Konusunu Oylayın.: Ruhu ile bedeni arasına sıkışmış bir durum hissediyorum korkuyorum ne yapmam gerek bu durumdan kurtulmak için

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ruhu ile bedeni arasına sıkışmış bir durum hissediyorum korkuyorum ne yapmam gerek bu durumdan kurtulmak için
  1. 09.Şubat.2012, 12:55
    1
    Misafir

    Ruhu ile bedeni arasına sıkışmış bir durum hissediyorum korkuyorum ne yapmam gerek bu durumdan kurtulmak için






    Ruhu ile bedeni arasına sıkışmış bir durum hissediyorum korkuyorum ne yapmam gerek bu durumdan kurtulmak için Mumsema hayatta yapacak yasayacak cok şey var. ve yasayıp sonrasında bunun en büyük günahlardan olduğunu öğrenip kendini allahın hiçbir şekilde cemalini bahşetmeyeceği bi kul olarak tanımlayıp ruhum sıkılıyor ölüm kaçmak değil daha da korkunç geliyor. allah ın içime verdiği sevgiliye olan sevginin büyüklüğünden korkuyorum onu bırakmak çok zor sanki candan vazgeçmek gibi. ama günahı sevabı bilip nefsine hakim olamamak ve pişmanlık çok zor ...kolayı var evlen derler. bizden ailelerin beklentileri var. 20 yasında ruhu ile bedeni arasına sıkışmıs farklı bir durum hissediyorum. korkuyorum.bu genç kızın ne yapması gerek bu durumdan kurtulmak için? yardımınız için teşekkür ederim. allah razı olsun...


  2. 09.Şubat.2012, 12:55
    1
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir



    hayatta yapacak yasayacak cok şey var. ve yasayıp sonrasında bunun en büyük günahlardan olduğunu öğrenip kendini allahın hiçbir şekilde cemalini bahşetmeyeceği bi kul olarak tanımlayıp ruhum sıkılıyor ölüm kaçmak değil daha da korkunç geliyor. allah ın içime verdiği sevgiliye olan sevginin büyüklüğünden korkuyorum onu bırakmak çok zor sanki candan vazgeçmek gibi. ama günahı sevabı bilip nefsine hakim olamamak ve pişmanlık çok zor ...kolayı var evlen derler. bizden ailelerin beklentileri var. 20 yasında ruhu ile bedeni arasına sıkışmıs farklı bir durum hissediyorum. korkuyorum.bu genç kızın ne yapması gerek bu durumdan kurtulmak için? yardımınız için teşekkür ederim. allah razı olsun...


    Benzer Konular

    - Büyü yapılmış bir müslüman bu durumdan kurtulmak için neler yapabilir?

    - Ölümden Korkuyorum. ölüm korkusundan kurtulmak için ne yapmam gerekiyor?

    - Devamlı su ısıtıp herşeyi yıkıyorum,bu durumdan kurtulmak için ne yapmalıyım?

    - Gusül alırken dişimin arasına yemek artığı sıkışmış gusülden sonra çıktı ağzımı çalkaladım guslüm ge

    - Gusül aldıktan sonra ayak parmak baş ucunda nokta şeklinde toz gördüm, tırnakla et arasına sıkışmış,

  3. 23.Şubat.2012, 17:16
    2
    betafix
    huzur yüreğinde saklı

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Kasım.2008
    Üye No: 38403
    Mesaj Sayısı: 354
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: ruhu ile bedeni arasına sıkışmış bir durum hissediyorum korkuyorum ne yapmam gerek bu durumdan kurtulmak için?




    selamün aleykum kardeşim.
    öncelikle..bir düşün..
    RABBİN SANA NE DARILDI,NEDE SENİ BIRAKTI..

    umutsuz sandığımız limanlar belki açık denizlerin anahtarıdır..
    değerli kardeşim..
    hayatın bir ipi yok ve elinde tutamazsın..
    öncelikle yalnız olmadığını bilmelisin..şöyle bir düşün seni üzen ,sıkan,inciten canından vazgeçecek duruma getiren düşünceleri vereni..
    yüce yaradan kendisine yaklaştırmak istediği kulan dert ,sıkıntı verirmiş..
    çünkü kullar daralmadığı sürece CENABI HAKKI hatırlamak istemez...
    sıkıntılarınızın sebebi ruhunuzun açlığındandır..
    nasıl mide acıkıyorsa ruhta acıkır..
    ve ruhun doyması ancak iman hakikatleri iledir...
    ruh iman hakikatleri ile doymadıkça huzuru bulamaz..
    ve ruh hastalanmaya başlar..
    risale-nur'un güzel bir yaklaşımı var..

    BİRİNCİ DEVÂ
    Ey biçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil, belki bir nevi dermandır. Çünkü ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi olur. Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor. Hastalık, senin o sermayeni büyük kârlarla meyvedar ediyor. Hem ömrün çabuk geçmesine meydan vermiyor, tutuyor, uzun ediyor-tâ meyveleri verdikten sonra bırakıp gitsin. İşte, ömrün hastalıkla uzun olmasına işareten bu darbımesel dillerde destandır ki, "
    Musibet zamanı çok uzundur; safâ zamanı pek kısa oluyor."

    Ey tahammülsüz hasta! İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval (yok olma) ve firakta (ayrılıkta) yuvarlanması şahittir. Hem insan, zîhayatın ( hayat sahibi) en mükemmeli, en yükseği ve cihazatça en zengini, belki zîhayatların sultanı hükmünde iken, geçmiş lezzetleri ve gelecek belâları düşünmek vasıtasıyla, hayvana nisbeten en ednâ (aşağı) bir derecede, ancak kederli, meşakkatli bir hayat geçiriyor. Demek insan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safâ ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm (büyük) bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile, ebedî, daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür.
    Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor. Sermaye-i ömrünü bâd-ı hava (nefis rüzgarı) boş yere sarf ettiriyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: "Lâyemut (ölümsüz) değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan."
    İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih (nasihatçı) ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekvâ değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek, eğer fazla ağır gelse sabır istemek gerektir.


    DÖRDÜNCÜ DEVÂ
    Ey şekvâcı (şikayetçi) hasta! Senin hakkın şekvâ değil, şükürdür, sabırdır. Çünkü senin vücudun ve âzâ ve cihazatın, senin mülkün değildir. Sen onları yapmamışsın, başka tezgâhlardan satın almamışsın. Demek başkasının mülküdür. Onların mâliki, mülkünde istediği gibi tasarruf eder.
    Yirmi Altıncı Sözde denildiği gibi, meselâ gayet zengin, gayet mâhir bir san'atkâr, güzel san'atını, kıymettar servetini göstermek için, miskin bir adama modellik vazifesini gördürmek maksadıyla, bir ücrete mukabil, bir saatçik zamanda, murassâ (kıymetli taşlarla süslenmiş) ve gayet san'atlı diktiği bir gömleği, bir hulleyi (elbise) o fakire giydirir. Onun üstünde işler ve vaziyetler verir. Harika envâ-ı san'atını (sanatının çeşitleri) göstermek için keser, değiştirir, uzaltır, kısaltır. Acaba şu ücretli miskin adam, o zâta dese: "Bana zahmet veriyorsun, eğilip kalkmakla verdiğin vaziyetten bana sıkıntı veriyorsun. Beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun" demeye hak kazanabilir mi? "Merhametsizlik, insafsızlık ettin" diyebilir mi?
    İşte, aynen bu misal gibi, Sâni-i Zülcelâl (Celal ve yücelik sahibi sanatkar Allah) sana, ey hasta, göz, kulak, akıl, kalb gibi nuranî duygularla murassâ olarak giydirdiği cisim gömleğini, Esmâ-i Hüsnâsının (güzel isimlerinin) nakışlarını göstermek için, çok hâlât (haller) içinde seni çevirir ve çok vaziyetlerde seni değiştirir. Sen açlıkla onun Rezzâk (rızık veren) ismini tanıdığın gibi, Şâfî (şifa veren) ismini de hastalığında bil. Elemler, musibetler bir kısım esmâsının ahkâmını (isimlerinin hükümlerini) gösterdikleri için, onlarda hikmetten lem'alar (parıltılar) ve rahmetten şuâlar (ışıklar) ve o şuâât içinde çok güzellikler bulunuyor. Eğer perde açılsa, tevahhuş (korku) ve nefret ettiğin hastalık perdesi arkasında sevimli, güzel mânâları bulursun.

    Allah’tan başkalarını dost edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi!
    _Ankebut/41_







  4. 23.Şubat.2012, 17:16
    2
    huzur yüreğinde saklı



    selamün aleykum kardeşim.
    öncelikle..bir düşün..
    RABBİN SANA NE DARILDI,NEDE SENİ BIRAKTI..

    umutsuz sandığımız limanlar belki açık denizlerin anahtarıdır..
    değerli kardeşim..
    hayatın bir ipi yok ve elinde tutamazsın..
    öncelikle yalnız olmadığını bilmelisin..şöyle bir düşün seni üzen ,sıkan,inciten canından vazgeçecek duruma getiren düşünceleri vereni..
    yüce yaradan kendisine yaklaştırmak istediği kulan dert ,sıkıntı verirmiş..
    çünkü kullar daralmadığı sürece CENABI HAKKI hatırlamak istemez...
    sıkıntılarınızın sebebi ruhunuzun açlığındandır..
    nasıl mide acıkıyorsa ruhta acıkır..
    ve ruhun doyması ancak iman hakikatleri iledir...
    ruh iman hakikatleri ile doymadıkça huzuru bulamaz..
    ve ruh hastalanmaya başlar..
    risale-nur'un güzel bir yaklaşımı var..

    BİRİNCİ DEVÂ
    Ey biçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil, belki bir nevi dermandır. Çünkü ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi olur. Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor. Hastalık, senin o sermayeni büyük kârlarla meyvedar ediyor. Hem ömrün çabuk geçmesine meydan vermiyor, tutuyor, uzun ediyor-tâ meyveleri verdikten sonra bırakıp gitsin. İşte, ömrün hastalıkla uzun olmasına işareten bu darbımesel dillerde destandır ki, "
    Musibet zamanı çok uzundur; safâ zamanı pek kısa oluyor."

    Ey tahammülsüz hasta! İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval (yok olma) ve firakta (ayrılıkta) yuvarlanması şahittir. Hem insan, zîhayatın ( hayat sahibi) en mükemmeli, en yükseği ve cihazatça en zengini, belki zîhayatların sultanı hükmünde iken, geçmiş lezzetleri ve gelecek belâları düşünmek vasıtasıyla, hayvana nisbeten en ednâ (aşağı) bir derecede, ancak kederli, meşakkatli bir hayat geçiriyor. Demek insan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safâ ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm (büyük) bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile, ebedî, daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür.
    Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor. Sermaye-i ömrünü bâd-ı hava (nefis rüzgarı) boş yere sarf ettiriyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: "Lâyemut (ölümsüz) değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan."
    İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih (nasihatçı) ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekvâ değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek, eğer fazla ağır gelse sabır istemek gerektir.


    DÖRDÜNCÜ DEVÂ
    Ey şekvâcı (şikayetçi) hasta! Senin hakkın şekvâ değil, şükürdür, sabırdır. Çünkü senin vücudun ve âzâ ve cihazatın, senin mülkün değildir. Sen onları yapmamışsın, başka tezgâhlardan satın almamışsın. Demek başkasının mülküdür. Onların mâliki, mülkünde istediği gibi tasarruf eder.
    Yirmi Altıncı Sözde denildiği gibi, meselâ gayet zengin, gayet mâhir bir san'atkâr, güzel san'atını, kıymettar servetini göstermek için, miskin bir adama modellik vazifesini gördürmek maksadıyla, bir ücrete mukabil, bir saatçik zamanda, murassâ (kıymetli taşlarla süslenmiş) ve gayet san'atlı diktiği bir gömleği, bir hulleyi (elbise) o fakire giydirir. Onun üstünde işler ve vaziyetler verir. Harika envâ-ı san'atını (sanatının çeşitleri) göstermek için keser, değiştirir, uzaltır, kısaltır. Acaba şu ücretli miskin adam, o zâta dese: "Bana zahmet veriyorsun, eğilip kalkmakla verdiğin vaziyetten bana sıkıntı veriyorsun. Beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun" demeye hak kazanabilir mi? "Merhametsizlik, insafsızlık ettin" diyebilir mi?
    İşte, aynen bu misal gibi, Sâni-i Zülcelâl (Celal ve yücelik sahibi sanatkar Allah) sana, ey hasta, göz, kulak, akıl, kalb gibi nuranî duygularla murassâ olarak giydirdiği cisim gömleğini, Esmâ-i Hüsnâsının (güzel isimlerinin) nakışlarını göstermek için, çok hâlât (haller) içinde seni çevirir ve çok vaziyetlerde seni değiştirir. Sen açlıkla onun Rezzâk (rızık veren) ismini tanıdığın gibi, Şâfî (şifa veren) ismini de hastalığında bil. Elemler, musibetler bir kısım esmâsının ahkâmını (isimlerinin hükümlerini) gösterdikleri için, onlarda hikmetten lem'alar (parıltılar) ve rahmetten şuâlar (ışıklar) ve o şuâât içinde çok güzellikler bulunuyor. Eğer perde açılsa, tevahhuş (korku) ve nefret ettiğin hastalık perdesi arkasında sevimli, güzel mânâları bulursun.

    Allah’tan başkalarını dost edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi!
    _Ankebut/41_










+ Yorum Gönder