Konusunu Oylayın.: Ahir zamanda yaşam tarzımız nasıl olmalıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ahir zamanda yaşam tarzımız nasıl olmalıdır?
  1. 31.Ocak.2012, 23:43
    1
    Misafir

    Ahir zamanda yaşam tarzımız nasıl olmalıdır?






    Ahir zamanda yaşam tarzımız nasıl olmalıdır? Mumsema yaşadığımız buzamad da nasıl yaşan malı


  2. 01.Şubat.2012, 00:23
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Ahir zamanda yaşam tarzımız nasıl olmalıdır?




    Ahir zamanda da bütün zamanlarda da
    Kur'an ve sünnete uygun yaşanması gerekli

    --------------------


    İslam dini evrensel bir dindir. Her kesime hitab edecek yönleri vardır. Bu görüş farklılığı bundan kaynaklanmaktadır. İnsanların yaşayış biçimi ve hayat tarzları aynı olmadığı için her bölgede bulunan islam alimi kendisine sorulan içtimai hayat ile ilgili soruları kendi halkınının içinde bulunduğu durumu göz önünde bulundurarak cevaplandırmışlardır.

    Mesela bir bölgedeki bir alim halkın maddi imkanının az olduğunu gözlemlemiş ve günlük hayattaki yaşayış tarzının nasıl olması gerektiği hususunda kendisine sorulan suallere fazla gösterişe girmeden asgari seviyede ihtiyaçların karşılanmasını tavsiye etmiştir. Bu söz o toplumun yaşantısına bakıldığı zaman gayet makul karşılanmıştır.

    Diğer birisi de halkın gelir seviyesinin yüksek olmasını göz önünne alarak insanların giyim kuşamlarına dikkat etmesini ve diğer beldeye göre lüks olan bir şey burada ihtiyaç olabileceğini ifade etmişlerdir.

    Demek ki insanlar kendi bulundukları beldenin veya şehrin koşullarına göre yaşam tarzını belirleyecektir. Harama ve gösterişe girmeden ihtiyaçlarını karşılayacaktır.

    Sorularla İslamiyet




    -------------------------

    Hayat Tarzı Hassasiyeti

    Ahmet Taşgetiren
    Bir Müslümanın önündeki en temel soru şudur:

    -İslam benden, nev'i şahsına münhasır bir hayat istiyor mu? Kur'an-ı Kerim'in çerçevesini çizdiği bir Müslüman hayatından söz edilebilir mi? Rasulullah sallallahü aleyhi ve sellemin sözleri (kavli sünnet) ve davranışları (fiili sünnet) ile, izinden gidenlere, yani O'nu Peygamber olarak tanıyanlara örnek olarak sunduğu bir hayat çerçevesi var mı? Bu hayat çerçevesi insanın dünyasında neyi kapsıyor, hangi alanları? Duygu, düşünce, davranış, insan ilişkileri planında bir ölçü getirilmiş midir?

    Bütün bu soruların kesin ve ve tek cevabı “Evet”tir. Evet, Müslüman için özgün bir “Hayat çerçevesi” vardır. Kur'an-ı Kerim, Yaratıcı'nın insan için gönderdiği bu hayat çerçevesinin koordinatlarını bildiren kitaptır. Hazreti Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem, insanoğluna bu hayatı, sözleri ve örnek hayatıyla öğretmek üzere gönderilmiş bir Peygamberdir.

    İnsanın yeryüzü imtihanı, bir güzel hayat inşa etme imtihanıdır. (Mülk Suresi, 2)

    Sadece inanç dünyası bile, ancak Müslümana has bir hayat tanzim eder. Allah'ı şah damarından yakın olduğunu bilen bir insanın hayatıdır Müslümanın hayatı...

    Sadece ibadet dünyası bile kendine özgü bir hayat çerçevesi oluşturmayı gerekli kılar. 5 vakit namaz, insanın tüm günlük hayatına özel anlam kazandıran bir iksirdir. Oruç, hac, zekat, sadaka, kurban, dua, bir Müslümanın hayatına çok özel bir derinlik kazandırır.

    Muamelat, insanın tüm bireysel ve toplumsal ilişkileri, ukubat, insana ve topluma kazandırılacak müeyyide mantığı ayrı, özgün bir hayat kurar.

    Evet, eğer Kur'an ve Sünnet'in çerçevesini çizdiği böyle bir “Müslüman hayat modeli” varsa, Müslümanın ilk vazifesi, hayatını öyle bir modele göre tanzim etmektir. Müslüman olunursa böyle olunacağını bilmektir.

    İkincisi de, eğer böyle bir hayat tanzimine muvaffak olmuşsa, onun, dış tesirlerle yaralanmasına, bozulmasına, çözülmesine, başkalaşmasına imkan vermemektir. Yani “Müslüman hayatı”nın koordinatlarının asla bozulmamasıdır.

    Müslüman hayatının koordinatlarının bozulması demek, Kur'an ve Sünnet ölçülerinden kayması, uzaklaşması, hayat çerçevesi içine başka inanç – değer unsurlarının girmesi demektir. Bu, bir anlamda temiz bir suya kirli bir kanaldan su karışması anlamına gelir.

    Müslüman, Allah'ın huzuruna temiz bir hayat defteri ile gitme kaygısı taşıyan insandır.

    Bir gün, Allah'ın huzuruna varılacak, hayat defterine yazılanlar orada ortaya konacak ve savunulacaktır. İslam'ın ahiret inancı budur.

    Bu açıdan bakıldığında Allah'ın huzurunda savunulabilir bir hayat demektir Müslümanın hayatı. Allah'ın huzurunda gündeme geldiği zaman insanı utandırmayan, aleme rüsvay etmeyen bir hayattan söz ederiz biz, temiz bir Müslüman hayatı dediğimizde...

    Müslüman, azami ölçüde günahtan, kirden, pastan arınmış bir cemiyet hayatı içinde yaşasa, kendi hayatındaki arınmışlığı da korur.

    Ama ölçüleri İslam'ın hassasiyetlerine göre belirlenmemiş bir cemiyet hayatında Müslüman'ın hayat çerçevesinin nezahetini koruması zorlaşır.

    İnsanın kalbine ve beynine mesaj taşıyan tüm organları, risk unsurları taşımaya başlarlar.

    Çağımızda böyle bir risk, bütün Müslümanların hayat insicamını tehdit etmektedir.

    Her şeyden önce küresel bir kuşatma söz konusudur.

    İkame edilmiş toplum düzenleri, üretilen kültür – değer formatları, İslam kaygısı taşımıyor.

    Küresel kültür laik – seküler, kutsallıktan kopuk bir kültürdür.

    Allah'ın evi ile insanların yüreği arasına korkunç mesafelerin girdiği bir dünya vasatı yaşamaktayız.

    Hayat tarzı kodları oluşturulurken İslam'a, yani ilahi hayat ölçülerine danışılmıyor.

    Müslüman hem böyle bir vasat itinde, İslam'a tek tek danışarak kendi hayat çerçevesini oluşturmak durumunda, hem de bu kuşatmadan etkilenmeden, hayat insicamını korumak durumunda...

    Bu hiç de kolay değil.

    Bu, yargılanmaktan, kınanmaktan, dışlanmaktan, yer yer “Allah'ın yardımı ne zaman?” diye çığlık atacak kadar bunalmaktan, nefes alamaz hale gelmekten korkmamayı, ayrıca en önemlisi hassasiyetleri kaybetmemeyi, kendini kuşatan cidarlara alışmamayı, İslam dışı hayat çerçevesinin tüketicisi olmamayı gerektiriyor.

    Böyle bir Müslümanca hayat tarzı hassasiyeti içinde şu sorular özel önem kazanıyor:

    - Müslümanlığımızın içini nasıl dolduruyoruz?

    Mesele, efradını cami ağyarını mani bir İslam hayatı ise, boş alan kalmamak üzere her yanı İslam rengi kazanacak şekilde bir gayretin içinde olmak gerekiyor. İslam'ın özgün çerçevesi, Kur'an ve sünnet çerçevesidir. Öyleyse hayat çerçevemizin de, Kur'an ve Sünnet ölçüleri ile belirlenmesi gerekiyor.

    “Müslümanlığımızın içini nasıl dolduruyoruz?” sorusunun hemen bitişiğinde

    - İslam'ı biliyor muyuz?”

    sorusu gelecektir.

    Bilinmeyen tüm alanlara, kuşatıcı kültürün rengi nüfuz edecektir. Hayat boşluk kabul etmiyor. İnsan, bildiği ölçüde hayat tanzimine yöneliyor. İslam'ın ellerimize, gözlerimize, kulaklarımıza, dilimize, kalbimize, dimağımıza hangi ölçüler getirdiğini bilmediğiniz takdirde, buralara taşınacak “Hayat disiplini”ni de devreye sokmanız mümkün olmaz.

    Bundan sonra şu soru en hayati sorudur:

    - Müslümanlık gerçekte neyi kapsıyor?

    Bu sorunun önemi, laik seküler küresel kültürün dini alanı daraltıcı bir abanma ile toplumların üzerine yürümesinden kaynaklanıyor. İnsan ve dinin münasebet alanı her gün biraz daha azaltılmakta, hatta bir anlayış, dini sadece “kalb olayı” haline indirgemektedir. Belki biraz inanç, biraz ibadet, biraz ahlak... hepsi bu... İnanç, ibadet ve ahlakın içi hangi oranda dolu olacak, orası da mübhem.... En önce, inanç, ibadet ve ahlakın, insanla Halikı arasındaki hangi münasebete dayandığı mübhem... İnsanın yeryüzü hayatının, Yaratıcı'nın hangi tasarrufuna bağlı olduğu noktasında derin mübhemiyet...

    İşte bütün bu mübhemiyet içinde bir din tanımlaması ve ondan çıkacak hayat tanzimi...

    İslam'ın alanı daraltıldıkça, onun hayata vereceği renk ve nizam da sınırlanmış olmakta, İslam'ın kapsamadığı hayat alanları, küresel imalathanelerde tüketilmeye hazır olarak sunulan başka hayat tarzı paketleriyle tanzim edilmektedir.

    Bir başka soru şudur:

    -Hayatımıza İslam dışı neler giriyor?

    Bu soru, hayatımızı tanzim ederken bir filtre sistemimizin mevcut olup olmadığına dair hassasiyeti yansıtıyor. Tamamen “İslam'ı biliyor muyuz?”la bağlantılı bir hassasiyet bu. İslam'ı bilmezsek, “İslam dışı”yı da bilmemiz mümkün olmaz. Gerçi Allah Rasulü sallallahü aleyhi ve sellem, “Günah”ı, yani İslam dışı olan şeyi “kalbi tırmalayan şey” olarak tarif etmiş, bir tür vicdani hassasiyete işaret etmiş ama, İslam işi orada bırakmıyor, bilgi olarak, hayata dair her şeyi insanın önüne koyuyor. Müslümanın hayat tarzı hassasiyeti, hayatına İslam dışı herhangi bir şeyin girmesine izin vermemesidir.

    Bir başka soru şudur:

    -Hayatımızda ne kadar İslam var?

    Bu, hayatımızla ilgili bir İslam envanteri çıkarmak demek. Bir anlamda “Yüzde kaç müslümanız?” gibi bir soru bu. Bir şahsiyet MR'ı çektirmekten söz ediyoruz bu durumda... Kişiliğimizi boy aynasına koyup, en ince detaylarıyla görüntülemek... Aşınan yerleri, urlaşan tarafları, kırılan, yamulan uzuvları teker teker görmek... Belki ondan sonra “Bunlarla Yaratıcı'nın huzuruna nasıl gidilir?” diye bir kaygı yoğunlaşması yaşamak... Müslümanın hayatında bunun ardından tevbe sancısı gelir. Ya da tevbe sonrası duruluğu...

    Ben kendimi şöyle sorgularım:

    Ellerim ne kadar Müslüman, ayaklarım, gözlerim, kulaklarım, dilim ne kadar Müslüman? Hele kalbim ve dimağım İslam ölçülerine göre işliyor mu? Kalbimde bir aksama var mı, dimağımda bir koordinat bozulması mevcut mu? Dünyayı, ukbayı nasıl görüyorum?

    Ardından da şu soru zonklatır beynimi:

    -Bu uzuvlarım yarın şahitlik ettiklerinde ne diyecekler benim için?

    Bir ev taramasında, evlerimizde, İslam'a tahsis ettiğimiz bir seccadelik alan kalmışsa, bazen o bir seccadelik alan bile istilaya uğruyorsa İslam'la ilişkimizde çok ciddi problemler var demektir. Acilen evlerimizi kurtarmamız gerekecektir.

    Şu soru da, bugünkü zihni karmaşalarımızın tedavisi için gereklidir:

    -Acaba insanın hayatında İslam'ı alakadar etmeyen bir alan mevcut mudur? Hani şöyle, ara sıra keyfimize göre kurgulayacağımız bir alan...

    Çağımız insanı, böyle, Yaratıcı'nın murakabesinden koparılmış alanlar aramaya sevk ediliyor. Bir tür “Serbest bölgeler...” Hatta sadece vergisiz değil, kanunsuz bölgeler... Belli ki İslam açısından böyle bir alan yok... Allah Rasulü sallallahü aleyhi ve sellemin buyruğuna göre Müslüman “Allah'ı görüyormuş gibi yaşayacak.” Ahirette nasıl olsa Yüce Huzur'da hayat defterleri açılacak ama, Müslüman henüz oraya gitmeden, yani bu dünyada iken kendini Allah'ın her an gördüğü bilinci içinde hareket ederse, oraya, hesabı zor yükler taşımaktan imtina eder. Onun için hayatlarımızda İslam'ın dokunmadığı, hayat disiplini taşımadığı, yani Kur'an soluğu ve Rasulullah mesajı ile diriltmediği ölü alanlar bırakmamamız gerekir.

    Bir kısım insan “günah işleme özgürlüğü” istiyor. Yani Yaratıcı'nın hoş görmeyeceği bir hayat tarzı üzerinde hassasiyet gösteriyor. Müslümanın, Yaratıcı'nın huzuruna taşıyacağına bütün kalbiyle iman ettiği bir hayat çerçevesi üzerinde hassasiyet göstermesinin ne kadar hayati olduğunu buradan da anlamamız mümkündür.

    Küresel kültür, tüketilmeye hazır hayat tarzı paketleriyle evlerimize nüfuz ediyor. Duvarlar, manyetik dalgalarla gelen bu dehşet verici pazarlama karşısında savunma seddi oluşturmaktan uzak. Babalar, analar, çocuklar, her birimizin yüreği küresel bir pazar yeri... Tapon mallar, bir göz atma kirasıyla yüreğimizde...

    Yürekleri savunacak...

    Evleri savunacak bir hassasiyet zırhına ihtiyaç farz derecesinde...

    Sokakların temizliği nasıl sağlanacak, toplumun temizliği nasıl sağlanacak?

    Hele bir yüreklerimiz, Kur'an'la, Rasulullah'ın önderliği ile ihya olsun, ondan sonra o dirilik kendini taşıyacağı alanları bulacaktır.


    Belki de asıl yapılması gereken, İslamsızlıkla hayatiyetini kaybetmiş dünyaya, İslam'ın hayat ölçüleri ile gerçek bir diriliği taşımaktır.
    Altınoluk dergisi



  3. 01.Şubat.2012, 00:23
    2
    Silent and lonely rains



    Ahir zamanda da bütün zamanlarda da
    Kur'an ve sünnete uygun yaşanması gerekli

    --------------------


    İslam dini evrensel bir dindir. Her kesime hitab edecek yönleri vardır. Bu görüş farklılığı bundan kaynaklanmaktadır. İnsanların yaşayış biçimi ve hayat tarzları aynı olmadığı için her bölgede bulunan islam alimi kendisine sorulan içtimai hayat ile ilgili soruları kendi halkınının içinde bulunduğu durumu göz önünde bulundurarak cevaplandırmışlardır.

    Mesela bir bölgedeki bir alim halkın maddi imkanının az olduğunu gözlemlemiş ve günlük hayattaki yaşayış tarzının nasıl olması gerektiği hususunda kendisine sorulan suallere fazla gösterişe girmeden asgari seviyede ihtiyaçların karşılanmasını tavsiye etmiştir. Bu söz o toplumun yaşantısına bakıldığı zaman gayet makul karşılanmıştır.

    Diğer birisi de halkın gelir seviyesinin yüksek olmasını göz önünne alarak insanların giyim kuşamlarına dikkat etmesini ve diğer beldeye göre lüks olan bir şey burada ihtiyaç olabileceğini ifade etmişlerdir.

    Demek ki insanlar kendi bulundukları beldenin veya şehrin koşullarına göre yaşam tarzını belirleyecektir. Harama ve gösterişe girmeden ihtiyaçlarını karşılayacaktır.

    Sorularla İslamiyet




    -------------------------

    Hayat Tarzı Hassasiyeti

    Ahmet Taşgetiren
    Bir Müslümanın önündeki en temel soru şudur:

    -İslam benden, nev'i şahsına münhasır bir hayat istiyor mu? Kur'an-ı Kerim'in çerçevesini çizdiği bir Müslüman hayatından söz edilebilir mi? Rasulullah sallallahü aleyhi ve sellemin sözleri (kavli sünnet) ve davranışları (fiili sünnet) ile, izinden gidenlere, yani O'nu Peygamber olarak tanıyanlara örnek olarak sunduğu bir hayat çerçevesi var mı? Bu hayat çerçevesi insanın dünyasında neyi kapsıyor, hangi alanları? Duygu, düşünce, davranış, insan ilişkileri planında bir ölçü getirilmiş midir?

    Bütün bu soruların kesin ve ve tek cevabı “Evet”tir. Evet, Müslüman için özgün bir “Hayat çerçevesi” vardır. Kur'an-ı Kerim, Yaratıcı'nın insan için gönderdiği bu hayat çerçevesinin koordinatlarını bildiren kitaptır. Hazreti Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem, insanoğluna bu hayatı, sözleri ve örnek hayatıyla öğretmek üzere gönderilmiş bir Peygamberdir.

    İnsanın yeryüzü imtihanı, bir güzel hayat inşa etme imtihanıdır. (Mülk Suresi, 2)

    Sadece inanç dünyası bile, ancak Müslümana has bir hayat tanzim eder. Allah'ı şah damarından yakın olduğunu bilen bir insanın hayatıdır Müslümanın hayatı...

    Sadece ibadet dünyası bile kendine özgü bir hayat çerçevesi oluşturmayı gerekli kılar. 5 vakit namaz, insanın tüm günlük hayatına özel anlam kazandıran bir iksirdir. Oruç, hac, zekat, sadaka, kurban, dua, bir Müslümanın hayatına çok özel bir derinlik kazandırır.

    Muamelat, insanın tüm bireysel ve toplumsal ilişkileri, ukubat, insana ve topluma kazandırılacak müeyyide mantığı ayrı, özgün bir hayat kurar.

    Evet, eğer Kur'an ve Sünnet'in çerçevesini çizdiği böyle bir “Müslüman hayat modeli” varsa, Müslümanın ilk vazifesi, hayatını öyle bir modele göre tanzim etmektir. Müslüman olunursa böyle olunacağını bilmektir.

    İkincisi de, eğer böyle bir hayat tanzimine muvaffak olmuşsa, onun, dış tesirlerle yaralanmasına, bozulmasına, çözülmesine, başkalaşmasına imkan vermemektir. Yani “Müslüman hayatı”nın koordinatlarının asla bozulmamasıdır.

    Müslüman hayatının koordinatlarının bozulması demek, Kur'an ve Sünnet ölçülerinden kayması, uzaklaşması, hayat çerçevesi içine başka inanç – değer unsurlarının girmesi demektir. Bu, bir anlamda temiz bir suya kirli bir kanaldan su karışması anlamına gelir.

    Müslüman, Allah'ın huzuruna temiz bir hayat defteri ile gitme kaygısı taşıyan insandır.

    Bir gün, Allah'ın huzuruna varılacak, hayat defterine yazılanlar orada ortaya konacak ve savunulacaktır. İslam'ın ahiret inancı budur.

    Bu açıdan bakıldığında Allah'ın huzurunda savunulabilir bir hayat demektir Müslümanın hayatı. Allah'ın huzurunda gündeme geldiği zaman insanı utandırmayan, aleme rüsvay etmeyen bir hayattan söz ederiz biz, temiz bir Müslüman hayatı dediğimizde...

    Müslüman, azami ölçüde günahtan, kirden, pastan arınmış bir cemiyet hayatı içinde yaşasa, kendi hayatındaki arınmışlığı da korur.

    Ama ölçüleri İslam'ın hassasiyetlerine göre belirlenmemiş bir cemiyet hayatında Müslüman'ın hayat çerçevesinin nezahetini koruması zorlaşır.

    İnsanın kalbine ve beynine mesaj taşıyan tüm organları, risk unsurları taşımaya başlarlar.

    Çağımızda böyle bir risk, bütün Müslümanların hayat insicamını tehdit etmektedir.

    Her şeyden önce küresel bir kuşatma söz konusudur.

    İkame edilmiş toplum düzenleri, üretilen kültür – değer formatları, İslam kaygısı taşımıyor.

    Küresel kültür laik – seküler, kutsallıktan kopuk bir kültürdür.

    Allah'ın evi ile insanların yüreği arasına korkunç mesafelerin girdiği bir dünya vasatı yaşamaktayız.

    Hayat tarzı kodları oluşturulurken İslam'a, yani ilahi hayat ölçülerine danışılmıyor.

    Müslüman hem böyle bir vasat itinde, İslam'a tek tek danışarak kendi hayat çerçevesini oluşturmak durumunda, hem de bu kuşatmadan etkilenmeden, hayat insicamını korumak durumunda...

    Bu hiç de kolay değil.

    Bu, yargılanmaktan, kınanmaktan, dışlanmaktan, yer yer “Allah'ın yardımı ne zaman?” diye çığlık atacak kadar bunalmaktan, nefes alamaz hale gelmekten korkmamayı, ayrıca en önemlisi hassasiyetleri kaybetmemeyi, kendini kuşatan cidarlara alışmamayı, İslam dışı hayat çerçevesinin tüketicisi olmamayı gerektiriyor.

    Böyle bir Müslümanca hayat tarzı hassasiyeti içinde şu sorular özel önem kazanıyor:

    - Müslümanlığımızın içini nasıl dolduruyoruz?

    Mesele, efradını cami ağyarını mani bir İslam hayatı ise, boş alan kalmamak üzere her yanı İslam rengi kazanacak şekilde bir gayretin içinde olmak gerekiyor. İslam'ın özgün çerçevesi, Kur'an ve sünnet çerçevesidir. Öyleyse hayat çerçevemizin de, Kur'an ve Sünnet ölçüleri ile belirlenmesi gerekiyor.

    “Müslümanlığımızın içini nasıl dolduruyoruz?” sorusunun hemen bitişiğinde

    - İslam'ı biliyor muyuz?”

    sorusu gelecektir.

    Bilinmeyen tüm alanlara, kuşatıcı kültürün rengi nüfuz edecektir. Hayat boşluk kabul etmiyor. İnsan, bildiği ölçüde hayat tanzimine yöneliyor. İslam'ın ellerimize, gözlerimize, kulaklarımıza, dilimize, kalbimize, dimağımıza hangi ölçüler getirdiğini bilmediğiniz takdirde, buralara taşınacak “Hayat disiplini”ni de devreye sokmanız mümkün olmaz.

    Bundan sonra şu soru en hayati sorudur:

    - Müslümanlık gerçekte neyi kapsıyor?

    Bu sorunun önemi, laik seküler küresel kültürün dini alanı daraltıcı bir abanma ile toplumların üzerine yürümesinden kaynaklanıyor. İnsan ve dinin münasebet alanı her gün biraz daha azaltılmakta, hatta bir anlayış, dini sadece “kalb olayı” haline indirgemektedir. Belki biraz inanç, biraz ibadet, biraz ahlak... hepsi bu... İnanç, ibadet ve ahlakın içi hangi oranda dolu olacak, orası da mübhem.... En önce, inanç, ibadet ve ahlakın, insanla Halikı arasındaki hangi münasebete dayandığı mübhem... İnsanın yeryüzü hayatının, Yaratıcı'nın hangi tasarrufuna bağlı olduğu noktasında derin mübhemiyet...

    İşte bütün bu mübhemiyet içinde bir din tanımlaması ve ondan çıkacak hayat tanzimi...

    İslam'ın alanı daraltıldıkça, onun hayata vereceği renk ve nizam da sınırlanmış olmakta, İslam'ın kapsamadığı hayat alanları, küresel imalathanelerde tüketilmeye hazır olarak sunulan başka hayat tarzı paketleriyle tanzim edilmektedir.

    Bir başka soru şudur:

    -Hayatımıza İslam dışı neler giriyor?

    Bu soru, hayatımızı tanzim ederken bir filtre sistemimizin mevcut olup olmadığına dair hassasiyeti yansıtıyor. Tamamen “İslam'ı biliyor muyuz?”la bağlantılı bir hassasiyet bu. İslam'ı bilmezsek, “İslam dışı”yı da bilmemiz mümkün olmaz. Gerçi Allah Rasulü sallallahü aleyhi ve sellem, “Günah”ı, yani İslam dışı olan şeyi “kalbi tırmalayan şey” olarak tarif etmiş, bir tür vicdani hassasiyete işaret etmiş ama, İslam işi orada bırakmıyor, bilgi olarak, hayata dair her şeyi insanın önüne koyuyor. Müslümanın hayat tarzı hassasiyeti, hayatına İslam dışı herhangi bir şeyin girmesine izin vermemesidir.

    Bir başka soru şudur:

    -Hayatımızda ne kadar İslam var?

    Bu, hayatımızla ilgili bir İslam envanteri çıkarmak demek. Bir anlamda “Yüzde kaç müslümanız?” gibi bir soru bu. Bir şahsiyet MR'ı çektirmekten söz ediyoruz bu durumda... Kişiliğimizi boy aynasına koyup, en ince detaylarıyla görüntülemek... Aşınan yerleri, urlaşan tarafları, kırılan, yamulan uzuvları teker teker görmek... Belki ondan sonra “Bunlarla Yaratıcı'nın huzuruna nasıl gidilir?” diye bir kaygı yoğunlaşması yaşamak... Müslümanın hayatında bunun ardından tevbe sancısı gelir. Ya da tevbe sonrası duruluğu...

    Ben kendimi şöyle sorgularım:

    Ellerim ne kadar Müslüman, ayaklarım, gözlerim, kulaklarım, dilim ne kadar Müslüman? Hele kalbim ve dimağım İslam ölçülerine göre işliyor mu? Kalbimde bir aksama var mı, dimağımda bir koordinat bozulması mevcut mu? Dünyayı, ukbayı nasıl görüyorum?

    Ardından da şu soru zonklatır beynimi:

    -Bu uzuvlarım yarın şahitlik ettiklerinde ne diyecekler benim için?

    Bir ev taramasında, evlerimizde, İslam'a tahsis ettiğimiz bir seccadelik alan kalmışsa, bazen o bir seccadelik alan bile istilaya uğruyorsa İslam'la ilişkimizde çok ciddi problemler var demektir. Acilen evlerimizi kurtarmamız gerekecektir.

    Şu soru da, bugünkü zihni karmaşalarımızın tedavisi için gereklidir:

    -Acaba insanın hayatında İslam'ı alakadar etmeyen bir alan mevcut mudur? Hani şöyle, ara sıra keyfimize göre kurgulayacağımız bir alan...

    Çağımız insanı, böyle, Yaratıcı'nın murakabesinden koparılmış alanlar aramaya sevk ediliyor. Bir tür “Serbest bölgeler...” Hatta sadece vergisiz değil, kanunsuz bölgeler... Belli ki İslam açısından böyle bir alan yok... Allah Rasulü sallallahü aleyhi ve sellemin buyruğuna göre Müslüman “Allah'ı görüyormuş gibi yaşayacak.” Ahirette nasıl olsa Yüce Huzur'da hayat defterleri açılacak ama, Müslüman henüz oraya gitmeden, yani bu dünyada iken kendini Allah'ın her an gördüğü bilinci içinde hareket ederse, oraya, hesabı zor yükler taşımaktan imtina eder. Onun için hayatlarımızda İslam'ın dokunmadığı, hayat disiplini taşımadığı, yani Kur'an soluğu ve Rasulullah mesajı ile diriltmediği ölü alanlar bırakmamamız gerekir.

    Bir kısım insan “günah işleme özgürlüğü” istiyor. Yani Yaratıcı'nın hoş görmeyeceği bir hayat tarzı üzerinde hassasiyet gösteriyor. Müslümanın, Yaratıcı'nın huzuruna taşıyacağına bütün kalbiyle iman ettiği bir hayat çerçevesi üzerinde hassasiyet göstermesinin ne kadar hayati olduğunu buradan da anlamamız mümkündür.

    Küresel kültür, tüketilmeye hazır hayat tarzı paketleriyle evlerimize nüfuz ediyor. Duvarlar, manyetik dalgalarla gelen bu dehşet verici pazarlama karşısında savunma seddi oluşturmaktan uzak. Babalar, analar, çocuklar, her birimizin yüreği küresel bir pazar yeri... Tapon mallar, bir göz atma kirasıyla yüreğimizde...

    Yürekleri savunacak...

    Evleri savunacak bir hassasiyet zırhına ihtiyaç farz derecesinde...

    Sokakların temizliği nasıl sağlanacak, toplumun temizliği nasıl sağlanacak?

    Hele bir yüreklerimiz, Kur'an'la, Rasulullah'ın önderliği ile ihya olsun, ondan sonra o dirilik kendini taşıyacağı alanları bulacaktır.


    Belki de asıl yapılması gereken, İslamsızlıkla hayatiyetini kaybetmiş dünyaya, İslam'ın hayat ölçüleri ile gerçek bir diriliği taşımaktır.
    Altınoluk dergisi






+ Yorum Gönder