Konusunu Oylayın.: Hz. Muhammet neden her zaman mucize istememiştir? İsteseydi her zaman mucize olabilirdi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz. Muhammet neden her zaman mucize istememiştir? İsteseydi her zaman mucize olabilirdi?
  1. 31.Ocak.2012, 11:54
    1
    Misafir

    Hz. Muhammet neden her zaman mucize istememiştir? İsteseydi her zaman mucize olabilirdi?






    Hz. Muhammet neden her zaman mucize istememiştir? İsteseydi her zaman mucize olabilirdi? Mumsema Hz. Muhammet neden her zaman mucize istememiştir? İsteseydi her zaman mucize olabilirdi?


  2. 31.Ocak.2012, 22:10
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Hz. Muhammet neden her zaman mucize istememiştir? İsteseydi her zaman mucize olabilirdi?




    Hz. Muhammet neden her zaman mucize istememiştir

    Mucize; peygamberlerin, nübüvvetini insanlara ispat etmek için, insanların yapmaktan aciz olduğu bir takım işlere mahzar olmalarıdır. Mucizeleri, Allah, peygamberlerini teyit ve tasdik için, ihtiyaç durumunda ikram eder. Bütün peygamberlerin hayatında mucize vuku bulmuştur. Dolayısıyla bir kanun-u İlahi hükmündedir.

    Mucizeler üç sınıftır:

    Birincisi, Manevi (akli) Mucize: Bunun en büyük ve mükemmel örneği Kur'an-ı Mu’ciz-il Beyandır. Bu mucize ebedi olarak devam eder; bir an ve zaman ile kayıtlı değildir. Kur’an’ın mucize olduğunu belagat alimleri kati deliller ile ispat etmişlerdir.

    İkincisi, Hissi (maddi) Mucize: Bu mucizeler zaman ve zemin ile kayıtlı ve sürekliliği olmayan maddi mucizelerdir. Bu mucizeler ekseri olarak ihtiyaç anında ya da bir zaruri durumdan sonra vuku bulur. Bu çeşit mucizeler Peygamberimiz (asv)'in hayatında çokça vuku bulmuştur. Hadis alimleri kat’i bir tahkik neticesinde bine yakın mucize rivayet etmişlerdir.

    Mesela şakkı kamer, Miraç, parmaklarından suyun akması, az yemek ile çokların doyması, gibi bine yakın hissi ve maddi mucizeler, kati bir silsile ile günümüze aktarılmıştır.

    Üçüncüsü Haberi Mucize: Bu da Peygamber Efendimiz (asv)'in geleceğe dair birtakım ihbarlarıdır. Mesela, ahir zaman ve kıyamete dair gaybi ihbarlar ve buna benzer bir çok hadisleri, buna örnek teşkil eder.
    "Eğer onların hakka sırt çevirmeleri sana pek ağır gelip de, kendilerine bambaşka bir mûcize getirmen için, yer altında bir geçit veya göğe çıkacak bir merdiven arama peşinde olursan, şunu bil ki; şayet Allah dileseydi onların hepsini elbette doğru yol üzerinde toplardı. O halde sen sakın bunu bilmeyenlerden, fevrî davrananlardan olma."(En’am, 6/35)
    mealindeki ayette, mucizelerin, insanların iradesini elinden alacak kadar zorlayıcı ve açık olmaması gerektiği ihtar ediliyor.

    Diğer taraftan, biz Müslümanlar olarak, özel yaşantımızın tarzını ve şeklini Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhissalatü vesselamdan öğrendiğimiz gibi, toplum hayatımızın tarzını ve şeklini de yine ondan öğreneceğiz; o nasıl yaptı ise, biz de ona bakarak yapacağız. Bunun böyle olması için, Efendimiz (asv)'in hayatında tatbikatının olması ve bir beşer olarak yaşaması gerekir. Eğer bütün hayatı, mucizelerle olsaydı, o zaman bize örnek olamazdı, onu her haliyle örnek alamazdık.

    Evet, isteseydi, Allah’ın izniyle, ellerini çevirir tüm müşrikleri Karun gibi yerin dibine batırır, hiç açlık, yokluk, sıkıntı çekmez, dünya hayatını cennet hayatı gibi geçirirdi. Ancak o zaman ümmetine imam, her haliyle önder, hayatın her yerinde örnek olamazdı.

    İşte bu sır içindir ki, yalnız dâvâsını tasdik ettirmek, inançsızların inadını kırmak, iman edenleri motive etmek ve zaruri durumlarda ihtiyaç gereği ara sıra mucizeler gösterirdi. Diğer vakitlerde nasıl ki herkesten ziyade Allah’ın emir ve yasaklarına uymuşsa, Allah’ın kainatta koyduğu adetullah kanunlarına da herkesten daha çok itaat etmiştir.

    O da her beşer gibi, yer, içer, acıkır, üzülür, hastalanır, evlenir, uyur, yorulur... Sahabe açlığın acısını hissetmemek için karnına bir taş bağlamışsa, o iki taş bağlamıştır. Düşmana karşı zırh giyer, “Sipere giriniz” emreder, yaralanır, zahmet çekerdi.

    Demek ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın her hali ve her tavrı, doğruluğuna ve peygamberliğine delil ise de; fakat her hali, her tavrı hârikulâde ve mucize olması gerekmez. Çünkü Allah, onu insan olarak göndermiştir. Böylece hayatın bütün yönlerinden ümmetine örnek olabilsin. Toplumda, dünya ve ahiret hayatında mutluluğu kazandıracak her durumda rehber ve önder olsun.

    Diğer taraftan, dünya bir imtihan ve tecrübe meydanı olduğundan, bu imtihan gereği olarak elbette her şey açık ve net, herkesin inanmaya mecbur kalacağı bir durumda da olmamalıdır. İmtihan salonunda akla kapı açılsın ve aklın iradesi elinden alınmasın.
    Eğer her şey açıkça mucizelerle ortaya konsaydı, o zaman insan iradesi kalmaz, Ebu Cehil de, Ebu Bekir (ra) gibi tasdik ederdi. İmtihan ve teklifin faydası da kalmaz, kömür ile elmas bir seviyede kalırdı.

    Onun hayatını, hayatımıza hayat etmeye çalışmalıyız…


  3. 31.Ocak.2012, 22:10
    2
    Özel Üye



    Hz. Muhammet neden her zaman mucize istememiştir

    Mucize; peygamberlerin, nübüvvetini insanlara ispat etmek için, insanların yapmaktan aciz olduğu bir takım işlere mahzar olmalarıdır. Mucizeleri, Allah, peygamberlerini teyit ve tasdik için, ihtiyaç durumunda ikram eder. Bütün peygamberlerin hayatında mucize vuku bulmuştur. Dolayısıyla bir kanun-u İlahi hükmündedir.

    Mucizeler üç sınıftır:

    Birincisi, Manevi (akli) Mucize: Bunun en büyük ve mükemmel örneği Kur'an-ı Mu’ciz-il Beyandır. Bu mucize ebedi olarak devam eder; bir an ve zaman ile kayıtlı değildir. Kur’an’ın mucize olduğunu belagat alimleri kati deliller ile ispat etmişlerdir.

    İkincisi, Hissi (maddi) Mucize: Bu mucizeler zaman ve zemin ile kayıtlı ve sürekliliği olmayan maddi mucizelerdir. Bu mucizeler ekseri olarak ihtiyaç anında ya da bir zaruri durumdan sonra vuku bulur. Bu çeşit mucizeler Peygamberimiz (asv)'in hayatında çokça vuku bulmuştur. Hadis alimleri kat’i bir tahkik neticesinde bine yakın mucize rivayet etmişlerdir.

    Mesela şakkı kamer, Miraç, parmaklarından suyun akması, az yemek ile çokların doyması, gibi bine yakın hissi ve maddi mucizeler, kati bir silsile ile günümüze aktarılmıştır.

    Üçüncüsü Haberi Mucize: Bu da Peygamber Efendimiz (asv)'in geleceğe dair birtakım ihbarlarıdır. Mesela, ahir zaman ve kıyamete dair gaybi ihbarlar ve buna benzer bir çok hadisleri, buna örnek teşkil eder.
    "Eğer onların hakka sırt çevirmeleri sana pek ağır gelip de, kendilerine bambaşka bir mûcize getirmen için, yer altında bir geçit veya göğe çıkacak bir merdiven arama peşinde olursan, şunu bil ki; şayet Allah dileseydi onların hepsini elbette doğru yol üzerinde toplardı. O halde sen sakın bunu bilmeyenlerden, fevrî davrananlardan olma."(En’am, 6/35)
    mealindeki ayette, mucizelerin, insanların iradesini elinden alacak kadar zorlayıcı ve açık olmaması gerektiği ihtar ediliyor.

    Diğer taraftan, biz Müslümanlar olarak, özel yaşantımızın tarzını ve şeklini Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhissalatü vesselamdan öğrendiğimiz gibi, toplum hayatımızın tarzını ve şeklini de yine ondan öğreneceğiz; o nasıl yaptı ise, biz de ona bakarak yapacağız. Bunun böyle olması için, Efendimiz (asv)'in hayatında tatbikatının olması ve bir beşer olarak yaşaması gerekir. Eğer bütün hayatı, mucizelerle olsaydı, o zaman bize örnek olamazdı, onu her haliyle örnek alamazdık.

    Evet, isteseydi, Allah’ın izniyle, ellerini çevirir tüm müşrikleri Karun gibi yerin dibine batırır, hiç açlık, yokluk, sıkıntı çekmez, dünya hayatını cennet hayatı gibi geçirirdi. Ancak o zaman ümmetine imam, her haliyle önder, hayatın her yerinde örnek olamazdı.

    İşte bu sır içindir ki, yalnız dâvâsını tasdik ettirmek, inançsızların inadını kırmak, iman edenleri motive etmek ve zaruri durumlarda ihtiyaç gereği ara sıra mucizeler gösterirdi. Diğer vakitlerde nasıl ki herkesten ziyade Allah’ın emir ve yasaklarına uymuşsa, Allah’ın kainatta koyduğu adetullah kanunlarına da herkesten daha çok itaat etmiştir.

    O da her beşer gibi, yer, içer, acıkır, üzülür, hastalanır, evlenir, uyur, yorulur... Sahabe açlığın acısını hissetmemek için karnına bir taş bağlamışsa, o iki taş bağlamıştır. Düşmana karşı zırh giyer, “Sipere giriniz” emreder, yaralanır, zahmet çekerdi.

    Demek ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın her hali ve her tavrı, doğruluğuna ve peygamberliğine delil ise de; fakat her hali, her tavrı hârikulâde ve mucize olması gerekmez. Çünkü Allah, onu insan olarak göndermiştir. Böylece hayatın bütün yönlerinden ümmetine örnek olabilsin. Toplumda, dünya ve ahiret hayatında mutluluğu kazandıracak her durumda rehber ve önder olsun.

    Diğer taraftan, dünya bir imtihan ve tecrübe meydanı olduğundan, bu imtihan gereği olarak elbette her şey açık ve net, herkesin inanmaya mecbur kalacağı bir durumda da olmamalıdır. İmtihan salonunda akla kapı açılsın ve aklın iradesi elinden alınmasın.
    Eğer her şey açıkça mucizelerle ortaya konsaydı, o zaman insan iradesi kalmaz, Ebu Cehil de, Ebu Bekir (ra) gibi tasdik ederdi. İmtihan ve teklifin faydası da kalmaz, kömür ile elmas bir seviyede kalırdı.

    Onun hayatını, hayatımıza hayat etmeye çalışmalıyız…





+ Yorum Gönder