Konusunu Oylayın.: Ensar-Muhacir Örnekliğinde Gerçekleşen Kardeşlik Hukuku

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Ensar-Muhacir Örnekliğinde Gerçekleşen Kardeşlik Hukuku
  1. 14.Şubat.2012, 14:38
    1
    Misafir

    Ensar-Muhacir Örnekliğinde Gerçekleşen Kardeşlik Hukuku






    Ensar-Muhacir Örnekliğinde Gerçekleşen Kardeşlik Hukuku Mumsema Ensar-Muhacir Örnekliğinde Gerçekleşen Kardeşlik Hukuku


  2. 14.Şubat.2012, 14:38
    1
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir



  3. 14.Şubat.2012, 15:15
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Ensar-Muhacir Örnekliğinde Gerçekleşen Kardeşlik Hukuku




    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- teblîğine başladığı andan itibâren İslâm’a girenleri, hangi ırk, kabîle ve milletten olurlarsa olsunlar, eşit kabûl etmiş ve aralarında İslâm kardeşliğini tesis etmiştir Biri hicretten önce, diğeri de sonra olmak üzere iki defâ aralarında “muâhât” yâni “kardeşlik akdi” yapmıştır Mekke’deki muâhât, Kureyş’e mensup bâzı müslümanların âzatlı kölelerle kardeş îlân edilmesidir Meselâ Zeyd bin Hârise ile Hazret-i Hamza, Ebû Huzeyfe’nin âzatlısı Sâlim ile Ebû Ubeyde bin Cerrâh, Bilâl-i Habeşî ile Ubeyde bin Hâris kardeş olmuşlardır7

    İslâm’ın ilk yıllarından beri bu şekilde birbirlerine kenetlenen müslümanlar, hicretten sonra ikinci bir kardeşlik örneği daha sergilediler
    Muhâcirler Medîne’ye daha ilk geldikleri gün Ensâr, onları evlerinde ağırlamak için birbirleri ile yarışa girmişlerdi Hattâ bu misâfirleri paylaşamayarak aralarında kur’a çekmek zorunda kalmışlardı8 Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Medîne’ye geldikten beş ay sonra, Muhâcirlerle Ensârı ikişer ikişer kardeş yaptı Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bu kardeşlik muâhedesini Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh-’ın evinde yapmıştı9

    Meselâ Hazret-i Ebû Bekir, Hârice bin Zeyd ile; Hazret-i Ömer, Utbân bin Mâlik ile; Ebû Ubeyde, Sa’d bin Muâz ile; Hazret-i Osmân, Evs bin Sâbit ile;10 Hazret-i Bilâl, Abdullâh bin Abdurrahmân ile;11 Hazret-i Selmân, Ebû’d-Derdâ ile;12 Sâlim, Muâz bin Mâiz ile;13 Ammâr da Huzeyfe ile -radıyallâhu anhüm ecmaîn- kardeş olmuşlardı14 Bu kardeşlik uygulamasında tarafların mizaç bakımından birbirine benzemesi de dikkate alınmıştı

    Her bir muhâcir âileyi, Medîneli bir âile yanına aldı Böylece aralarında kardeşlik ahdi gerçekleştirilen sahâbîler birlikte çalışacaklar, elde ettikleri kazancı paylaşacaklardı Ensâr, fazla arâzîlerini Rasûlullâh Efendimiz’e bağışladı ve Peygamber Efendimiz de bunları Muhâcirler arasında taksîm etti Ensâr, bu kadarla da kalmayarak şu cömert teklifte bulundu:
    “–Yâ Rasûlallâh! Hurmalıklarımızı da Muhâcir kardeşlerimizle aramızda paylaştır!”
    Peygamber Efendimiz:
    “–Hayır, öyle olmaz!” buyurarak kabûl etmeyince Ensâr, Muhâcirlere:
    “–Öyle ise ağaçların bakım ve sulama işini siz üzerinize alınız da mahsulde ortak olalım!” teklifinde bulundular Peygamber Efendimiz’in de muvâfakatiyle her iki taraf:
    “–İşittik ve itaat ettik!” diyerek bu teklîfi kabûl ettiler (Buhârî, Hars, 5)
    Bu kardeşlik, her şeylerini Mekke’de bırakıp hayâta sıfırdan başlamak üzere Medîne’ye hicret eden müslümanlarla, onlara kucak açan Ensâr’ın maddî ve mânevî yardımlaşmalarını esas alıyordu Dinleri uğruna memleketlerinden ayrı düşen Muhâcirlerin gariplik ve mahzunluğunu gidermeyi, onları Medîne’ye ısındırarak müslümanlar arasında birlik ve berâberlik kurmayı hedefliyordu

    Gösterişten uzak bir şekilde icrâ edilen ve sırf îman muhabbetinden kaynaklanan muâhât antlaşması, mîras hukûku da dâhil, karşılıklı hak, eşitlik ve yardımlaşma gibi çok yönlü bir muhtevâya sâhipti15 Kardeş olanlar birbirlerinin velîsi ve mîrasçısı idi Bu kardeşlik ahdi daha sonra da bir prensip olarak devâm etmekle birlikte, mirasla ilgili hüküm Bedir Gazvesi’nden sonra vahye binâen kaldırılmış, vâris olmak, sâdece neseb akrabâlığına has kılınmıştır16
    İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhümâ- bu mevzû ile alâkalı olarak şöyle der:
    “Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in aralarında tesis ettiği kardeşlik sebebiyle bir Muhâcir, Ensârî kardeşine, aralarında kan bağı bulunan akrabâlarından önce vâris olurdu Ancak:
    وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالأَقْرَبُون

    «Ana, baba ve akrabâların bıraktıkları her şey için bir mîrasçı tâyin ettik…» (en-Nisâ, 33) âyetiyle bu muâmele hükümden kaldırıldı Âyetin devâmında geçen:
    وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ فَآتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ

    «…Yemin akdiyle mîrasçı kıldıklarınızın paylarını da verin…» ifâdesiyle Ensâr ve Muhâcir arasındaki kardeşlik hukûku, yardım, destek, nasihat ve hayırhâhlığa münhasır hâle getirildi Böylece hukûkî olan tevârüs kaldırıldı Ancak kişi ihtiyârî olarak (malının üçte birinden fazlası olmamak şartıyla) vasiyette bulunabiliyordu” (Buhârî, Tefsir, 4/7; Ebû Dâvûd, Ferâiz, 16/2922)
    arşivden



  4. 14.Şubat.2012, 15:15
    2
    Silent and lonely rains



    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- teblîğine başladığı andan itibâren İslâm’a girenleri, hangi ırk, kabîle ve milletten olurlarsa olsunlar, eşit kabûl etmiş ve aralarında İslâm kardeşliğini tesis etmiştir Biri hicretten önce, diğeri de sonra olmak üzere iki defâ aralarında “muâhât” yâni “kardeşlik akdi” yapmıştır Mekke’deki muâhât, Kureyş’e mensup bâzı müslümanların âzatlı kölelerle kardeş îlân edilmesidir Meselâ Zeyd bin Hârise ile Hazret-i Hamza, Ebû Huzeyfe’nin âzatlısı Sâlim ile Ebû Ubeyde bin Cerrâh, Bilâl-i Habeşî ile Ubeyde bin Hâris kardeş olmuşlardır7

    İslâm’ın ilk yıllarından beri bu şekilde birbirlerine kenetlenen müslümanlar, hicretten sonra ikinci bir kardeşlik örneği daha sergilediler
    Muhâcirler Medîne’ye daha ilk geldikleri gün Ensâr, onları evlerinde ağırlamak için birbirleri ile yarışa girmişlerdi Hattâ bu misâfirleri paylaşamayarak aralarında kur’a çekmek zorunda kalmışlardı8 Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Medîne’ye geldikten beş ay sonra, Muhâcirlerle Ensârı ikişer ikişer kardeş yaptı Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bu kardeşlik muâhedesini Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh-’ın evinde yapmıştı9

    Meselâ Hazret-i Ebû Bekir, Hârice bin Zeyd ile; Hazret-i Ömer, Utbân bin Mâlik ile; Ebû Ubeyde, Sa’d bin Muâz ile; Hazret-i Osmân, Evs bin Sâbit ile;10 Hazret-i Bilâl, Abdullâh bin Abdurrahmân ile;11 Hazret-i Selmân, Ebû’d-Derdâ ile;12 Sâlim, Muâz bin Mâiz ile;13 Ammâr da Huzeyfe ile -radıyallâhu anhüm ecmaîn- kardeş olmuşlardı14 Bu kardeşlik uygulamasında tarafların mizaç bakımından birbirine benzemesi de dikkate alınmıştı

    Her bir muhâcir âileyi, Medîneli bir âile yanına aldı Böylece aralarında kardeşlik ahdi gerçekleştirilen sahâbîler birlikte çalışacaklar, elde ettikleri kazancı paylaşacaklardı Ensâr, fazla arâzîlerini Rasûlullâh Efendimiz’e bağışladı ve Peygamber Efendimiz de bunları Muhâcirler arasında taksîm etti Ensâr, bu kadarla da kalmayarak şu cömert teklifte bulundu:
    “–Yâ Rasûlallâh! Hurmalıklarımızı da Muhâcir kardeşlerimizle aramızda paylaştır!”
    Peygamber Efendimiz:
    “–Hayır, öyle olmaz!” buyurarak kabûl etmeyince Ensâr, Muhâcirlere:
    “–Öyle ise ağaçların bakım ve sulama işini siz üzerinize alınız da mahsulde ortak olalım!” teklifinde bulundular Peygamber Efendimiz’in de muvâfakatiyle her iki taraf:
    “–İşittik ve itaat ettik!” diyerek bu teklîfi kabûl ettiler (Buhârî, Hars, 5)
    Bu kardeşlik, her şeylerini Mekke’de bırakıp hayâta sıfırdan başlamak üzere Medîne’ye hicret eden müslümanlarla, onlara kucak açan Ensâr’ın maddî ve mânevî yardımlaşmalarını esas alıyordu Dinleri uğruna memleketlerinden ayrı düşen Muhâcirlerin gariplik ve mahzunluğunu gidermeyi, onları Medîne’ye ısındırarak müslümanlar arasında birlik ve berâberlik kurmayı hedefliyordu

    Gösterişten uzak bir şekilde icrâ edilen ve sırf îman muhabbetinden kaynaklanan muâhât antlaşması, mîras hukûku da dâhil, karşılıklı hak, eşitlik ve yardımlaşma gibi çok yönlü bir muhtevâya sâhipti15 Kardeş olanlar birbirlerinin velîsi ve mîrasçısı idi Bu kardeşlik ahdi daha sonra da bir prensip olarak devâm etmekle birlikte, mirasla ilgili hüküm Bedir Gazvesi’nden sonra vahye binâen kaldırılmış, vâris olmak, sâdece neseb akrabâlığına has kılınmıştır16
    İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhümâ- bu mevzû ile alâkalı olarak şöyle der:
    “Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in aralarında tesis ettiği kardeşlik sebebiyle bir Muhâcir, Ensârî kardeşine, aralarında kan bağı bulunan akrabâlarından önce vâris olurdu Ancak:
    وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالأَقْرَبُون

    «Ana, baba ve akrabâların bıraktıkları her şey için bir mîrasçı tâyin ettik…» (en-Nisâ, 33) âyetiyle bu muâmele hükümden kaldırıldı Âyetin devâmında geçen:
    وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ فَآتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ

    «…Yemin akdiyle mîrasçı kıldıklarınızın paylarını da verin…» ifâdesiyle Ensâr ve Muhâcir arasındaki kardeşlik hukûku, yardım, destek, nasihat ve hayırhâhlığa münhasır hâle getirildi Böylece hukûkî olan tevârüs kaldırıldı Ancak kişi ihtiyârî olarak (malının üçte birinden fazlası olmamak şartıyla) vasiyette bulunabiliyordu” (Buhârî, Tefsir, 4/7; Ebû Dâvûd, Ferâiz, 16/2922)
    arşivden






+ Yorum Gönder