Konusunu Oylayın.: Hak ve Sorumluluk Çizgisi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hak ve Sorumluluk Çizgisi
  1. 14.Şubat.2012, 14:32
    1
    Misafir

    Hak ve Sorumluluk Çizgisi

  2. 23.Şubat.2012, 18:13
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hak ve Sorumluluk Çizgisi




    22 ŞUBAT 2011
    HAK VE SORUMLULUK ÇİZGİSİ
    “Hak, Cenab-ı Hakk’ın gerek Kur’an, gerekse Efendimiz (s.a.v) vasıtasıyla bizi varlığından haberdar ettiği, bizi teşvik ettiği ve bize emrettiği her şeydir” İnsanoğlu açısından var oluş ile “mükellef” oluş, birbirinden ayrılmaz iki hakikattir. İnsan akıllı ve iradeli bir varlık olarak yaratılmış, bunun sonucu olarak da başka varlıkların yüklenmediği “emanet”i yüklenmeyi kabul etmiştir. “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik; onlar onu yüklenmekten çekindi, korkuya düştü ve onu insan yüklendi.” (Ahzab, 72)
    Sorumluluklar yük mü, Onur mu? Bunun anlamı şudur; İnsan, kendisini var eden ilahi kudretin kendisine teklif ettiği emaneti yüklenmeyi Kabul etmekle, hayatını belli bir istikamet doğrultusunda yaşamayı taahhüt etmiş bir varlıktır. Burada hemen belirtelim ki, “din’e” şaşı gözle bakan bazı çevrelerin algıladığı gibi, insanı dar ve katı
    kalıplar içinde kalmaya mahkum eden bir “yük” değil, insanı diğer varlıklardan üstün kılan “değerler” toplamıdır.
    İnsan bu taahhüdünü yerine getirdiği oranda kendi değerini arttırmakta, “Ahsen-i takvim” seviyesine yükselmekte, bundan kaçındığı zaman ise kendi değer ve seviyesini yitirmektedir. İnsanı insan yapan bu “ değerleri iman, amel ve ahlak olarak üç ana başlık altında toplarsak konumuzla ilgili olan kul hakkını “amel” başlığı altında ele alabiliriz. Müslüman’ın, yaratıcısına, çevresine ve kendisine karşı temel görevinin “hakkı ikame etmek ve batılı ortadan kaldırmak” olduğunu düşündüğümüzde, hakka riayetin ihmal edilmesi durumunda, batıl ın o boşluğu doldurmasını kestirmek zor değildir. Bir hakkın iptali, bir batılın ihkakı demektir. O halde ikame edilmesi gereken hakların neler Olduğuna kısaca değinelim. Allah’ın Hakkı ve Kulun Hakkı Mümin için hayatı anlamlı kılan en önemli unsur şüphesiz ki “iman”dır. Yani inanılması gereken hususlara gerektiği gibi inanmak, Bunun ardından “amel” in geldiğini biliyoruz. Amel kelimesi bir bakıma riayet edilmesi gereken birtakım hukukları anlatmaktadır. İslam âlimleri bu hukukları dört başlık altında toplamıştır. İyi ve kötü her ne yaparsak bu dört başlık altında değerlendirilir.
    (1) Hukukullah
    (2) Hukuku’l-ibad (kul hakları)
    (a) Maddi kul hakları
    (b) Manevi kul hakları
    Hukukullah : Kelime anlamı itibariyle Allah Teala nın hukuku demektir. Hukukullah’ı oluşturan unsurların başında, O’na layıkı vecihle iman etmek, küfürden ve şirkten kaçınmak gelir. Bu sahayı oluşturan yükümlülüklerden bahsedecek olursak, bir Müslüman’ın hiçbir şek ve şüphe taşımayan imanı, huşu içerisinde kıldığı namaz, sırf Allahın hoşnutluğunu kazanmak için yapmış olduğu hac hukukullah Çerçevesi içerisine girer. Kısacası kendisine şirk koşmadan iman ve ibadet edilmeye hak sahibi olan yalnız Yüce Allah olduğu için, iman ve ibadetler hukukullah olarak değerlendirilir. Her ne kadar oruç, zekat gibi bir takım ibadetlerin, “hukuku’l ibad” ile ilgili boyutları mevcut ise de,
    bunları sadece bu sınıfta görmemizi engelleyen önemli bir nokta vardır. Bu ibadetler yerine getirilmediği zaman öncelikle Yüce Allaha mahsus bir ibadeti aksatmış olmaktan dolayı günaha girme söz konusu olur. Bir diğer fark da şudur: Hukukullah sahasını oluşturan ibadetlerin yerine getirilmesi konusunda ortaya çıkacak her hangi bir ihmal veya kusur, samimi bir şekilde tevbe edildiği taktirde Yüce Allah tarafından bağışlanır. Hatta ayet ve hadislerden öğrendiğimize göre, böyle bir kimse tevbesiz olarak ölmüş bulunsa dahi, Yüce Allah dilerse onu da bağışlar. Ancak “hukuku’l-ibad” ile ilgili en küçük bir ihmal söz konusu olduğunda ortaya çıkan vebalin bağışlanması, hak sahibi olan kimsenin rızasının ve helalliğinin alınmasına bağlıdır. Hukuku’l-ibad: Hukuku’l-ibad (kul hakları) kategorisi ise, menfaati yalnız bir şahsa veya guruba mahsus olan hukuktan oluşur. Diyetten doğan alacak, borcun geri alınması veya gasp edilen bir malın iadesi böyledir. Böyle durumlarda hakkın yerine getirilmesi yalnızca hak sahibine dönük bir menfaat sağlar. Bu saydıklarımız hukuku’l-ibad sınıfına giren haklardan sadece “maddi” olanlarıdır. Bunlar dışında kul hakkı sınıfına giren bir kısım haklar daha vardır ki, bunları “manevi” haklar diye isimlendirebiliriz. Ana baba hakkı, eşlerin birbirlerine ve çocuklarına karşı olan hakları, komşu hakkı, fakirin zengin üzerindeki hakkı…..gibi haklar bu sınıfa girer. Bunları kısaca müminlerin birbirleri üzerindeki hakları olarak ifade edebiliriz.
    Maddi kul hakkı çiğnendiği zaman, adalet mekanizması düzgün işlediği ortamlarda o hakkı almak mümkün olabilir. Başkasının hakkını yemeye meyilli olanlar, normal şartlar altında buna kolay kolay cesaret edemezler. Manevi kul hakları ise böyle değildir. Dedikodu, gıybet, iftira hakaret….gibi telafisi maddi bir karşılık Ödenerek yerine getirilemeyen haklar konusunda daha bir hassasiyet göstermek gerekir. Zira bu gibi manevi hakların ihlali hem daha yaygındır, hem de sonucu ahrette ilahi huzurda rüsvaylık ve azap olacaktır. Maddi olsun manevi olsun, her hangi bir kul hakkı ihlali durumunda, yapılacak iki şey vardır. Hak sahibine hakkını iade ederek kendisinden helallik almak ve Cenab-ı Hakk’a tövbe etmek. Yüce Allah dilediği kimselerin şirk dışındaki bütün günahlarını bağışlayabileceğini haber verdiği halde (Nisa, 116) kul haklarına karışmamaktadır. Resul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz bu hassas noktayı son derece çarpıcı bir şekilde şöyle ifade buyurmuştur. “Kaçmayarak, yalnız Allah’tan sevap bekleyip sabrederek düşmana karşı durduğun halde öldürülürsen, (elde ettiğin şehitlik mertebesi) senin bütün günahlarına kefaret olur. Yalnız, (ödemediğin) borçların müstesna. Bunu bana Cibril söyledi. “(Müslim) Aslında başından beri anlatmak istediğimiz konu, hukukullah ile (Allahın hakkı) ile hukuku’l-ibadın, (kul hakları) birbirinden bağımsız olmadığı konusudur.
    Büyük İslam Hukukçusu İzzuddin b. Abdisselam hak ve sorumlulukları şu şekilde değerlendirmiştir
    1. Tamamen Allah Teâlâ’ya ait olan haklar: İnanılması gereken hususlara iman etmek bu sınıfa girer.
    2. Hukukullah ile hukuku’l-ibad’ın birlikte bulunduğu durumlar: Zekat, sadaka, kefaretler, kurban, hediyeler… gibi hususlar da bu sınıfa girer. Zira bu gibi hususlarda bir yönden Allah Teâlâ’ya yakınlık amacı, bir yönden de kulların menfaati söz konusudur.
    3. Allah Teâlâ’nın, Rasulü s.a.v. in ve diğer bütün mükelleflerin hukukunun bir arada bulunduğu durumlar: Mesela üç hukuku bir arada ifade eden ezan böyledir. Ezan okunurken tekbirlerin getirilmesi birliğine şahitlik edilmesi Allahın hakkı, ezanda ki Resul’ü Ekrem s.a.v. in peygamber olduğuna şahitlik Efendimizin hakkı, namaz vaktinin kullara duyurulması onların namaza davet edilmesi de bütün mükelleflerin hakkı. DİCLE KENARINDAKİ KOYUNDAN SORUMLU OLMAK İnanan insan, kanuna karşı gelmemek, cezaya çarptırılmak için başkalarının hakkına riayet ediyor değildir. Böyle olamaz, olmamalıdır. Onun gözettiği hak rızasıdır; dolayısıyla Hak’tan gelen her şey hürmete, sevgiye layıktır. Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz, kul hakkı konusundaki sorumluluklarımızı, toplumsal hayattaki
    rollerimiz bakımından şöyle ifade buyuruyor. “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sorumluluğunuz altında bulunanlardan mes’ulsünüz. Devlet yöneticisi bir çobandır ve sorumluluğu altında bulunanlardan mes’uldür. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sorumluluğu altında bulunanlardan mes’uldür. Kadın, kocasının evinde çobandır ve sorumluluğu altında bulunan hususlardan mes’uldür. Hizmetçi, efendisinin malından mes’uldür.” (Buhari, Müslim, Ebu Davut, Tirmizi) Kul Hakkına Riayetin Temeli Muazzam bir sevgi ve şefkat toplumunun oluşması için, öncelikle mü’minlerin birbir haklarını gözetmeleri gerekir. Alemlerin Efendisi s.a.v. “Müslüman’ın Müslüman üzerinde beş hakkı vardır. Selamını almak, aksırdığında ‘yerhamükellah’ (Allah sana merhamet etsin) demek, davetine icabet etmek, hastalandığında ziyaretine gitmek ve cenazesinin ardından gitmek” (Müslim) buyururken, mü’minin mü’mine göstermesi gereken yakınlık ve hassasiyetin zirvesini işaret ediyordu. Konuyla ilgili bir rivayette şöyledir: “Birbirinize haset etmeyin! Müşteri kızıştırmayın! Birbirinize buğzetmeyin! Birbirinize sırt çevirmeyin! Biriniz diğerinin pazarlığı üzerine pazarlık etmesin! Ey Allahın kulları kardeş olun! Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zülüm etmez, onu yardımsız bırakmaz, onu küçümseyip hakir görmez. Üç defa kalbine işaret ederek—Takva şuradadır. Kişiye kötülük olarak müslüman kardeşini hakir görmesi yeter. Müslüman’ın her şeyi, kanı, malı ve ırzı diğer müslümana haramdır.” (Müslim) Konumuzu İslam’ın adaletiyle yüz yıllarca ayakta duran, Batılılar’ın “Muhteşem Süleyman” diye adlandırdığı Osmanlı padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman’ın bir hatırası ile bitirelim Osmanlı’nın ihtişam ve izzetini yüzyıllar ötesinden terennüm eden Süleymaniye camii ve külliyesinin inşaatı tamamlanmıştır. Adına yapılan bu eşsiz eserin açılışı için, Süleymaniye inşaatında çalışan herkesin toplanmasını ferman eder; kendilerine hitaben bir konuşma yapacaktır. Ertesi gün cami avlusunda toplanan kalabalığa hitap etmek üzere, maiyetindekilerle birlikte gelir ve kalabalığa döner. Besmele, Hamdele, Salvele, ecdadına ve bütün geçmişlere gönderdiği fatiha’dan sonra şunları söyler: Ey din kardeşlerim, can kardeşlerim!..Görürüz ki bu cami-i şerif tamamlanmıştır. Ona emeği geçenlerin cümlesinden Kadir Mevlam razı olsun. Hemen söyleyeyim; bu cami’nin inşaatında çalışıp ta hakkını alamamış yahut az almış kimse varsa, gelip bizden alsın. Kalabalıktan her hangi bir ses çıkmayınca şöyle devam eder: Olabilir ki, hakkını alamamış birisi vardır şu anda aranızda değildir. Burada olanlara ahdimdir: Gelmeyenlere söyleyeler; onlar da gelip bizden haklarını alalar.
    Böyle güzel duygularla adaletli bir şekilde hayat geçirmeyi şahsım arkadaşlarım ve bütün Müslümanlar adına Rabbimden niyaz ediyorum. Allahın rahmeti, mağfireti, bereketi bütün mü’minler üzerine olsun.

    İbrahim PİŞKİN
    Merkez Hatuniye Cami İmam-Hatibi



  3. 23.Şubat.2012, 18:13
    2
    Silent and lonely rains



    22 ŞUBAT 2011
    HAK VE SORUMLULUK ÇİZGİSİ
    “Hak, Cenab-ı Hakk’ın gerek Kur’an, gerekse Efendimiz (s.a.v) vasıtasıyla bizi varlığından haberdar ettiği, bizi teşvik ettiği ve bize emrettiği her şeydir” İnsanoğlu açısından var oluş ile “mükellef” oluş, birbirinden ayrılmaz iki hakikattir. İnsan akıllı ve iradeli bir varlık olarak yaratılmış, bunun sonucu olarak da başka varlıkların yüklenmediği “emanet”i yüklenmeyi kabul etmiştir. “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik; onlar onu yüklenmekten çekindi, korkuya düştü ve onu insan yüklendi.” (Ahzab, 72)
    Sorumluluklar yük mü, Onur mu? Bunun anlamı şudur; İnsan, kendisini var eden ilahi kudretin kendisine teklif ettiği emaneti yüklenmeyi Kabul etmekle, hayatını belli bir istikamet doğrultusunda yaşamayı taahhüt etmiş bir varlıktır. Burada hemen belirtelim ki, “din’e” şaşı gözle bakan bazı çevrelerin algıladığı gibi, insanı dar ve katı
    kalıplar içinde kalmaya mahkum eden bir “yük” değil, insanı diğer varlıklardan üstün kılan “değerler” toplamıdır.
    İnsan bu taahhüdünü yerine getirdiği oranda kendi değerini arttırmakta, “Ahsen-i takvim” seviyesine yükselmekte, bundan kaçındığı zaman ise kendi değer ve seviyesini yitirmektedir. İnsanı insan yapan bu “ değerleri iman, amel ve ahlak olarak üç ana başlık altında toplarsak konumuzla ilgili olan kul hakkını “amel” başlığı altında ele alabiliriz. Müslüman’ın, yaratıcısına, çevresine ve kendisine karşı temel görevinin “hakkı ikame etmek ve batılı ortadan kaldırmak” olduğunu düşündüğümüzde, hakka riayetin ihmal edilmesi durumunda, batıl ın o boşluğu doldurmasını kestirmek zor değildir. Bir hakkın iptali, bir batılın ihkakı demektir. O halde ikame edilmesi gereken hakların neler Olduğuna kısaca değinelim. Allah’ın Hakkı ve Kulun Hakkı Mümin için hayatı anlamlı kılan en önemli unsur şüphesiz ki “iman”dır. Yani inanılması gereken hususlara gerektiği gibi inanmak, Bunun ardından “amel” in geldiğini biliyoruz. Amel kelimesi bir bakıma riayet edilmesi gereken birtakım hukukları anlatmaktadır. İslam âlimleri bu hukukları dört başlık altında toplamıştır. İyi ve kötü her ne yaparsak bu dört başlık altında değerlendirilir.
    (1) Hukukullah
    (2) Hukuku’l-ibad (kul hakları)
    (a) Maddi kul hakları
    (b) Manevi kul hakları
    Hukukullah : Kelime anlamı itibariyle Allah Teala nın hukuku demektir. Hukukullah’ı oluşturan unsurların başında, O’na layıkı vecihle iman etmek, küfürden ve şirkten kaçınmak gelir. Bu sahayı oluşturan yükümlülüklerden bahsedecek olursak, bir Müslüman’ın hiçbir şek ve şüphe taşımayan imanı, huşu içerisinde kıldığı namaz, sırf Allahın hoşnutluğunu kazanmak için yapmış olduğu hac hukukullah Çerçevesi içerisine girer. Kısacası kendisine şirk koşmadan iman ve ibadet edilmeye hak sahibi olan yalnız Yüce Allah olduğu için, iman ve ibadetler hukukullah olarak değerlendirilir. Her ne kadar oruç, zekat gibi bir takım ibadetlerin, “hukuku’l ibad” ile ilgili boyutları mevcut ise de,
    bunları sadece bu sınıfta görmemizi engelleyen önemli bir nokta vardır. Bu ibadetler yerine getirilmediği zaman öncelikle Yüce Allaha mahsus bir ibadeti aksatmış olmaktan dolayı günaha girme söz konusu olur. Bir diğer fark da şudur: Hukukullah sahasını oluşturan ibadetlerin yerine getirilmesi konusunda ortaya çıkacak her hangi bir ihmal veya kusur, samimi bir şekilde tevbe edildiği taktirde Yüce Allah tarafından bağışlanır. Hatta ayet ve hadislerden öğrendiğimize göre, böyle bir kimse tevbesiz olarak ölmüş bulunsa dahi, Yüce Allah dilerse onu da bağışlar. Ancak “hukuku’l-ibad” ile ilgili en küçük bir ihmal söz konusu olduğunda ortaya çıkan vebalin bağışlanması, hak sahibi olan kimsenin rızasının ve helalliğinin alınmasına bağlıdır. Hukuku’l-ibad: Hukuku’l-ibad (kul hakları) kategorisi ise, menfaati yalnız bir şahsa veya guruba mahsus olan hukuktan oluşur. Diyetten doğan alacak, borcun geri alınması veya gasp edilen bir malın iadesi böyledir. Böyle durumlarda hakkın yerine getirilmesi yalnızca hak sahibine dönük bir menfaat sağlar. Bu saydıklarımız hukuku’l-ibad sınıfına giren haklardan sadece “maddi” olanlarıdır. Bunlar dışında kul hakkı sınıfına giren bir kısım haklar daha vardır ki, bunları “manevi” haklar diye isimlendirebiliriz. Ana baba hakkı, eşlerin birbirlerine ve çocuklarına karşı olan hakları, komşu hakkı, fakirin zengin üzerindeki hakkı…..gibi haklar bu sınıfa girer. Bunları kısaca müminlerin birbirleri üzerindeki hakları olarak ifade edebiliriz.
    Maddi kul hakkı çiğnendiği zaman, adalet mekanizması düzgün işlediği ortamlarda o hakkı almak mümkün olabilir. Başkasının hakkını yemeye meyilli olanlar, normal şartlar altında buna kolay kolay cesaret edemezler. Manevi kul hakları ise böyle değildir. Dedikodu, gıybet, iftira hakaret….gibi telafisi maddi bir karşılık Ödenerek yerine getirilemeyen haklar konusunda daha bir hassasiyet göstermek gerekir. Zira bu gibi manevi hakların ihlali hem daha yaygındır, hem de sonucu ahrette ilahi huzurda rüsvaylık ve azap olacaktır. Maddi olsun manevi olsun, her hangi bir kul hakkı ihlali durumunda, yapılacak iki şey vardır. Hak sahibine hakkını iade ederek kendisinden helallik almak ve Cenab-ı Hakk’a tövbe etmek. Yüce Allah dilediği kimselerin şirk dışındaki bütün günahlarını bağışlayabileceğini haber verdiği halde (Nisa, 116) kul haklarına karışmamaktadır. Resul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz bu hassas noktayı son derece çarpıcı bir şekilde şöyle ifade buyurmuştur. “Kaçmayarak, yalnız Allah’tan sevap bekleyip sabrederek düşmana karşı durduğun halde öldürülürsen, (elde ettiğin şehitlik mertebesi) senin bütün günahlarına kefaret olur. Yalnız, (ödemediğin) borçların müstesna. Bunu bana Cibril söyledi. “(Müslim) Aslında başından beri anlatmak istediğimiz konu, hukukullah ile (Allahın hakkı) ile hukuku’l-ibadın, (kul hakları) birbirinden bağımsız olmadığı konusudur.
    Büyük İslam Hukukçusu İzzuddin b. Abdisselam hak ve sorumlulukları şu şekilde değerlendirmiştir
    1. Tamamen Allah Teâlâ’ya ait olan haklar: İnanılması gereken hususlara iman etmek bu sınıfa girer.
    2. Hukukullah ile hukuku’l-ibad’ın birlikte bulunduğu durumlar: Zekat, sadaka, kefaretler, kurban, hediyeler… gibi hususlar da bu sınıfa girer. Zira bu gibi hususlarda bir yönden Allah Teâlâ’ya yakınlık amacı, bir yönden de kulların menfaati söz konusudur.
    3. Allah Teâlâ’nın, Rasulü s.a.v. in ve diğer bütün mükelleflerin hukukunun bir arada bulunduğu durumlar: Mesela üç hukuku bir arada ifade eden ezan böyledir. Ezan okunurken tekbirlerin getirilmesi birliğine şahitlik edilmesi Allahın hakkı, ezanda ki Resul’ü Ekrem s.a.v. in peygamber olduğuna şahitlik Efendimizin hakkı, namaz vaktinin kullara duyurulması onların namaza davet edilmesi de bütün mükelleflerin hakkı. DİCLE KENARINDAKİ KOYUNDAN SORUMLU OLMAK İnanan insan, kanuna karşı gelmemek, cezaya çarptırılmak için başkalarının hakkına riayet ediyor değildir. Böyle olamaz, olmamalıdır. Onun gözettiği hak rızasıdır; dolayısıyla Hak’tan gelen her şey hürmete, sevgiye layıktır. Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz, kul hakkı konusundaki sorumluluklarımızı, toplumsal hayattaki
    rollerimiz bakımından şöyle ifade buyuruyor. “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sorumluluğunuz altında bulunanlardan mes’ulsünüz. Devlet yöneticisi bir çobandır ve sorumluluğu altında bulunanlardan mes’uldür. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sorumluluğu altında bulunanlardan mes’uldür. Kadın, kocasının evinde çobandır ve sorumluluğu altında bulunan hususlardan mes’uldür. Hizmetçi, efendisinin malından mes’uldür.” (Buhari, Müslim, Ebu Davut, Tirmizi) Kul Hakkına Riayetin Temeli Muazzam bir sevgi ve şefkat toplumunun oluşması için, öncelikle mü’minlerin birbir haklarını gözetmeleri gerekir. Alemlerin Efendisi s.a.v. “Müslüman’ın Müslüman üzerinde beş hakkı vardır. Selamını almak, aksırdığında ‘yerhamükellah’ (Allah sana merhamet etsin) demek, davetine icabet etmek, hastalandığında ziyaretine gitmek ve cenazesinin ardından gitmek” (Müslim) buyururken, mü’minin mü’mine göstermesi gereken yakınlık ve hassasiyetin zirvesini işaret ediyordu. Konuyla ilgili bir rivayette şöyledir: “Birbirinize haset etmeyin! Müşteri kızıştırmayın! Birbirinize buğzetmeyin! Birbirinize sırt çevirmeyin! Biriniz diğerinin pazarlığı üzerine pazarlık etmesin! Ey Allahın kulları kardeş olun! Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zülüm etmez, onu yardımsız bırakmaz, onu küçümseyip hakir görmez. Üç defa kalbine işaret ederek—Takva şuradadır. Kişiye kötülük olarak müslüman kardeşini hakir görmesi yeter. Müslüman’ın her şeyi, kanı, malı ve ırzı diğer müslümana haramdır.” (Müslim) Konumuzu İslam’ın adaletiyle yüz yıllarca ayakta duran, Batılılar’ın “Muhteşem Süleyman” diye adlandırdığı Osmanlı padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman’ın bir hatırası ile bitirelim Osmanlı’nın ihtişam ve izzetini yüzyıllar ötesinden terennüm eden Süleymaniye camii ve külliyesinin inşaatı tamamlanmıştır. Adına yapılan bu eşsiz eserin açılışı için, Süleymaniye inşaatında çalışan herkesin toplanmasını ferman eder; kendilerine hitaben bir konuşma yapacaktır. Ertesi gün cami avlusunda toplanan kalabalığa hitap etmek üzere, maiyetindekilerle birlikte gelir ve kalabalığa döner. Besmele, Hamdele, Salvele, ecdadına ve bütün geçmişlere gönderdiği fatiha’dan sonra şunları söyler: Ey din kardeşlerim, can kardeşlerim!..Görürüz ki bu cami-i şerif tamamlanmıştır. Ona emeği geçenlerin cümlesinden Kadir Mevlam razı olsun. Hemen söyleyeyim; bu cami’nin inşaatında çalışıp ta hakkını alamamış yahut az almış kimse varsa, gelip bizden alsın. Kalabalıktan her hangi bir ses çıkmayınca şöyle devam eder: Olabilir ki, hakkını alamamış birisi vardır şu anda aranızda değildir. Burada olanlara ahdimdir: Gelmeyenlere söyleyeler; onlar da gelip bizden haklarını alalar.
    Böyle güzel duygularla adaletli bir şekilde hayat geçirmeyi şahsım arkadaşlarım ve bütün Müslümanlar adına Rabbimden niyaz ediyorum. Allahın rahmeti, mağfireti, bereketi bütün mü’minler üzerine olsun.

    İbrahim PİŞKİN
    Merkez Hatuniye Cami İmam-Hatibi






+ Yorum Gönder