Konusunu Oylayın.: Ömer Seyfettin'in Aşk Dalgası Hikayesi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 7 kişi
Ömer Seyfettin'in Aşk Dalgası Hikayesi
  1. 06.Şubat.2012, 09:22
    1
    Misafir

    Ömer Seyfettin'in Aşk Dalgası Hikayesi






    Ömer Seyfettin'in Aşk Dalgası Hikayesi Mumsema Ömer Seyfettin'in Aşk Dalgası Hikayesi


  2. 06.Şubat.2012, 09:22
    1
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir
  3. 06.Şubat.2012, 15:25
    2
    Genç Hatip
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Eylül.2011
    Üye No: 90321
    Mesaj Sayısı: 65
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 30
    Bulunduğu yer: Uzak diyarlardan

    Cevap: Ömer Seyfettin'in Aşk Dalgası Hikayesi




    Vapur dopdoluydu. Son düdük öttü. Iki yandaki çarklar, dar kafeslerinde birden uyanan aliskin ve müthis deniz aygirlari gibi, hiddetli bir gürültü çikararak, kimildandi. Bütün vapur hafifçe sarsildi. Hava gayet güzeldi. Kadiköy'e gidiyorduk. Sonu leylak renkli sisler içinde eriyen Marmara'nin kubbeli, ince minareli, uzun ve uyumus ufuklarinda, büyük ve beyaz kenarli bulutlar, parçalanmis köpük daglari halinde yavas yavas büyüyor, dagiliyor, toplaniyor, derin çukurlarinda, yüksek tepelerinde morluklar, koyu mavilikler birikiyordu. Haziranin yakici günesi, vapurun, dumanlardan ve yagmurdan esmerlenmis tentelerine düsüyor, bazi duran ve yine birden esmeye baslayan kararsiz rüzgâri sanki iliklastiriyor, sanki ona sarhosluk verici, hareket ettiren suh ve fettan bir sey katiyordu.

    Uzak ve bilinmez masal adalarindan gelmise benzeyen süt gibi beyaz martilar etrafimizda uçusuyorlar, çikardiklari tatli ve derin sesleriyle sehirde kalmis, kalabaliktan, ugrasmalardan, hirslardan, kederlerden bunalmis zavalli insanlari kendi vatanlarina, gerçekten pek uzak, tenha, sakin yerlere biraz ask ve siir tatmak için çagiriyorlardi. Lacivert dalgalar içinde bir masal, bir efsane köskünü andiran Kizkulesi hayalime dokunuyor, ruhumu, hissimi beyaz ve aydinlik dualarıyla uyutarak aklimdan bütün çevremin, semtimin yankilarini siliyordu. Artik vapurda oldugumu unutuyordum. Ömrümde her gün birkaç siir okuyan ve düsünen bir adamin, o tuhaf ve hastalikli hali etrafimi bozuyor, Üsküdar ve Selimiye yakalarindaki evleri, kubbeleri, minareleri, selvileri, hatta koca Tip Fakültesini ve koca kislalari silerek hiç görmüyor; onlarin yerine, alanlarindan gümüs ve elmas selaleler akan, serin gölgelerinde çiplak ve pembe çiftler öpüsen, balta girmemis çam ve kayin ormanlari yapiyordum.

    Gerçekte olmayan, yalniz kendi hayalimde yarattigim bu manzaraya, bu yüce ve büyük manzaraya bakarak, "ah, ask yeri... ah, iste ask yeri..." diyordum. Martilarin, "Geliniz, uzaklara, su leylak renkli sislerin öbür tarafina... Orada sizi beyaz çiçekler, ezeli ve yesil baharlar içinde bekleyen kizlar var, geliniz haydi oraya..." diyen ve pek derinlerden acele acele inleyerek gelen seslerini isittikçe, hayalim bütün bütüne dumanlaniyor, adeta basim dönüyor. Artik pek asagilarda kalan Kizkulesi'nin üstünde seffaf kanatli binlerce perinin uçustuklarini ve gidilse elle tutulabileceklerini açikça görüyordum. Ansizin omzuma bir el dokundu. Döndüm.
    "Yahu, nedir bu hal, bu dalginlik ne?"
    "Hiç... "
    "Beni taniyamadin mi?" "Sey...'
    "Uyan yahu. Ver elini bakayim."

    Sicak ve kuvvetli bir elin, benim haberim olmadan kendi kendine uzanmis olan soguk elimi siktigini duydum ve uyanmaya basladim. Fakat hâlâ mahmurluktan kurtulamiyordum.
    "Sen ha... "
    "Ben ya!.."



  4. 06.Şubat.2012, 15:25
    2
    Genç Hatip - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye



    Vapur dopdoluydu. Son düdük öttü. Iki yandaki çarklar, dar kafeslerinde birden uyanan aliskin ve müthis deniz aygirlari gibi, hiddetli bir gürültü çikararak, kimildandi. Bütün vapur hafifçe sarsildi. Hava gayet güzeldi. Kadiköy'e gidiyorduk. Sonu leylak renkli sisler içinde eriyen Marmara'nin kubbeli, ince minareli, uzun ve uyumus ufuklarinda, büyük ve beyaz kenarli bulutlar, parçalanmis köpük daglari halinde yavas yavas büyüyor, dagiliyor, toplaniyor, derin çukurlarinda, yüksek tepelerinde morluklar, koyu mavilikler birikiyordu. Haziranin yakici günesi, vapurun, dumanlardan ve yagmurdan esmerlenmis tentelerine düsüyor, bazi duran ve yine birden esmeye baslayan kararsiz rüzgâri sanki iliklastiriyor, sanki ona sarhosluk verici, hareket ettiren suh ve fettan bir sey katiyordu.

    Uzak ve bilinmez masal adalarindan gelmise benzeyen süt gibi beyaz martilar etrafimizda uçusuyorlar, çikardiklari tatli ve derin sesleriyle sehirde kalmis, kalabaliktan, ugrasmalardan, hirslardan, kederlerden bunalmis zavalli insanlari kendi vatanlarina, gerçekten pek uzak, tenha, sakin yerlere biraz ask ve siir tatmak için çagiriyorlardi. Lacivert dalgalar içinde bir masal, bir efsane köskünü andiran Kizkulesi hayalime dokunuyor, ruhumu, hissimi beyaz ve aydinlik dualarıyla uyutarak aklimdan bütün çevremin, semtimin yankilarini siliyordu. Artik vapurda oldugumu unutuyordum. Ömrümde her gün birkaç siir okuyan ve düsünen bir adamin, o tuhaf ve hastalikli hali etrafimi bozuyor, Üsküdar ve Selimiye yakalarindaki evleri, kubbeleri, minareleri, selvileri, hatta koca Tip Fakültesini ve koca kislalari silerek hiç görmüyor; onlarin yerine, alanlarindan gümüs ve elmas selaleler akan, serin gölgelerinde çiplak ve pembe çiftler öpüsen, balta girmemis çam ve kayin ormanlari yapiyordum.

    Gerçekte olmayan, yalniz kendi hayalimde yarattigim bu manzaraya, bu yüce ve büyük manzaraya bakarak, "ah, ask yeri... ah, iste ask yeri..." diyordum. Martilarin, "Geliniz, uzaklara, su leylak renkli sislerin öbür tarafina... Orada sizi beyaz çiçekler, ezeli ve yesil baharlar içinde bekleyen kizlar var, geliniz haydi oraya..." diyen ve pek derinlerden acele acele inleyerek gelen seslerini isittikçe, hayalim bütün bütüne dumanlaniyor, adeta basim dönüyor. Artik pek asagilarda kalan Kizkulesi'nin üstünde seffaf kanatli binlerce perinin uçustuklarini ve gidilse elle tutulabileceklerini açikça görüyordum. Ansizin omzuma bir el dokundu. Döndüm.
    "Yahu, nedir bu hal, bu dalginlik ne?"
    "Hiç... "
    "Beni taniyamadin mi?" "Sey...'
    "Uyan yahu. Ver elini bakayim."

    Sicak ve kuvvetli bir elin, benim haberim olmadan kendi kendine uzanmis olan soguk elimi siktigini duydum ve uyanmaya basladim. Fakat hâlâ mahmurluktan kurtulamiyordum.
    "Sen ha... "
    "Ben ya!.."






+ Yorum Gönder