Konusunu Oylayın.: Ya Ali, biatını terk edenler, adaletten ayrılanlar ve dinden çıkanlar seninle savaşacaklar, anlamında bir hadis var mıdı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ya Ali, biatını terk edenler, adaletten ayrılanlar ve dinden çıkanlar seninle savaşacaklar, anlamında bir hadis var mıdı
  1. 03.Şubat.2012, 22:45
    1
    Misafir

    Ya Ali, biatını terk edenler, adaletten ayrılanlar ve dinden çıkanlar seninle savaşacaklar, anlamında bir hadis var mıdı






    Ya Ali, biatını terk edenler, adaletten ayrılanlar ve dinden çıkanlar seninle savaşacaklar, anlamında bir hadis var mıdı Mumsema Ya Ali, biatını terk edenler, adaletten ayrılanlar ve dinden çıkanlar seninle savaşacaklar, anlamında bir hadis var mıdır? Varsa bunlar kimlerdir?


  2. 04.Şubat.2012, 00:05
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,585
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Ya Ali, biatını terk edenler, adaletten ayrılanlar ve dinden çıkanlar seninle savaşacaklar, anlamında bir hadis v




    - Bu rivayet hadis kaynaklarında geçmektedir. (bk. Hâkim, el-Müstedrek-Beyrut, 1411/1990-3/150; Bezzar, h. no: 774; Taberanî, el-Mucamu’l-evsat, h. no: 8433; Kenzu’l-ummal, h. no: 36367; Mecmau’z-zevaid, h. no: 8951, 12043).

    Bu hadiste geçen kelimeler sözlük anlamları itibariyle;

    - NÂKİSÎN: Halifeye yapılan biati bozan kimseler.
    - KASITÎN: Hak ve adaletten sapan kimseler.
    - MARİKÎN: Dinden çıkan kimseler

    - Bunların kim olduğu hususunu Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin şu ifadelerinden öğreniyoruz:

    “Nakl-i sahih ile Hazret-i Ali'ye demiş: سَتُقَاتِلُ النَّاكِثِينَ وَالْقَاسِطِينَ وَالْمَارِقِينَ

    Hem Vak'a-i Cemel, hem Vak'a-i Sıffîn, hem Vak'a-i Havariç hâdiselerini haber vermiş”(Mektubat/19. mektup/5. nükteli işaret).

    Aynı açıklamayı İbn Asakir’de de görmek mümkündür. (bk. İbn Manzur, muhtasaru tarihu Dimeşk-Dimeşk, 1402/1984/18/54)

    Gerek Bediüzzaman’ın gerek İbn Asakir’in bu ifadelerinden de anlaşıldığı üzere;

    - Cemel vakasında Hz. Ali’ye karşı savaşmak üzere orada bulunan bir çok kimse daha önce Hz. Ali’ye biat ettiği halde, sonradan biatini bozmuş ve onunla savaşmaya gelmişti. İşte bunlar: NÂKİSÎN’dir.

    - Sıffîn savaşında Hz. Ali’ye karşı savaşan Hz. Muaviye taraftarları, daha önceki raşit halifeler devrinde cereyan eden adalet-i mahzadan ayrıldıkları için KASİTÎN olarak ifade edilmiştir.

    SIFFİN vakasında Hz. Ali’nin haklı, karşı tarafın haksız olduğu konusunda İslam ümmetinin icmaı, onlara verilen bu vasfın doğruluğunun delilidir.

    -HARURA ve NEHREVAN’da Hz. Ali ile savaşan hariciler, başta Hz. Ali, Hz. Muaviye ve Hz. Amr b. As olmak üzere, müslümanları tekfir etmiş ve pek çok müslümanı öldürmeyi helal saydıklarından şüphesiz MÂRİKÎN grubunu oluşturmuşlardır.

    Ehl-i Sünnet ve l-Cemaat, Sahabeler zamanındaki fitnelerden söz açmayı ugun görmemişlerdir. Çünkü Cemel olayında cennetle müjdelenen Hz. Zübeyir ve Hz. Talha ve Hz. Aişe-i Sıddika bulunmasından dolayı, Ehl-i Sünnet Velcemaat, o harbi, içtihad neticesi deyip, "Hazret-i Ali (r.a.) haklı, öteki taraf haksız; fakat içtihad neticesi olduğu cihetle affedilir." demiştir. (Nursi,Barla Lahikası, s. 178)

    Cemel savaşı Hazreti Ali (ra) ile Hazreti Ayşe (ra) arasındaki bir içtihat savaşıdır. Hazreti Osman (ra)’ı şehit edenlerin cezalandırılması hususunda Hazreti Ali (ra) adelet-i mahzayı esas alırken, muhalifleri olan Hazreti Ayşe, Hazreti Zübeyir ve Hazreti Talha (ra) adelat-i izafiyeyi esas almışlardır. Aralarındaki bu içtihat farklılığına siyasi fesat girince, savaş kaçınılmaz hale gelmiştir.

    Adalet-i Mahza: Toplum için fert feda edilemez. Bir gemide dokuz cani bir masum olsa o gemi batırılamaz, görüşünü savunuyor ki, bu aynı zamanda Kur’an’ın adalet anlayışıdır.

    Adalet-i İzafiye: Toplumun selameti için şahsın hakkı feda edilebilir anlayışıdır. Bu görüşe göre dokuz caninin cezalandırılması için bir masum feda edilebilir. Yalnız bu anlayış ancak adalet-i mahzanın uygulanmasının mümkün olmadığı yerde geçerlidir.

    Hazreti Osman (ra)’ı şehit eden güruh içinde masumların da bulunmasından dolayı halife olarak İmam Ali (ra) kısas tatbik edemiyor. Adalet-i mahzaya uygun olmadığını savunuyor.

    Muhalifler ise adalet-i mahza ancak şeyheyn zamanında mümkündü, şimdi tatbiki kabil değildir. Bu sebeple toplumun sükuneti için o güruhu cezalandırmak gerekir, fikrini savunuyorlar. Yani aralarında böyle hukuki bir içtihat ihtilafı bulunuyor. Bu ihtilafın içine bazı münafık ve Yahudiler de fesat sokunca, içtihat savaşa dönüşüyor.

    Cemel savaşında her iki taraf da makbul olmasından dolayı onlar hakkında ileri geri konuşmak doğru değildir. Ehl-i sünnet alimleri her iki tarafta da ölenleri ehli cennet kabul etmişlerdir.

    Kim haklı kim haksız meselesine girmek, sahabelere olan sevgi ve hürmeti zedeleyeceği için, bütün Ehl-i Sünnet alimleri ittifak ile bu konuda ileri geri konuşmayı yasaklamışlar. Sırf tarihi olaylara bakıp işin hakiki suretini ve kader boyutunu görmeden hüküm vermeye kalkışmak sakıncalı olur.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  3. 04.Şubat.2012, 00:05
    2
    Moderatör



    - Bu rivayet hadis kaynaklarında geçmektedir. (bk. Hâkim, el-Müstedrek-Beyrut, 1411/1990-3/150; Bezzar, h. no: 774; Taberanî, el-Mucamu’l-evsat, h. no: 8433; Kenzu’l-ummal, h. no: 36367; Mecmau’z-zevaid, h. no: 8951, 12043).

    Bu hadiste geçen kelimeler sözlük anlamları itibariyle;

    - NÂKİSÎN: Halifeye yapılan biati bozan kimseler.
    - KASITÎN: Hak ve adaletten sapan kimseler.
    - MARİKÎN: Dinden çıkan kimseler

    - Bunların kim olduğu hususunu Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin şu ifadelerinden öğreniyoruz:

    “Nakl-i sahih ile Hazret-i Ali'ye demiş: سَتُقَاتِلُ النَّاكِثِينَ وَالْقَاسِطِينَ وَالْمَارِقِينَ

    Hem Vak'a-i Cemel, hem Vak'a-i Sıffîn, hem Vak'a-i Havariç hâdiselerini haber vermiş”(Mektubat/19. mektup/5. nükteli işaret).

    Aynı açıklamayı İbn Asakir’de de görmek mümkündür. (bk. İbn Manzur, muhtasaru tarihu Dimeşk-Dimeşk, 1402/1984/18/54)

    Gerek Bediüzzaman’ın gerek İbn Asakir’in bu ifadelerinden de anlaşıldığı üzere;

    - Cemel vakasında Hz. Ali’ye karşı savaşmak üzere orada bulunan bir çok kimse daha önce Hz. Ali’ye biat ettiği halde, sonradan biatini bozmuş ve onunla savaşmaya gelmişti. İşte bunlar: NÂKİSÎN’dir.

    - Sıffîn savaşında Hz. Ali’ye karşı savaşan Hz. Muaviye taraftarları, daha önceki raşit halifeler devrinde cereyan eden adalet-i mahzadan ayrıldıkları için KASİTÎN olarak ifade edilmiştir.

    SIFFİN vakasında Hz. Ali’nin haklı, karşı tarafın haksız olduğu konusunda İslam ümmetinin icmaı, onlara verilen bu vasfın doğruluğunun delilidir.

    -HARURA ve NEHREVAN’da Hz. Ali ile savaşan hariciler, başta Hz. Ali, Hz. Muaviye ve Hz. Amr b. As olmak üzere, müslümanları tekfir etmiş ve pek çok müslümanı öldürmeyi helal saydıklarından şüphesiz MÂRİKÎN grubunu oluşturmuşlardır.

    Ehl-i Sünnet ve l-Cemaat, Sahabeler zamanındaki fitnelerden söz açmayı ugun görmemişlerdir. Çünkü Cemel olayında cennetle müjdelenen Hz. Zübeyir ve Hz. Talha ve Hz. Aişe-i Sıddika bulunmasından dolayı, Ehl-i Sünnet Velcemaat, o harbi, içtihad neticesi deyip, "Hazret-i Ali (r.a.) haklı, öteki taraf haksız; fakat içtihad neticesi olduğu cihetle affedilir." demiştir. (Nursi,Barla Lahikası, s. 178)

    Cemel savaşı Hazreti Ali (ra) ile Hazreti Ayşe (ra) arasındaki bir içtihat savaşıdır. Hazreti Osman (ra)’ı şehit edenlerin cezalandırılması hususunda Hazreti Ali (ra) adelet-i mahzayı esas alırken, muhalifleri olan Hazreti Ayşe, Hazreti Zübeyir ve Hazreti Talha (ra) adelat-i izafiyeyi esas almışlardır. Aralarındaki bu içtihat farklılığına siyasi fesat girince, savaş kaçınılmaz hale gelmiştir.

    Adalet-i Mahza: Toplum için fert feda edilemez. Bir gemide dokuz cani bir masum olsa o gemi batırılamaz, görüşünü savunuyor ki, bu aynı zamanda Kur’an’ın adalet anlayışıdır.

    Adalet-i İzafiye: Toplumun selameti için şahsın hakkı feda edilebilir anlayışıdır. Bu görüşe göre dokuz caninin cezalandırılması için bir masum feda edilebilir. Yalnız bu anlayış ancak adalet-i mahzanın uygulanmasının mümkün olmadığı yerde geçerlidir.

    Hazreti Osman (ra)’ı şehit eden güruh içinde masumların da bulunmasından dolayı halife olarak İmam Ali (ra) kısas tatbik edemiyor. Adalet-i mahzaya uygun olmadığını savunuyor.

    Muhalifler ise adalet-i mahza ancak şeyheyn zamanında mümkündü, şimdi tatbiki kabil değildir. Bu sebeple toplumun sükuneti için o güruhu cezalandırmak gerekir, fikrini savunuyorlar. Yani aralarında böyle hukuki bir içtihat ihtilafı bulunuyor. Bu ihtilafın içine bazı münafık ve Yahudiler de fesat sokunca, içtihat savaşa dönüşüyor.

    Cemel savaşında her iki taraf da makbul olmasından dolayı onlar hakkında ileri geri konuşmak doğru değildir. Ehl-i sünnet alimleri her iki tarafta da ölenleri ehli cennet kabul etmişlerdir.

    Kim haklı kim haksız meselesine girmek, sahabelere olan sevgi ve hürmeti zedeleyeceği için, bütün Ehl-i Sünnet alimleri ittifak ile bu konuda ileri geri konuşmayı yasaklamışlar. Sırf tarihi olaylara bakıp işin hakiki suretini ve kader boyutunu görmeden hüküm vermeye kalkışmak sakıncalı olur.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder