Konusunu Oylayın.: İtaat ile ilgili Ayette kastedilen nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İtaat ile ilgili Ayette kastedilen nedir?
  1. 04.Şubat.2012, 04:15
    1
    Misafir

    İtaat ile ilgili Ayette kastedilen nedir?






    İtaat ile ilgili Ayette kastedilen nedir? Mumsema Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin...” (Nisa / 59)


    Bu Ayette gecen '.. ve sızden olan emır sahıplerıne de ' derken kastedılen kımdır ? Alımlere ıtaat konusu ıcın delıl ararken bu ayete rastladım acaba ıskıllendırmelı mıyız bununla.. cahılım bagıslayın yanlıs seklde sormus olabılırım sımdıden ozur dılerım


  2. 04.Şubat.2012, 04:15
    1
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir



    Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin...” (Nisa / 59)


    Bu Ayette gecen '.. ve sızden olan emır sahıplerıne de ' derken kastedılen kımdır ? Alımlere ıtaat konusu ıcın delıl ararken bu ayete rastladım acaba ıskıllendırmelı mıyız bununla.. cahılım bagıslayın yanlıs seklde sormus olabılırım sımdıden ozur dılerım


    Benzer Konular

    - Enam Suresi 121. Ayette kastedilen nedir?

    - Hz.İbrahim(a.s)'ın dini ile kastedilen nedir?

    - Elçiye İtaat nedir ?

    - Hz. Yusuf ile Züleyha olayını haber veren ayette “Eğer Rabbinin bürhanını görmeseydi o da kadın

    - Beyan, burhan ve irfan adı altında bilgi sistemlerinin olduğu doğru mudur, kim yapmıştır? Bununla ka

  3. 04.Şubat.2012, 16:31
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: İtaat ile ilgili Ayette kastedilen nedir?




    “Ey îmân edenler! Allah’a itâat edin; peygambere ve sizden olan ülü’l-emre (emir sâhibi idârecilerinize) de itâat edin! O hâlde bir şey hakkında ihtilâfa düşerseniz, Allah’a ve âhiret gününe îmân ediyorsanız, artık onu Allah’a ve peygambere arz edin! Bu hem hayırlı, hem de netîce i‘tibârıyla daha güzeldir.” (Nisa, 59)

    Ayette geçen "Ulü'l Emr"in (emir sahipleri) kimleri kastettiği konusunda görüş birliği yoktur. Sahabe ve tabiun ile müfessirlerin bu konudaki görüşleri beş maddede toplanabilir:
    a) Ulü'l-Emr, raşid halifelerdir.
    b) Ulü'l-Emr, ordu komutanlarıdır.
    c) Ulü'l-Emr, şer'i hükümler konusunda fetva veren müctehid bilginlerdir.
    d) Ulü'l-Emr, ehl-i hall ve'l-akd denilen müctehid bilginlerin icmalarıdır.
    e) Ulü'l-Emr, imamlar, fazıl ve adil fakihlerdir.


    Çağdaş İslâm bilginleri, kavramı hemen bütün görüşleri içine alacak denli geniş kapsamlı bir tanımlama yoluna gitmişlerdir. Bir kısım âlimler "Müslümanların herhangi bir işinin başında olan herkesi kapsar. Din âlimleri, düşünürler, politik liderler, yöneticiler, mahkemelerdeki kadılar, kabile başkanları ve buna benzer kimseler" şeklinde açıklar.
    Klasik tefsirlerde aktarılan beş görüş, iki temel görüşe indirgenebilir. Bu iki görüş, Ulü'l-Emrin âlimler ve yöneticiler olduğu yolundaki görüşlerdir. Ebû Bekr er-Râz tarafından savunulan icma görüşü, bu görüşlerin dışında kalır.
    Ulu'l-Emrin âlimler olduğu yolundaki görüş birçok sahabe ve tabiinden nakledilir. Müfessirlerden, hatta hukukçulardan önemli bir kesim de bu görüşü benimserler. Ne var ki bu görüş içinde "itaat" konusu yeterince açıklanabilmiş değildir. Emir sahibi, yaptırım gücünü de elinde bulundurmalıdır. Oysa âlimlerin halk üzerinde bağlayıcı bir emir ve yetkisi yoktur. İtaat söz konusu olduğunda, ister istemez, Ulü'l-Emrin yöneticiler olduğu görüşü ağırlık kazanır. Bu görüş, yöneticilere itaatin gerekliliğini belirten çok sayıda hadisle de desteklenir. Özellikle İslâm siyaset bilimcileri, yöneticiler olarak kabul ettikleri Ulü'l-Emr'e itaat konusunu ayrıntılı biçimde incelemişler, bu itaatin sınırlarını, şartlarını tespit etmişlerdir.
    Râzi'ye göre, Ulü'l-Emrin yöneticiler olarak kabul edilmesi durumunda ortaya önemli bir sorun çıkar. Çünkü ilgili âyet, Ulü'l-Emre itaati mutlak biçimde, hiçbir kayıt ve şarta bağlamadan emretmektedir. Böyle bir emir, ancak günahlardan korunmuş, masum bir insan hakkında söz konusu olabilir. Aksi durumda yöneticilere masiyette de itaat edilmesi emredilmiş olmaktadır. Tüm ümmetin masum insanı tanıması mümkün olamayacağına göre, âyetteki Ul’ül-Emrin bir insan, bir yönetici olması mümkün değildir. Öyleyse, âyetin kasdettiği Ulü'l-Emr, ehl-i hal ve'l-akd denilen müctehid bilginler topluluğunun ortak kararı, yani icmadır. Böyle bir icma, Kur'an ve Sünnet'ten sonra üçüncü kaynağı oluşturduğundan herkesin kayıtsız şartsız uyması, itaat etmesi gerekir. (Şamil İslam İlmihali)
    Meşru yetki sahibi bütün Müslüman idareciler Ulü’l Emr sınıfına dâhildirler
    Ömer Nasuhi Bilmen, fıkıh ıstılâhı olarak ulü'l-emr'i şöyle târif eder: "Yâ İslâm cemaatinin intihâbiyle veya kendisinin kuvvet ve nüfuzuyla hakimiyyet makamını ihrâz edip, Müslümanların bir emniyyet ve selâmet dâiresinde yaşamalarını te'mine muvaffak olan herhangi bir müslim zattır."

    Burada görüldüğü gibi, umumiyetle devlet reisi kastedilmekle birlikte, yerine göre, bugünkü tâbirle "otorite" denilen devleti temsil durumundaki herkes için Ulü'l-Emr tâbiri ıtlak olunabilir ve olunmaktadır. Şu halde imam, halife, emîr, âmil, me'mur, âmir, sultan vs. gibi kelimelerin her biri Ulü'l-Emr mefhumunu ifade eder. (Kütüb-i Sitte)
    alıntı.



  4. 04.Şubat.2012, 16:31
    2
    Silent and lonely rains



    “Ey îmân edenler! Allah’a itâat edin; peygambere ve sizden olan ülü’l-emre (emir sâhibi idârecilerinize) de itâat edin! O hâlde bir şey hakkında ihtilâfa düşerseniz, Allah’a ve âhiret gününe îmân ediyorsanız, artık onu Allah’a ve peygambere arz edin! Bu hem hayırlı, hem de netîce i‘tibârıyla daha güzeldir.” (Nisa, 59)

    Ayette geçen "Ulü'l Emr"in (emir sahipleri) kimleri kastettiği konusunda görüş birliği yoktur. Sahabe ve tabiun ile müfessirlerin bu konudaki görüşleri beş maddede toplanabilir:
    a) Ulü'l-Emr, raşid halifelerdir.
    b) Ulü'l-Emr, ordu komutanlarıdır.
    c) Ulü'l-Emr, şer'i hükümler konusunda fetva veren müctehid bilginlerdir.
    d) Ulü'l-Emr, ehl-i hall ve'l-akd denilen müctehid bilginlerin icmalarıdır.
    e) Ulü'l-Emr, imamlar, fazıl ve adil fakihlerdir.


    Çağdaş İslâm bilginleri, kavramı hemen bütün görüşleri içine alacak denli geniş kapsamlı bir tanımlama yoluna gitmişlerdir. Bir kısım âlimler "Müslümanların herhangi bir işinin başında olan herkesi kapsar. Din âlimleri, düşünürler, politik liderler, yöneticiler, mahkemelerdeki kadılar, kabile başkanları ve buna benzer kimseler" şeklinde açıklar.
    Klasik tefsirlerde aktarılan beş görüş, iki temel görüşe indirgenebilir. Bu iki görüş, Ulü'l-Emrin âlimler ve yöneticiler olduğu yolundaki görüşlerdir. Ebû Bekr er-Râz tarafından savunulan icma görüşü, bu görüşlerin dışında kalır.
    Ulu'l-Emrin âlimler olduğu yolundaki görüş birçok sahabe ve tabiinden nakledilir. Müfessirlerden, hatta hukukçulardan önemli bir kesim de bu görüşü benimserler. Ne var ki bu görüş içinde "itaat" konusu yeterince açıklanabilmiş değildir. Emir sahibi, yaptırım gücünü de elinde bulundurmalıdır. Oysa âlimlerin halk üzerinde bağlayıcı bir emir ve yetkisi yoktur. İtaat söz konusu olduğunda, ister istemez, Ulü'l-Emrin yöneticiler olduğu görüşü ağırlık kazanır. Bu görüş, yöneticilere itaatin gerekliliğini belirten çok sayıda hadisle de desteklenir. Özellikle İslâm siyaset bilimcileri, yöneticiler olarak kabul ettikleri Ulü'l-Emr'e itaat konusunu ayrıntılı biçimde incelemişler, bu itaatin sınırlarını, şartlarını tespit etmişlerdir.
    Râzi'ye göre, Ulü'l-Emrin yöneticiler olarak kabul edilmesi durumunda ortaya önemli bir sorun çıkar. Çünkü ilgili âyet, Ulü'l-Emre itaati mutlak biçimde, hiçbir kayıt ve şarta bağlamadan emretmektedir. Böyle bir emir, ancak günahlardan korunmuş, masum bir insan hakkında söz konusu olabilir. Aksi durumda yöneticilere masiyette de itaat edilmesi emredilmiş olmaktadır. Tüm ümmetin masum insanı tanıması mümkün olamayacağına göre, âyetteki Ul’ül-Emrin bir insan, bir yönetici olması mümkün değildir. Öyleyse, âyetin kasdettiği Ulü'l-Emr, ehl-i hal ve'l-akd denilen müctehid bilginler topluluğunun ortak kararı, yani icmadır. Böyle bir icma, Kur'an ve Sünnet'ten sonra üçüncü kaynağı oluşturduğundan herkesin kayıtsız şartsız uyması, itaat etmesi gerekir. (Şamil İslam İlmihali)
    Meşru yetki sahibi bütün Müslüman idareciler Ulü’l Emr sınıfına dâhildirler
    Ömer Nasuhi Bilmen, fıkıh ıstılâhı olarak ulü'l-emr'i şöyle târif eder: "Yâ İslâm cemaatinin intihâbiyle veya kendisinin kuvvet ve nüfuzuyla hakimiyyet makamını ihrâz edip, Müslümanların bir emniyyet ve selâmet dâiresinde yaşamalarını te'mine muvaffak olan herhangi bir müslim zattır."

    Burada görüldüğü gibi, umumiyetle devlet reisi kastedilmekle birlikte, yerine göre, bugünkü tâbirle "otorite" denilen devleti temsil durumundaki herkes için Ulü'l-Emr tâbiri ıtlak olunabilir ve olunmaktadır. Şu halde imam, halife, emîr, âmil, me'mur, âmir, sultan vs. gibi kelimelerin her biri Ulü'l-Emr mefhumunu ifade eder. (Kütüb-i Sitte)
    alıntı.






+ Yorum Gönder