Konusunu Oylayın.: Hz.peygamber'in doğumu ile ilgili hutbe

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz.peygamber'in doğumu ile ilgili hutbe
  1. 03.Şubat.2012, 12:35
    1
    Misafir

    Hz.peygamber'in doğumu ile ilgili hutbe






    Hz.peygamber'in doğumu ile ilgili hutbe Mumsema Hz.peygamber'in doğumu ile ilgili hutbe


  2. 03.Şubat.2012, 13:36
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hz.peygamber'in doğumu ile ilgili hutbe





    HZ.PEYGAMBER'İN DOĞUMU İLE İLGİLİ HUTBE

    Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) risaleti ile insanlık için yeni bir ufuk açılmıştır. Onun getirdiği esaslar ile beşeriyetin karşı karşıya kaldığı problemlere çözüm yolu gösterilmiş insanlığı içten içe kemiren şirk ve inançsızlık hastalığına, merhametsizlik ve bencilliğe şifa reçetesi sunulmuştur.

    Efendimiz Muhammed Mustafa insanlığın yaratılış gayesinden uzaklaştığı, maddecilik ve putperestliğin revaçta olduğu bir zamanda Peygamber oldu. O, getirdiği esaslarla “Cahiliye Devri” insanlarından, kıyamete kadar örnek gösterilecek ahlâk abidesi eşsiz bir toplum meydana getirdi.

    Hz. Peygamber’in tebliğ ettiği dinin toplumda meydana getirdiği bu değişikliği, Hz. Ali’nin kardeşi Hz. Cafer, himayesine sığındıkları Habeşistan hükümdarının huzurunda şöyle dile getirmiştir:

    “Ey kral biz cahilce yaşayan bir kavim dik. Putlara ibadet eder, ölü eti yerdik. Çirkin işler yapardık. Akrabalarımızla ilgilenmezdik. Güçlülerimiz zayıflarımızın malını yerdi. Biz bu haldeyken Allah Teâlâ bize bir resul gönderdi. O bizdendir. Onun soyunu biliriz. Doğru söylediğine, dürüst, güvenilir ve iffetli olduğuna hepimiz şahidiz. O bizi Allah’a, O’nun birliğine davet ediyor. Atalarımızın Allah’tan başka tapındıkları taş parçalarına ibadet etmekten bizi men ediyor. Sadaka vermek ve oruç tutmak suretiyle bizi Allah’a ibadete yönlendiriyor. Bize doğru söylemeyi, emaneti korumayı, komşu hakkına riayet etmeyi, haramdan uzak durmayı, kan dökmemeyi, yalan şahitlikte bulunmamayı, yetim malı yememeyi, namuslu kadınlara iftira etmemeyi emrediyor. Bizde onu tasdik ettik.”[1]

    Aziz Cemaat!



    Hz. Peygamber’i (s.a.v.) tanımak ve ona tabi olmak Yüce Allah’ın biz kullarından kesin olarak istediği bir husustur. Hz. Muhammed (s.a.v) İslam’ın tam olarak anlaşılıp yaşanmasında hepimiz için en güzel örnektir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Kuşkusuz sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikreden kimseler için Resulullah çok güzel bir örnektir!”[2]

    Resul-ü Ekrem yaratılış ve ahlâk bakımından insanların en mükemmeliydi. Gayet mülayim ve mütevazı idi. Kimseye kötü söz söylememiş, kötü muamelede bulunmamıştır. Konuştuğu zaman dünya ve ahirete faydalı sözler söyler, lüzumsuz konuşmazdı. Herkesin haline göre muamele eder, kimsenin hatırını kırmazdı. Onunla sohbet eden, bir daha yanından ayrılmak istemezdi. Ahlâkı Kur’an ahlâkıydı. Yeme içme giyinme gibi ihtiyaçlarını çok sade ve zaruret miktarı ile giderirdi. Fakirleri gözetir, yetimleri kollar, hastaları ziyaret eder, insanların sevinç ve üzüntülerini paylaşırdı. Hutbemi onun insanlığa ışık tutan güzel öğütleriyle bitirmek istiyorum:

    “Müminlerin iman yönünden en olgunu ahlakı en üstün olandır.”[3]

    “İlim öğrenmek her müslümana farzdır.”[4]

    “Allah’a ve ahret gününe iman eden, komşusuna eziyet etmesin.”[5]

    “Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir bağışta bulunmuş olamaz.”[6]

    “İman etmedikçe cennete giremezsiniz ve birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.”[7]



    Arif KÜÇÜKBENLİ

    Hoca Hayri Efendi Merkez Camii Müezzin Kayyımı / BAYRAMPAŞA

    [1] İbn İshak, s. 195-196; İbn Hişâm, I, 336
    [2] Ahzab 33/21

    [3] Ebu Davud, Sünnet, 14

    [4] İbn Mace, Mukaddime, 17

    [5] Buhari, Edep, 21 ; Müslim; İman, 19

    [6] Tirmizi, Birr, 33

    [7] Müslim, İman 22

    ------------------

    HZ.PEYGAMBER'İN DOĞUMU İLE İLGİLİ HUTBE
    Muhterem Müslümanlar!

    Sevgili Peygamberimiz (sas), henüz dünyaya gelmeden önce, insanlık değer ölçülerini yitirmiş, yollarını şaşırmıştı. Küfür ve şirk gönülleri karartmış, haksızlık hayatın bütün alanlarını kuşatmıştı. Sosyal dengeler bozulmuş, ahlâkî değerler yozlaştırılmıştı. Akrabalık bağları koparılıyor, komşuluk hak ve hukuku ihlal ediliyordu. Kadınlara ve kız çocuklarına insani muamele yapılmıyor, güçlüler güçsüzleri eziyor, emeğin hakkı verilmiyordu. Kısaca, dünyada insanlığın en çok muhtaç olduğu huzur, can güvenliği, mal güvenliği, namus güvenliği ve nesil güvenliği kalmamıştı.
    M. Âkif’in ifadesiyle: “Geçmişti beşer, yırtıcılıkta sırtlanı, güçsüz mü bir insan onu kardeşleri yerdi.”
    İşte Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas), zulüm ve karanlığın yoğun olduğu bir dönemde, Rebiü’l-evvel ayının 12. günü, miladi 571 yılında, Nisanın 20’sinde Pazartesi gecesi dünyayı şereflendirdi. Bu gecenin sabahı gerçekten de nurlu bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş, aydınlık bir devir açılmıştı. Bir fazilet güneşi ve hidayet meş’alesi olan Sevgili Peygamberimizin gönderilişi ile Yüce Allah’ın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisi daha tecelli etmişti. Dünyanın şahit olduğu en büyük hadiselerden biri, Rasul-i Ekrem Efendimizin doğumuyla dünyayı şereflendir-mesidir. Çünkü inkar ve cehalet içinde boğulan insanlığa doğru yolu gösterecek, ahlakın en güzelini beşeriyete öğretecek olan Allah’ın elçisi dünyaya gelmiştir.
    Cihan başka cihan oldu
    Muhammed doğduğu gece
    Zulmet hemen duman oldu ,
    Muhammed doğduğu gece
    Güller açtı, güller çölde,
    Nur-i Rahmet şimdi yerde
    Gök açıldı perde perde,
    Muhammed doğduğu gece
    Bülbüller kondu güllere,
    Yeşillendi dağ ve dere
    Melekler hep indi yere,
    Muhammed doğduğu gece

    Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle, “âlemlere rahmet olarak gönderilen” (Enbiya, 107) bu yüce Peygamber; sapıklık, putperestlik ve hurafelerle kararan gönülleri, Kur’an’ın nuruyla aydınlatıyor; insanlığı yalnızca, Allah’a kulluk etmeye çağırıyordu. Bu çağrıyı kabul edenlere sözün doğrusunu söylemeyi, emanete riayet etmeyi, akrabalık bağlarını korumayı, komşularla iyi geçinmeyi ve kan dökmekten sakınmayı emrediyordu. Zina yapmaktan, yalan söylemekten, yetim malı yemekten, haksız kazanç sağlamaktan, namuslu insanlara iftira etmekten uzak durmayı emrediyor; insanları namaz kılmaya, oruç tutmaya, zekat vermeye, iyilik etmeye, sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyordu. Böylece O, 23 yıllık Peygamberlik hayatı boyunca; şirkin yerine tevhidi, zulmün yerine adaleti, düşmanlık ve ayrılığın yerine kardeşlik ve dayanışmayı getiriyordu. Sevgili Peygamberimiz (sas), doğruluk, güvenilirlik, adalet, hoşgörü, nezaket ve cömertlik gibi üstün ahlâki davranışlarıyla insanlara bizzat örnek oluyordu. Buna karşılık; kan davası, gasp, soygun, şiddet, intikam, kin, içki içmek, kumar oynamak, hırsızlık, haksız kazanç sağlamak, yetim malı yemek, yalan söylemek, gıybet etmek, çekememezlik ve koğuculuk gibi fert ve toplumun huzurunu bozan davranışlarla mücadele ediyordu (ki, bu kötü ve yasak olan davranışlar maalesef bugün de müslümanlar arasında mevcuttur) karanlık bir cahiliye dönemini kapatarak, yerine barış ve huzurun hakim olduğu yepyeni aydınlık bir çağı getiriyordu.
    Değerli Kardeşlerim!
    O halde Sevgili Peygamberimizin doğumunu anmaktan asıl maksat; evrensel olan risaletini, peygamberliğini, yüksek ahlâkını, faziletini, adaletini ve doğruluğunu hatırlamak ve bunları hayatımızda uygulamaya gayret etmektir. Çünkü Yüce Allah’ın sevgisine, hoşnutluğuna ve bağışlamasına ermenin yolu, Sevgili Peygamberimiz’e uymak ve Onun ahlakıyla ahlaklanmaktır. Ki, Peygamber Efendimiz’in ahlakı Kur’an ahlakı idi. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “(Ey Muhammed) De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”(Al-i İmran, 31)
    Bu bakımdan Mevlid Kandili denilince, Hz. Peygamber’i anmak, O’nun getirdiği ilahi mesajı anlayıp örnek edinmek ve hayatımıza ışık tutan bir meşale yapabilmek çabası akla gelmelidir. Diğer bir ifade ile Mevlid Kandilini vesile edinerek Hz. Peygamber’in, insanlığın huzur ve mutluluğu için yaptığı çağrıyı güncelleştirerek hayatımıza yansıtmalı, O’nun ahlakını ve yaşayışını davranışlarımızın temeli ve rehberi haline getirmeliyiz. Unutulmamalıdır ki, Peygamber Efendimiz bizler için Kur’an’ın âdeta yaşayan bir örneğidir. Kur’an bizleri, onu örnek almaya çağırır. O’nun hayatında ve öğütlerinde bizler için en güzel örnekler vardır. “Ey iman edenler! Andolsun ki, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok anan kimseler için Allah Rasûlü en güzel örnektir.”(Ahzab, 21)
    O halde bizler de Sevgili Peygamberimiz gibi; ailemiz, çocuklarımız, komşularımız, akrabalarımız, kısaca tüm mahlûkat için rahmet vesilesi olmalıyız. Elimizle, dilimizle, iş ve icraatlarımızla çevremize faydalı olup, güven, huzur ve mutluluk vermeliyiz. Ve kendimize sormalıyız: Yaptığımız işlerde, Peygamberimiz işlerimizi ne şekilde yapmamızı, konuştuğumuzda söylediğimiz sözlerimizi ne şekilde konuşmamızı isterdi, ya da bu tür söz ve davranışlarımızı onaylar mıydı?
    Verdiğimiz sözlerimizi yerine getiriyor muyuz? Kazancımızda haram-helal ölçüsüne riayet ediyor muyuz? Kul hakları ve kamu hakkı konusunda gerekli duyarlılığı gösteriyor muyuz? Yetim, öksüz ve fakirlere karşı imkanlarımız ölçüsünde yardım elimizi uzatıyor muyuz? Çevremize karşı, bir müslümanın sergilemesi gereken örnek davranışları sergiliyor muyuz? Elimizden, dilimizden, iş ve icraatlarımızdan insanlara güven, huzur ve emniyet verebiliyor muyuz?
    Hiç şüphesiz, İslam'ın ilk kaynağı Kur'an, ikincisi ise sünnettir. zira sünnet Kuran'ın açıklaması olup, insanlığın peygamberi Hz. Muhammed eliyle İslam'ın pratik uygulamasıdır. Bizler uyanışımızda kitabımıza ve peygamberimizin sünnetine dönmek zorundayız.
    Geçmişte ve günümüzde, müslümanların ilerleyiş ve yükselişini hazmedemeyen bazı İslam düşmanı çevreler, İslam'ın esaslarını yıkmak ve müslümanları kendi dinlerinde şüpheye düşürmek için akla hayale gelmeyen çabalar sarfetmişlerdir. Kur'an'a saldırmanın zor bir iş olduğunu bilen bu kimseler, saldırı oklarını sünnete çevirmişler ve sünneti zayıflatmaya çalışmışlardır.
    Allah'ın kitabı bu dinin aslıdır. Peygamberinin sünneti ise bu kitabın hükümlerini açıklayıcı, tatbik yollarına rehberlik edici bir nitelik taşımaktadır. Bunlar, biri diğerinden ayrılmayan ve birbirini destekleyen iki kaynaktır. Peygamberimize itaatin Allah'a itaat olduğunda şüphe olmadığı gibi, Onun emrine muhalefetin Allah'a isyan olduğu da aşikardır.
    alıntı...



  3. 03.Şubat.2012, 13:36
    2
    Silent and lonely rains




    HZ.PEYGAMBER'İN DOĞUMU İLE İLGİLİ HUTBE

    Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) risaleti ile insanlık için yeni bir ufuk açılmıştır. Onun getirdiği esaslar ile beşeriyetin karşı karşıya kaldığı problemlere çözüm yolu gösterilmiş insanlığı içten içe kemiren şirk ve inançsızlık hastalığına, merhametsizlik ve bencilliğe şifa reçetesi sunulmuştur.

    Efendimiz Muhammed Mustafa insanlığın yaratılış gayesinden uzaklaştığı, maddecilik ve putperestliğin revaçta olduğu bir zamanda Peygamber oldu. O, getirdiği esaslarla “Cahiliye Devri” insanlarından, kıyamete kadar örnek gösterilecek ahlâk abidesi eşsiz bir toplum meydana getirdi.

    Hz. Peygamber’in tebliğ ettiği dinin toplumda meydana getirdiği bu değişikliği, Hz. Ali’nin kardeşi Hz. Cafer, himayesine sığındıkları Habeşistan hükümdarının huzurunda şöyle dile getirmiştir:

    “Ey kral biz cahilce yaşayan bir kavim dik. Putlara ibadet eder, ölü eti yerdik. Çirkin işler yapardık. Akrabalarımızla ilgilenmezdik. Güçlülerimiz zayıflarımızın malını yerdi. Biz bu haldeyken Allah Teâlâ bize bir resul gönderdi. O bizdendir. Onun soyunu biliriz. Doğru söylediğine, dürüst, güvenilir ve iffetli olduğuna hepimiz şahidiz. O bizi Allah’a, O’nun birliğine davet ediyor. Atalarımızın Allah’tan başka tapındıkları taş parçalarına ibadet etmekten bizi men ediyor. Sadaka vermek ve oruç tutmak suretiyle bizi Allah’a ibadete yönlendiriyor. Bize doğru söylemeyi, emaneti korumayı, komşu hakkına riayet etmeyi, haramdan uzak durmayı, kan dökmemeyi, yalan şahitlikte bulunmamayı, yetim malı yememeyi, namuslu kadınlara iftira etmemeyi emrediyor. Bizde onu tasdik ettik.”[1]

    Aziz Cemaat!



    Hz. Peygamber’i (s.a.v.) tanımak ve ona tabi olmak Yüce Allah’ın biz kullarından kesin olarak istediği bir husustur. Hz. Muhammed (s.a.v) İslam’ın tam olarak anlaşılıp yaşanmasında hepimiz için en güzel örnektir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Kuşkusuz sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikreden kimseler için Resulullah çok güzel bir örnektir!”[2]

    Resul-ü Ekrem yaratılış ve ahlâk bakımından insanların en mükemmeliydi. Gayet mülayim ve mütevazı idi. Kimseye kötü söz söylememiş, kötü muamelede bulunmamıştır. Konuştuğu zaman dünya ve ahirete faydalı sözler söyler, lüzumsuz konuşmazdı. Herkesin haline göre muamele eder, kimsenin hatırını kırmazdı. Onunla sohbet eden, bir daha yanından ayrılmak istemezdi. Ahlâkı Kur’an ahlâkıydı. Yeme içme giyinme gibi ihtiyaçlarını çok sade ve zaruret miktarı ile giderirdi. Fakirleri gözetir, yetimleri kollar, hastaları ziyaret eder, insanların sevinç ve üzüntülerini paylaşırdı. Hutbemi onun insanlığa ışık tutan güzel öğütleriyle bitirmek istiyorum:

    “Müminlerin iman yönünden en olgunu ahlakı en üstün olandır.”[3]

    “İlim öğrenmek her müslümana farzdır.”[4]

    “Allah’a ve ahret gününe iman eden, komşusuna eziyet etmesin.”[5]

    “Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir bağışta bulunmuş olamaz.”[6]

    “İman etmedikçe cennete giremezsiniz ve birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.”[7]



    Arif KÜÇÜKBENLİ

    Hoca Hayri Efendi Merkez Camii Müezzin Kayyımı / BAYRAMPAŞA

    [1] İbn İshak, s. 195-196; İbn Hişâm, I, 336
    [2] Ahzab 33/21

    [3] Ebu Davud, Sünnet, 14

    [4] İbn Mace, Mukaddime, 17

    [5] Buhari, Edep, 21 ; Müslim; İman, 19

    [6] Tirmizi, Birr, 33

    [7] Müslim, İman 22

    ------------------

    HZ.PEYGAMBER'İN DOĞUMU İLE İLGİLİ HUTBE
    Muhterem Müslümanlar!

    Sevgili Peygamberimiz (sas), henüz dünyaya gelmeden önce, insanlık değer ölçülerini yitirmiş, yollarını şaşırmıştı. Küfür ve şirk gönülleri karartmış, haksızlık hayatın bütün alanlarını kuşatmıştı. Sosyal dengeler bozulmuş, ahlâkî değerler yozlaştırılmıştı. Akrabalık bağları koparılıyor, komşuluk hak ve hukuku ihlal ediliyordu. Kadınlara ve kız çocuklarına insani muamele yapılmıyor, güçlüler güçsüzleri eziyor, emeğin hakkı verilmiyordu. Kısaca, dünyada insanlığın en çok muhtaç olduğu huzur, can güvenliği, mal güvenliği, namus güvenliği ve nesil güvenliği kalmamıştı.
    M. Âkif’in ifadesiyle: “Geçmişti beşer, yırtıcılıkta sırtlanı, güçsüz mü bir insan onu kardeşleri yerdi.”
    İşte Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas), zulüm ve karanlığın yoğun olduğu bir dönemde, Rebiü’l-evvel ayının 12. günü, miladi 571 yılında, Nisanın 20’sinde Pazartesi gecesi dünyayı şereflendirdi. Bu gecenin sabahı gerçekten de nurlu bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş, aydınlık bir devir açılmıştı. Bir fazilet güneşi ve hidayet meş’alesi olan Sevgili Peygamberimizin gönderilişi ile Yüce Allah’ın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisi daha tecelli etmişti. Dünyanın şahit olduğu en büyük hadiselerden biri, Rasul-i Ekrem Efendimizin doğumuyla dünyayı şereflendir-mesidir. Çünkü inkar ve cehalet içinde boğulan insanlığa doğru yolu gösterecek, ahlakın en güzelini beşeriyete öğretecek olan Allah’ın elçisi dünyaya gelmiştir.
    Cihan başka cihan oldu
    Muhammed doğduğu gece
    Zulmet hemen duman oldu ,
    Muhammed doğduğu gece
    Güller açtı, güller çölde,
    Nur-i Rahmet şimdi yerde
    Gök açıldı perde perde,
    Muhammed doğduğu gece
    Bülbüller kondu güllere,
    Yeşillendi dağ ve dere
    Melekler hep indi yere,
    Muhammed doğduğu gece

    Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle, “âlemlere rahmet olarak gönderilen” (Enbiya, 107) bu yüce Peygamber; sapıklık, putperestlik ve hurafelerle kararan gönülleri, Kur’an’ın nuruyla aydınlatıyor; insanlığı yalnızca, Allah’a kulluk etmeye çağırıyordu. Bu çağrıyı kabul edenlere sözün doğrusunu söylemeyi, emanete riayet etmeyi, akrabalık bağlarını korumayı, komşularla iyi geçinmeyi ve kan dökmekten sakınmayı emrediyordu. Zina yapmaktan, yalan söylemekten, yetim malı yemekten, haksız kazanç sağlamaktan, namuslu insanlara iftira etmekten uzak durmayı emrediyor; insanları namaz kılmaya, oruç tutmaya, zekat vermeye, iyilik etmeye, sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyordu. Böylece O, 23 yıllık Peygamberlik hayatı boyunca; şirkin yerine tevhidi, zulmün yerine adaleti, düşmanlık ve ayrılığın yerine kardeşlik ve dayanışmayı getiriyordu. Sevgili Peygamberimiz (sas), doğruluk, güvenilirlik, adalet, hoşgörü, nezaket ve cömertlik gibi üstün ahlâki davranışlarıyla insanlara bizzat örnek oluyordu. Buna karşılık; kan davası, gasp, soygun, şiddet, intikam, kin, içki içmek, kumar oynamak, hırsızlık, haksız kazanç sağlamak, yetim malı yemek, yalan söylemek, gıybet etmek, çekememezlik ve koğuculuk gibi fert ve toplumun huzurunu bozan davranışlarla mücadele ediyordu (ki, bu kötü ve yasak olan davranışlar maalesef bugün de müslümanlar arasında mevcuttur) karanlık bir cahiliye dönemini kapatarak, yerine barış ve huzurun hakim olduğu yepyeni aydınlık bir çağı getiriyordu.
    Değerli Kardeşlerim!
    O halde Sevgili Peygamberimizin doğumunu anmaktan asıl maksat; evrensel olan risaletini, peygamberliğini, yüksek ahlâkını, faziletini, adaletini ve doğruluğunu hatırlamak ve bunları hayatımızda uygulamaya gayret etmektir. Çünkü Yüce Allah’ın sevgisine, hoşnutluğuna ve bağışlamasına ermenin yolu, Sevgili Peygamberimiz’e uymak ve Onun ahlakıyla ahlaklanmaktır. Ki, Peygamber Efendimiz’in ahlakı Kur’an ahlakı idi. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “(Ey Muhammed) De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”(Al-i İmran, 31)
    Bu bakımdan Mevlid Kandili denilince, Hz. Peygamber’i anmak, O’nun getirdiği ilahi mesajı anlayıp örnek edinmek ve hayatımıza ışık tutan bir meşale yapabilmek çabası akla gelmelidir. Diğer bir ifade ile Mevlid Kandilini vesile edinerek Hz. Peygamber’in, insanlığın huzur ve mutluluğu için yaptığı çağrıyı güncelleştirerek hayatımıza yansıtmalı, O’nun ahlakını ve yaşayışını davranışlarımızın temeli ve rehberi haline getirmeliyiz. Unutulmamalıdır ki, Peygamber Efendimiz bizler için Kur’an’ın âdeta yaşayan bir örneğidir. Kur’an bizleri, onu örnek almaya çağırır. O’nun hayatında ve öğütlerinde bizler için en güzel örnekler vardır. “Ey iman edenler! Andolsun ki, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok anan kimseler için Allah Rasûlü en güzel örnektir.”(Ahzab, 21)
    O halde bizler de Sevgili Peygamberimiz gibi; ailemiz, çocuklarımız, komşularımız, akrabalarımız, kısaca tüm mahlûkat için rahmet vesilesi olmalıyız. Elimizle, dilimizle, iş ve icraatlarımızla çevremize faydalı olup, güven, huzur ve mutluluk vermeliyiz. Ve kendimize sormalıyız: Yaptığımız işlerde, Peygamberimiz işlerimizi ne şekilde yapmamızı, konuştuğumuzda söylediğimiz sözlerimizi ne şekilde konuşmamızı isterdi, ya da bu tür söz ve davranışlarımızı onaylar mıydı?
    Verdiğimiz sözlerimizi yerine getiriyor muyuz? Kazancımızda haram-helal ölçüsüne riayet ediyor muyuz? Kul hakları ve kamu hakkı konusunda gerekli duyarlılığı gösteriyor muyuz? Yetim, öksüz ve fakirlere karşı imkanlarımız ölçüsünde yardım elimizi uzatıyor muyuz? Çevremize karşı, bir müslümanın sergilemesi gereken örnek davranışları sergiliyor muyuz? Elimizden, dilimizden, iş ve icraatlarımızdan insanlara güven, huzur ve emniyet verebiliyor muyuz?
    Hiç şüphesiz, İslam'ın ilk kaynağı Kur'an, ikincisi ise sünnettir. zira sünnet Kuran'ın açıklaması olup, insanlığın peygamberi Hz. Muhammed eliyle İslam'ın pratik uygulamasıdır. Bizler uyanışımızda kitabımıza ve peygamberimizin sünnetine dönmek zorundayız.
    Geçmişte ve günümüzde, müslümanların ilerleyiş ve yükselişini hazmedemeyen bazı İslam düşmanı çevreler, İslam'ın esaslarını yıkmak ve müslümanları kendi dinlerinde şüpheye düşürmek için akla hayale gelmeyen çabalar sarfetmişlerdir. Kur'an'a saldırmanın zor bir iş olduğunu bilen bu kimseler, saldırı oklarını sünnete çevirmişler ve sünneti zayıflatmaya çalışmışlardır.
    Allah'ın kitabı bu dinin aslıdır. Peygamberinin sünneti ise bu kitabın hükümlerini açıklayıcı, tatbik yollarına rehberlik edici bir nitelik taşımaktadır. Bunlar, biri diğerinden ayrılmayan ve birbirini destekleyen iki kaynaktır. Peygamberimize itaatin Allah'a itaat olduğunda şüphe olmadığı gibi, Onun emrine muhalefetin Allah'a isyan olduğu da aşikardır.
    alıntı...






+ Yorum Gönder