savaşmaya getirilmişlerdi. Top ve tüfek sesleri, duman perdesi, toprak yağmuru altında ve kan ve barut kokusu arasında geçen birkaç günden sonra, cephedeki savaşın durulduğu bir vakit . Güneş çoktan batmış, yaralıların iniltisinden başka bir şey duyulmuyordu. Ansızın, bir ince ezan sesi yükseldi, düşman Türk tabyalarından. İngiliz mevzilerindeki Pakistanlılar şaşırmıştı. Demek ki Alman gâvuru değildi savaştıkları insanlar. Demek ki yalan söylemişti İngiliz gâvuru. O gece, sessizce ve topluca, Türk saflarına geçti Destegir'in babası ve
    arkadaşları. Ertesi günden itibaren savaş boyunca, kendilerini yurtlarından koparıp Çanakkale'ye sevk
    eden emperyalist efendilerine karşı çarpıştılar. Türkçe bilmiyorlardı, ama ne gam. Ölmek ve öldürmek için aynı dili konuşmaya gerek yoktu. Emir, tüm dillerde
    emirdi ve anlaşılırdı.
    Çanakkale zaferi kazanıldı. Pakistanlı askerlerin kimi şehit olmuştu, kimi gaziydi. Destegir'in babası, sağ kalanlar arasındaydı. Savaş bitmişti, ama başka bir cephede başlamak için. İmparatorluk parçalanıyordu. Türkler, kendi saflarında çarpışan Pakistanlıları, o sırada Osmanlı'ya ait Ege adalarına dağıttılar. Destegir'in babası, Girit'e gitti, Rumca öğrendi, orada evlendi ve bir oğlu oldu. Derken birinci mübadele yapıldı ve minicik Destegir, Pakistanlı hafız ve gazi babası, Giritli annesi, kendilerini Foça'da buldular. Hâlâ Türkçe bilmeyen aile reisinin yapabileceği tek iş vardı: müezzinlik. Pek güzel ezan okuyordu ve Foçalılar, müezzinleri Türk de olsa anlamadıkları için, Pakistanlı müezzinin Arapçasından hoşnuttular.
    Ancak bir gün, ezan Türkçe okunmaya başladı Türkiye'nin çiçeği burnunda cumhuriyetinde. Türkçeye dili dönmeyen Destegir'in babası, 'şeriatçı müezzin' diye tutuklanıp hapse atıldı ve orada ölür....

    Buradan da anlaşılıyor ki,derileri, dilleri, giyimleri,ayrı olan toplumların eğer dinleri bir ise o zaman o dini yaşayış biçimleri de bir olmalı ki, birbirlerini tanıyabilsinler bu ve buna benzer facialara sebep olunmasın…





+ Yorum Gönder