Konusunu Oylayın.: Vahabilik illeti nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Vahabilik illeti nedir?
  1. 30.Ocak.2012, 18:04
    1
    Misafir

    Vahabilik illeti nedir?

  2. 30.Ocak.2012, 18:22
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Vahabilik illeti nedir?




    Vahabilik akımı hakkında ansiklopedik bilgi

    XVIIIYüzyıl’da Arabistan’da ortaya çıkan dinsel ve siyasal akımdır Kurucusu Muhammet Bin Abdülvehab’dır Hambeli Mezhebi’nin görüşlerini temel alır ama, dinsel öğeleri aşırı tutucu biçimde yorumlar ve kurallara zorla uyulmasını savunur Başka mezheplere karşı tavrı çok serttir
    Vahabi inancı, 1400 yıllık islami geleneği bir kenara iterek doğrudan Kur’an-ı ve Peygamberin hayatını sözlerini örnek alan, o devirdeki gibi yaşama gerekliliğini savunan, yeni yorumlara kapalı en radikal islâmi akımdır Vahabilik bir islâm mezhebidir Sünnilikten inanış olarak degil, ibadet yönünde ayrılırAncak bu mezhep, diger Müslümanlar’ı kafir saymıs, katlini ve mallarına el konmasını mübah ilan etmiştir 19′uncu yüzyıldan beri Suudi Arabistan yönetimini elinde bulunduran Suud ailesi Vahabiliği devletin resmi ideolojisi haline getirdi Suudi Arabistan hem Mekke ve Medine gibi kutsal toprakları içinde bulundurması, hem de benimsediği Vahabilik ideolojisi ile bölgede Sünni islâm’ın merkezi konumuna geldi

    VEHHABİLİK VE VEHHABİLİĞE BAKIŞ AÇISI

    Hz Peygamber (sav)’in ahiret yurduna göç etmesinden sonra bir takım ihtilaflar zuhur etmiştir Bu itilaflar ilk iki halife dönemlerinde yok denebilecek seviyede az iken, Hz Osman’ın hilafetinin son altı yıllık döneminde artmaya başlamış, Hz Ali döneminde iyice fazlalaşmıştır Bunun ardında yatan pek çok neden bulunmaktadır Bu yazımızda bunlardan söz edecek değiliz Ancak Hz Ali’nin zamanında zuhur eden ve ileride işi iyice olumsuz olarak ileri götüren Haricilik cereyanı ve düşüncesi, aradan uzun zaman geçtikten sonra farklı isimler altında tekrar canlandığı söylenilebilir Kaldı ki, pek çok İslam mezhebi bir müddet yaşayıp kaybolduktan sonra, ileride ya farklı isimler altında ya da en kötü ihtimalle şahıslar bazında fikirlerini bir şekilde devam ettirmiştir Haricilik düşüncesi de böyledir ve Vehhabilik genel görünüm olarak Hariciliğin bir yansıması olarak değerlendirilmektedir Mezhep çalışmalarında önemli olan mezhebin görüşlerini artısı ve eksisi ile yansıtmaktır Ne taraf olup sadece iyi taraflarını ne de muhalif olup tamamen olumsuz taraflarını aktarmaktır Vehhabilik ile ilgili bu yazıda da yapılan budur
    İki asır kadar önce Arap Yarımadası’nda Necd dolayların-da Muhammed b Abdilvehhâb (1115-1206) tarafından kurulan Vehhâbîlik, bugün Suûdi Arabistan’ın resmî mezhebi durumundadır Mısır, Hindistan, Afrika ve diğer bazı İslâm ülkelerinde taraftarları vardır
    Pek çok İslam mezhebinde olduğu gibi, “Vehhâbî” ismi de kurucusunun hayatında muhalifleri tarafından ve-rilmiştir Bugün bu isimle anılmaktadırlar Vehhâbîliğe, Türk tarihinde “Hâricîlik” hareketi olarak bakılmış ve o şekilde isimlendirilmiştir1 Zira, davranışlarındaki sertlik, gösterdikleri taassub ve kendî inanışlarında olmayanları küfürle suçlamak bakımlarından Vehhâbîlik ile Hâricilik arasında benzerlik bulmak, tabiî karşılanmaktadır
    Bununla birlikte Vehhâbîler, kendilerine “Muvahhidûn” derler ve kendilerini İbn Teymiye’nin açıkladığı şekilde Ahmed b Hanbel’in mez-hebini devam ettiren Sünnîler olarak görürler Nitekim onlar, “Biz, îtikâdda Selef, amelde de Hanbelî mezhebindeniz Esasen Ahmed b Hanbel, îtikâd hususunda Selef mezhebinin nascı (eseriyye) kolunu temsil eder Onun ameldeki yolu da budur Binaenaleyh biz, amelde ve îtikâdda Hanbeliyiz; Vehhâbî diye bir şey yoktur Muhammed b Abdilvehhâb, ilmen ve fiilen bu mezhebi yenileyen bir Şeyhülislâm olmaktan başka bir şey değildir” derler Ancak bunların amelde ve îtikâdda yeni birtakım esaslar kabul ettiklerini, taassuptan kan dökecek derecede ifrata vardıkla-rını, fikir ve vicdan hürriyeti tanımadıklarını, birçok konuda Ahmed b Hanbel ve İbn Teymiye'den ayrıldıklarını ileri sürenler de vardır Bu ba-kımdan Vehhâbîliği müstakil olarak ele alınmak durumunda-dır
    Neşet Çağatay, Vehhâbilerin akıl, nakil ve amel konularında kendilerine örnek aldıklarını söyledikleri Selefiyye’nin, Ahmed b Hanbel’in ve İbn Teymiyye’nin görüşlerini karşılaştırarak sonuçta Vehhâbiliğin ayrı bir mezhep sayılması gerektiğini söyler Çağatay, Vehhâbilerin temel prensiplerini sayıp açıkladıktan sonra, bunların dışında bazı ferî meselelerde de Ehl-i Sünnet’ten ayrıldıklarını dile getirir bunlar şunlardır: 1- Namazın cemaatla kılınması farzdır ve her müslüman beş vakit namazda camiye gelmek zorundadır 2- Müslümanlığı ameli tevhid inancına göre yerine getirmeyenlere harp ilan edilir ve bu gibilerin kestikleri kurbanlar yenmez 3- Zekat vergidir Hükümetin vergi almadığı kazançlardan da zekat alınmalıdır 4- Sigara ve nargile içenlere, içki içenlere olduğu gibi kırk değnek vurulur (Neşet Çağatay, “Vehhâbilîk”, İA, XIII, 264)

    Tarihçe:
    Mezhebin kurucusu Muhammed İbn Abdilvehhâb, 1115/1703 tari-hinde bugünkü Riyad şehrine yakın bir köy olan Uyeyne'de doğmuştur” İlk tahsilini, Uyeyne kadısı olan babasının yanında tamamlayan İbn Abdilvehhab, daha sonra Mekke ve Medine'de okumuştur Burada İbn Teymiye’nin fikirleri ile temasa gelmiş; oradan Basra’ya gitmiştir Orada tevhîd konusunda tartışmalarda bulunmuş ve dinin, doğrudan Kur’ân ve Sünnet'ten öğrenilmesi gerektiğini ileri sürmüştür Daha sonra 1139/1726 yılında Riyad’ın kuzeyindeki Hureymila kasabasına gelmiştir 1153/1740 yılında, babasının ölümü üzerine, orada “el-Emru bî'1-Ma'rûf ve’n-Nehyu ani'l-Munker” (iyiliği emir ve kötülüğü yasaklama) prensibini ilân ederek bu fikri Necd bölgesine yayma faaliyetine girmiştir Hureymila'dan tekrar Uyeyne’ye göçmüş; ve oranın emiri Osman b Hamd b Muammer ile dostluk kurmuştur Hatta onu kendi görüşüne davet ederek, ihlâsla Allah’ın dinine yardım ettiği takdirde Allah’ın onu Necd bölgesinin hâkimi kılacağını söylemiştir Daha sonra Emîr Osman’a Der’iyye ile Uyeyne arasında küçük bir köy olan el-Cebîle'de bulunan Zeyd b el-Hattâb (12/634)’ın mezarını, Allah ve Resûlü’nün emirleri dışında türbe haline sokulduğu ve insanlar tarafından ziyaret edildiği; dolayısıyla türbelerin insanların dinden çıkmalarına sebep olduğu için yıkmayı teklif eder ve bu teklifi kabul edilerek oradaki mezar yıkılır ve hatta ağaçlar bile yok edilir11 Böylece İbn Abdilvehhab Uyeyne’nin önem-li bir ismi haline gelir
    Ancak onun fikirlerim zorla kabule mecbur etmesi, halkı korku ve endişeye sevk eder ve Necd’in kuvvetli kabilelerinden biri olan Hâlid oğullarının reisi Süleyman b Urey’ir’e müracaatla, duruma çare bulmasını isterler O da Uyeyne emirinden onu öldürmesini veya sürmesini ister Bunun üzerine İbn Abdilvehhab, Riyad’a çok yakın bir yer olan Der’iyye’ye gelir Orada emir Muhammed b Suûd'la anlaşır ve böylece Vehhâbî devletinin temelleri atılmış olur (1157/1744) Bu birleşme ile Muhammed b Abdilvehhab fikirlerini müdafaa ve yaymak için sağlam bir maddî güç ve destek, Muhammed b Suûd da bu fikirlerin doğuracağı imkânla kendi nüfuz bölgesini genişletmek ve hâkimiyetini arttırarak Arap Yarımadası’na sahip olmak için iyi bir fırsat elde etmiş olur
    İbn Abdilvehhab, Der’iyye'de “Kitâbu't-Tevhîd” adlı kitabındaki gö-rüşleri yaymaya, insanları şirk ve bid’atlerden kurtularak dine girmeye davete başladı Kendilerine uymayanları, yani ona göre hak dine girmeyenleri kılıçla yola getirmenin gereği üzerinde durdu O, insanların dalale-te düştüklerini, mezar ve türbe ziyaretleri, tarikatlara girme ve benzeri işler yüzünden tevhidin bozulduğunu; dolayısıyla onların şirke batmış müşrikler olduğunu ileri sürerek, kan ve malların kendine inanan muvahhidlere helal olduğunu ilan etti
    Bütün bu tedbirler zaten bu nevi işlere müsait olan Necd bölgesi halkına pek cazip gelmişti Nitekim Necd bölgesi, Hz Peygamber (sas) devrinde Müslüman olmakla birlikte, çok önceleri Yemen ve Aden, İran ve Hind, Irak ve Şam’ın tesiri altında çeşit-li akidelere sahne olmuştu Hz Peygamber (sas)'den sonra Müseylemetü'l-Kezzâb, Secâh, Tuleyha ve Esvedu'1-Ansî gibi yalancı peygamberler yine bu bölgede çıkmıştı Sonraki dönemlerde muhalif is-yancı gruplar burada görülmüştü Kısaca isyankâr ruhlu ve yağmacılığa mütemayil idiler ve cehalet yaygın idi İşte bu anlayıştaki bölge halkına, İbn Abdilvehhâb’ın ganimet vaadeden fikirleri câzib gelmişti Öyle ya, bir müddet evvel, saldırganlık ve yağmacılıkla elde edilen ganimet, bu defa İbn Abdilvehhâb’ın “Tevhîd dinini” yaymak için cihâd adına kudsiyet kazanıyor ve meşrûlaşıyordu Böylece bu yeni görüşleri kabul etmeyenler kılıçtan geçiriliyor ve malları, beşte bir ganimet hukukuna göre devlete ayrıldıktan sonra, kalanı savaşanlar arasında taksim ediliyordu Bize göre bu husus, İbn Abdilvehhâb’ın görüşlerinin çölde revaç bulup taraftar kazanmasının önemli sebeplerinden biri oldu
    Konuyla ilgili işin şu yönüne de dikkat etmek gerekiyor: Vehhâbi meselesinin kökü derindir Sahabe dönemine kadar gider Hazret-i Ali (ra), Vehhâbilerin ecdâdından ve çoğunluğu Necid halkından olan Hâricîlerle savaşmıştı Nehrivan'da onlardan pek çoğunu öldürmüştü Bu durum onları derinden derine yaralamış ve Hz Ali'nin faziletlerini inkarla ona düşman olmuşlardı Hazret-i Ali (ra) “Şâh-ı Velâyet - Velilerin şahı” ünvânını kazandığı ve tarikatların çoğunluğu ona bağlanması cihetinden, tarihte Hâricîler ve şimdi ise Hâricîlerin bayraktarı olan Vehhâbiler, ileride söz edileceği gibi velâyeti inkar etmişlerdi
    Müseylime-i Kezzâb’ın fitnesiyle irtidâda yüz tutan Necid yöresi, Hazret-i Ebû Bekir'in (ra) hilâfetinde, Hâlid İbni Velid'in kılıncıyla darmadağan edildi Bu yüzden Necid ahalisi Hulefa-i Raşidîn'e ve dolayısıyla Ehl-i Sünnet ve Cemaat’e gücenmişlerdi Hâlis Müslüman oldukları halde, yine eskiden ecdatlarının yedikleri darbeyi unutmuyorlardı İran’daki eski devlet Hazret-i Ömer'in (ra) darbesiyle yıkıldığı ve milletlerinin gururu kırıldığı için Şiîler Âl-i Beyt sevgisi perdesi altında Hazret-i Ömer'e ve Hazret-i Ebû Bekir'e ve dolayısıyla Ehl-i Sünnet ve Cemaate sürekli intikam niyetiyle saldırmışlardır.
    arşivden.



  3. 30.Ocak.2012, 18:22
    2
    Silent and lonely rains



    Vahabilik akımı hakkında ansiklopedik bilgi

    XVIIIYüzyıl’da Arabistan’da ortaya çıkan dinsel ve siyasal akımdır Kurucusu Muhammet Bin Abdülvehab’dır Hambeli Mezhebi’nin görüşlerini temel alır ama, dinsel öğeleri aşırı tutucu biçimde yorumlar ve kurallara zorla uyulmasını savunur Başka mezheplere karşı tavrı çok serttir
    Vahabi inancı, 1400 yıllık islami geleneği bir kenara iterek doğrudan Kur’an-ı ve Peygamberin hayatını sözlerini örnek alan, o devirdeki gibi yaşama gerekliliğini savunan, yeni yorumlara kapalı en radikal islâmi akımdır Vahabilik bir islâm mezhebidir Sünnilikten inanış olarak degil, ibadet yönünde ayrılırAncak bu mezhep, diger Müslümanlar’ı kafir saymıs, katlini ve mallarına el konmasını mübah ilan etmiştir 19′uncu yüzyıldan beri Suudi Arabistan yönetimini elinde bulunduran Suud ailesi Vahabiliği devletin resmi ideolojisi haline getirdi Suudi Arabistan hem Mekke ve Medine gibi kutsal toprakları içinde bulundurması, hem de benimsediği Vahabilik ideolojisi ile bölgede Sünni islâm’ın merkezi konumuna geldi

    VEHHABİLİK VE VEHHABİLİĞE BAKIŞ AÇISI

    Hz Peygamber (sav)’in ahiret yurduna göç etmesinden sonra bir takım ihtilaflar zuhur etmiştir Bu itilaflar ilk iki halife dönemlerinde yok denebilecek seviyede az iken, Hz Osman’ın hilafetinin son altı yıllık döneminde artmaya başlamış, Hz Ali döneminde iyice fazlalaşmıştır Bunun ardında yatan pek çok neden bulunmaktadır Bu yazımızda bunlardan söz edecek değiliz Ancak Hz Ali’nin zamanında zuhur eden ve ileride işi iyice olumsuz olarak ileri götüren Haricilik cereyanı ve düşüncesi, aradan uzun zaman geçtikten sonra farklı isimler altında tekrar canlandığı söylenilebilir Kaldı ki, pek çok İslam mezhebi bir müddet yaşayıp kaybolduktan sonra, ileride ya farklı isimler altında ya da en kötü ihtimalle şahıslar bazında fikirlerini bir şekilde devam ettirmiştir Haricilik düşüncesi de böyledir ve Vehhabilik genel görünüm olarak Hariciliğin bir yansıması olarak değerlendirilmektedir Mezhep çalışmalarında önemli olan mezhebin görüşlerini artısı ve eksisi ile yansıtmaktır Ne taraf olup sadece iyi taraflarını ne de muhalif olup tamamen olumsuz taraflarını aktarmaktır Vehhabilik ile ilgili bu yazıda da yapılan budur
    İki asır kadar önce Arap Yarımadası’nda Necd dolayların-da Muhammed b Abdilvehhâb (1115-1206) tarafından kurulan Vehhâbîlik, bugün Suûdi Arabistan’ın resmî mezhebi durumundadır Mısır, Hindistan, Afrika ve diğer bazı İslâm ülkelerinde taraftarları vardır
    Pek çok İslam mezhebinde olduğu gibi, “Vehhâbî” ismi de kurucusunun hayatında muhalifleri tarafından ve-rilmiştir Bugün bu isimle anılmaktadırlar Vehhâbîliğe, Türk tarihinde “Hâricîlik” hareketi olarak bakılmış ve o şekilde isimlendirilmiştir1 Zira, davranışlarındaki sertlik, gösterdikleri taassub ve kendî inanışlarında olmayanları küfürle suçlamak bakımlarından Vehhâbîlik ile Hâricilik arasında benzerlik bulmak, tabiî karşılanmaktadır
    Bununla birlikte Vehhâbîler, kendilerine “Muvahhidûn” derler ve kendilerini İbn Teymiye’nin açıkladığı şekilde Ahmed b Hanbel’in mez-hebini devam ettiren Sünnîler olarak görürler Nitekim onlar, “Biz, îtikâdda Selef, amelde de Hanbelî mezhebindeniz Esasen Ahmed b Hanbel, îtikâd hususunda Selef mezhebinin nascı (eseriyye) kolunu temsil eder Onun ameldeki yolu da budur Binaenaleyh biz, amelde ve îtikâdda Hanbeliyiz; Vehhâbî diye bir şey yoktur Muhammed b Abdilvehhâb, ilmen ve fiilen bu mezhebi yenileyen bir Şeyhülislâm olmaktan başka bir şey değildir” derler Ancak bunların amelde ve îtikâdda yeni birtakım esaslar kabul ettiklerini, taassuptan kan dökecek derecede ifrata vardıkla-rını, fikir ve vicdan hürriyeti tanımadıklarını, birçok konuda Ahmed b Hanbel ve İbn Teymiye'den ayrıldıklarını ileri sürenler de vardır Bu ba-kımdan Vehhâbîliği müstakil olarak ele alınmak durumunda-dır
    Neşet Çağatay, Vehhâbilerin akıl, nakil ve amel konularında kendilerine örnek aldıklarını söyledikleri Selefiyye’nin, Ahmed b Hanbel’in ve İbn Teymiyye’nin görüşlerini karşılaştırarak sonuçta Vehhâbiliğin ayrı bir mezhep sayılması gerektiğini söyler Çağatay, Vehhâbilerin temel prensiplerini sayıp açıkladıktan sonra, bunların dışında bazı ferî meselelerde de Ehl-i Sünnet’ten ayrıldıklarını dile getirir bunlar şunlardır: 1- Namazın cemaatla kılınması farzdır ve her müslüman beş vakit namazda camiye gelmek zorundadır 2- Müslümanlığı ameli tevhid inancına göre yerine getirmeyenlere harp ilan edilir ve bu gibilerin kestikleri kurbanlar yenmez 3- Zekat vergidir Hükümetin vergi almadığı kazançlardan da zekat alınmalıdır 4- Sigara ve nargile içenlere, içki içenlere olduğu gibi kırk değnek vurulur (Neşet Çağatay, “Vehhâbilîk”, İA, XIII, 264)

    Tarihçe:
    Mezhebin kurucusu Muhammed İbn Abdilvehhâb, 1115/1703 tari-hinde bugünkü Riyad şehrine yakın bir köy olan Uyeyne'de doğmuştur” İlk tahsilini, Uyeyne kadısı olan babasının yanında tamamlayan İbn Abdilvehhab, daha sonra Mekke ve Medine'de okumuştur Burada İbn Teymiye’nin fikirleri ile temasa gelmiş; oradan Basra’ya gitmiştir Orada tevhîd konusunda tartışmalarda bulunmuş ve dinin, doğrudan Kur’ân ve Sünnet'ten öğrenilmesi gerektiğini ileri sürmüştür Daha sonra 1139/1726 yılında Riyad’ın kuzeyindeki Hureymila kasabasına gelmiştir 1153/1740 yılında, babasının ölümü üzerine, orada “el-Emru bî'1-Ma'rûf ve’n-Nehyu ani'l-Munker” (iyiliği emir ve kötülüğü yasaklama) prensibini ilân ederek bu fikri Necd bölgesine yayma faaliyetine girmiştir Hureymila'dan tekrar Uyeyne’ye göçmüş; ve oranın emiri Osman b Hamd b Muammer ile dostluk kurmuştur Hatta onu kendi görüşüne davet ederek, ihlâsla Allah’ın dinine yardım ettiği takdirde Allah’ın onu Necd bölgesinin hâkimi kılacağını söylemiştir Daha sonra Emîr Osman’a Der’iyye ile Uyeyne arasında küçük bir köy olan el-Cebîle'de bulunan Zeyd b el-Hattâb (12/634)’ın mezarını, Allah ve Resûlü’nün emirleri dışında türbe haline sokulduğu ve insanlar tarafından ziyaret edildiği; dolayısıyla türbelerin insanların dinden çıkmalarına sebep olduğu için yıkmayı teklif eder ve bu teklifi kabul edilerek oradaki mezar yıkılır ve hatta ağaçlar bile yok edilir11 Böylece İbn Abdilvehhab Uyeyne’nin önem-li bir ismi haline gelir
    Ancak onun fikirlerim zorla kabule mecbur etmesi, halkı korku ve endişeye sevk eder ve Necd’in kuvvetli kabilelerinden biri olan Hâlid oğullarının reisi Süleyman b Urey’ir’e müracaatla, duruma çare bulmasını isterler O da Uyeyne emirinden onu öldürmesini veya sürmesini ister Bunun üzerine İbn Abdilvehhab, Riyad’a çok yakın bir yer olan Der’iyye’ye gelir Orada emir Muhammed b Suûd'la anlaşır ve böylece Vehhâbî devletinin temelleri atılmış olur (1157/1744) Bu birleşme ile Muhammed b Abdilvehhab fikirlerini müdafaa ve yaymak için sağlam bir maddî güç ve destek, Muhammed b Suûd da bu fikirlerin doğuracağı imkânla kendi nüfuz bölgesini genişletmek ve hâkimiyetini arttırarak Arap Yarımadası’na sahip olmak için iyi bir fırsat elde etmiş olur
    İbn Abdilvehhab, Der’iyye'de “Kitâbu't-Tevhîd” adlı kitabındaki gö-rüşleri yaymaya, insanları şirk ve bid’atlerden kurtularak dine girmeye davete başladı Kendilerine uymayanları, yani ona göre hak dine girmeyenleri kılıçla yola getirmenin gereği üzerinde durdu O, insanların dalale-te düştüklerini, mezar ve türbe ziyaretleri, tarikatlara girme ve benzeri işler yüzünden tevhidin bozulduğunu; dolayısıyla onların şirke batmış müşrikler olduğunu ileri sürerek, kan ve malların kendine inanan muvahhidlere helal olduğunu ilan etti
    Bütün bu tedbirler zaten bu nevi işlere müsait olan Necd bölgesi halkına pek cazip gelmişti Nitekim Necd bölgesi, Hz Peygamber (sas) devrinde Müslüman olmakla birlikte, çok önceleri Yemen ve Aden, İran ve Hind, Irak ve Şam’ın tesiri altında çeşit-li akidelere sahne olmuştu Hz Peygamber (sas)'den sonra Müseylemetü'l-Kezzâb, Secâh, Tuleyha ve Esvedu'1-Ansî gibi yalancı peygamberler yine bu bölgede çıkmıştı Sonraki dönemlerde muhalif is-yancı gruplar burada görülmüştü Kısaca isyankâr ruhlu ve yağmacılığa mütemayil idiler ve cehalet yaygın idi İşte bu anlayıştaki bölge halkına, İbn Abdilvehhâb’ın ganimet vaadeden fikirleri câzib gelmişti Öyle ya, bir müddet evvel, saldırganlık ve yağmacılıkla elde edilen ganimet, bu defa İbn Abdilvehhâb’ın “Tevhîd dinini” yaymak için cihâd adına kudsiyet kazanıyor ve meşrûlaşıyordu Böylece bu yeni görüşleri kabul etmeyenler kılıçtan geçiriliyor ve malları, beşte bir ganimet hukukuna göre devlete ayrıldıktan sonra, kalanı savaşanlar arasında taksim ediliyordu Bize göre bu husus, İbn Abdilvehhâb’ın görüşlerinin çölde revaç bulup taraftar kazanmasının önemli sebeplerinden biri oldu
    Konuyla ilgili işin şu yönüne de dikkat etmek gerekiyor: Vehhâbi meselesinin kökü derindir Sahabe dönemine kadar gider Hazret-i Ali (ra), Vehhâbilerin ecdâdından ve çoğunluğu Necid halkından olan Hâricîlerle savaşmıştı Nehrivan'da onlardan pek çoğunu öldürmüştü Bu durum onları derinden derine yaralamış ve Hz Ali'nin faziletlerini inkarla ona düşman olmuşlardı Hazret-i Ali (ra) “Şâh-ı Velâyet - Velilerin şahı” ünvânını kazandığı ve tarikatların çoğunluğu ona bağlanması cihetinden, tarihte Hâricîler ve şimdi ise Hâricîlerin bayraktarı olan Vehhâbiler, ileride söz edileceği gibi velâyeti inkar etmişlerdi
    Müseylime-i Kezzâb’ın fitnesiyle irtidâda yüz tutan Necid yöresi, Hazret-i Ebû Bekir'in (ra) hilâfetinde, Hâlid İbni Velid'in kılıncıyla darmadağan edildi Bu yüzden Necid ahalisi Hulefa-i Raşidîn'e ve dolayısıyla Ehl-i Sünnet ve Cemaat’e gücenmişlerdi Hâlis Müslüman oldukları halde, yine eskiden ecdatlarının yedikleri darbeyi unutmuyorlardı İran’daki eski devlet Hazret-i Ömer'in (ra) darbesiyle yıkıldığı ve milletlerinin gururu kırıldığı için Şiîler Âl-i Beyt sevgisi perdesi altında Hazret-i Ömer'e ve Hazret-i Ebû Bekir'e ve dolayısıyla Ehl-i Sünnet ve Cemaate sürekli intikam niyetiyle saldırmışlardır.
    arşivden.






+ Yorum Gönder