Konusunu Oylayın.: Yermük Savaşı’ndaki Muhteşem Kardeşlik Hikayesi

5 üzerinden 4.33 | Toplam : 3 kişi
Yermük Savaşı’ndaki Muhteşem Kardeşlik Hikayesi
  1. 06.Şubat.2012, 09:19
    1
    Misafir

    Yermük Savaşı’ndaki Muhteşem Kardeşlik Hikayesi






    Yermük Savaşı’ndaki Muhteşem Kardeşlik Hikayesi Mumsema Yermük Savaşı’ndaki Muhteşem Kardeşlik Hikayesi


  2. 06.Şubat.2012, 09:19
    1
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir
  3. 07.Şubat.2012, 15:00
    2
    m.deniz
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2011
    Üye No: 83734
    Mesaj Sayısı: 1,194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: .......

    Cevap: Yermük Savaşı’ndaki Muhteşem Kardeşlik Hikayesi




    Yermük Savaşı’ndaki Muhteşem Kardeşlik Hikayesi


    Ashabı-i Kirâm'ın ileri gelenlerinden Hazret-i Huzeyfe anlatıyor: Yermuk Savaşında idi. Çarpışmanın şiddeti geçmiş, ok ve mızrak darbeleri ile yaralanan Müslümanlar, düştükleri sıcak kumların üzerinde can vermeye başlamışlardı. Bu arada ben de güç belâ kendimi toparlayarak, amcamın oğlunu aramaya başladım. Son anlarını yaşayan yaralıların arasında biraz dolaştıktan sonra, nihayet aradığımı buldum; fakat ne çâre, bir kan seli içinde yatan amcamın oğlu, kaş göz işaretleriyle bile zor konuşabiliyordu. Daha evvel hazırladığım su kırbasını göstererek:
    — Su istiyor musun, dedim.
    Belli ki istiyordu, çünkü dudakları hararetten âdeta kavrulmuştu. Göz işareti ile de "Çabuk, hâlimi görmüyor musun?" der gibi bana bakıyordu. Ben kırbanın ağzını açtım, suyu kendisine doğru uzatırken biraz ötedeki yaralıların arasındaki İkrime'nin iniltisi duyuldu:
    — Su, su!... Ne olur ki tek damla olsun su!
    Amcamın oğlu Haris bu feryadı duyar duymaz, göz ve kaş işaretiyle suyu hemen İkrime'ye götürmemi istedi. Kızgın kumların üzerinde yatan şehitlerin aralarından koşa koşa İkrime'ye yetiştim ve hemen kırbamı kendisine uzattım. İkrime elini kırbaya uzatırken İyas'ın iniltisi duyuldu:
    — Ne olur bir damla su verin! Allah rızası için bir damla su!
    Bu feryadı duyan İkrime, elini hemen geri çekerek suyu İyas'a götürmemi işaret etti. Haris gibi o da içmedi. Ben kırbayı alarak şehitlerin arasında dolaşa dolaşa İyas'a yetiştiğim zaman, kendisinin son kelimesini işitiyordum. Diyordu ki:
    — İlâhî! İmân davası uğrunda canımızı feda etmekten asla çekinmedik. Artık bizden şahadet rütbesini esirgeme. Hatalarımızı affeyle!
    Belli ki, İyas artık şahadet şerbeti içiyordu. Benim getirdiğim suyu gördü, fakat vakit kalmamıştı... Başladığı Kelime-i Sehadeti ancak bitirebildi. Derhal geri döndüm, koşa koşa İkrime'nin yanına geldim; kırbayı uzatırken bir de ne göreyim! İkrime'nin de şehit olduğunu gördüm. Bari dedim, suyu amcamın oğlu Hâris'e yetiştireyim. Koşa koşa ona geldim, ne çâre ki o da ateş gibi kumların üzerinde kavrula kavrula ruhunu teslim eylemişti... Hayatımda birçok hadise ile karsılaştım, fakat hiçbiri beni bu kadar duygulandırmadı. Bunların birbirine bu derece fedakâr ve şefkatli halleri, gıpta ile baktığım en büyük iman kuvveti tezahürü olarak hafızama âdeta nakşoldu!


  4. 07.Şubat.2012, 15:00
    2
    Devamlı Üye



    Yermük Savaşı’ndaki Muhteşem Kardeşlik Hikayesi


    Ashabı-i Kirâm'ın ileri gelenlerinden Hazret-i Huzeyfe anlatıyor: Yermuk Savaşında idi. Çarpışmanın şiddeti geçmiş, ok ve mızrak darbeleri ile yaralanan Müslümanlar, düştükleri sıcak kumların üzerinde can vermeye başlamışlardı. Bu arada ben de güç belâ kendimi toparlayarak, amcamın oğlunu aramaya başladım. Son anlarını yaşayan yaralıların arasında biraz dolaştıktan sonra, nihayet aradığımı buldum; fakat ne çâre, bir kan seli içinde yatan amcamın oğlu, kaş göz işaretleriyle bile zor konuşabiliyordu. Daha evvel hazırladığım su kırbasını göstererek:
    — Su istiyor musun, dedim.
    Belli ki istiyordu, çünkü dudakları hararetten âdeta kavrulmuştu. Göz işareti ile de "Çabuk, hâlimi görmüyor musun?" der gibi bana bakıyordu. Ben kırbanın ağzını açtım, suyu kendisine doğru uzatırken biraz ötedeki yaralıların arasındaki İkrime'nin iniltisi duyuldu:
    — Su, su!... Ne olur ki tek damla olsun su!
    Amcamın oğlu Haris bu feryadı duyar duymaz, göz ve kaş işaretiyle suyu hemen İkrime'ye götürmemi istedi. Kızgın kumların üzerinde yatan şehitlerin aralarından koşa koşa İkrime'ye yetiştim ve hemen kırbamı kendisine uzattım. İkrime elini kırbaya uzatırken İyas'ın iniltisi duyuldu:
    — Ne olur bir damla su verin! Allah rızası için bir damla su!
    Bu feryadı duyan İkrime, elini hemen geri çekerek suyu İyas'a götürmemi işaret etti. Haris gibi o da içmedi. Ben kırbayı alarak şehitlerin arasında dolaşa dolaşa İyas'a yetiştiğim zaman, kendisinin son kelimesini işitiyordum. Diyordu ki:
    — İlâhî! İmân davası uğrunda canımızı feda etmekten asla çekinmedik. Artık bizden şahadet rütbesini esirgeme. Hatalarımızı affeyle!
    Belli ki, İyas artık şahadet şerbeti içiyordu. Benim getirdiğim suyu gördü, fakat vakit kalmamıştı... Başladığı Kelime-i Sehadeti ancak bitirebildi. Derhal geri döndüm, koşa koşa İkrime'nin yanına geldim; kırbayı uzatırken bir de ne göreyim! İkrime'nin de şehit olduğunu gördüm. Bari dedim, suyu amcamın oğlu Hâris'e yetiştireyim. Koşa koşa ona geldim, ne çâre ki o da ateş gibi kumların üzerinde kavrula kavrula ruhunu teslim eylemişti... Hayatımda birçok hadise ile karsılaştım, fakat hiçbiri beni bu kadar duygulandırmadı. Bunların birbirine bu derece fedakâr ve şefkatli halleri, gıpta ile baktığım en büyük iman kuvveti tezahürü olarak hafızama âdeta nakşoldu!


  5. 03.Nisan.2012, 23:37
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,654
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Yermük Savaşı’ndaki Muhteşem Kardeşlik Hikayesi

    Yermük Savaşı ve Kardeşlik Örneği
    Huzeyfetü'l-Adevî (r.a.) anlatır:
    Yermük Muhârebesi’ndeydik. Çarpışmanın şiddeti geçmiş, ok ve mızrak darbeleri ile yaralanan müslümanlar, düştükleri sıcak kumların üzerinde can vermeye başlamışlardı. Bu arada ben de bin bir güçlükle kendimi toparlayarak, amcamın oğlunu aramaya başladım. Son anlarını yaşayan yaralıların arasında biraz dolaştıktan sonra, nihayet aradığımı buldum. Fakat ne çare, bir kan gölü içinde yatan amcamın oğlu, göz işaretleriyle dahi zor konuşabiliyordu. Daha evvel hazırladığım su kırbasını göstererek: Hemen yanına vardım, su ister misin, dedim.
    Belli ki istiyordu, çünkü dudakları hararetten âdeta kavrulmuştu. Fakat cevap verecek mecali yoktu. Göz işareti ile de muzdarip hâlini ima eder gibiydi.
    Ben kırbanın ağzını açtım, suyu kendisine doğru uzatırken biraz ötedeki yaralıların arasından bir “Âh!” sesi duyuldu:
    Amcamın oğlu, bu feryadı duyar duymaz, kendisinden vazgeçerek kaş ve göz işaretiyle suyu hemen ona götürmemi istedi.
    Kızgın kumların üzerinde yatan şehîdlerin aralarından koşa koşa ona yetiştim. Baktım ki o, Kkanlar içerisindeki Hişâm bin Âs imiş. Ona:
    “–Su ister misin?” diye sordum. O da göz işaretiyle “Evet!” dedi. Tam suyu içeceği esnada bir başka yaralının “Âh, âh!” diye inlediği duyuldu. Hişâm, suyu ona götürmemi işaret etti.
    Onun yanına vardığımda şehîd olmuştu. Derhâl Hişâm’ın yanına geri döndüm, kırbayı uzatırken bir de ne göreyim; o da şehîd olmuş!
    Bari amcamın oğluna yetişeyim dedim. Koşa koşa ona gittim. Ne çare ki, o da ateş gibi kumların üzerinde kavrula kavrula ruhunu teslîm etmişti… Elimdeki kırba, dolu olarak üç şehîdin ortasında kaldı. (Bkz. Kurtubî, XVII, 28; Zeylaî, Nasbu’r-Râye, II, 318; Hâkim, III, 270/5058.)
    Huzeyfe –(r.a.)- o andaki hâlet-i rûhiyesini şöyle anlatır:
    “Hayatımda birçok hâdiseyle karşılaştım. Fakat hiçbiri beni bu kadar duygulandırıp heyecanlandırmadı. Aralarında akrabalık gibi bir bağ bulunmadığı hâlde, bunların birbirlerine karşı bu derecedeki diğergâm, fedâkâr ve şefkatli hâlleri, (yâni son nefeslerini de hayatlarındaki gibi fazîlet içerisinde vermeleri ve «Ancak müslüman olarak ölünüz.» âyet-i kerîmesinin (Âl-i İmrân, 3/102) şuuru ile hayata veda edebilmeleri), gıpta ile seyredip hayran olduğum büyük bir iman celâdeti olarak hafızamda derin izler bıraktı…”



  6. 03.Nisan.2012, 23:37
    3
    Moderatör
    Yermük Savaşı ve Kardeşlik Örneği
    Huzeyfetü'l-Adevî (r.a.) anlatır:
    Yermük Muhârebesi’ndeydik. Çarpışmanın şiddeti geçmiş, ok ve mızrak darbeleri ile yaralanan müslümanlar, düştükleri sıcak kumların üzerinde can vermeye başlamışlardı. Bu arada ben de bin bir güçlükle kendimi toparlayarak, amcamın oğlunu aramaya başladım. Son anlarını yaşayan yaralıların arasında biraz dolaştıktan sonra, nihayet aradığımı buldum. Fakat ne çare, bir kan gölü içinde yatan amcamın oğlu, göz işaretleriyle dahi zor konuşabiliyordu. Daha evvel hazırladığım su kırbasını göstererek: Hemen yanına vardım, su ister misin, dedim.
    Belli ki istiyordu, çünkü dudakları hararetten âdeta kavrulmuştu. Fakat cevap verecek mecali yoktu. Göz işareti ile de muzdarip hâlini ima eder gibiydi.
    Ben kırbanın ağzını açtım, suyu kendisine doğru uzatırken biraz ötedeki yaralıların arasından bir “Âh!” sesi duyuldu:
    Amcamın oğlu, bu feryadı duyar duymaz, kendisinden vazgeçerek kaş ve göz işaretiyle suyu hemen ona götürmemi istedi.
    Kızgın kumların üzerinde yatan şehîdlerin aralarından koşa koşa ona yetiştim. Baktım ki o, Kkanlar içerisindeki Hişâm bin Âs imiş. Ona:
    “–Su ister misin?” diye sordum. O da göz işaretiyle “Evet!” dedi. Tam suyu içeceği esnada bir başka yaralının “Âh, âh!” diye inlediği duyuldu. Hişâm, suyu ona götürmemi işaret etti.
    Onun yanına vardığımda şehîd olmuştu. Derhâl Hişâm’ın yanına geri döndüm, kırbayı uzatırken bir de ne göreyim; o da şehîd olmuş!
    Bari amcamın oğluna yetişeyim dedim. Koşa koşa ona gittim. Ne çare ki, o da ateş gibi kumların üzerinde kavrula kavrula ruhunu teslîm etmişti… Elimdeki kırba, dolu olarak üç şehîdin ortasında kaldı. (Bkz. Kurtubî, XVII, 28; Zeylaî, Nasbu’r-Râye, II, 318; Hâkim, III, 270/5058.)
    Huzeyfe –(r.a.)- o andaki hâlet-i rûhiyesini şöyle anlatır:
    “Hayatımda birçok hâdiseyle karşılaştım. Fakat hiçbiri beni bu kadar duygulandırıp heyecanlandırmadı. Aralarında akrabalık gibi bir bağ bulunmadığı hâlde, bunların birbirlerine karşı bu derecedeki diğergâm, fedâkâr ve şefkatli hâlleri, (yâni son nefeslerini de hayatlarındaki gibi fazîlet içerisinde vermeleri ve «Ancak müslüman olarak ölünüz.» âyet-i kerîmesinin (Âl-i İmrân, 3/102) şuuru ile hayata veda edebilmeleri), gıpta ile seyredip hayran olduğum büyük bir iman celâdeti olarak hafızamda derin izler bıraktı…”






+ Yorum Gönder