Konusunu Oylayın.: Fakihin Gereksiz İnadı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Fakihin Gereksiz İnadı
  1. 06.Şubat.2012, 09:14
    1
    Misafir

    Fakihin Gereksiz İnadı






    Fakihin Gereksiz İnadı Mumsema Fakihin Gereksiz İnadı


  2. 06.Şubat.2012, 09:14
    1
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir
  3. 07.Şubat.2012, 14:32
    2
    m.deniz
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2011
    Üye No: 83734
    Mesaj Sayısı: 1,194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: .......

    Cevap: Fakihin Gereksiz İnadı




    Fakihin Gereksiz İnadı

    Buhara'da cömert bir emîr vardı. Yoksullara sahip çıkar, gündüzün akşama kadar sayısız iyiliklerde bulunurdu. Bir gün hastalara, bir gün dul kadınlara, diğer bir gün de ihtiyaç sahiplerine bağışta bulunurdu. İş bulamayanlar, borçtan bunalanlar gelip onu bulurdu. Emîrin bağış yaparken bir âdeti vardı. İhtiyaç sahibi kimselerin ondan dili ile bir şey istemesine izin vermezdi. Onun bu huyunu bilenler, geçeceği yol boyuna dizilirler, sessizce beklerlerdi. Emîr de kendi takdir ettiği kadar altını bir kâğıda sarar, öylece takdim ederdi.
    Bir gün ihtiyar bir adam, bu emîre, ''Açlıktan kurtulamıyorum, bana zekât ver'' dedi. Emîrin adamları ihtiyarı, ihtiyaç sahiplerinin arasından çıkarıp uzaklaştırmak istedi. Fakat ihtiyar direndi, bağırıp çağırıp söylenmeye başladı. Ortalığı birbirine kattı. Emîr dayanamadı, ''Baba, sen ne kadar utanmaz adamsın'' dedi. İhtiyar, ''Sen, benden daha utanmazsın. Bu dünyayı yedin, yuttun, doymadın. O kadar aç gözlüsün ki, öteki dünyayı da ele geçirmeye çalışıyorsun.''
    İhtiyarın bu sözleri, emîrin çok hoşuna gitti. İhtiyara pek çok bağışta bulundu. Bu ihtiyardan başka, ağzıyla isteyip de emîrden yardım alabilen olmadı. Bu cömert emîr, din âlimi ve fakihler için de yardım günü düzenledi. Yardım için gelen fakihlerden biri, feryat edip öne çıktı. Ağlayarak, yalvarıp yakararak dil döktü. Mazeretlerini sıralayarak bağış istedi, fakat emîr ona en ufak bir yardımda bulunmadı. Aynı fakih, ertesi gün bacağının sağına soluna tahtalar bağladı, çaput sardı. Kendine sakat süsü verdi. Sakatların arasına karışarak yardım almak istedi. Emîr onu tanıdı. Yine hiçbir şey vermedi. Ertesi gün, yüzünü bir kilim parçasıyla örttü. Belki, emîr tanımaz da yardım alırım diye düşündü. Fakat emîr onu yine tanıdı. Bir şey vermedi. Bir müddet sonra, çarşaf giyerek kadın kılığına girdi. Dul ve yetimlerle birlikte emîrin yolunu beklemeye başladı. Emîr onu yine tanıyıp yardımda bulunmadı. Fakih yardım almak için yüz türlü hile yaptıysa da, başarılı olamadı. Çaresizlik içerisinde son bir deneme yapmaya karar verdi. Bir kefenciye gitti. Ona, ''Beni bir kilime sar, emîrin geçeceği yolun üstüne bırak. Sakın ola, sesini çıkarma. Emîr acıyıp da üzerime kefen parası atarsa, verdiğini seninle paylaşırız'' dedi. Kefenci de ihtiyaç sahibi bir fakirdi. Teklifi kabul etti. Hocayı bir kilime sararak, götürüp emîrin geçeceği yol üzerine bıraktı. Emîr oradan geçerken, kilimin üzerine bir miktar altın attı. Fakih, kefenciden önce paraları almak için kilimin içerisinden çıktı. Paraları aldıktan sonra emîre, ''Ey bana kerem kapılarını kapayan emîr! Gördün mü? Senden nasıl bağış kopardım?'' dedi. Emîr, ''Ey inatçı! Aldın, aldın ama ölüp de aldın. Ölmeden bir şey alamadın'' dedi.
    Ölü taklidi yaparak, emîrin bağışını alan fakih gibi, Hak yolcusu da ölmeden önce ölmenin sırrına ererse, hem bu dünyada hem de âhirette rabbinin lütuf ve ihsanlarına ulaşır.


  4. 07.Şubat.2012, 14:32
    2
    Devamlı Üye



    Fakihin Gereksiz İnadı

    Buhara'da cömert bir emîr vardı. Yoksullara sahip çıkar, gündüzün akşama kadar sayısız iyiliklerde bulunurdu. Bir gün hastalara, bir gün dul kadınlara, diğer bir gün de ihtiyaç sahiplerine bağışta bulunurdu. İş bulamayanlar, borçtan bunalanlar gelip onu bulurdu. Emîrin bağış yaparken bir âdeti vardı. İhtiyaç sahibi kimselerin ondan dili ile bir şey istemesine izin vermezdi. Onun bu huyunu bilenler, geçeceği yol boyuna dizilirler, sessizce beklerlerdi. Emîr de kendi takdir ettiği kadar altını bir kâğıda sarar, öylece takdim ederdi.
    Bir gün ihtiyar bir adam, bu emîre, ''Açlıktan kurtulamıyorum, bana zekât ver'' dedi. Emîrin adamları ihtiyarı, ihtiyaç sahiplerinin arasından çıkarıp uzaklaştırmak istedi. Fakat ihtiyar direndi, bağırıp çağırıp söylenmeye başladı. Ortalığı birbirine kattı. Emîr dayanamadı, ''Baba, sen ne kadar utanmaz adamsın'' dedi. İhtiyar, ''Sen, benden daha utanmazsın. Bu dünyayı yedin, yuttun, doymadın. O kadar aç gözlüsün ki, öteki dünyayı da ele geçirmeye çalışıyorsun.''
    İhtiyarın bu sözleri, emîrin çok hoşuna gitti. İhtiyara pek çok bağışta bulundu. Bu ihtiyardan başka, ağzıyla isteyip de emîrden yardım alabilen olmadı. Bu cömert emîr, din âlimi ve fakihler için de yardım günü düzenledi. Yardım için gelen fakihlerden biri, feryat edip öne çıktı. Ağlayarak, yalvarıp yakararak dil döktü. Mazeretlerini sıralayarak bağış istedi, fakat emîr ona en ufak bir yardımda bulunmadı. Aynı fakih, ertesi gün bacağının sağına soluna tahtalar bağladı, çaput sardı. Kendine sakat süsü verdi. Sakatların arasına karışarak yardım almak istedi. Emîr onu tanıdı. Yine hiçbir şey vermedi. Ertesi gün, yüzünü bir kilim parçasıyla örttü. Belki, emîr tanımaz da yardım alırım diye düşündü. Fakat emîr onu yine tanıdı. Bir şey vermedi. Bir müddet sonra, çarşaf giyerek kadın kılığına girdi. Dul ve yetimlerle birlikte emîrin yolunu beklemeye başladı. Emîr onu yine tanıyıp yardımda bulunmadı. Fakih yardım almak için yüz türlü hile yaptıysa da, başarılı olamadı. Çaresizlik içerisinde son bir deneme yapmaya karar verdi. Bir kefenciye gitti. Ona, ''Beni bir kilime sar, emîrin geçeceği yolun üstüne bırak. Sakın ola, sesini çıkarma. Emîr acıyıp da üzerime kefen parası atarsa, verdiğini seninle paylaşırız'' dedi. Kefenci de ihtiyaç sahibi bir fakirdi. Teklifi kabul etti. Hocayı bir kilime sararak, götürüp emîrin geçeceği yol üzerine bıraktı. Emîr oradan geçerken, kilimin üzerine bir miktar altın attı. Fakih, kefenciden önce paraları almak için kilimin içerisinden çıktı. Paraları aldıktan sonra emîre, ''Ey bana kerem kapılarını kapayan emîr! Gördün mü? Senden nasıl bağış kopardım?'' dedi. Emîr, ''Ey inatçı! Aldın, aldın ama ölüp de aldın. Ölmeden bir şey alamadın'' dedi.
    Ölü taklidi yaparak, emîrin bağışını alan fakih gibi, Hak yolcusu da ölmeden önce ölmenin sırrına ererse, hem bu dünyada hem de âhirette rabbinin lütuf ve ihsanlarına ulaşır.





+ Yorum Gönder