Konusunu Oylayın.: İman Kardeşliği ve Kan Kardeşliği

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İman Kardeşliği ve Kan Kardeşliği
  1. 14.Şubat.2012, 14:34
    1
    Misafir

    İman Kardeşliği ve Kan Kardeşliği






    İman Kardeşliği ve Kan Kardeşliği Mumsema İman Kardeşliği ve Kan Kardeşliği


  2. 14.Şubat.2012, 14:34
    1
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir



    İman Kardeşliği ve Kan Kardeşliği


    Benzer Konular

    - Süt kardeşliği meselesi

    - Süt Kardeşliği

    - Duğa kardeşliği

    - İman kardeşliği

    - Sünni şii kardeşliği

  3. 14.Şubat.2012, 17:04
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: İman Kardeşliği ve Kan Kardeşliği




    Kur’ân, sadece îman kardeşlerinin birbirlerini velî/dost/sırdaş edinebileceklerini, kafir/müşrik olanların ise akraba-aşiret hatta kardeş, anne-baba bile olsalar asla velî edinilemeyeceklerini sıkça tekrarlar

    “Ey iman edenler, eğer imana karşı inkârı sevip-tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyinSizden kim onları veli edinirse, işte bunlar zalimlerdir” (9/23)“Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluk bulamazsın ki, Allah’a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi/dostluk bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri olsun Onlar, öyle kimselerdir ki, Allah kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir” (58/22)

    Gerçek dostluk/kardeşlik, gönül bağı, kalb kaynaşması sadece inananlar arasında kurulur

    “Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler İşte onlara Allah rahmet edecektir Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir” (9/71)

    Müminler, ancak kendileri gibi takva bilincine sahip olan, Dosdoğru Yol’da yürüyen doğru insanlarla beraber olur(9/119), gerçek anlamda kardeşlik ilişkisi kurarlar Zira onlar bilirler ki, kendilerinden olmayanlar, müminlere düşmanlık edip tuzak kurmaktan asla geri durmazlar

    “Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından taşmaktadır Kalplerinde sakladıkları ise daha büyüktür Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz” (3/11

    Kur’ân, kâfirlerin, münafıkların ve inkarcı Kitap ehlinin birbirlerine kardeş olduklarını ifşâ eder Onlar birbirlerindendirler, birbirlerine benzerler ve kötülük üzre birleşirler

    “Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir Kötülüğü emreder, iyilikten meneder ve ellerini sımsıkı tutarlar Allâh’ı unuttular, O da onları unuttu Münafıklar; işte yoldan çıkanlar onlardır”(9/67)

    “Münafıklık edenleri görmüyor musun; Kitap ehlinden inkâr eden kardeşlerine derler ki: ‘Andolsun, eğer siz (yurdunuzdan) çıkarılacak olursanız, mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız ve size karşı olan hiç kimseye, hiçbir zaman itaat etmeyiz

    Eğer size karşı savaşılırsa elbette size yardım ederiz’ Oysa Allah, şahidlik etmektedir ki onlar, gerçekten yalancıdırlar” (59/11)

    Yine Kur’ân-ı Kerim, Hesap gününde sadece ibadetlerimizden değil, bütün işlerimizden, ilişkilerimizden ve dostluklarımızdan da hesaba çekileceğimizi vurgulu bir dille hatırlatır:

    “Yoksa Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır”(9/16)“Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin; (bunu yaparak) Allah’a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” (4/144)

    Bu kardeşlik, insanların kendi takdirlerine ve değer ölçülerine göre değil din/îman bağına göre şekillenir ve müminlerin başka türden bir kardeşlik ilişkisi kurmalarına müsaade etmez; babaları belli olmayan kimsesizleri bile “din kardeşi” olarak bağırlarına basmalarını emreder:

    “Onları (evlatlıkları) babaları adına çağırın Allah yanında o daha doğrudur Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin dinde kardeşleriniz ve velîleriniz/dostlarınızdır”(33/5)

    İslâm toplumu, tarihte bunun en güzel örneklerini vermiştir Mesela; Emeviler devrinde, babası belli olmayan Ziyad bin Ebihi(622-673), bölge valiliği görevine kadar yükselebilmiştir

    Nihayet; müminler arasındaki iman/İslâm kardeşliği sadece bu dünyaya has bir olgu değildir; onlar Cennet’te de kardeş olarak birbirlerini selamlayacaklardır(15/47) Kafirler ise, Cehennem’de, inkarcı kardeşlerini lânetleyeceklerdir(7/3

    Ve Kur’ân, müminlerin, mümin kardeşleri için şöyle duâ etmelerini ister:

    “Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin/ukde bırakma Rabbimiz, gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicidir.

    ------------------------

    İman kardeşliği

    Hidayete eren bir Japon’a sorarlar, “İmanına ne sebep oldu?” Cevaben, “Mü’minler sadece kardeştirler” (Hucurat 49/10) âyetini öğrenince Müslüman oldum” der.
    İman kardeşliği, imanların kardeşliğidir. İnsanlar gibi imanlar da kardeş olur. Hatta imanlar kardeş olunca, o imana sahip olanlar da kardeş olmak zorunda kalır. Kardeş olan imanları onlara zımnen der ki: “Eğer bize ait olmak istiyorsanız, siz de bizim gibi kardeş olun!” İmanlar kardeş olunca, o imanlara sahip olanlara bu kardeşliğe sadakat yaraşır. İman kardeşliğine sadakat, imana sadakat olur. İman kardeşliğine ihanet de imana ihanet olur.
    Mü’minler sadece kardeştirler. Mü’min kardeşliğinin temeli imandır. İmanın temeli ise sevgidir. Tıpkı Allah Rasulü’nün buyurduğu gibi: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş sayılmazsınız.” (Müslim, İman 93-94). Efendimiz, iman etmenin şartı olarak mü’minlerin birbirini sevmesini gösteriyor. Sevgi böylece imanın en büyük şartı olmuş oluyor. Sevgi imanın en büyük şartıysa, mü’mine nefret ne oluyor? O da imanı tahrip eden en büyük hastalık oluyor.
    Bu hastalık ilerlediğinde, “tekfir virüsü” ortaya çıkıyor. Mü’mini kâfirlikle itham etmek demeye gelen “tekfir virüsü” bir kalbe girdi mi, artık o kalpteki imandan hayır gelmiyor. Bu hastalığa yakalanan iman önce felç oluyor, sonra tüm hayatî fonksiyonlarını yitirerek bitkisel hayata giriyor, en sonunda da ölüyor. İmanını tekfir hastalığına kurban vermiş olan zavallı, artık içinde imanın ölüsünü taşıyor. Yüreği, iman ölüsü taşıyan bir tabut oluyor. İmanı öldüğü için, yüreğinin gözü kör, kulağı sağır, dili lâl oluyor. Böyle olunca da, yekdiğerinin imanını göremiyor, başka imanların “buradayım” çığlığını işitmiyor, kendisinin varlığını başka imanlara haykıramıyor. Ne, “Ben buradayım!” diyebiliyor ne de “Ben buradayım!” diyen imanların sesini duyuyor. Sonuçta, başka imanları yok sayıyor. Kur’an bu duruma “imanı inkâr etmek” diyor. Ve imanı inkâr edenlerin amelinin boşa gideceğini söylüyor: “Kim imanı inkâr ederse, onun ameli boşa gitmiştir” (Maide 5/5).
    Tekfir hastalığına dûçar olan bir iman, koku alma yeteneğini yitiriyor. Koku alma yeteneğini yitiren bir iman, başka imanların kokusunu alamaz oluyor. Şu âyete göre mü’minlerin birbiriyle didişmesinin en acı sonucu da bu oluyor: “Birbirinizle didişmeyin, direncinizi yitirirsiniz, kokunuz/rüzgârınız da kesilir” (Enfal 8/46). Âyetteki rîh, hem “koku” hem de “rüzgâr” manasına gelir. Bu şu demektir: Eğer mü’minler birbirleriyle nizalaşırsa, imanın kokusunu alamaz olurlar. İmanın kokusunu alamayan biri, yekdiğerinin imanının farkına varamaz, hatta onu yok sayar. Bu da onu imanı inkâr etme derekesine düşürür. Sonuç “imanın zehirlenmesi” demeye gelen tekfir illetine dûçar olmaktır.
    Mü’minler ancak kardeştirler. İman kardeşliğinin, muhatapların boynuna yüklediği yükümlülükler vardır. Mü’minlerin kardeş olduğu hakikatini dile getiren âyet, bu yükümlülüğe de dikkat çeker:
    “Mü’minler sadece kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’a karşı sorumlu davranın ki, O’nun merhametine nail olasınız” (Hucurat 49/10).
    İman kardeşliğinin mü’minlerin boynuna yüklediği mesuliyet, kardeşlerin arasını düzeltmektir. İşte bu Allah’a karşı takvalı olmanın bir gereğidir. Zira Allah’a karşı takvalı olmak, Allah’a karşı sorumluluğunu bilmektir. Allah’a karşı sorumluluğunu bilen, Allah’ın kardeş kıldığına karşı da sorumluluğunu bilir. İman kardeşlerinin arasını düzeltmek ise bu sorumluluğun bir gereğidir. Bunu yapan ilâhî merhamete mazhar olur. Zira bir mü’mini kardeşlerin arasını düzeltmeye yönelten sebep, şefkat ve merhamettir. Evet, araları bozulmuş iki mü’min, başka mü’minlerin merhametine muhtaç hale gelmiştir. Zira mü’minlerin arası bozulunca, iman yetim ve öksüz kalır. Yetim ve öksüz kalan iman ‘velisi’ olmayan imandır. Velisi olmayan iman korumasız bir imandır. Her türlü tehdit ve tehlikeye açıktır. O imana nereden ve ne zaman bir saldırı geleceğini kimse tahmin edemez. O iman, kendisini korumakta acze düşer. En sonunda zayi olur gider. Kur’an’ın, “Mü’min erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler” (Tevbe 9/71) derken, kasdettiği hakikatlerden biri de budur. Elbet iman kardeşliğinin karşısında bir de “küfür kardeşliği” vardır. Zira Kur’an’ın buyurduğu gibi “Kâfirler de birbirlerinin velisidirler” (Enfal 8/73).
    Kin ile din bir arada durmaz. Mü’mine kin duyan bir kalpte din duramaz. Bunun içindir ki, Rabbimiz bize şu duayı talim ettirir: “Rabbimiz! Bizi ve bizden önce imanla göçüp gitmiş mü’minleri bağışla ve kalplerimizde imanda sebat edenlere ilişkin en ufak bir kin ve nefret bırakma! Rabbimiz, elbet sen pek şefkatlisin, çok merhametlisin!” (Haşr 59/10).
    MUSTAFA İSLAMOĞLU

    KAN KARDEŞLİĞİ

    Birbirinin kanını içmek, yalamak veya elinin üzerinde karıştırmak suretiyle, yabancı iki kişi arasında kuruları kardeşlik hakkında kullanılan bir söz
    Eskiden iki Türk ve iki Moğol bir oymak ve hatta bir ulustan olmadıkları halde, birbirini takdir ederek (and) yoluyla kârdeş olurlar Bunlar bir takım şahitler önünde kollarından bir damar yararak kanlarını bir fincan içine akıtır ve bunu süt ve kımıza karıştırarak her birisi o karışımın yarısını içer İkisi de böylece kardeş olurlar ki, bu kardeşlik tabiî kardeşlikten farksız olup, taraflar bir kardeş gibi bütün hak ve imtiyazlardan yararlanırlar
    Tarihî olan bu kan kardeşliği âdetinin İslâm dininde bir temeli yoktur Din açısından bir mana taşımaz Hatta kan haram kılındığı için hayatı bir zaruret olmadıkça, onu yalamak veya içmek haramdır Kur'an-ı Kerim'de "Leş, kan, domuz eti size haram kılındı" (el-Maide, 5/3) buyurulmaktadır
    Hasta olan birine bir başkasından kan alıp verilmesi de gerek müsbet gerekse menfî manada herhangi bir şey doğurmaz Aralarında kardeşlik veya akrabalık gibi bir yakınlık meydana gelmez Bunlar, birbirine karşı yabancı iki kimse gibidirler
    İslâm'da din kardeşliği, neseb (soy) kardeşliği, süt kardeşliği gibi kardeşlikler vardır Neseb kardeşliği ile soy kardeşliği evlenmeye yani nikâhlanıp karı koca olmaya engeldir Bilindiği gibi nesep kardeşliği mirasın sebeplerinden birisidir Kardeş olanlar biribirine mirasçı olabilirler Din kardeşliği ise, "Şüphesiz mü'minler biribiri ile kardeştirler" (el-Hucurat, 49/10) âyetindeki hüküm ile ifade edilmekte, mirası gerektirmediği gibi, nikâha da engel olmamaktadır Din kardeşliği, dini, ahlâkî manadaki yardımlaşmayı gerektiren bir husustur Miras ve nikâh hususunda müsbet veya menfi her hangi bir fonksiyonu yoktur
    İslâm hukukunda sadece Hanefilerin kabul ettiği, diğer mezheplerin kabul etmediği velâü'l muvâlât (yardımlaşma sözleşmesi) diye bir konu vardır Buna göre iki şahıs diyet ödeme, varis olma ve yardımlaşma hususunda sözleşme yapabilir ve yaptıkları böyle bir sözleşmeyi uygulayabilirler (H Karaman Mukayeseli İslâm Hukuku I, 424; Ö Nasuhi Bilmen, Hukuku İslâmiyye ve lstılahat-ı Fıkhıyye Kamusu, IV, 68, 69)
    Netice olarak İslâm hukukunda kan kardeşliği diye bir kavram yoktur Âdet olarak böyle bir şey var olsa bile, bu, nikâh ve miras gibi konularda müsbet veya menfi olarak herhangi bir hukukî netice doğurmaz
    Osman ESKİCİOĞLU



  4. 14.Şubat.2012, 17:04
    2
    Silent and lonely rains



    Kur’ân, sadece îman kardeşlerinin birbirlerini velî/dost/sırdaş edinebileceklerini, kafir/müşrik olanların ise akraba-aşiret hatta kardeş, anne-baba bile olsalar asla velî edinilemeyeceklerini sıkça tekrarlar

    “Ey iman edenler, eğer imana karşı inkârı sevip-tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyinSizden kim onları veli edinirse, işte bunlar zalimlerdir” (9/23)“Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluk bulamazsın ki, Allah’a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi/dostluk bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri olsun Onlar, öyle kimselerdir ki, Allah kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir” (58/22)

    Gerçek dostluk/kardeşlik, gönül bağı, kalb kaynaşması sadece inananlar arasında kurulur

    “Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler İşte onlara Allah rahmet edecektir Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir” (9/71)

    Müminler, ancak kendileri gibi takva bilincine sahip olan, Dosdoğru Yol’da yürüyen doğru insanlarla beraber olur(9/119), gerçek anlamda kardeşlik ilişkisi kurarlar Zira onlar bilirler ki, kendilerinden olmayanlar, müminlere düşmanlık edip tuzak kurmaktan asla geri durmazlar

    “Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından taşmaktadır Kalplerinde sakladıkları ise daha büyüktür Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz” (3/11

    Kur’ân, kâfirlerin, münafıkların ve inkarcı Kitap ehlinin birbirlerine kardeş olduklarını ifşâ eder Onlar birbirlerindendirler, birbirlerine benzerler ve kötülük üzre birleşirler

    “Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir Kötülüğü emreder, iyilikten meneder ve ellerini sımsıkı tutarlar Allâh’ı unuttular, O da onları unuttu Münafıklar; işte yoldan çıkanlar onlardır”(9/67)

    “Münafıklık edenleri görmüyor musun; Kitap ehlinden inkâr eden kardeşlerine derler ki: ‘Andolsun, eğer siz (yurdunuzdan) çıkarılacak olursanız, mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız ve size karşı olan hiç kimseye, hiçbir zaman itaat etmeyiz

    Eğer size karşı savaşılırsa elbette size yardım ederiz’ Oysa Allah, şahidlik etmektedir ki onlar, gerçekten yalancıdırlar” (59/11)

    Yine Kur’ân-ı Kerim, Hesap gününde sadece ibadetlerimizden değil, bütün işlerimizden, ilişkilerimizden ve dostluklarımızdan da hesaba çekileceğimizi vurgulu bir dille hatırlatır:

    “Yoksa Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır”(9/16)“Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin; (bunu yaparak) Allah’a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” (4/144)

    Bu kardeşlik, insanların kendi takdirlerine ve değer ölçülerine göre değil din/îman bağına göre şekillenir ve müminlerin başka türden bir kardeşlik ilişkisi kurmalarına müsaade etmez; babaları belli olmayan kimsesizleri bile “din kardeşi” olarak bağırlarına basmalarını emreder:

    “Onları (evlatlıkları) babaları adına çağırın Allah yanında o daha doğrudur Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin dinde kardeşleriniz ve velîleriniz/dostlarınızdır”(33/5)

    İslâm toplumu, tarihte bunun en güzel örneklerini vermiştir Mesela; Emeviler devrinde, babası belli olmayan Ziyad bin Ebihi(622-673), bölge valiliği görevine kadar yükselebilmiştir

    Nihayet; müminler arasındaki iman/İslâm kardeşliği sadece bu dünyaya has bir olgu değildir; onlar Cennet’te de kardeş olarak birbirlerini selamlayacaklardır(15/47) Kafirler ise, Cehennem’de, inkarcı kardeşlerini lânetleyeceklerdir(7/3

    Ve Kur’ân, müminlerin, mümin kardeşleri için şöyle duâ etmelerini ister:

    “Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin/ukde bırakma Rabbimiz, gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicidir.

    ------------------------

    İman kardeşliği

    Hidayete eren bir Japon’a sorarlar, “İmanına ne sebep oldu?” Cevaben, “Mü’minler sadece kardeştirler” (Hucurat 49/10) âyetini öğrenince Müslüman oldum” der.
    İman kardeşliği, imanların kardeşliğidir. İnsanlar gibi imanlar da kardeş olur. Hatta imanlar kardeş olunca, o imana sahip olanlar da kardeş olmak zorunda kalır. Kardeş olan imanları onlara zımnen der ki: “Eğer bize ait olmak istiyorsanız, siz de bizim gibi kardeş olun!” İmanlar kardeş olunca, o imanlara sahip olanlara bu kardeşliğe sadakat yaraşır. İman kardeşliğine sadakat, imana sadakat olur. İman kardeşliğine ihanet de imana ihanet olur.
    Mü’minler sadece kardeştirler. Mü’min kardeşliğinin temeli imandır. İmanın temeli ise sevgidir. Tıpkı Allah Rasulü’nün buyurduğu gibi: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş sayılmazsınız.” (Müslim, İman 93-94). Efendimiz, iman etmenin şartı olarak mü’minlerin birbirini sevmesini gösteriyor. Sevgi böylece imanın en büyük şartı olmuş oluyor. Sevgi imanın en büyük şartıysa, mü’mine nefret ne oluyor? O da imanı tahrip eden en büyük hastalık oluyor.
    Bu hastalık ilerlediğinde, “tekfir virüsü” ortaya çıkıyor. Mü’mini kâfirlikle itham etmek demeye gelen “tekfir virüsü” bir kalbe girdi mi, artık o kalpteki imandan hayır gelmiyor. Bu hastalığa yakalanan iman önce felç oluyor, sonra tüm hayatî fonksiyonlarını yitirerek bitkisel hayata giriyor, en sonunda da ölüyor. İmanını tekfir hastalığına kurban vermiş olan zavallı, artık içinde imanın ölüsünü taşıyor. Yüreği, iman ölüsü taşıyan bir tabut oluyor. İmanı öldüğü için, yüreğinin gözü kör, kulağı sağır, dili lâl oluyor. Böyle olunca da, yekdiğerinin imanını göremiyor, başka imanların “buradayım” çığlığını işitmiyor, kendisinin varlığını başka imanlara haykıramıyor. Ne, “Ben buradayım!” diyebiliyor ne de “Ben buradayım!” diyen imanların sesini duyuyor. Sonuçta, başka imanları yok sayıyor. Kur’an bu duruma “imanı inkâr etmek” diyor. Ve imanı inkâr edenlerin amelinin boşa gideceğini söylüyor: “Kim imanı inkâr ederse, onun ameli boşa gitmiştir” (Maide 5/5).
    Tekfir hastalığına dûçar olan bir iman, koku alma yeteneğini yitiriyor. Koku alma yeteneğini yitiren bir iman, başka imanların kokusunu alamaz oluyor. Şu âyete göre mü’minlerin birbiriyle didişmesinin en acı sonucu da bu oluyor: “Birbirinizle didişmeyin, direncinizi yitirirsiniz, kokunuz/rüzgârınız da kesilir” (Enfal 8/46). Âyetteki rîh, hem “koku” hem de “rüzgâr” manasına gelir. Bu şu demektir: Eğer mü’minler birbirleriyle nizalaşırsa, imanın kokusunu alamaz olurlar. İmanın kokusunu alamayan biri, yekdiğerinin imanının farkına varamaz, hatta onu yok sayar. Bu da onu imanı inkâr etme derekesine düşürür. Sonuç “imanın zehirlenmesi” demeye gelen tekfir illetine dûçar olmaktır.
    Mü’minler ancak kardeştirler. İman kardeşliğinin, muhatapların boynuna yüklediği yükümlülükler vardır. Mü’minlerin kardeş olduğu hakikatini dile getiren âyet, bu yükümlülüğe de dikkat çeker:
    “Mü’minler sadece kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’a karşı sorumlu davranın ki, O’nun merhametine nail olasınız” (Hucurat 49/10).
    İman kardeşliğinin mü’minlerin boynuna yüklediği mesuliyet, kardeşlerin arasını düzeltmektir. İşte bu Allah’a karşı takvalı olmanın bir gereğidir. Zira Allah’a karşı takvalı olmak, Allah’a karşı sorumluluğunu bilmektir. Allah’a karşı sorumluluğunu bilen, Allah’ın kardeş kıldığına karşı da sorumluluğunu bilir. İman kardeşlerinin arasını düzeltmek ise bu sorumluluğun bir gereğidir. Bunu yapan ilâhî merhamete mazhar olur. Zira bir mü’mini kardeşlerin arasını düzeltmeye yönelten sebep, şefkat ve merhamettir. Evet, araları bozulmuş iki mü’min, başka mü’minlerin merhametine muhtaç hale gelmiştir. Zira mü’minlerin arası bozulunca, iman yetim ve öksüz kalır. Yetim ve öksüz kalan iman ‘velisi’ olmayan imandır. Velisi olmayan iman korumasız bir imandır. Her türlü tehdit ve tehlikeye açıktır. O imana nereden ve ne zaman bir saldırı geleceğini kimse tahmin edemez. O iman, kendisini korumakta acze düşer. En sonunda zayi olur gider. Kur’an’ın, “Mü’min erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler” (Tevbe 9/71) derken, kasdettiği hakikatlerden biri de budur. Elbet iman kardeşliğinin karşısında bir de “küfür kardeşliği” vardır. Zira Kur’an’ın buyurduğu gibi “Kâfirler de birbirlerinin velisidirler” (Enfal 8/73).
    Kin ile din bir arada durmaz. Mü’mine kin duyan bir kalpte din duramaz. Bunun içindir ki, Rabbimiz bize şu duayı talim ettirir: “Rabbimiz! Bizi ve bizden önce imanla göçüp gitmiş mü’minleri bağışla ve kalplerimizde imanda sebat edenlere ilişkin en ufak bir kin ve nefret bırakma! Rabbimiz, elbet sen pek şefkatlisin, çok merhametlisin!” (Haşr 59/10).
    MUSTAFA İSLAMOĞLU

    KAN KARDEŞLİĞİ

    Birbirinin kanını içmek, yalamak veya elinin üzerinde karıştırmak suretiyle, yabancı iki kişi arasında kuruları kardeşlik hakkında kullanılan bir söz
    Eskiden iki Türk ve iki Moğol bir oymak ve hatta bir ulustan olmadıkları halde, birbirini takdir ederek (and) yoluyla kârdeş olurlar Bunlar bir takım şahitler önünde kollarından bir damar yararak kanlarını bir fincan içine akıtır ve bunu süt ve kımıza karıştırarak her birisi o karışımın yarısını içer İkisi de böylece kardeş olurlar ki, bu kardeşlik tabiî kardeşlikten farksız olup, taraflar bir kardeş gibi bütün hak ve imtiyazlardan yararlanırlar
    Tarihî olan bu kan kardeşliği âdetinin İslâm dininde bir temeli yoktur Din açısından bir mana taşımaz Hatta kan haram kılındığı için hayatı bir zaruret olmadıkça, onu yalamak veya içmek haramdır Kur'an-ı Kerim'de "Leş, kan, domuz eti size haram kılındı" (el-Maide, 5/3) buyurulmaktadır
    Hasta olan birine bir başkasından kan alıp verilmesi de gerek müsbet gerekse menfî manada herhangi bir şey doğurmaz Aralarında kardeşlik veya akrabalık gibi bir yakınlık meydana gelmez Bunlar, birbirine karşı yabancı iki kimse gibidirler
    İslâm'da din kardeşliği, neseb (soy) kardeşliği, süt kardeşliği gibi kardeşlikler vardır Neseb kardeşliği ile soy kardeşliği evlenmeye yani nikâhlanıp karı koca olmaya engeldir Bilindiği gibi nesep kardeşliği mirasın sebeplerinden birisidir Kardeş olanlar biribirine mirasçı olabilirler Din kardeşliği ise, "Şüphesiz mü'minler biribiri ile kardeştirler" (el-Hucurat, 49/10) âyetindeki hüküm ile ifade edilmekte, mirası gerektirmediği gibi, nikâha da engel olmamaktadır Din kardeşliği, dini, ahlâkî manadaki yardımlaşmayı gerektiren bir husustur Miras ve nikâh hususunda müsbet veya menfi her hangi bir fonksiyonu yoktur
    İslâm hukukunda sadece Hanefilerin kabul ettiği, diğer mezheplerin kabul etmediği velâü'l muvâlât (yardımlaşma sözleşmesi) diye bir konu vardır Buna göre iki şahıs diyet ödeme, varis olma ve yardımlaşma hususunda sözleşme yapabilir ve yaptıkları böyle bir sözleşmeyi uygulayabilirler (H Karaman Mukayeseli İslâm Hukuku I, 424; Ö Nasuhi Bilmen, Hukuku İslâmiyye ve lstılahat-ı Fıkhıyye Kamusu, IV, 68, 69)
    Netice olarak İslâm hukukunda kan kardeşliği diye bir kavram yoktur Âdet olarak böyle bir şey var olsa bile, bu, nikâh ve miras gibi konularda müsbet veya menfi olarak herhangi bir hukukî netice doğurmaz
    Osman ESKİCİOĞLU






+ Yorum Gönder