Konusunu Oylayın.: Şom ağızlı deyiminin anlamı ve hikayesi

5 üzerinden 4.80 | Toplam : 5 kişi
Şom ağızlı deyiminin anlamı ve hikayesi
  1. 01.Şubat.2012, 15:14
    1
    Misafir

    Şom ağızlı deyiminin anlamı ve hikayesi






    Şom ağızlı deyiminin anlamı ve hikayesi Mumsema şom ağızlı deyiminin anlamı ve hikayesini bulamadım daha doğrusu hikayesi yok bulamadım sinir oldum. BULURMUSUNUZ LÜTFEN !!!!!


  2. 01.Şubat.2012, 15:14
    1
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir



    şom ağızlı deyiminin anlamı ve hikayesini bulamadım daha doğrusu hikayesi yok bulamadım sinir oldum. BULURMUSUNUZ LÜTFEN !!!!!


    Benzer Konular

    - Bana Da Mı Lo Lo Lo? deyiminin anlamı ve hikayesi

    - Şom ağızlı deyiminin anlamı

    - Yarım ağızlı (söylemek) deyiminin anlamı

    - Yılan hikâyesi deyiminin anlamı

    - Bel Bağlamak deyiminin anlamı ve hikayesi

  3. 01.Şubat.2012, 16:42
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: şom ağızlı deyiminin anlamı ve hikayesini bulamadım daha doğrusu hikayesi yok bulamadım




    şom ağızlı deyiminin anlamı

    Hemen her olayı kötüye yoran, kötü şeyler olacağını söyleyen, ileri sürdüğü ihtimallerin gerçekleşmesinden korkulan kimse.”Milleti korkutup durma, kapa şu şom ağzını da rahatlayalım.”

    Tam hikayesine rastlamadım ama alttaki hikaye umarım işinize yarar

    1861 dogumlu M. Robertson’un denizcilikten kuyumculuga kadar yapmadigi is kalmadi. Ama günün birinde
    okudugu bir romandan sonra yazarliga baslamasi onu dünyanin en büyük kehanetlerinden birini
    yapmasina neden oldu. Ilk hikayesinden 25 $ kazanan Robertson sonra yazdigi küçük cep kitaplarindan
    yaklasik 1000 $ kadar para kazaninca bu ona cazip geldi.1897 yili kisinda denizle ilgili bir roman
    yazmaya basladi. Kitabin ismini Futulity yani Nafile koydu. Kitabin bir diger ismi ise (Titan kazasi) idi.
    Robertson’un bu kitabi cep romani olarak yayinlandi ama fazlaca bir ilgi görmedi. Kitap dünyanin en
    dehset verici ve olaganüstü kehanetiydi ama bunu kimse bilmiyordu.

    Robertson, kitabinda Ingiltere’nin Southampton limanindan kalkarak New York’a giden devasa bir
    transisatlantigin hikayesini anlatmisti. Hikayede aynen Titanik gibi bir transisatlantigin Avrupa’nin en ünlü
    ve zengin ailelerini alarak Amerika’ya giderken nasil battigi anlatiliyordu. Kitapta anlatilan gemide Titanik
    gibi ilk seferini yapiyor, ayni limanlar arasinda yolcu tasiyor, New Foundland takim adalari açiklarinda
    gece yarisi bir buz dagina çarparak batiyor ve en önemlisi batarken yasanan olaylar en ince teferruatina
    kadar benziyordu. Bir insan yasadigi bir olayi bile bu kadar detayli anlatamazken acaba hangi güç
    Robertson’a bu kitabi böyle detayli olarak, olayin gerçeklesmesinden ondört yil önce yazdirmisti.

    Yalniz olay degil Robertson’un kitabindaki Titan isimli gemi ile Titanik’in teknik özellikleri bir birine ikiz
    kardes kadar benziyordu. Titan 248 metre Titanik 252 metreydi, Titanik 66 000 ton, Titan ise 70 000 tondu,
    her iki geminin de üç pervanesi ve üç bin yolcu kapasiteleri vardi. Daha bitmedi; Her iki gemide ayni yerde batti, her iki gemide de yeterli sayida filika yoktu (Titan’da 24, Titanik’te 22) ve bu yüzden ölü sayisi çok
    büyük oldu. Romanda 1500 kisinin boguldugu yazilmisti, gerçek kazada ise 1513 kisi bogulmustu. Ayni
    yerde asla batmaz denen ayni teknik özelliklere sahip iki gemi, ayni rotada seyrederken ayni sekilde
    buzdagina çarparak, ayni yolcu sayisiyla batmasindan da öte, Titanik, denizin derin sularina gömülürken
    orkestranin çaldigi ilahinin ayni olmasina kadar her sey ilahi bir el tarafindan hazirlanmis bir fotokopi
    kadar birbirine benziyordu.

    Esas ilginç olan seye gelelim..... (Titan kazasi)kitabi basarili olamayinca M. Robertson psikolojik tedavi
    gördü ve 1915 yilinda öldü. Kazanin olmasindan tam üç yil sonra ölmesine ragmen yapmis oldugu
    kehanetin farkina varamamisti.

    TİTANİK. SIR İÇİNDE SIR

    Kanada’da rahip Charles Morgan, Pazar sabahi ayinden evvel kalkmis ve tahtaya o gün ayinde okunacak
    ilahiyi yazdiktan sonra tekrar uyumustu. Rüyasinda karanliklar içinde olan dev bir kütle vardi ve dalga
    sesleri duyuluyordu. Çan sesleri arasinda rahibin kulagina bir ilahi sesi geldi. Rahip bu rüyadan
    siçrayarak uyandi, ama daha vakit oldugu için kalkmadi ve tekrar yatti. Rüya yine ayni sekilde tekrarlandi
    ve ilahiyi net olarak algiladi. Ilahi(Duy kutsal baba, sana denizde tehlikede olanlar için dua ediyoruz) isimli
    ilahiydi. Rahip, ilahinin numarasini buldu ve kilisedeki pazar ayininde o kutacagi ilahiyi degistirerek bu
    ilahiyi okuttu. Bu ilahi kilisede okunurken, batmakta olan Titanik gemisinin orkestrasi tarafindan ayni
    dakikalarda okyanusun ortasinda çaliniyordu. Rahip Morgan bu faciayi ertesi gün gazetelerden ögrenecekti.


    PEKI YA.... WILLIAM T. STEAD

    Reenkarnasyon ve ölüm ötesine merakli gazeteci W. Stead küçük hikayeler yazarak hayatini kazaniyordu.
    Simdi siki durun.... Bu hikayelerden birinin adi Titanik’di ve bu öyküde buz dagina çarparak batan devasa
    bir geminin hikayesi anlatiliyordu. Stead öyküsünde bu gemide seyahat ettigini ve gemi batarken
    kurtulanlar arasinda oldugunu yazmisti. Gerçekten Stead gemi batarken yirmi yil önce yazdigi gibi
    Titank’in içindeydi ama öyküde yazdigi gibi kurtulanlar arasinda degildi ve bogularak ölmüstü.



  4. 01.Şubat.2012, 16:42
    2
    Hadimul Müslimin



    şom ağızlı deyiminin anlamı

    Hemen her olayı kötüye yoran, kötü şeyler olacağını söyleyen, ileri sürdüğü ihtimallerin gerçekleşmesinden korkulan kimse.”Milleti korkutup durma, kapa şu şom ağzını da rahatlayalım.”

    Tam hikayesine rastlamadım ama alttaki hikaye umarım işinize yarar

    1861 dogumlu M. Robertson’un denizcilikten kuyumculuga kadar yapmadigi is kalmadi. Ama günün birinde
    okudugu bir romandan sonra yazarliga baslamasi onu dünyanin en büyük kehanetlerinden birini
    yapmasina neden oldu. Ilk hikayesinden 25 $ kazanan Robertson sonra yazdigi küçük cep kitaplarindan
    yaklasik 1000 $ kadar para kazaninca bu ona cazip geldi.1897 yili kisinda denizle ilgili bir roman
    yazmaya basladi. Kitabin ismini Futulity yani Nafile koydu. Kitabin bir diger ismi ise (Titan kazasi) idi.
    Robertson’un bu kitabi cep romani olarak yayinlandi ama fazlaca bir ilgi görmedi. Kitap dünyanin en
    dehset verici ve olaganüstü kehanetiydi ama bunu kimse bilmiyordu.

    Robertson, kitabinda Ingiltere’nin Southampton limanindan kalkarak New York’a giden devasa bir
    transisatlantigin hikayesini anlatmisti. Hikayede aynen Titanik gibi bir transisatlantigin Avrupa’nin en ünlü
    ve zengin ailelerini alarak Amerika’ya giderken nasil battigi anlatiliyordu. Kitapta anlatilan gemide Titanik
    gibi ilk seferini yapiyor, ayni limanlar arasinda yolcu tasiyor, New Foundland takim adalari açiklarinda
    gece yarisi bir buz dagina çarparak batiyor ve en önemlisi batarken yasanan olaylar en ince teferruatina
    kadar benziyordu. Bir insan yasadigi bir olayi bile bu kadar detayli anlatamazken acaba hangi güç
    Robertson’a bu kitabi böyle detayli olarak, olayin gerçeklesmesinden ondört yil önce yazdirmisti.

    Yalniz olay degil Robertson’un kitabindaki Titan isimli gemi ile Titanik’in teknik özellikleri bir birine ikiz
    kardes kadar benziyordu. Titan 248 metre Titanik 252 metreydi, Titanik 66 000 ton, Titan ise 70 000 tondu,
    her iki geminin de üç pervanesi ve üç bin yolcu kapasiteleri vardi. Daha bitmedi; Her iki gemide ayni yerde batti, her iki gemide de yeterli sayida filika yoktu (Titan’da 24, Titanik’te 22) ve bu yüzden ölü sayisi çok
    büyük oldu. Romanda 1500 kisinin boguldugu yazilmisti, gerçek kazada ise 1513 kisi bogulmustu. Ayni
    yerde asla batmaz denen ayni teknik özelliklere sahip iki gemi, ayni rotada seyrederken ayni sekilde
    buzdagina çarparak, ayni yolcu sayisiyla batmasindan da öte, Titanik, denizin derin sularina gömülürken
    orkestranin çaldigi ilahinin ayni olmasina kadar her sey ilahi bir el tarafindan hazirlanmis bir fotokopi
    kadar birbirine benziyordu.

    Esas ilginç olan seye gelelim..... (Titan kazasi)kitabi basarili olamayinca M. Robertson psikolojik tedavi
    gördü ve 1915 yilinda öldü. Kazanin olmasindan tam üç yil sonra ölmesine ragmen yapmis oldugu
    kehanetin farkina varamamisti.

    TİTANİK. SIR İÇİNDE SIR

    Kanada’da rahip Charles Morgan, Pazar sabahi ayinden evvel kalkmis ve tahtaya o gün ayinde okunacak
    ilahiyi yazdiktan sonra tekrar uyumustu. Rüyasinda karanliklar içinde olan dev bir kütle vardi ve dalga
    sesleri duyuluyordu. Çan sesleri arasinda rahibin kulagina bir ilahi sesi geldi. Rahip bu rüyadan
    siçrayarak uyandi, ama daha vakit oldugu için kalkmadi ve tekrar yatti. Rüya yine ayni sekilde tekrarlandi
    ve ilahiyi net olarak algiladi. Ilahi(Duy kutsal baba, sana denizde tehlikede olanlar için dua ediyoruz) isimli
    ilahiydi. Rahip, ilahinin numarasini buldu ve kilisedeki pazar ayininde o kutacagi ilahiyi degistirerek bu
    ilahiyi okuttu. Bu ilahi kilisede okunurken, batmakta olan Titanik gemisinin orkestrasi tarafindan ayni
    dakikalarda okyanusun ortasinda çaliniyordu. Rahip Morgan bu faciayi ertesi gün gazetelerden ögrenecekti.


    PEKI YA.... WILLIAM T. STEAD

    Reenkarnasyon ve ölüm ötesine merakli gazeteci W. Stead küçük hikayeler yazarak hayatini kazaniyordu.
    Simdi siki durun.... Bu hikayelerden birinin adi Titanik’di ve bu öyküde buz dagina çarparak batan devasa
    bir geminin hikayesi anlatiliyordu. Stead öyküsünde bu gemide seyahat ettigini ve gemi batarken
    kurtulanlar arasinda oldugunu yazmisti. Gerçekten Stead gemi batarken yirmi yil önce yazdigi gibi
    Titank’in içindeydi ama öyküde yazdigi gibi kurtulanlar arasinda degildi ve bogularak ölmüstü.






+ Yorum Gönder